Abdullah b. Mübârek’in Diğer Rivâyetinde Muhammed b. Kâ’b el-Kurazî Şöyle Demiştir; Bana Ulaştı yahût Bana Anlatıldı ki, Cehennem Halkı Kendilerinden Tek Bir Gün Azâblarının Hafifletilmesini İsteyip Cehennemin Muhafızlarına, “(Ne Olur) Rabbinize Duâ Edin de (Hiç Olmazsa) Bizden Bir Gün (Olsun) Azâbı Hafifletsin [el-Mü’min: 49.]?” Diyerek İmdat İsterler. Cehennemin Muhafızları Onlara, “Sizlere (Dünyâda iken) Peygamberleriniz Mucizelerle Gelmedi miydi [el-Mü’min: 50.]?” Cevabını Verirler. Onlar da, “Evet, Gelmişti.” Derler. Bunun Üzerine Cehennemin Bekçileri (İstihza Olarak), “Sizler İstediğiniz Duâları Yapınız (Zirâ Bizler Kâfirlere Şefaât Etmeyiz) Kâfirlerin Yalvarıp Yakarmaları Hep Boşunadır [el-Mü’min: 50.].” Diyerek Onlara Cevap Verirler.
Kâfirler Cehennemin Bekçilerinin Yanında Ümitlerini Kesince, Kendilerine Karşı Öfkeli Vâziyette Bulunan Cehennemin Kumandanı Mâlik’e Nidâ Ederler. (Mâlik’in Cehennemin Ortasında Oturmakta Olduğu Makamı ve Azâb Meleklerinin Üzerlerinden Geçmekte Olduğu Birtakım Köprüler Vardır. Mâlik Buradan Cehennemin Yakın Olan Yerlerini Gördüğü Gibi Uzak Yerlerini de Görüp Kontrol Eder.) Onlar Mâlik’e:
▬ “Ey Mâlik! (İste de Hiç Değilse) Rabbin Bizi Öldürsün (de) Kurtulalım [ez-Zuhruf: 77.]?”
Mâlik de Onlara Şöyle Cevap Verir:
▬ “Sizler Ölüm İsteyiniz!”
Muhammed b. Kâ’b el-Kurazî Der ki; Mâlik, Sükût Ederek Onlara Seksen Sene Cevap Vermez. Sene Üç Yüz Altmış Gün, Ay Otuz Gün, Gün ise Saydıklarınızdan (Dünyâ Yılından) Bir Senedir. Mâlik de İşte Seksen Yıldan Sonra Onlara Dönerek, “Sizler (Azâb İçerisinde) Kalacaksınız [ez-Zuhruf: 77.]!” Diye Cevap Verir. Cehennem Ahâlisi Mâlik’ten İşittiklerini Duyup Önceki Olanlardan Ümitlerini Kesince Onların Bir Kısmı Diğerlerine:
▬ “Ey Ahâli! Şüphesiz ki Görmekte Olduğunuz (Şu) Azâb ve Belâ, Sizlere İnmiştir. Gelin, Artık Sabredelim. Belki Sabretmek Bize Fayda Sağlar. Îmân Ehli Allah’a İbâdet ve İtaâtta Sabredip, Sabredince de Dayanmak Kendilerine Fayda Verdiği Gibi...”
Derler. Netice Olarak Sabretmek Üzere İttifâk Ederler. Artık Sabrederler de Sabırları Uzar Gider. Sonra Sızlanıp, “Sızlansak da Sabretsek de Bizim İçin Fark Yoktur. Bize Hiçbir Kurtuluş Yoktur [İbrahim: 21.].” Diyerek Birbirine Nidâ Ederler. İşte O Sırada İblis Ayağa Kalkar ve “Doğrusu, Allah Sizlere Vâ’d Etti. Ben de Sizlere Vâ’d Ettim Ama Yalan Söyledim. Zaten Benim Sizin Üzerinizde Hiçbir Hâkimiyetim, Nüfuzum da Yoktu. Ancak Sizleri (Bâtıl Olan Şeylere) Dâvet Ettim Siz de Hemen Bana İcâbet Ettiniz. Artık Sizler Beni Kötülemeyiniz ve Kusuru Bana Yüklemeyiniz. Kendinizi Kötüleyiniz. Ben Siz(den Hiçbir Şey)i Kurtaramam ve Sizler de Beni Kurtaramazsınız. Muhakkak ki Ben, Bundan Önce Sizlerin Beni Allah’a Ortak Koşmanıza da İnanmamıştım Yâ [İbrahim: 22.]!” Diye Cevap Verir. Kâfirler İblisin Bu Sözlerini İşitince Kendilerine Buğz Ederler. Bunun Üzerine Zebânîler Tarafından, “Allah’ın Gazâbı Sizin Kendilerinize Olan Öfkenizden Daha Büyüktür! Çünkü Siz (Dünyâda) Îmâna Dâvet Olunuyordunuz da, Küfürde Isrâr Ediyordunuz [el-Mü’min: 10.]!” Diye Nidâ Olunurlar ve Onlar da, “Ey Rabbimiz! Bizi İki Defa Öldürdün, İki Defa Dirilttin. Artık Suçlarımızı (Bilip) İtirâf Ettik. Bir Daha (Dünyâya) Çıkmaya Bir Yol Var mıdır [el-Mü’min: 11.]?” Derler. Zebânîler de Onlara Cevaben, “Bu (Azâb Size) Şundan Dolayıdır ki, Allah’ın Birliğine Dâvet Olunduğunda İnkâr Ederdiniz Fakât O’na Şirk Koşulunca da İnanırdınız. Artık (Bugün) Hüküm Her Şeyden Yüce ve Büyük Olan Allah’ındır [el-Mü’min: 12.]!” Derler. İşte Bu, Birinci Cevaptır.
İkinci Defa, “Ey Rabbimiz! Bize Vâ’d Ettiğini(n Gerçek Olduğunu) Gördük. Peygamberlerin Doğruluğunu İşittik ve Kabûl Ettik. Şimdi Bizi Dünyâya Geri Çevir de, Sâlih Ameller İşleyelim, Doğrusu Biz (Şimdi) Kesin Olarak İnandık [es-Secde: 12.].” Derler. Allahû Teâlâ Hazretleri de, “Biz Dileseydik, Herkesi Elbette Hidâyete Erdirirdik (Yani Dileseydik Bütün İnsanları Kendi İrâdeleriyle Olmaksızın Elbette Hidâyete Erdirirdik ve Onlardan Hiçbiri Muhalefet Edemezdi) Fakât Benden Şu Cehennemi Bütün Cinlerle İnsanlardan Muhakkak Dolduracağım Sözü Sâdır Olmuştur [es-Secde: 13.].”Buyurur. Akabinde de, “O Hâlde Sizler Bu Gününüze Kavuşmayı Unuttuğunuzdan Dolayı Azâbı Tadınız. Doğrusu (Şimdi) Sizleri Unuttuk. Isrârla Yapmakta Olduğunuz (Günâhlar) Yüzünden Çekin O Ardı Arkası Kesilmeyen Azâbı [es-Secde: 14.].” Buyurur. İşte Bu da, İkinci Cevaptır.
Üçüncü Defa Nidâ Ederek, “Ey Rabbimiz! Bizleri Yakın Bir Müddete Kadar Geciktir de, Senin Dâvetine İcâbet Edelim, Peygamberlere Uyalım [İbrahim: 44.].” Derler. Yüce Allah da Onlara, “Sizler Daha Evvel Dünyâda iken, Kendinize Hiçbir Zevâl Yoktur Diye Yemin Etmemiş miydiniz [İbrahim: 44.]?” Buyurur. Akabinde, “Sizler (Âd Semûd Kavimleri Gibi) Nefislerinize Zulmedenlerin Diyârlarında Yerleştiniz de Onlara Ne Yaptığımız, Sizin İçin Apaçık Meydana Çıktı. Size Bu Hususta Birçok Misâller de Gösterdik [İbrahim: 45.].” Sonra da, “Hakîkât Onlar (Peygamberlere Karşı) Birtakım Tuzaklar Kurmuşlardı. Oysa Onların Tuzaklarından Dağlar Yerinden Oynayıp Gitmiş Olsa Bile Allah Katında Onlara Ait (Nice-Nice) Cezalar Vardır [İbrahim: 46.].” Buyurulur. Bu da, Üçüncü Cevaptır.
Sonra Dördüncü Defa Nidâ Ederek, “Ey Rabbimiz! Bizleri (Cehennemden) Çıkar. (Dünyâda) Yapmış Olduğumuzdan Başka (Îmân ve) İyi Ameller İşleyelim [Fâtır: 37.].” Diyerek Yalvarıp Yakarırlar. Allahû Teâlâ Hazretleri de Onlara Cevaben, “Sizleri İyice Düşünecek Kimsenin Düşünebileceği, Öğüt Alabilecek Kimse İçin Kâfi Gelecek Kadar Yaşatmadık mı? (Hem) Size (Bugünün Azâbı ile) Korkutan da Gelmişti. Şimdi Tadın (O Azâbı). Artık Zâlimler İçin Hiçbir Yardımcı Yoktur [Fâtır: 37.].” Buyurduktan Sonra Hakk Teâlâ Hazretleri Dilediği Kadar Onlara Karşı Sükût Eder. Sonra Onlara Nidâ Ederek, “Karşınızda Âyetlerim Okunurken Onları Tekzip Eden, Yalan Sayan Siz Değil miydiniz [el-Mü’minûn: 105.].” Buyurur.
Kâfirler Yüce Allah’ın Sesini İşitince, Şimdi Bize Merhâmet Edecek Deyip O Sırada, “Ey Rabbimiz! Bedbahtlığımız –Yani Üzerimize Şekâvetimiz Yazılmış Olan Kitap– Bizlere Galebe Etmişti ve Biz Sapık Bir Zümre Olmuştuk. Ey Rabbimiz! Bizleri Buradan Çıkar. Eğer (Yine) Küfre Dönersek Artık Hiç Şüphesiz ki Bizler Zâlimlerin Tâ Kendisi Oluruz [el-Mü’minûn: 107.].” Derler. İşte O Vakit Allahû Teâlâ Hazretleri, “Yıkılıp Gidin (Karşımdan)! Zillet İçinde Gidin İçerisine Doğru! Artık Bana (Bir Şey) Söylemeyin!” Buyurur.
İşte O Sırada Ümit ve Yalvarış Kesilir ve Cehennem Halkı Birbirlerine Dönerek Kimi Kiminin Yüzüne Tükürürler. Nihâyet Üzerleri Kapatılarak Kilitlenir ve Ondan Sonra Bir Daha Açılmaz. Ateş de Cehennem Halkını Çevirerek, Suda Et Parçasının Kaynadığı Gibi Kaynatır. Ateş Onları Bâzen Yükseltir, Bâzen Dibine İndirir. İşte Bu da Yüce Allah’ın, “Bu Onların (Hepsinin) Dillerini Tutup Konuşmayacakları Gündür. Onlara İzin de Verilmez ki Özür Dilesinler?” Diye Buyurduğu Sözüdür.
|