Alıntı:
Karanfil gece Nickli Üyeden Alıntı
İnsan ruhu, kendi kusurlarıyla, zaaflarıyla ve kabul etmek istemediği yönleriyle doğrudan yüzleşemediğinde, bilinçaltı son derece ustaca bir savunma mekanizması devreye sokar: Yansıtma. Kişinin kendi iç dünyasında tolere edemediği, bastırdığı veya egonun tehdit olarak algıladığı özellikleri dış dünyaya fırlatması ve bunları çevresindeki insanlarda "gözlemlemesi" psikodinamik teorinin en temel dinamiklerinden biridir.
Derinlemesine psikolojik yaklaşımlarda da vurgulandığı üzere, zihnin bu alt katmanı analitik veya düz bir dil konuşmaz; o, tıpkı rüyalarda olduğu gibi sembollerle, metaforlarla ve projeksiyon simgeleriyle iletişim kurar. Günlük yaşamda bir insana karşı duyulan aşırı öfke, tahammülsüzlük ya da açıklanamayan bir antipati, ekseriyetle o kişinin sergilediği davranıştan ziyade, zihnin kendi gölge yönüyle olan çatışmasının sembolik bir dışavurumudur. Ego, kendi içindeki kabul edilemez bulduğu dürtüyü başkasının üzerine bir imge gibi yansıtarak ondan uzaklaşmaya çalışır. Başkasında şiddetle eleştirdiğimiz bencilce bir tavır ya da ikiyüzlü bir tutum, çoğunlukla kendi bilinçaltımızın derinliklerinde inkar ettiğimiz potansiyelin sembolik aynadaki ters görüntüsüdür.
Buradaki analitik çelişki şuradadır: İnsan, dışarıdaki insanları yargılayarak ve sembolik olarak suçlayarak aslında kendi içsel mahkemesindeki sanıktan kaçtığını zanneder. Oysa bir özelliğe karşı gösterilen her aşırı tepki, o sembolün bireyin kendi psikolojik coğrafyasındaki karşılığının da bir kanıtıdır. Zihin, kendi karanlığıyla yüzleşmekten korktuğu için o yükü başkasına devretmek zorundadır.
Asıl mesele, dış dünyadaki kişileri değiştirmeye çalışmak değil, o öfkenin ya da rahatsızlığın beslendiği kaynağı kendi içimizdeki sembol dilini okuyarak arayabilmektir. Zihnin dışarıya fırlattığı her imge, aslında kişinin kendi gölgesiyle yaptığı sessiz bir yüzleşme davetidir.
|
Evet, yazınızın temel fikri doğru, mamafih psikoloji açısından bazı noktaları fazla kesinleştiriyor.
Kanaatimce nakıs veya tashihi gereken başlıca noktalar:
• Her aşırı öfke yansıtma değildir. Karşımızdaki kişinin gerçekten rahatsız edici davranışı olabilir.
• “Birinde şiddetle eleştirdiğimiz özellik mutlaka bilinçaltımızda vardır” iddiası fazla genelleyicidir.
• Yansıtma, psikodinamik yaklaşımda bir savunma mekanizmasıdır; ancak modern psikolojide her davranışı açıklayan genel bir mekanizma olarak kabul edilmez.
• Metin “bilinçaltı” ve “gölge” kavramlarını oldukça geniş kullanıyor. “Gölge” daha çok Jungcu bir kavramdır; klasik psikodinamik kuramla tamamen aynı şey değildir.
• Rüyaların ve bilinçdışının mutlaka sembollerle konuştuğu ifadesi de bilimsel olarak kesin bir gerçek gibi sunulmamalıdır.
• En önemli eksik: Gerçeklik kontrolü. Kişi “Beni rahatsız eden şey benim yansıtma mekanizmam mı, yoksa karşımdaki gerçekten böyle mi?” diye ikisini ayırmaya çalışmalıdır.
Kısaca bunları ifade edebilirim. Acizane şahsi fikirlerim.