Tekil Mesaj gösterimi
  #46  
Alt 17.08.26, 00:20
murakip - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
murakip murakip isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Üyelik tarihi: 08.03.26
Bulunduğu yer: Allah'ın yarattığı her yer
Mesajlar: 340
Forum Puanı: 220
Etiketlendiği Mesaj: 5 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
Rmzn34 Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
@[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Nedemek istediğini
Anladım tarifi hatalı izahı eksik. İmam Gazali'hz nin beslendiği kayna bakalım Büyük Üstat
Ebu Talib Mekkinin k.s Şahaseri Kut'ul Kulub da Kur'an kıraat bahsinde.
Denilir ki, Allah'ın kelamının her bir harfi, Levh-i Mahfuz'da kaf dağından daha büyüktür. Öyle ki, melekler tilavet etmek üzere bir harfi kaldırıp okumak isteseler, buna güçleri yetmez. Ta ki Levh-i Mahfuz'un görevli meleği İsrâfil a.s gelir. Onu Allah'ın izniyle ve rahmetiyle yalnız başına kaldırır. Çünkü Yüce Allah ona, bu görevi vermiştir. Melekler ancak ondan sonra okuyabilirler.

Önceki milletlerin haberlerinden şöyle bir olay anlatılır:

Yüce Allah, peygamber bulunmadığı fetret döneminde sadık dostlarından bir alimi, zalim ve zorba bir krala, onu tevhide ve nebilerin getirdiği dine davet etmek üzere gönderdi. Kral, ona tevhid ile ilgili bir takım sorular sordu. Alim de, o günkü insanların kullandığı ve kendi aralarında bilinen bir takım örnekler vererek sorularını cevaplandırmaya başladı. Nihayet kral, alime -Peki, sen peygamberlerin getirdiği ayetlerin insanların kelamı olmadığını iddia ediyorsun. O halde onlar Allah'ın kelamı mıdır? Diye sordu. Alim: Evet karşılığını verdi. Kral -Peki insanlar, Allah'ın kelamını okumaya ve taşımaya nasıl güç yetirebiliyorlar? Diye sordu. Alim şu cevabı verdi -Bunu anlamak için insanlara bakmak yeterlidir. İnsanlar hayvanları ve kuşları yürütmek, durdurmak, ileri-geri hareket ettirmek istediklerinde, bunu insanların konuştukları dille anlatamayacaklarını gördüler. O zaman ıslık, bağırtı, çağırma gibi onların anlayabilecekleri şekilde seslendiler. Çünkü onların, ancak bundan anlayacaklarını biliyorlardı. İşte aynen böyle, insanlar da, Cenab-ı Hakk'ın kelamını dinleyip anlamaktan acizdir. Onlar, ilahi kelamı asıl hâliyle, kemaliyle ve sıfatıyla anlamaya güç yetirmezler. Onun için ilâhi kelam onlara, aralarında alıştıkları konuşma ve seslerle gelmiştir. Nasıl ki insanlar, bir takım sesler ve bağırmalar ile, hayvanlara kendi seslerini duyuruyor ve onları yönlendiriyorlarsa, ilâhi kelam da insanların anlayacağı şekilde olmaktadır. Bunun böyle olması, ondaki gizli manaları ve hikmetleri ortadan kaldırmaz. Çünkü kelamın şerefi taşıdıkları manaya bağlıdır. Onun büyüklüğü ise içindeki mananın ululuğundan ileri gelir.Şu halde ses, hikmet için bir ceset ve yer durumundadır. Hikmet de ses için bir nefes ve ruh konumundadır. Nasıl ki, insanların cesetleri, taşıdıkları ruhla değerli ve aziz olursa, aynı şekilde kelamı ifade eden sesler de, taşıdıkları hikmetle değerli ve şerefli olur.

Güneşin ışınları karşısında gölgenin duramadığı gibi, batıl da onun hikmetli sözleri önünde duramaz. İnsanlar güneşin asıl kaynağından gelen ışınlara bakmaya güç yetiremedikleri gibi, ilahi kelamın taşıdığı hikmetlerin derinliğine ve asıl merkezine de ulaşamazlar. Bununla birlikte, insanlar güneşin ışıklarından bir derece istifade edip önlerini ve işlerini gördükleri gibi, ilahi kelamdan da ihtiyaçları kadar nasiplenebilirler.

Allah'ın kelamı, kendisi görülmeyen ama buyrukları halkın içinde mevcut olan bir sultana benzer. Işığı ortada olup asıl kaynağı görülmeyen güneş gibidir. Yahut aslını bilmedikleri halde ışığı ile insanların yol bulduğu yıldızlar gibidir. Hiç şüphesiz ilahi kelam, bunlardan daha şerefli ve daha büyük bir yere sahiptir. O, eşsiz hazinelerinin anahtarıdır. Yüce makamların kapısıdır. İnsanı şerefli derecelere yükseltecek bir merdivendir. Bir defa yudumlayanın hiç ölmeyeceği bir hayat suyudur. Ve bir defa içenin bir daha hasta olmayacağı ilaçtır. .... Ehli olmayanlar onu kuşanmaya kalkarsa ellerinde durmaz, çeker gider.

Buraya kadar anlattıklarımız, Hak dostu alimin krala karşı söylediği sözlerden naklettiklerimdir. Bu cevaplar karşısında kral daha fazla dayanamayıp, Allah'ın izniyle alimin davetine uymuştur.

Bunlar; Cenab-ı Hakk'ın bir ayet, bir ibret, bir nimet ve bir rahmet kıldığı kelamının vasıflarıdır. Düşününüz o alim, nasıl Yüce Allah'ın kelamını anlamada beşer aklının, kuşların ve diğer hayvanların, insan sesini anlama makamında olduğunu görmüş ve anlamıştır? Kuşlar ve hayvanlar, kendilerine yönelen sesin manasını bilmedikleri halde, ifade edilmek istenen maksadı anladıkları gibi; insanlar da, Allah'ın kelamını kendilerine verilen anlayış sayesinde, kendi ölçülerince anlayabilirler.

Rivayet edildiğine göre,
Hz Ali şöyle demiştir, Rasulullah s.a.v insanlardan saklayıp da bana gizlice bir ilim vermedi. Ancak Allah Teala'nın bir kula Kitabındaki ayetleri anlayacak özel bir anlayış vermesi bunun dışındadır. Bana verilen de budur.
Yine Hz.Ali şöyle demiştir
Kim Kur'an'ı anlarsa onun kapalı manalarını açıklayabilir.

İbnu Abbas: Kime hikmet verilmişse ona, pek çok hayır verilmiştir.Ayeti hakkında şöyle demiştir:
Bu ayetteki çok hayırdan maksat, Allah'ın kitabını güzel anlamaktır. Yüce Allah güzel anlayışı şöyle övmüştür.

Biz Süleyman'a meselinin çözümünü ortaya koyacak bir anlayış verdik. Bununla birlikte onların her birine (Davud ve Süleyman'a) hüküm ve ilim verdik.Enbiya 79.A

Görüldüğü gibi, bu ayette Yüce Allah, anlayışı hüküm vermenin ve ilmin üzerinde bir makam olarak zikretmiştir. Bir de: Süleymana ayrı bir anlayış verdik. ifadesiyle anlayışı Yüce Allah zatına nispet ederek ona ayrı bir hususiyet kazandırmıştır. İlim ve hükmün ise her ikisine ait umumi bir makam olduğunu bildirmiştir.

Daha devam ediyor anlayana bukadarı kâfi.

Bu beyanlar Vahyin ağırlığı ve Harflerin Melekutuna da işaret ediyor
Şu kısım ile alakalı olarak;

*İşte aynen böyle, insanlar da, Cenab-ı Hakk'ın kelamını dinleyip anlamaktan acizdir. Onlar, ilahi kelamı asıl hâliyle, kemaliyle ve sıfatıyla anlamaya güç yetirmezler. Onun için ilâhi kelam onlara, aralarında alıştıkları konuşma ve seslerle gelmiştir. Nasıl ki insanlar, bir takım sesler ve bağırmalar ile, hayvanlara kendi seslerini duyuruyor ve onları yönlendiriyorlarsa, ilâhi kelam da insanların anlayacağı şekilde olmaktadır.*

Buna yönelik;

وَكَذٰلِكَ اَنْزَلْنَاهُ اٰيَاتٍ بَيِّنَاتٍۙ وَاَنَّ اللّٰهَ يَهْدٖي مَنْ يُرٖيدُ

İşte böylece biz onu apaçık âyetler olarak indirdik. Kuşkusuz Allah dilediğini doğru yola iletir. / Hac Suresi 16. Ayet

اِنَّا عَرَضْنَا الْاَمَانَةَ عَلَى السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَالْجِبَالِ فَاَبَيْنَ اَنْ يَحْمِلْنَهَا وَاَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا الْاِنْسَانُؕ اِنَّهُ كَانَ ظَلُوماً جَهُولاًۙ

Biz emaneti göklere, yerküreye ve dağlara teklif ettik, ama onlar bunu yüklenmek istemediler, ondan korktular ve onu insan yüklendi. Kuşkusuz insan çok zalim, çok bilgisizdir. / Ahzab Suresi 72. ayet


Ayetleri için düşüncelerin nelerdir acaba? Ayrıca Kur'an yaratılmış mıdır, Allah'ın kelamı harfler midir yoksa harfler de yaratılmışlardan mıdır? Yaratılmışlardan değilse Allah'ın kelamı nasıl farklı biçimlerle izah edilir, melekut'taki farklı semavattaki farklı insan alemindeki nasıl farklı denilir?

İnsan Allah kelamını kendi anlayışına göre yorumladı dersek, tevhid işin neresinde, mur'ad işin neresindedir? Haşa ve kella Allah kendisini anlamaktan noksan bir varlık mı yaratmıştır? Bu noksan varlığa haddinden büyük bir sorumluluk mu yüklemiştir?

Ve diğer bahis:

"Haberiniz olsun ki, Allah ilk yarattığında kalemi yarattı da, ona "yaz" dedi. Kalem: "Ey Rabbim! Ne yazayım ki?" dedi. Allah: "Kaderi yaz" dedi. Hz. Peygamber (s.a.v) buyurdu ki: "İşte o anda kalem olmuş ve sonsuza kadar olacak şeyleri yazdı." (Tirmizi, Kader 17)

Allah ilk kalemi yarattığına göre, kalem neyi yazdı? Şeyleri harfsiz nasıl yazdı? Kalem ilk olmuş ve olacakları yazdı, daha sonra Nûn yaratıldı.

Ya da nûn bir harf değil de, Nur-u Muhammed-i aleyhisselatü vesselam mıdır?

“Ey Cabir! Her şeyden önce Allah’ın ilk yarattığı şey senin peygamberinin nurudur. O nur, Allah’ın kudretiyle onun dilediği yerlerde dolaşıp duruyordu. O vakit daha hiçbir şey yoktu. Ne Levh, ne kalem, ne cennet, ne ateş / cehennem vardı. Ne melek, ne gök, ne yer, ne güneş, ne ay, ne cin ve ne de insan vardı." (bk. Aclunî, Keşfu'l-Hafa, 1/265-266)

Harfler yaratılmıştır, Allah kelamı ise yaratılmış değildir.

Alıntı ile Cevapla
 

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149