
16.10.26, 16:26
|
|
Acemi
|
|
Üyelik tarihi: 19.08.26
Bulunduğu yer: izmit
Mesajlar: 24
Forum Puanı: 28
Etiketlendiği Mesaj: 0 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
|
|
Alıntı:
Yusufiyeli Nickli Üyeden Alıntı
Cüneyd-i Bağdadi ve Hallac gibi ilk dönem sufilerinden itibaren dile getirilen varlığın birliği düşüncesi (vahdet-i vücud) ilk kez İbnü’l-Arabi tarafından sistematik bir temele oturtulmuştur. “Vahdet-i vücud” terimini eserlerinde kullanmadığı halde vahdet-i vücud eksenindeki tevhid anlayışı İbnü’l-Arabi’nin eserlerinden yola çıkılarak görünürlük kazanmıştır. Bu ontolojiye göre “varlık” anlamı ile “vücud” varlığı kendinden olan Hakk’a, “vahdet” ise Hakk’ın tekliğine işaret eder. Mutasavvıflara özgü bir tevhid yorumu olan vahdet-i vücuda göre hakiki varlık bir olan Hakk’ın varlığından ibarettir. Görünen ve görünmeyen bütün varlık alemi ise Hakk’ın çeşitli mertebelerde zuhur ve tecellileridir.İbnü’l-Arabi yalnız mutasavvıfların tevhid anlayışını sistematize etmekle kalmamış; Allah-insan, alem-insan ilişkilerine de kıymetli katkılar sunmuştur. Kur’an-ı Kerim’de “ahsen-i takvim” ve “elest bezmi” kavramları ile vurgulanan insanın kemal ve yaratılış serüvenini İbnü’l-Arabi; meratib-i vücud (varlık mertebeleri), ayan-ı sabite (eşyanın sabit hakikatleri), istidad-ı ezeli (aynların ezeli istidatları), teceddüd-i emsal, halk-ı cedid gibi kendine özgü anahtar terimler ışığında yorumlamıştır. tasavvufta eşyanın hakikati meselesi özellikle a‘yan-ı sabite kavramıyla açıklanıyor. Bunu biraz daha sadeleştirirsek: İbnü’l-Arabi’ye göre eşyanın hakikati, yalnızca dış dünyada gördüğümüz şeylerden ibaret değildir. Her varlığın Allah’ın ilminde bir hakikati vardır. A‘yan-ı sabite denilen kavram, eşyanın Allah’ın ilmindeki bu sabit hakikatlerini ifade eder. Burada önemli bir ayrım var: Allah’ın ilmindeki hakikat ile o şeyin dış dünyada yaratılmış olarak var olması aynı değildir. Eşya, Allah’ın ilminden bağımsız bir varlık kaynağına sahip değildir. Benim anladığım kadarıyla burada eşyanın varlığını inkar etmekten ziyade, onun varlığının kendinden olup olmadığı meselesi var. Mesela ağaç da vardır, taş da vardır, su da vardır. Bunları hayal deyip geçemeyiz. Fakat tasavvuf ehli, eşyanın varlığını Allah’tan bağımsız düşünmüyor. Gölge örneği de sanırım bunu anlatmak için veriliyor. Gölge vardır ama kendi başına bir varlığı yoktur; varlığı aslına bağlıdır. Eşyanın hayal veya gölge olarak görülmesi de bana göre bu açıdan anlaşılmalı. Yani mesele eşya yoktur demek değil, eşyanın hakiki ve bağımsız varlığının bulunmadığını söylemektir. Sofistlerin eşyanın hakikatini inkar etmesiyle tasavvuftaki bu anlayışı birbirine karıştırmamak gerekir.
|
yusufiyeli hocam suhreverdi'nin nurlar felsefesini de dinlemek isterim sizden onda da bir nevi vahdeti vucud var. Her sey nurul envarin nur mertebelerinden ibaret diyor
|