Alıntı:
sersare Nickli Üyeden Alıntı
Eşyanın ilmi hakkında bilgi bulamadım buralarda bu konu ile ilgili bir uygulama konu veya kitap var mı yoksa süt içeçek birine pirzola yedirmek gibi bir şey mi olur bu konuyu merak ettim şimdi bu konuda tavsiye verirseniz sevinirim.hürmet muhabbet dua ve selam ile...
|
Değerli kardeşim Bakara süresi 31. Ayeti ve tefsirlerini tetkik et. İbn Abbas'tan yine bir rivayette İnsanların varlıkları birbirinden temyiz etmek, ötekisinden berikisini ayırmak için kullandıkları bütün adlar, varlıklar, hayvanlar, gökyüzü yeryüzü, düzlük, deniz, şu ve bu... Bunların hepsini öğretti."
Ve Reruviye an Ebi Hatim. Yine İbn Abbas'tan başka bir rivayette; "Allahu Teala hazretleri Adem aleyhisselam'a varlıkları öğrettiği gibi kaderin esrarını da, Levh-i Mahfuz'u da öğretti."
Böylece her şeyi o kadar öğretti ki fısıltıyı öteki fısıltıdan, çok az şeyle fark eden şeyi ötekisinden fark edilecek şekilde öğretti. Zürriyetinin isimlerini öğretti. Meleklerin isimlerini öğretti. İsimleri öğretti ama o isimlerin müsemmalarının kimler olduğu hakkında ashabin, alimlerin fikirleri böylece kaydedilmiş.
Allahu Teala hazretleri Adem aleyhisselam'a varlıkları öğretti, tanitti.
Sümme aradahüm. "Sonra onları arz etti."
Bu varlıkları, yaratıkları meleklere sundu, gözlerinin önüne serdi; "Söyleyin bakalım, bunlar nedir?" diye onları imtihan etti.
Burada hüm zamiri geçiyor. Hüm, canlı varlıklar için kullanılan bir zamir. Bu ayet-i kerimenin başka kıraatleri de var. Mesela, İbn Mes'ud radıyallahu anh, aradahünne okumuş. Übeyy b. Ka'b radıyallahu anh kiraatinde de aradaha var. Bizim kıraatimizde Kur'an-ı Kerim'in bu ayet-i kerimesi aradahüm şekliyle karşımızda bulunuyor. Hüm, akıl sahibi varliklar için kullanılan bir zamir olduğu için, bazıları buradan delil olarak evlatlarının tek tek isimlerini; "Bu Ahmet'tir, bu Mehmet'tir... Bu Cebrail'dir, bu Azrail'dir, bu İsrafil'dir..." diye böyle zi-ruh (ruh sahibi) ve zi-akıl (akıl sahibi) varlıkları düşünmüşler.
Ama müfessir İbn Kesir diyor ki; "Bu hüm zamirinin kullanılması böyle bir mana ifade etmez. Tağlib cihetiyle Arapça'da vardır; zi-ruh ve zi-hayat olmayan varlıklar da dahil edilerek ifade böyle kullanılmış olabilir. Bunun başka ayet-i kerimelerde misalleri vardır. Bütün yaratıkların da bu hüm zamiri altında ifade edilmesi Arapça'nın kavaidine aykırı değildir." diye bir ayet-i kerimeyi misal getirmiş: (İbn Kesir,Cilt 1, 223.)
Va'llahu haleka külle dabbetin min ma'. "Allah her canlı hayvanı
sudan yarattı."
Dabbe, "yeryüzünde deb' eden, kımıldayıp hareket eden yaratık" demek. Bitkiler yerlerinde sabit duruyorlar ama işte böcekler, yılanlar, kuşlar vs. müteharrik varlıklar.
Ayet-i kerime; "Her dabbeyi, yeryüzünde hareket eden her canlı hayvani sudan yarattı." buyuruyor.
Feminhüm. Burada da hüm zamirini eklemiş. Halbuki bunların hepsi zi-ruh, hüm zamirine layık varlıklar değil; ama tağlib suretiyle bu ayet-i kerimede de kullanılmış.
Fe-minhüm men yemşi ala batnihi. “Bu yaratıkların bir kısmı karnı üstünde yürürler."
Mesela yılanlar; ayakları yok, karnı üstünde yürürler. Bu yüzden “sürüngen" diyoruz.
Ve minhüm men yemşi ala ricleyn. "Kimisi iki ayak üstünde yürüyor." İşte insanlar, maymunlar, kuşlar...
Ve minhüm men yemşi ala erba'. "Bir kısmı da dört ayaklı."
Atlar, kuzular gibi...
Yahluku'llahu ma yeşa'. "Allah nasıl dilerse, neyi dilerse öyle ya- ratır." Inna'llahe ala külli şey'in kadir. "Allah şüphesiz her şeye kadirdir."
Bu ayet-i kerimede hüm zamirinin hem zi-ruh olanlar hem de diğer varlıklar için kullanıldığının misali var. Binaenaleyh, sümme arada- hüm'deki hüm zamiri sadece zi-ruh insanlara, meleklere ait değil, öteki varlıklara da şamildir, manasını ifade etmiş oluyor. İbn Kesir böylece bu manayı tercih ettiğini göstermiş oluyor.
Diyor ki; "Her varlığın ismini Allah, Adem aleyhisselam'a zatlarıyla, sıfatlarıyla, hareketleriyle öğretti. Sonra da zürriyetine öğretti."
(Kaynak: Bakara Süresi Tefsiri 1, Prof.Dr. Mahmud Esad Çoşan, Server Yayınları, Sayfa: 245-247)