Aleykümselam kardeşim.
Nefis, ruh ve şeytan meselesinde öncelikle bunların birbirinden farklı kavramlar olduğunu belirtmek gerekir. Ruh ve nefsin mahiyeti konusunda İslam alimleri arasında farklı açıklamalar bulunmaktadır. Bu sebeple ikisini mutlaka birbirinden bağımsız iki ayrı varlık olarak değerlendirmek doğru olmayabilir.
Hucviri ve eseri (Hucviri, Keşfü'l-mahcub, (trc. Süleyman Uludağ), s. 38 ) özellikle konumuz açısından büyük önem arz etmektedir. Çünkü Hucviri, bir tasavvuf tarihçisi olarak bu konuyu en geniş ölçüde ele almış - ve sufilerin bu konudaki doğru ve yanlış görüşlerini açık seçik ortaya koyma cesaretini göstermiştir.
Buna göre, ilk tespit edilmesi gereken şey ruhun varlığı- dir. O, ruhun varlığı hakkındaki bilgimizin, zorunlu olduğunu savunmakla birlikte, ruhun niteliği konusunda aklın herhangi bir bilgiye ulaşamayacağını belirtir. Buna rağmen bilim adamlarının ve filozofların bu konuda çeşitli fikirler ileri sürmekten geri kalmadıklarını da göz ardı etmez. Bu bağlamda Hucviri, sadece müslümanların ruh hakkında birtakım görüşler ileri sürdüklerinden söz etmez, Hristiyanların veya başka din mensuplarının da bu konuda birtakım fikirler ileri sürdüklerini belirtir. Bu bağlamda müellif, Kureyşlilerin Yahudilerin telkinleriyle peygamberden ruh hakkında bilgi istedikleri bunun üzerine ‘’ Sana ruhtan sorarlar, de ki ruh rabbimin emrindedir.’’ (İsra suresi 85) ayetinin nazil olduğunu belirtmektedir. Hucviri'ye göre ayette ruhun Rabbin emrinden olduğunun belirtilmesi, onun öncelikle kadim olmadığına işaret etmektedir. (Hucviri, Keşfü'l-mahcub, s. 389) Bu bağlamda Hucviri, "Ruhlar, toplu halde bulunan ordular idi. Bunlardan tanışanlar ülfet ederek kaynaşmışlar tanışmayanlar ihtilafa düşerek, zıtlaşmışlardır(Buhari, Sünen, "Enbiya"; 2; Müslim, Sünen, "Birr", 159, 160; Ebu Davud, Sü nen, "Edeb", 16; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 6.cilt, 295, 527, 537. ") şeklindeki rivayeti de değerlendirmeye tabi tutar. Ona göre söz konusu hadis, başka alimler tarafından farklı şekillerde yorumlanmış olsa bile, bu sadece ruhun varlığına işaret etmektedir. Dolayı sıyla hadis, ruhların niteliği ve keyfiyetinden söz etmemiştir. Şu halde Hucviri'ye göre iki şey kesindir: Birincisi, ruhun varlığı ayet ve hadislerle sabittir; ikincisi ise, bunun niteliği ve keyfiyeti hakkında herhangi bir bilgimiz yoktur. Bununla birlikte, gerek müslümanlar ve gerekse diğer din mensuplan, bu konuda fikirler ileri sürmekten geri kalmamışlar, bunun neticesinde ise, ruh hakkında bazen birbiriyle uzlaşan, bazen ise çelişen sayısız fikirler ortaya atılmıştır. Hucviri, bu görüşleri de ele alır ve her birini değerlendirir.
Bu bağlamda, ilk olarak ele aldığı fikirler, sufi veya kelamcıların ruh hakkındaki fikirleridir ve bunların arasında genellikle bazı detaylarda ayrılık bulunur; nitekim, "şeyhlerin cumhuru, Ehl-i Sünnet'in çoğunluğunun görüşü" diyerek, bütün bu fikirleri özetler.
Peygamber Efendimizin (s.a.v.) kendi karini hakkında zikrettiğin hadis, Sahih-i Müslim'de yer almaktadır. Ancak bu hadis, şeytanın bir bedene girerek insan suretinde görünmesi anlamına gelmez. Hadiste anlatılan, insanla birlikte bulunan karin meselesidir.
Cinlerin insan suretinde görünebilmesi konusu ise İslam kaynaklarında ayrıca ele alınmıştır. Fakat buradan hareketle insanın ruhunun veya nefsinin bağımsız bir varlık halinde beden kazanıp görünür olabileceği sonucuna doğrudan varamayız.
Bu konuyu daha iyi anlamak için TDV İslam Ansiklopedisi'nin “Ruh” ve “Nefis” maddelerini, ayrıca ve bilhassa Mehmet Dalkılıç’ın İslam Mezheplerinde RUH adlı İz yayıncılıktan çıkan eserini mutlaka okumanı tavsiye ederim.
(Kaynak: Mehmet Dalkılıç , İslam Mezheplerinde Ruh, İZ Yayıncılık, sayfa 171, 172)
