Cehennemin Gürlemesi
Hadîs-i Şerifte Buyurulmuştur ki; Kıyâmet Gününde Cehennem Mahşer Yerine Getirildiği Zaman Öyle Bir Gürleyişle Gürler ki, Onun Bu Korkunç Gürlemesi Yüzünden Her Mukarreb Melek ve Nebî, Mürsel Muhakkak Dizleri Üzerine Çökerler.
Başka Rivâyette de Şöyle Buyurulmuştur; Cehennem (Mahşer Yerine) Getirildiği Zaman –Bu Cehennemin Gelişi Ahâliye Yüz (100) Sene Miktarı Kadar Uzun Olur– Öyle Bir Kükreyişle Gürler ki, Onun Bu Kükreyişinin Korkusundan Mahşer Ahâlisinin Kalpleri Uçar Gider. Sonra Cehennem İkinci Olarak Gürleyince Kalpler Gırtlaklara Dayanır Akıllar Baştan Gider. Nihâyet İbrahim Aleyhisselâm, “Dostluğuma Yemin Ederim ki (Bugün) Senden Ancak Nefsimi İstiyorum!” Der. Mûsâ Aleyhisselâm, “(Seninle Olan) Konuşmama Yemin Ederim ki, Senden Bir Şey İstemiyorum, Ancak Canımı İstiyorum!” Der. Îsâ Aleyhisselâm, “Bana İkrâm Ettiğin Şeye Yemin Olsun ki, Senden Beni Doğuran Meryem’i İstemiyorum. Senden Ancak Canımın Kurtarılmasını İstiyorum!” Der. Muhammed Mustafa Aleyhisselâtû Vesselâm Efendimize Gelince, O da, “Yâ Rabbi! Bugün Senden Canımın Kurtarılmasını İstemiyorum (Bugün) Senden Ümmetimi İstiyorum!” Diye Niyâz Eder. Bunun Üzerine Yüce ve Büyük Olan Allahû Teâlâ Hazretleri, Rasülullah Sallallâhû Aleyhi ve Sellem Efendimize Cevap Vererek, “Senin Ümmetinden Dostlarıma Hiçbir Korku Yoktur. Onlar Mahzûn da Olmayacaklardır ki, İzzet ve Celâlime Yemin Ederim; Ümmetin Hususunda (Seni Sevindirerek) Gözlerini Aydın Kılacağım ve Sen Buna İnan!” Buyurur.
Melekler ise Aziz ve Celîl Olan Allah’ın Huzur-u Mânevîsinde Durup Kendilerine Vereceği Emri Beklerler. Nihâyet Allahû Teâlâ Hazretleri Buyurur; Ey Zebânîler Topluluğu! Muhammed Ümmetinden Olup da Büyük Günâhları İşlemeye Devam Ederek Ölenleri Cehenneme Götürünüz! Onlar Dünyâda iken Emrimi Hor Görüp Hakkımı Hafife Aldıklarından ve Harâm Ettiğim Şeylere Dalıp Gittiklerinden Dolayı Onlara Gazâbım Şiddetlenmiştir. Onlar (Dünyâda) Günâh İşledikleri Zaman İnsanlardan Gizliyorlar, Masiyet İşlemekte Bana Meydan Okuyorlardı. Benim Kendilerine Olan (Sayısız) İkrâmlarımla ve Onları Diğer Ümmetler Üzerine Üstün Kılmaklığımla Beraber Onlar Beni Kendilerini Görenlerin En Önemsizi Sayıyorlardı, Kendilerine Olan Fâziletimi, Nimetimi Tanımıyorlardı!” Buyurur. İşte O Zaman da Zebânîler Erkeklerin Sakallarından, Kadınların da Saçlarından Yakalayıp Onları Cehenneme Götürürler.
Bu Ümmetten Başka Cehenneme Gönderilen Her Kulun Muhakkak Yüzü Simsiyah Olur ve Ayaklarına Bukağılar, Boyunlarına Zincirler, Laleler Vurulur. Yalnız Bu Ümmet(in Âsileri) Müstesnâdır. Bu Ümmetin Âsileri, Cehenneme Kendi Renkleri ile Sevk Olunurlar. Bunlar Cehennemin Kumandanı Mâlik’in Yanına Vardıkları Zaman Mâlik Kendilerine:
▬ “Ey Şâkiler Gürûhu! Siz Hangi Ümmettensiniz? Bana Sizden Daha Güzel Yüzlü Hiçbir Kimse Gelmedi?”
Der. Onlar da:
▬ “Biz Kur’an Ümmetindeniz.”
Derler. Mâlik Onlara:
▬ “Ey Şâkiler Cemaâti! Kur’an Muhammed Aleyhisselâm’a İnmedi mi?”
Diye Sorar. Bunun Üzerine Onlar Feryâd Edip Ağlayarak Seslerini Yükseltirler. Mâlik’in Bu Sözü Onlara, Rasülullah Aleyhisselâm’ı Hatırlatır. Onlar da:
▬ “Vâh Muhammed! Vâh Muhammed! Ümmetinden Cehenneme Gönderilmesi Emredilen Kimselere Şefaât Eyle!”
Diye Nidâ Ederler. O Sırada Mâlik’e Tehdit ve Azarlamakla:
▬ “Ey Mâlik! Eşkıya Gürûhunu Azarlamakla, Onlarla Konuşmakla, Onlarla Sıkıntılı Kelâm Etmekle ve Kendilerini Azâba Sokmadan Durdurup Bekletmeyi Sana Kim Emretti?”
Diye Nidâ Olunur. Mâlik de:
▬ “Ben Onları Şâkilerin En Güzel Yüzlüsü Gördüm (de Ondan Dolayı Konuştum).”
Der. Sonra:
▬ “Yâ Mâlik! Onların Yüzlerini Siyahlandırma Çünkü Onlar Dünyâda Yüzler Üzerine Bana Secde Ederlerdi. Yâ Mâlik! Onları(n Ellerini ve Ayaklarını) Bukağılarla Bağlama Çünkü Onlar Cünüplükten Yıkanırlardı. Yâ Mâlik! Onları Zincir ve Kelepçelerle Azâblandırma Çünkü Onlar Benim Beyt-i Harâmım’ı Tavâf Ederlerdi. Ey Mâlik! Onlara Katran Elbise Giydirme Çünkü Onlar İhram Giymek İçin Elbiselerinden Soyunurlardı. Yâ Mâlik! Ateşe Emret de, Onların Dillerini Yakmasın Çünkü Onlar Kur’an Okuyorlardı. Yâ Mâlik! Ateşe Söyle de, Onları Amellerinin Miktarınca Yakalasın...”
Buyurulur. Ateş ise Onları ve Müstahak Oldukları Azâbların Miktarlarını, Annenin Çocuğunu Tanımasından Daha İyi Biliyor. Onlardan Kimi Var ki, Ateş Onu Ayak Bileklerine Kadar Yakalar. Kimini Dizlerine Kadar Yakalar. Kimini Göğsüne Kadar Yakalar. Bu Suretle Allahû Teâlâ Hazretleri Onlardan, Büyük Günâhları, İsyânları ve (Günâhta) Isrârları Miktarınca İntikam Aldığı Zaman (Dünyâda) Şirk Koşanlarla Muhammed Aleyhisselâm’ın Ümmetinin Âsileri Arasında Bir Kapı Açarak Müşrikler Bunları Cehennemin En Üst Tabakasında Görürler ki, Bunlar Orada Ne Bir Serinlik Ne de İçecek Tadamazlar ve Ağlaşır Bir Vâziyette:
▬ “Yâ Muhammed! Ümmetinin Şâkilerine Merhâmet Et, Rabbin Nezdinde Onlara Şefaât Eyle, Ateş Onların Etlerini Kanlarını ve Kemiklerini Yakıp Bitirmiştir!”
Derler. Bunların (İmdat İsteme) Haberleri Kendisine Ulaşmadığından Dolayı Rasülullah Sallallâhû Aleyhi ve Sellem Efendimizin Yanlarına Gelmesi Gecikince Onlar Aziz ve Celîl Olan Rabblerine Nidâ Ederek:
▬ “Ey Rabbimiz! Bizler Dünyâda Sana Hiçbir Kimseyi Ortak Koşmamıştık, Bizler Ancak Günâh İşlemiştik, Hatâ Etmiştik. Senin (Harâm Helâl Diye Ayırdığın) Sınırları Geçmiştik. Bizlere Merhâmet Eyle!”
Diye Yalvarırlar. İşte O Sırada Muhammed Aleyhisselâm’ın Ümmetinin Âsilerine Müşrikler:
▬ “Biz, Rabbinize ve Muhammed’e Îmânınızın Size Hiçbir Fayda Sağladığını Görmüyoruz?”
Derler. Aziz ve Celîl Olan Allahû Teâlâ Hazretleri Bu Söze Öfkelenerek:
▬ “Yâ Cebrâil! Git ve Muhammed Ümmetini(n Âsilerini) Cehennemden Çıkar!”
Buyurur. Cebrâil Aleyhisselâm Onları Cehennemde (Kömür Gibi) Yanmış Olarak Deste-Deste Yani Birtakım Cemaâtler Hâlinde Birbiri Ardından Çıkardıktan Sonra Cemaâtler Hâlinde Hayat Nehri Denilen Cennetin Kapısındaki Irmağın Başına Atar.
Onlar Bu Suyun İçerisinde Vücûdları En Güzel Şekline, Yani En Güzel Suret ve Cemâle Dönünceye Kadar Kalırlar. Sonra Hakk Teâlâ Onları Yüzlerinde, “Bunlar Muhammed Ümmetinden Olup Rahman Olan Allah’ın Azâd Ettiği Cehennem Adamlarıdır” Diye Yazılmış Olarak Cennete Sokulmalarını Emreder. Onlar Cennet Halkı Arasında Bu Alâmetler ile Tanınırlar. Sonra Onlar Yüzlerinden Bu Yazının Silinmesini Rabblerine Niyâz Ederek İsterler. Hakk Teâlâ da Kendilerinden Bu Yazıyı Siler de, Ondan Sonra Onlar Cennet Halkı Arasında Böyle Bir Alâmetle Tanınmazlar.
Hâfız Ebû Nuaym, Ebû İmrân el-Cüvenî’den Şöyle Rivâyet Etmiştir; Ebû İmrân Der ki; Bize Şöyle Ulaşmıştır; Kıyâmet Günü Olduğu Zaman Allahû Teâlâ Hazretleri Her Zorbaya, Her Şeytâna ve Dünyâda İnsanların, Kötülüğünden Korkmakta Olduğu Her Şirret İnsana Emrederek Onlar Demir Kelepçelerle Bağlanırlar. Sonra Onların Cehenneme Atılması Emrolunur. Sonra da Üzerleri Kapatılır. Nihâyet Onlar Vallâhi Ebedîyen Ayakları Basıp Duracak Bir Yer Asla Bulamazlar. Yemin Olsun ki Onlar, Hiçbir Zaman Gök Kubbesine Doğru Bakamayacaklar. Zirâ Onlar, Cehennemin İçerisinde Yüzleri Üzerine Ters Çevrilmiş Vâziyette Olacaklardır. Hayır! Vallâhi Onların Gözkapakları Hiçbir Zaman Uyku Tutmakla Düzelmez (Yani Uyku Tutamazlar). Hayır! Vallâhi Onlar Cehennemde Ebedî Olarak Hiçbir Serinlik ve İçecek Bir Şey Tadamazlar. Nihâyet Birçok Zamanlar Geçtikten Sonra Cennet Ahâlisine, “Bugün Kapıları Açınız. Hiçbir Şeytândan, Hiçbir Zorbadan Korkmayınız. Bugün (Dünyâda iken) Geçen Günlerinizde Gönderdiklerinizi Âfiyetle Yiyiniz, İçiniz!” Denilir.
Ebû İmrân el-Cüvenî Hazretleri Der ki; O Geçen Günler, Vallâhi Bu Günlerinizdir. Sizler Açlığı, Susuzluğu, Şehevî Arzuları Terk Etmek Gibi Hususları İşlemeye Bakın ki, Âhirette En Yüksek Derecelerle Mükâfat ve İkrâmlara Erişesiniz!
|