Alıntı:
cLibeRt Nickli Üyeden Alıntı
Kıyamet daha sıkıntı, bir uyanıyorsun ne olacağını bilmediğin bir ebedi hayatın ilk günü...
|
Ancak kaçan kaçmış, harcanan harcanmış olduktan sonra, bunun ne kadar değeri vardır? Büyük İskender’in, ölüm döşeğindeyken “Diyojen haklıydı” diyerek göçmesi, anlayana ibretlik bir örnekten başka nedir ki? Nefs-i emmare üzere bulunan beşer, tüm yatırımlarını, göçerken boş kalacak ellerine (maddi dünya) yapmıştır. Onunla birlikte gidebilecek yegane şey olan ruhu, bomboş ve kurak bir halde kalakalmıştır. Bu nedenle; nefs-i emmare üzere bir yaşam sürenler için değişmez bir sonuç vardır: İsterse cennetin fiziki bir kopyası içinde yaşasın, iç alemleri ne yanmaktan kurtulur, ne de o iç sıkıntısından. Ve yaşamları, “ölene dek oyalanmak üzere oynanan boş oyunlar”dan öteye geçemez. Bu süre içinde kendi zehir dolu yolundan (hırs ve stres) gitmeye özendirdiği ve ikna ettiği herkesi de yanmaya davet etmiş olur. İşte “şeytanın, insanın yolunda durup onu ayartması ve sonunda birlikte yanmaları” anlatımının bu mertebedeki açılımı da budur.