Tekil Mesaj gösterimi
  #2  
Alt 21.09.26, 18:43
Yusufiyeli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
☆Yusufiyeli Yusufiyeli isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Manevi
 
Üyelik tarihi: 24.09.16
Bulunduğu yer: Trabzon
Mesajlar: 4,950
Forum Puanı: 1702
Etiketlendiği Mesaj: 574 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
Karanfil gece Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
İnsan ruhu, kendi kusurlarıyla, zaaflarıyla ve kabul etmek istemediği yönleriyle doğrudan yüzleşemediğinde, bilinçaltı son derece ustaca bir savunma mekanizması devreye sokar: Yansıtma. Kişinin kendi iç dünyasında tolere edemediği, bastırdığı veya egonun tehdit olarak algıladığı özellikleri dış dünyaya fırlatması ve bunları çevresindeki insanlarda "gözlemlemesi" psikodinamik teorinin en temel dinamiklerinden biridir.
Derinlemesine psikolojik yaklaşımlarda da vurgulandığı üzere, zihnin bu alt katmanı analitik veya düz bir dil konuşmaz; o, tıpkı rüyalarda olduğu gibi sembollerle, metaforlarla ve projeksiyon simgeleriyle iletişim kurar. Günlük yaşamda bir insana karşı duyulan aşırı öfke, tahammülsüzlük ya da açıklanamayan bir antipati, ekseriyetle o kişinin sergilediği davranıştan ziyade, zihnin kendi gölge yönüyle olan çatışmasının sembolik bir dışavurumudur. Ego, kendi içindeki kabul edilemez bulduğu dürtüyü başkasının üzerine bir imge gibi yansıtarak ondan uzaklaşmaya çalışır. Başkasında şiddetle eleştirdiğimiz bencilce bir tavır ya da ikiyüzlü bir tutum, çoğunlukla kendi bilinçaltımızın derinliklerinde inkar ettiğimiz potansiyelin sembolik aynadaki ters görüntüsüdür.
Buradaki analitik çelişki şuradadır: İnsan, dışarıdaki insanları yargılayarak ve sembolik olarak suçlayarak aslında kendi içsel mahkemesindeki sanıktan kaçtığını zanneder. Oysa bir özelliğe karşı gösterilen her aşırı tepki, o sembolün bireyin kendi psikolojik coğrafyasındaki karşılığının da bir kanıtıdır. Zihin, kendi karanlığıyla yüzleşmekten korktuğu için o yükü başkasına devretmek zorundadır.
Asıl mesele, dış dünyadaki kişileri değiştirmeye çalışmak değil, o öfkenin ya da rahatsızlığın beslendiği kaynağı kendi içimizdeki sembol dilini okuyarak arayabilmektir. Zihnin dışarıya fırlattığı her imge, aslında kişinin kendi gölgesiyle yaptığı sessiz bir yüzleşme davetidir.
Evet, yazınızın temel fikri doğru, mamafih psikoloji açısından bazı noktaları fazla kesinleştiriyor.
Kanaatimce nakıs veya tashihi gereken başlıca noktalar:
• Her aşırı öfke yansıtma değildir. Karşımızdaki kişinin gerçekten rahatsız edici davranışı olabilir.
• “Birinde şiddetle eleştirdiğimiz özellik mutlaka bilinçaltımızda vardır” iddiası fazla genelleyicidir.
• Yansıtma, psikodinamik yaklaşımda bir savunma mekanizmasıdır; ancak modern psikolojide her davranışı açıklayan genel bir mekanizma olarak kabul edilmez.
• Metin “bilinçaltı” ve “gölge” kavramlarını oldukça geniş kullanıyor. “Gölge” daha çok Jungcu bir kavramdır; klasik psikodinamik kuramla tamamen aynı şey değildir.
• Rüyaların ve bilinçdışının mutlaka sembollerle konuştuğu ifadesi de bilimsel olarak kesin bir gerçek gibi sunulmamalıdır.
• En önemli eksik: Gerçeklik kontrolü. Kişi “Beni rahatsız eden şey benim yansıtma mekanizmam mı, yoksa karşımdaki gerçekten böyle mi?” diye ikisini ayırmaya çalışmalıdır.
Kısaca bunları ifade edebilirim. Acizane şahsi fikirlerim.

__________________
Yunusça sevgimizden anlamayana cevabımız Yavuzca olacaktır...
Alıntı ile Cevapla
 

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149