Tekil Mesaj gösterimi
  #5  
Alt Bugün, 12:47
Yusufiyeli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
☆Yusufiyeli Yusufiyeli isimli Üye şuanda  online konumundadır
Manevi
 
Üyelik tarihi: 24.09.16
Bulunduğu yer: Trabzon
Mesajlar: 5,147
Forum Puanı: 1984
Etiketlendiği Mesaj: 597 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

1. Bölüm: Şifalı Ayetler ve Duaların Faziletleri (Havas)
...Etti. Yine adet üzere ayrıldıktan sonra Arslan birden döndü ve yine itaat ederek her bir hatunu eşlik etti. Bu dua ile dua ederdim, cümlesinden haber gördüm.
(Fayda): Bazı koruyucu alimler buyurdu ki: Büyük korku, hüzün ve sıkıntıya düşen kimse şu iki ayet-i kerimeyi yazıp götürmek tecrübe edilmiştir. Hak Teala kulun tüm işlerini kendi mübarek lütfuyla düzeltip onarır.
Yine bu iki ayet her türlü dahili (içsel) hastalıklara, insanın bedeninde kalan her türlü müzmin (eski) hastalıklara fayda sağlar. Evvelki ayet her harfi huruf-ı mu'cem (noktalı harfler) ile bir cam kaseye (bardak) doldurulur. İlk iki ayet bir pazar gecesi yazılıp zeytinyağı yahut bademyağı ile ya da gül yağı ile yazılıp eritilir. Sonra eriyen yağla insanın felçli azaları, eklem ağrıları, vücudun diğer bölgelerindeki felç, uyuşukluk ve titreme gibi azalarında olan hastalıklara ve yel (romatizma) ağrılarına sürülür. Kulun bu gibi hastalıklardan kurtulması için bu çok yararlı ve faydalıdır. Felçli ve uyuşuk azaları olanlara bu şekilde sürülürse o azadaki hastalıklar Allah'ın izniyle tamamen zail olup (ortadan kalkıp) o kişi şifa bulur. Birkaç defa tecrübe olunmuştur.
Ekseriyetle bu iki ayet-i kerime hazinesinden sırları, şeyhim Yafii (Kuddise Sırruhu) bize vermiştir.
• İlk Ayet Sure-i Al-i İmran'daki Hak Teala'nın şu kavl-i şerifidir (sözüdür):
ثُمَّ اَنْزَلَ عَلَيْكُمْ مِنْ بَعْدِ الْغَمِّ اَمَنَةً نُعَاساً يَغْشٰى طَٓائِفَةً مِنْكُمْ وَطَٓائِفَةٌ قَدْ اَهَمَّتْهُمْ اَنْفُسُهُمْ يَظُنُّونَ بِاللّٰهِ غَيْرَ الْحَقِّ ظَنَّ الْجَاهِلِيَّةِۜ يَقُولُونَ هَلْ لَنَا مِنَ الْاَمْرِ مِنْ شَيْءٍۜ قُلْ اِنَّ الْاَمْرَ كُلَّهُ لِلّٰهِۜ يُخْفُونَ فِي اَنْفُسِهِمْ مَا لَا يُبْدُونَ لَكَۜ يَقُولُونَ لَوْ كَانَ لَنَا مِنَ الْاَمْرِ شَيْءٌ مَا قُتِلْنَا هٰهُنَاۜ قُلْ لَوْ كُنْتُمْ فِي بُيُوتِكُمْ لَبَرَزَ الَّذ۪ينَ كُتِبَ عَلَيْهِمُ الْقَتْلُ اِلٰى مَضَاجِعِهِمْۚ وَلِيَبْتَلِيَ اللّٰهُ مَا فِي صُدُورِكُمْ وَلِيُمَحِّصَ مَا فِي قُلُوبِكُمْۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ
(Sure bitimine kadar ve ardınca gelir).
• İkinci Ayet Fetih Suresi'nde Hak Teala'nın (Muhammed Resulullah) kavl-i şerifidir, ahir sureye (surenin sonuna) kadar varınca dır:
مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّٰهِۜ وَالَّذ۪ينَ مَعَهُٓ اَشِدَّٓاءُ عَلَى الْكُفَّارِ رُحَمَاءُ بَيْنَهُمْ تَرٰيهُمْ رُكَّعاً سُجَّداً يَبْتَغُونَ فَضْلاً مِنَ اللّٰهِ وَرِضْوَاناً۪ س۪يمَاهُمْ ف۪ي وُجُوهِهِمْ مِنْ اَثَرِ السُّجُودِۜ ذٰلِكَ مَثَلُهُمْ فِي التَّوْرٰيةِۚ وَمَثَلُهُمْ فِي الْاِنْج۪يلِ can كَزَرْعٍ اَخْرَجَ شَطْاَهُ فَاٰزَرَهُ فَاسْتَغْلَظَ فَاسْتَوٰى عَلٰى سُوقِه۪ يُعْجِبُ الزُّرَّاعَ لِيَغ۪يظَ بِهِمُ الْكُفَّارَۜ وَعَدَ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنْهُمْ مَغْفِرَةً وَاَجْراً عَظ۪يماً
(İntehe'l-kelam / Söz burada bitti).
__________________________________
______
2. Bölüm: Padişah, Kadın ve Arslan Kıssası
Ehl-i tarih (tarihçiler) bazılarından şöyle hikaye ederler ki:
Meliklerden (hükümdarlardan) biri, memleketi döneminde bir gün ava çıkmıştı. Askerlerinden ve tebaasından ayrılıp tek başına "Karye-i Kebire" (Büyük Köy) denilen bir köye girdi. O sırada yolda rastladığı güzel bir kadını gördü, kadına hayran kalıp ondan su istedi. O sevgili ve güzel kadın da ona soğuk ve temiz su getirip verdi. Melik o kadına aşık olup kadının nefsini talep etti (onunla birlikte olmak istedi). Kadın ise iffetli ve namuslu olup melikin bu isteğinden kurtulmak için akıllıca bir hile ve mazeret bulup dedi ki:
— "Ey hükümdar, durumumuzun güzel ve hoş olması için evvela gidip kocamdan izin alayım, öyle gelelim." dedi.
Melik de bu sözü kabul edip bekledi. Kadın ise hemen kocasını çağırıp gizlice durumu anlattı. Kadının kocası durumu öğrenince büyük bir korkuya kapıldı ve melikin makamından endişe etti. Kadın ise kocasını teselli edip cesaretlendirerek şöyle dedi:
— "Biraz zaman geçince sen de melikin yanına gel, durumumuzu şu şekilde ifade et..." diyerek ona akıl verdi.
Sonra kocası da melikin yanına gelip divane (şaşkın) gibi davranarak feryat etti:
— "Ey padişahımız! Hak Teala seni aziz eylesin. Ben bu tarlada ziraat (tarım) etmek için bir süre önce kiralayıp tarımı bırakmıştım. Bir miktar zamandan sonra muattal (boş) kalıp ziraat etmeyi bıraktım ki başkası kiralayıp ziraat eylesin. Çünkü tarlaya zarar hasıl oldu, boş kaldı. Şimdi ise tarlaya ziraat olunması fesa da sebep oldu. Çünkü bir kimse benden habersiz o tarlaya ziraat etmek ister." dedi.
Melik, adamın bu mecazi şikayetini ve kadının iffetini anlayıp kocasına hitap etti ve dedi ki:
— "Tarlanı ziraat etmekten seni hiç kimse men edemez. Çünkü padişahım Hak Teala seni aziz eylesin, işitmişimdir ki o tarlaya bir Arslan dahil olmuş (girmiş), ben korkup yaklaşmaya güç yetiremedim. Zira ilk olarak Arslan'a takatim (gücüm) olmadığını anladım." dedi.
Melik bu sözüyle aslında kadının iffetine dokunmadığını kastetti ve bunu adama hissettirdi. Kadının kocasına dönüp dedi ki:
— "Ey adam! Senin tarlan ziraate salihtir (uygundur), pak (temiz) bir arsadır, var ziraat eyle. Allah Teala sana mübarek eylesin, Arslan o tarlaya bir daha varmaz."
Melik böyle deyip kadına ve kocasına güzel geçim (hüsn-i معاشره) ve ihsanlarda bulunarak ikram etti ve oradan ayrıldı.
(Tarih-i İbn Hallikan'da rivayet olunduğuna göre... Mazyan nam kimse... Mu'tasım Melik'in huzuruna...)
1. Bölüm: Arslanların Doğası ve Mecazi Anlamlar
...Arslanlar meğerse yine o arslanlardırlar ki onların hepsi “Yevme’l-keriheti fi’l-meslubi la fi’s-selbi” (Savaş gününde elinden malı alınan değil, malı alandır). Cenk gününde husumetçi ve avcıdır, yoksa erkeğin elbisesi değildir, der. Bilakis o, kendi benliğini ister, demiş. (Halid el-Katib güzel söyleyip işitmiştir): “Ame’l-gaysu en-neda hatta iza ma rea’ melabise’l-esedi” yani yağmur kendinden hasıl olan çimen ve yeşillik gibi görünür ve Arslan dahi kendi doğal olan şeklini bilir. “Faza el-gaysu makarra’l-beldeti” yani yağmur yağınca şehirlerin karargahı görünür. “Ve iza el-leyti makarra’l-beldeti” (Arslan celadet ve şecaatini ikrar eder). Her neresine kendi tabiatı olan nesneyle yönelirse o arslanlar şereflidirler.
“Zafera’r-rahbu bi-kalbi denfin” (Gönül daralması, hasta bir kalbe galip geldi). “Bile’l-carimu sukāmen ve mehabbeten” (Günahkar kimse hastalık ve sevgiyle yıprandı). Fırsat buldu. “Bike ve’s-sakami yuhsemü nahilün” yani zaaf ve hastalıkla zayıflamış olan kimseleri kesmek bendendir. “Ve bika el-adilü li-min rahmeti” (Feryat edenin ağlaması, adil olana ağlamadır). Yani aşk ve muhabbette bana levmedip (kınayıp) kime şikayet edeyim ki bana merhamet edip ahlakımı ve kötü huyumu düzeltsin? Ağladığıma bakıp bana levmedip dururken o vecihle ağladı ki hayretler içinde kaldı. Bir gün nehrin kenarında sakin bir köşede balıklar oynaşırken bir şahıs balık avlamak amacıyla oraya varmıştı. Me’mun ve Mu'tasım sarayının ardına varıp sular ardınca düşüp yatağında bayıldı ve "Beni çağırın!" der idi.
Bir gün Mu'tasım’ın sarayına erzak senedi götürüp sıpalar (genç binek hayvanları) dururken "Nice vardım, ben şu kimseye yemlik şu kadar veririm" dedim. “Bika adilün min rahmeti fercihtehü” (Merhametimden ötürü beni kınayan kimse geride kaldı). “Ve keme men mes’edin min mislihi ve damini” (Onun gibisinden ve kefilimden ne kadar mutluluk vardır). “Verafati dem’u’l-ayni hatta ke’enneha” (Gözyaşları öyle aktı ki sanki...). “Dümuu dümui la dümuu cefuni” yani bana levmeden (kınayan) rahm edip (acıyıp) ağladı, kendi gözü yaşardı. Ve bana levmederken dönüp bana merhamet, yardım ve inayet etti. Birçok kimse levreder ve "Benim gözlerimden aşk revan (akan) seylan etmektedir" der. Güya gözümün yaşı göz başı denilecek rütbeye yetişti, ulaştı.
________________________________________
2. Bölüm: Hz. Nuh ve Bağ Kıssası
(Ravzatü’l-Ulema’da rivayet olunduğu üzere):
Hz. Nuh (Aleyhisselam) bir bağ dikmişti. Şeytan (Aleyhi’l-La’ne) gelip o bağın asmalarını kökünden kesip kuruttu. Nuh (Aleyhisselam) bu duruma çok üzüldü ve gamlandı. Nuh (Aleyhisselam) bu şekilde hüzünlü ve düşünceli bir halde otururken Şeytan gelip dedi ki:
— "Ey Allah’ın Peygamberi, ne diye düşünürsün?"
Nuh (Aleyhisselam) durumu anlatıp haber verdi. Şeytan dedi ki:
— "Ya Nebiyallah! Eğer bana izin verirsen o bağın asmalarını yine dikeyim, canlandırayım. Ancak bana şartım şudur ki: Senden bu bağın ürününden bir pay isterim." dedi.
Hz. Nuh da ona izin verdi ve mezkur Şeytan (Aleyhi’l-La’ne) varıp Arslan, Ayı, Pars, Kurt, Çakal, Tilki ve Horoz getirip bağın dibinde kesti. Onların kanlarını o bağın köküne döktü. O saat bağ hemen yeşerip taze oldu ve ondan yedi türlü üzüm hasıl oldu. Halbu ki önceden tek bir tür üzüm olurdu.
[Bu kesilen hayvanların kanlarının şaraba ve içenlere olan mecazi etkisi]:
• İlk olarak Arslan kanı içildiğinden, şarap içen kimseye arslan gibi şecaat (cesaret), kuvvet ve kaplan gibi azamet, gazap ve celal gelir.
• İkinci olarak Ayı gibi kuvvetli ve kaba kuvvet sergiler.
• Üçüncü olarak Pars gibi uykucu ve uyuşuk olur.
• Dördüncü olarak Kurt gibi yırtıcı ve hırslı olur.
• Beşinci olarak Çakal gibi feryat edip bağırır.
• Altıncı olarak Tilki gibi hilekar ve kurnaz olur.
• Yedinci olarak Horoz gibi çağırıp bağırır ve öter.
(Nuh Aleyhisselam’ın kavminde şarap haram kılındı. Hazret-i Nuh Aleyhisselam’ın ismi Abdülgaffar’dır. Nuh tesmiye olunduğu [Nuh diye adlandırıldığı] ümmetinin günahlarına çokça nale ve figan [ağlayıp inlemek] ettiği içindir. Nuh’un babası Lamet’tir, ceddi İdris’tir, Nuh ona nispet olunur. Vallahu a’lem).

3. Bölüm: Tarihi Rivayetler ve Beyitler
(Teznib): Yani bu kelamın tamamı budur ki: Ebu Müslim-i Horasani ki ismi Abdurrahman b. Müslim’dir, Emevi saltanatını ortadan kaldırıp Abbasi halifeliğini kuran zattır. Bu işlerden uzaklaşıp feragat ettikten sonra, her vakit şu şiiri okurdu:
“Edrektü bi’l-hazmi ve’l-kitmani ma acizet... Anhu mülukü beni mervane iz hadu”
(Yani Mervanoğulları hükümdarlarının [Emevilerin] aciz kaldıkları, koruyamadıkları işleri, ben basiret, azim ve sır saklamak ile elde ettim, muradıma ulaştım).
“Ma zalet es’i bi-cihdi fi dimarihimü... Ve’l-kavmü fi gafletin bi’ş-şami kad rakadu”
(Yani düşmanlarımın helakinde her daim gayret ve çaba içinde oldum. O sırada Şam’daki kavm ise tam bir gaflet içinde uykudaydılar).
“Hatta darabtühümü bi’s-seyfi fentebehu... Min nevmetin lem yenemha kablehüm ehadün”
(Yani ben onlara kılıçla öyle darbe indirdim ki, onlar uykularından uyandılar. Ancak öyle bir uyanış oldu ki onlardan önce hiç kimse öyle derin bir uykuya [ölüm uykusuna] yatmamıştı).
(Ve men raa gnemafi ardı mseb’atin... Yani bir kimse ki koyunu yırtıcı hayvanlar olan yerde gütmek isterse...)

__________________
Yunusça sevgimizden anlamayana cevabımız Yavuzca olacaktır...
Alıntı ile Cevapla
 

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149