1. Bölüm: Halife Mansur ve Ebu Müslim-i Horasani Arasındaki Çekişme
“...Ve name anha tevella ra’beha el-esed” yani ne vakit o arslan hücum eder, arslanlardan murat kendidir (İbn Hallikan tercümesinde böyledir).
Şimdi Abbasi halifelerinin ilki Ebu'l-Abbas es-Saffah olup, adı geçen adı malum olan melik, Ebu Müslim’in gayret ve çabalarından, gösterdiği sadakat ve hizmetten ötürü ona çok fazla tazim ve hürmet ederdi. Ne vakit ki Saffah vefat edip yerine kardeşi Ebu Cafer el-Mansur halife oldu, Ebu Müslim-i Horasani’den bazı işler sadık oldu (meydana geldi). Mansur ise halife olduğunu, Ebu Müslim’e ait memleketlerin eline geçtiğini görünce, Ebu Müslim’in kudretinden endişe etti. Tedbir ve istişare ile gizlice tedbirler almaya başladılar ve onu ortadan kaldırmak için planlar kurdular.
Bir gün Ebu Müslim, Halife Mansur’un huzurunda iken kendi hakkında "Ey Müminlerin Emiri, eğer (Lev kane fihima alihetün illallahu lefesedeta) yani 'Eğer yerde ve gökte Allah’tan başka ilahlar olsaydı, ikisinin de düzeni kesinlikle bozulurdu' [Enbiya Suresi, 22. Ayet] ayeti mucibince, yeryüzünde bir yerine iki padişah/halife bulunursa ülkede düzen kalmaz, fitne ve fesat uyanır. Bu sebeple o halifeye ne söyleyeyim efendim?" dedi.
Halife Mansur ise bu sözleri işitince içten içe onun niyetini anladı. Ebu Müslim’in işini bitirmek için her türlü tedbiri almanın artık şart olduğuna kanaat getirdi. Ona zahiren eman verip emniyet hissettirerek hileyle onu kandırdı. Medayin isimli şehirde huzuruna getirtmek üzere adamlar gönderdi. Mansur, daha önceden Ebu Müslim’i katletmek için kılıç kuşanmış birkaç kişiyi hazırlayıp meclisinde perdelerin arkasına gizlemişti.
________________________________________
2. Bölüm: Ebu Müslim'in Tuzağa Düşürülmesi ve Katledilmesi
Ebu Müslim meclise girip Mansur ile oturduğunda, Mansur daha önceden Ebu Müslim’den sadık olan (meydana gelen) bazı hataları, itaatsizlikleri ve kusurları birer birer sayıp onu azarlamaya başladı. Kendini savunmak isteyince Mansur:
— "Beni dinle ey Ebu Müslim!" diyerek ellerini birbirine vurdu.
Bu, gizlenen adamlara verilmiş bir işaretti. İşareti alan katiller hemen perdelerin arkasından hücum ettiler ve Ebu Müslim’i kılıç darbeleriyle orada katlettiler. Ebu Müslim katledilince, Abbasi akrabaları ve devlet erkanı arasında büyük bir اضطراب (huzursuzluk) ve hareketlilik meydana geldi. Ebu Mansur’un adamları ise durumu yatıştırmak için dışarı çıkıp:
— "Halife, Ebu Müslim’in başını kesti, işini bitirdi!" diyerek halka duyurdular.
Ebu Müslim'in cansız bedeni bir hasıra sarılıp Dicle Nehri'ne atıldı. Ebu Cafer el-Mansur’un veziri Hanzala, meclise gelip Ebu Müslim’in nehre atıldığını görünce Halife Mansur’a dönüp:
— "Ey Müminlerin Emiri, işte bu gün senin hilafetinin ilk günüdür, artık saltanatın kesinleşti." dedi.
Halife Mansur da bu durum üzerine şu meşhur temsili beyti okudu:
فَأَلْقَتْ عَصَاهَا وَاسْتَقَرَّ بِهَا النَّوَى * كَمَا قَرَّ عَيْنًا بِالْإِيَابِ الْمُسَافِرُ
(Feligat asaha vestekarra biha en-neva * Kema karra aynen bi’l-iyabi el-musafir)
Anlamı: Yolculuk bitince yolcu asasını bir kenara atıp karar kıldığı ve rahata erdiği gibi, uzak yoldan dönen misafirin gözünün aydın olup sevinç ve huzur bulması gibi... Bizim de gönlümüz nihayet huzura erdi, tehlike ortadan kalktı, demektir.
________________________________________
3. Bölüm: Ebu Müslim Hakkındaki Hicivler ve Şiirler
Ebu Müslim katledilip hasıra sarılı bir halde yerde yatarken, Mansur onun başucunda durup şu şiiri söyledi:
• “Zeamte enne ed-dine la yakdi eya Eba Müslim” (Ey Ebu Müslim! Sen dinin intikam almayacağını, borcunu ödemeyeceğini mi sandın?)
• “Festevefi bi’l-keyli eya Eba Mücrim” (Ey mücrim/suçlu adam! Şimdi cezanı ölçek ölçek tam olarak öde!)
• “Eşrabü bikasin künte tuski biha” (Zamanında başkalarına içirdiğin o ölüm kadehini şimdi sen kendin iç!)
• “Eya Eba Müslim uhran sadireke bi’ş-şerabi ebyake” (Ey Ebu Müslim! İşlediğin şerlerin ve döktüğün kanların karşılığını şimdi gör!)
• “Emre fi el-halkı min el-alkami” (Senin halka tattırdığın o acılık, şimdi senin boğazına saplandı).
Vezir Hanzala ise içinden Ebu Müslim’e acıyarak şöyle dedi:
• “Eya Mücrim ma gayyera Allahu nimete ala abdihi hatta yugayyiru el-abd” yani "Ey Ebu Müslim! Hak Teala kulları üzerindeki nimetini, kullar kendi ahlak ve niyetlerini değiştirmedikçe değiştirmez." [Enfal Suresi, 53. Ayet'e atıf].
Yine Ebu Müslim hakkında Ebu Dulame isimli şair şu beyti söylemiştir:
• “Eni devleti el-Mansuri havelet gadrühü” (Ey Mansur’un devletine hile ve hainlik etmeye kalkışan kişi!)
• “Eya Eba Müslim mensurun fi devletihi mi gadrühü bi-eşeddike” (Ey Ebu Müslim! Mansur kendi devletinde sapasağlamdır, senin hilen ise kendi başını yedi).
• “El-an ehle el-gaderi ebavüke el-kürdü” (Şimdi hile ehli olan senin o Kürt asıllı ataların...)
• “Gāfilün olgıl ehle el-gaderi kürd taifesi senden olan senin payidarlığın...”
• “Eya mücrim havfeni el-katli fentehi” (Ey suçlu! Ölüm korkusuyla artık son buldun).
• “Aleyke bi-ma havfeni el-esed el-verdi” (Sanki kırmızı bir arslanın pençesine düşmüş gibi korkup titredin).
Yani "Ey Ebu Müslim, sen beni katil ile korkuturdun, o korkuttuğun katil şimdi senin başına geldi" demektir. Ne vakit ki Ebu Mansur, Ebu Müslim’i katletti ve ardından hutbe okuttu; o zaman bu durum halk arasında büyük bir yankı uyandırdı. Bu hadiseden sonra Numan b. el-Münzir isimli padişah hakkında da Tabiatü’z-Zibyani isimli şair şu güzel şiiri okumuştur:
فَإِنَّ طَاعَتَكَ نَافِعَةٌ إِطَاعَتُهُ كَمَا إِطَاعَتِكَ وَإِذْ لِلَّهِ عَلَى الرَّشَدِ
(Fe-inne taateke nafiatün itaatühü kema itaatike ve iz lillahi ala er-raşed)
Anlamı: Şüphesiz ki senin gösterdiğin itaat, tıpkı Allah rızası için doğru yolda (rüşd ve sedad üzere) olan bir kimsenin samimi itaati gibi faydalı ve değerlidir.
________________________________________
1. Bölüm: Ebu Müslim'in Ölüm Tarihi ve Kökeni Tartışmaları
...Sana boyun eğip itaat ettiği için sen ona fayda ve ihsan eyle. (Ve men asake fe-akıbhu muakabeten) yani "Her kim ki sana isyan ederse, onu azapla cezalandır" demektir. Zalimleri nehyeyle (engelle), haset dileyen kimseyi tutup sustur. (Hammednake ve meyna’ fesa de-hu) yani "Sana hamdederiz ve onun fesadını engelleriz" kıssasıyla akıllara kazınmıştır.
Ebu Müslim'in katli vakası, yüz otuz altı (136) ya da yüz otuz yedi (137) senesi Şaban ayında vuku bulmuştur. (İbn Hallikan ve diğer tarihçiler der ki: Ebu Müslim zeki ve heybetli bir adamdı). Ebu Müslim’in rivayet edildiğine göre, kendisi halka hutbe okuduğu bir gün ayağa kalkıp:
— "Ey Ebu Müslim! Üzerindeki giysiyi gördüm, siyahtır. Ebu Müslim dahi ravinin (rivayet edenin) yüzüne bakıp buyurdu ki..."
Cabir b. Abdullah (Radiyallahu Anhüma) rivayet eder ki: Mekke’nin fethi gününde Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Mekke’ye dahil olduğunda başında siyah sarık var idi. Siyah giysi, heybetli bir elbisedir, bunu giymekle düşmana korku salınır. (Müellif der ki: Cabir’in bu rivayeti Sahih-i Müslim’de yer alır). Bu rivayete göre, Resulullah Efendimiz minbere çıktığında başında siyah sarık var idi. Siyah sarık sarınmak, onun arkasından gitmek sünnettir. Bu hadis dahi Sahih-i Müslim’de mevcuttur. Abbasiler dahi hutbe ve alametlerinde siyah rengi seçmişler ve siyah destar (sarık) kullanmışlardır. (İntehe'l-kelam / Söz burada bitti).
Bazıları derler ki: Ebu Müslim cenklerde ve savaşlarda katlettikleri kişilerin sayısının yüz bin (100.000) ya da yüz yirmi bin (120.000) kişiye ulaştığını söylerler. Ebu Müslim’in nesebi (soyu) hakkında ihtilaf olunmuştur. Bazıları Arap asıllı, bazıları ise Acem (Arap olmayan/Fars) asıllı olduğunu ve bazıları da köle asıllı olduğunu söylerler. Rivayet olunduğuna göre, Abdullah b. Mübarek (Rahmetullahi Aleyh) hazretlerine:
— "Ebu Müslim mi daha hayırlıdır yoksa Haccac-ı Zalim mi?" diye sorduklarında, o büyük alim cevap verip:
— "Ebu Müslim gibi dünyayı sarsan bir kimse hakkında, 'O mu hayırlıdır, bu mu?' diye sormam. Ancak Ebu Müslim’den şerefli bir iş meydana gelmiştir." demiştir.
Ebu Müslim, oldukça latifeci ve esprili bir kimseydi. Asla yüzünde kibir, gurur ve gazap eseri göstermezdi. Senede bir kere hatununun yanına gelirdi. Hatunu dahi:
— "Böyle yapmak deliliktir, insana yakışmaz, senede bir kere kadın görme ile yetinilir mi?" dedikte, Ebu Müslim:
— "Emevi devletinin zeval bulup (yıkılıp) gitmesi ve bizim devletimizin kaim olması beni o derece meşgul etmiştir ki bu kadarı kafi gelir." demiştir.
Rivayet olunduğuna göre, Emevi devletinin neden zail olduğu (yıkıldığı) hususu Ebu Müslim-i Horasani’ye sorulduğunda şöyle cevap vermiştir:
— "Onlar kendi dostlarına güvenip onlardan emin oldukları için dostlarını kendilerinden uzak tuttular. Düşmanlarının ise şerrinden korktukları için düşmanlarını kendilerine yaklaştırdılar. Sonunda uzak tutulan dostlar düşman safına geçti, yaklaştırılan düşmanlar ise dost olmadı. Böylece iki taraf da düşman kesildi ve Emevi saltanatı kendi ellerinden çıkıp zail oldu."
Ebu Müslim-i Horasani, Emevi devletini ortadan kaldırıp Abbasi devletini ihya etti (kurdu) ve hilafetin Al-i Abbas’a (Abbasoğullarına) intikal etmesine sebep oldu. Bu durum tarihte zahir (açık) ve sabittir.
________________________________________
2. Bölüm: İbn Hübeyre’nin Kuşatılması ve Arslan ile Yaban Domuzu Hikayesi
İbnü’l-Esir (tarihçi) ve diğerleri şöyle hikaye ederler ki: Abbasi halifelerinden Ebu Cafer el-Mansur, İbn Hübeyre’yi kuşattığı zaman İbn Hübeyre, kendi nefsini korumak için kalenin etrafına büyük bir hendek kazmıştı. İbn Hübeyre dahi bir gün kaleden bakıp Ebu Cafer el-Mansur’a bir elçi gönderdi ve ona hitaben mektubunda şöyle dedi:
— "Seninle benim durumum, bir yaban domuzu ile arslanın karşılaşmasına benzer. Bir gün yaban domuzu arslanın karşısına çıkıp meydan okumuş. Arslan ise domuzun bu meydan okumasını kendine ar kabul ederek demiş ki:
— 'Benim şanım koca bir arslan iken, senin gibi pis bir yaban domuzuyla dövüşmek bana yakışmaz. Eğer ben seni katledersem, bir yaban domuzunu öldürdüm diye bana bir iftihar ve şeref gelmez. Eğer sen beni katledersen, koca arslanı bir domuz öldürdü diye bana büyük bir utanç ve rezillik olur. Seni öldürmekle pençemi kirletmek istemem, ancak sen benim yolumdan çekilmezsen bütün zincirleri kırıp seni parça parça ederim!' demiştir."
İbn Hübeyre bu mecazi hikayeyle Mansur’a:
— "Seninle savaşmak benim şanımı düşürür, pençemi seninle kirletmek istemem, ancak üzerime gelirsen seni helak ederim." demek istemiştir.
________________________________________
3. Bölüm: Arslan ve Yırtıcı Hayvanların Dini (Fıkhi) Hükmü
(El-Hükmü): Arslan ile ilgili fıkhi hükümlere gelince; alimlerden İmam Şafii, İmam Ebu Hanife, İmam Ahmed b. Hanbel ve cumhur-ı ulemaya (alimlerin çoğunluğuna) göre arslan eti yemek haramdır. Zira Sahih-i Müslim’de rivayet edildiğine göre Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
كُلُّ ذِي نَابٍ مِنَ السِّبَاعِ فَأَكْلُهُ حَرَامٌ
(Küllü zi nabin mine’s-sibai fe-eklühu haramün)
Anlamı: "Yırtıcı hayvanlardan her parçalayıcı dişi (köpek dişi) olan hayvanın etini yemek haramdır."
Buradaki nehiy (yasak), her bir arzu sahibinin arzuladığı eti yemesini haram kılmak içindir. Şafiiler derler ki: "Arzu sahibinden murat, avını kendi gücü, kuvveti ve pençesiyle yakalayıp parçalayan hayvandır." demektir.
________________________________________
__________________
Yunusça sevgimizden anlamayana cevabımız Yavuzca olacaktır...
|