Ayetel Kürsi: Uyanışın Zırhı
Herkes Ayetel Kürsi’yi dudaklarında bir kalkan gibi taşır. Korkunun titrettiği bir sesle okur, ardından etrafına bakar, tehlike geçti mi, karanlık geri çekildi mi diye. Oysa bu ayet bir siper değildir. O bir uyandırma çağrısıdır. Bu ayet ayrıca geceyi kovmak için yakılan bir meşale değil, gecenin ne olduğunu gösteren bir şafaktır. Korunmak isteyen ayrıca hala uykudadır. Çünkü korunma talebi her zaman “Dışarıda bana zarar verecek bir şey var” kabulünden doğar. Uyanmış olan ise bilir ki asıl tehlike dışarıda değil, içeridedir. Dağınık bir zihin, kör bir kalp, odağını yitirmiş bir bakış.
Ondan sonra. Korkan insan dua ederken bile pazarlık yapar. “Beni bundan koru, şundan uzak tut" mesela. Uyanmış olan ise dua etmez gibi görünür çünkü duası kelimede değil, bakışındadır. O, olayları büyütmez, küçültmez, olduğu gibi görür. Gördüğünü değiştirmeyen göz de zaten tuzağa düşmez. Farkındalık bir zırh gibidir ama gürültülü değildir. Parlamaz, göze batmaz. O Sessizdir. Tehlike yaklaşırken bağırmaz sadece kalbin ritmini değiştirir. İnsan bunu çoğu zaman fark etmez çünkü henüz kendi kalbinin sesini dinlemeyi öğrenmemiştir. Arif olan ise yolda bir tuzak gördüğünde paniklemez. “Korunmam lazım” demez. Tuzağı görür ve adımını ona göre değiştirir. Bu basit gibi görünür ama bütün bir kaderin bilgeliği burada gizlidir.
Ayetel Kürsi, korkuyu bastırmak için değil, korkuyu parçalamak için okunur. “Ne uyur ne de uyuklar” ifadesi burada yalnızca Allah’ı anlatmaz. Bu söz aynı zamanda insanın ideal halini ima eder. Gaflette olmaya ama gergin de olmayan bir uyanıklık. Gerçek korunma tetikte olmak değildir. Gerçek korunma, uyanık ama huzurlu olmaktır. Tetikte olan insan en küçük seste ürperir. Uyanık olan insan ise sessizliği dinler. Ayet işte burada insanı bu ikinci hale çağırır.
Peki neden arif korunmak için dua etmez ? Çünkü korunma talebi hala bölünmüş bir bilinçten gelir. “Ben” ve “Dünya” ayrı olduğunda, korku vardır. “Ben” ve “Hakikat” bir olduğunda korku ortadan kalkar. Arif, düşmanın kim olduğunu bilir. Dışarıdaki gölge değil, içerideki cehalet. O yüzden karanlığa lanet etmez. Işığı büyütür. O yüzden tehlikeyi kovmaz. Arif bakışını keskinleştirir. Onun duası bir dilek listesi değildir. Onun duası halin kendisidir.
Arifin farkındalığı görünmez bir zırh gibidir ayrıca. O acele etmez çünkü acele eden körleşir. O kin tutmaz çünkü kin kalbi karartır. O kibirlenmez çünkü kibir sezgiyi öldürür. O ayrıca hiç telaşlanmaz çünkü telaş gerçeği çarpıtır. Bu hale gelen insan, Ayetel Kürsi’yi “Okumaz” bile bazen. Çünkü ayet, onun içinde yaşamaya başlamıştır.
|