Alıntı:
osman100 Nickli Üyeden Alıntı
Tabiki abi Şâfiî Mezhebi: "Denizden ne çıksa helaldir" genel kuralına dayanır. Zehirli veya kurbağa/yengeç gibi amfibi (hem karada hem suda yaşayan) olmayan midye, karides, ıstakoz, kalamar, ahtapot ve deniz salyangozu gibi tüm deniz canlılarını yemek helaldir. Hanefî Mezhebi: Deniz canlılarından sadece balık şeklinde/suretinde olanların yenmesini helal kabul eder. Bu sebeple midye, karides, ıstakoz, ahtapot ve kalamar gibi canlıları yemek helal değildir (tahrîmen mekruh/haram kabul edilir) Şâfiî Mezhebi: Ön dişleri parçalayıcı kuvvete sahip olmadığı ve yırtıcı sayılmadığı için kirpi, tilki ve sincap gibi hayvanların etini yemek helaldir. Hanefî Mezhebi: Bu hayvanları "habis" (iğrenç/hoş olmayan) sınıfına dahil ettiği için yenmesini helal saymaz Şâfiî Mezhebi: Hayvanı kesen kişi Müslüman ise ve besmele çekmeyi kasıtlı veya unutarak terk etmişse, o hayvanın eti helaldir (Şâfiî'de besmele farz değil, sünnettir Hanefî Mezhebi: Besmele unutularak söylenmediyse eti helaldir; fakat kasıtlı olarak (bilerek) besmele çekilmeden kesilen hayvanın eti kesinlikle haramdır (leş hükmündedir). Şâfiî Mezhebi: Denizde bir ağ, darbe veya avlama olmaksızın, kendi kendine (yaşlılıktan veya eceliyle) ölüp su yüzüne vuran balık helaldir. Hanefî Mezhebi: Bir dış etken olmadan, suda kendiliğinden ölen ve su yüzüne ters dönerek çıkan balığı (tâfi) yemek helal değildir.
|
çok geniş bir konu. sayfalarca yazmak gerekir , önce kısa bir bigi sonra bir kopyala yapıştır ile 1 misalle diğerlerine de cevap olmuş olur
bunlardaki tezatlık olan görülenler bolluk refah rahatlık zamanında yasakladığı bir şeyi savaş darlık açlık zamanında yasağı kaldırması gibidir
misalen bolluk ve rahat bir zamanda denizden çıkan sadece balığı yiyin dediği gibi gibi,
darlık ve zor zamanda denizdeki herşeyi yiyebilirsiniz demesi
bolluk zamanında. balığı tutup yiyin su üstüne çıkan balığı yemeyin demesine rağmen
darlık zamanında kendiliğinden su üstüne çıkan balığı yiyebilirsiniz demesinden kaynaklı
bir mezhep imamı bir sözünü almış diğer mezhep imamı diğer sözünü almış
şunuda unutmamak gerekir zorluk bir mecburiyet snında başka bir mezhebi taklit etmekte. başka bir güzelliktir,
Ebû Abdullah Câbir İbni Abdullah radıyallahu anhümâ şöyle dedi:
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Ebû Ubeyde radıyallahu anh’ı başımıza kumandan tayin ederek, Kureyş kervanının karşısına çıkmak üzere bizi gönderdi. Bize azık olarak bir dağarcık hurma verdi. Verecek başka bir şey bulamamıştı. Ebû Ubeyde hurmayı bize tane tane veriyordu. Dinleyenlerden biri:
– O hurmalarla nasıl geçinebiliyordunuz? diye sordu. Câbir:
– Onları çocuğun meme emmesi gibi emer, sonra üzerine su içerdik, o gün geceye kadar bize yeterdi. Sopalarımızla ağaç yapraklarını silker, sonra onları su ile ıslatıp yerdik, dedi. Sonra da sözüne şöyle devam etti: Biz deniz sahili boyunca yürüdük. Sahil boyunda önümüze büyük kum tepesi gibi bir şey çıktı. Onun yanına kadar geldik, bir de baktık ki, Anber denilen bir balık. Ebû Ubeyde:
– Bu, ölü bir hayvandır, (yenilmez) dedi. Sonra da: Hayır, bizler Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in elçileriyiz ve Allah yolundayız. Siz son derece zorda kalmış bulunuyorsunuz, o halde yiyiniz, dedi. Biz üç yüz kişi idik ve bir ay süreyle onun etinden yiyerek orada kaldık, hatta kilo da aldık. Balığın göz çukurundan testilerle yağ aldığımızı biliyorum. Biz ondan öküz büyüklüğünde parçalar kesiyorduk. Ebû Ubeyde bizden onüç kişiyi alıp onun göz çukuruna oturttu, onun kaburga kemiklerinden birini de alıp dikti. Sonra yanımızdaki en büyük deveyi semerledi ve deve ile kaburga kemiğinin altından geçti. Balığın etinden pastırma da yaptık. Medine’ye gelince, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yanına gidip olup bitenleri anlattık. Resûl-i Ekrem:
“O, Allah’ın sizin için çıkardığı bir rızıktır. Onun etinden yanınızda bir miktar var mı, bize de yedirseniz?” buyurdu. Biz de Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e ondan bir parça gönderdik, o da yedi. (Müslim, Sayd 17)
Hadisi Nasıl Anlamalıyız?
Peygamber Efendimiz Medine devrinde, gerektiği zaman bir komutanın idaresinde düşmana karşı küçük çaplı müfreze birlikleri gönderirdi. Resûl-i Ekrem’in bizzat katılmadığı bu küçük savaş birliklerine “seriyye” adı verilir. Ebû Ubeyde’nin kumandasında gönderdiği bu seriyye, Kureyş kervanlarının yolunu kesmek ve onların ekonomik gücüne darbe vurmak, müslümanların güç ve kuvvetini onlara göstermek üzere, hicretin sekizinci yılında sevkedilmişti. Kureyş’in en önemli geçim kaynağı, yazın Suriye, kışın da Yemen taraflarına gidip gelen ticaret kervanlarıydı. Onlar, elde ettikleri zenginlikler ile ticaret yollarını kaybetmemek için Medine İslâm Devleti’ne karşı daima düşmanlık beslemekte, kin ve intikam hissiyle dolu olarak, sık sık savaş tehdidiyle müslümanları tedirgin etmekteydiler. Çeşitli hadis ve siyer kitaplarında bu seriyye hakkında rivayetler vardır. Buhârî’nin Sahih’inden de öğrendiğimiz gibi, bu seriyyeye “Gazvetü seyfi’l-bahr” adı verilmektedir. (Buhârî, Megâzî 65) İmam Nevevî’nin, bu konuyla ilgili olarak Müslim’in Sahih’inden seçtiği bu rivayet, diğerlerine göre daha kapsamlı sayılır.
Bu seriyyeye katılan askerler, muhtemelen yanlarına taşıyabildikleri kadar yiyecek maddeleri almışlar, Peygamberimiz de onlara sadece bir kırba hurma verebilmişti. Kendi yiyecekleri bittikten sonra, tamamen yiyeceksiz kalacaklarından korktuğu için, Ebû Ubeyde onlara bu hurmaları tane hesabıyla veriyordu. Neticede hurma da bitince, ağaç yaprakları yemeye başladılar. Onların deniz kenarında buldukları Anber denilen balık, mavi balina olup, kendi türü içinde en büyüğüdür. Bazılarının ağırlığının yüz elli tona ulaştığı bilinmektedir. Burada buldukları ölmüş bir hayvan olduğu için, komutan Ebû Ubeyde önce onun yenilmesinin caiz olmadığı yönünde ictihadda bulunmuş, daha sonra bu görüşünden vaz geçip zorunluluk halini de dikkate alarak yenilebileceği yönünde hüküm vermiştir. Verdiği bu hükmün doğruluğu, daha sonra Peygamber Efendimiz tarafından hem sözlü olarak tasdik edilmiş hem de ondan bir parça kendisi de yemek suretiyle, müslüman askerlerin gönlündeki şüphenin gitmesi temin edilmiştir.
Hadisten Öğrendiklerimiz
1. Ordu için bir kumandan gereklidir. Bu kumandan ordunun en seçkinlerinden olmalıdır.
2. Kumandanın meşru olan emirlerine uymak ve ona itaat etmek gerekir.
3. Savaş halinde olunan düşmana pusu kurmak ve ekonomik hedeflerini vurmak, mallarına el koymak câizdir.
4. Ashab, açlığa, susuzluğa, her türlü sıkıntıya karşı son derece tehammüllü idiler.
5. İctihad, Peygamber Efendimiz’in vefatından sonra değil, onun zamanında da câizdi.
6. Denizde yaşayan hayvanların ölüsü mübahtır. Ebû Hanife’ye göre, balıktan başka deniz hayvanları yenilmez. Balığın da sebepsiz, bir av aletiyle olmaksızın eceliyle öleni yenmez. Şâfi mezhebine göre, su hayvanlarından kurbağa yenmez. Mâlikî mezhebine göre, kurbağa da dahil bütün deniz hayvanları yenir.