Alıntı:
murakip Nickli Üyeden Alıntı
En ağır imtihan bu zaten, bunun ölçüsünü nasıl tutturacağız ve beklentimiz kimden yana olacak? Allah'tan yana mı, onun yarattıklarına mı yoksa esbaba mı? Bunların arasında savrulup duruyoruz, Allah'ın kendisine havale etmiyoruz. Edemiyoruz, tevekkülü tam kavrayabilsek Allah her şeyimize kefil. Kavrayamadığımız için sıkıntı yaşıyoruz.
|
Buna ekleme yaparken mevcut düşünceyi tekrar etmektense, **niyet–gayret–tevekkül–sonucu Allah’a bırakmak** çizgisini biraz daha açmak daha güçlü olur. Dili de sade tutabiliriz:
Bence burada beklentisizlik ile niyetsizlik arasındaki farkı da ayırmak gerekiyor. Tevekkül, hiçbir şey yapmadan beklemek değil; niyetini koyup elinden geleni yaptıktan sonra sonucu Allah’a bırakabilmek. İnsan bazen “Allah’a bıraktım” derken bile aslında kendi istediği sonucun gerçekleşmesini bekliyor. Belki teslimiyetin asıl sınandığı yer de tam olarak burası.
“Benim istediğim olsun” demekten, “Hakkımda hayırlı olan neyse o olsun” diyebilmeye geçmek kolay değil. Ama insan bunu öğrendikçe içindeki o sürekli kontrol etme hali de biraz azalıyor.
Kur’an’daki “Kim Allah’a tevekkül ederse, O ona yeter.” (Talâk, 65/3) ayeti bu açıdan bana çok şey söylüyor. Gayret bizden, sonuç Allah’tan. Belki gerçek tevekkül de bu ikisini birbirine karıştırmadan yaşayabilmek.
Beklentiyi bıraktığımızda her şey istediğimiz gibi olmayabilir; ama olanı kabullenmek ve onunla kavga etmemek daha mümkün hale geliyor. Bence teslimiyet biraz da burada başlıyor.