Tekil Mesaj gösterimi
  #9  
Alt Dün, 19:48
Yusufiyeli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
☆Yusufiyeli Yusufiyeli isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Manevi
 
Üyelik tarihi: 24.09.16
Bulunduğu yer: Trabzon
Mesajlar: 5,148
Forum Puanı: 1986
Etiketlendiği Mesaj: 597 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

...her hayvandan ikisini sefineye (gemiye) yükle diye emrolunduğunda. Hazret-i Nuh dedi ki: "Arslan ile öküzün, kurt ile kuzunun ve dahi karganın fare ile aralarında ne işlediysem Yüce Allah vahyedip bildirdi; aralarındaki bu düşmanlığı kim ortadan kaldırdı?" Nuh (Aleyhisselam) insanlara dedi ki: "Yarabbi" dedi, "Yüce Allah beni onlarla bir arada yaşatıp şerrinden kurtarsın" diye buyurdu.
(Havas ve Şifalı Yönleri): Mısır fatihi Abdülmelik b. Zübeyr dedi ki: Bir kimse arslanın yağından azasına (uzuvlarına) sürse sarıca arılardan emin olur, arılar ondan kaçar; o arılar dahi yılanlardan ve akreplerden kaçarlar. Arslanın kemiğini sarımsak yağıyla kaynatıp eritseler, o haşerat helak olur. Erkek arslanın ödünden yenilse, içindeki hastalıklar iyileşir; öd ile ilaç yapılıp içilse tıkanıklıkları açar. Çocuk iken sar'a (epilepsi) hastalığına müptela olan bir kimse, arslanın derisinden bir parça dahi üzerine assa sar'a hastalığı def olur (geçer); yetişkin iken sar'a hastalığı olsa yine büyük fayda ve şifa verir. Dahi arslanın kalbi yakılsa (külü kullanılsa), sair yırtıcı hayvanlar o kimseden firar ederler (kaçarlar). Arslanın etini felçli kimse yese, hastalığına şifa verir. Arslanın derisinden bir parça tabaklanıp sandığa konulacak olsaydı, o sandığa güve ve ağaç kurdu düşmezdi. Arslanın dişini bir kimse üzerinde taşısa diş ağrısından emin olur. Arslanın yağını bir kimse ellerine ve ayaklarına sürse soğuktan emin olur. Onun etinden sürse cüzzam hastalığından emin olur. Arslanın kuyruğunu bir kimse üzerinde taşısa, hilekar kimselerin tuzaklarından kaçıp kurtulur.
(Hermes dedi ki: Arslanın derisi üzerine oturulsa basur hastalığına ve ayaklarda olan nikris (gut) hastalığına iyi gelir, ağrıları giderir.) (Yine Hermes dedi ki: Arslanın etinin bir parçasından bir kimse alıp gül yağı ile karıştırıp yüzüne sürse, hükümdarlara ve bütün insanlara sevgili ve yüce görünür.) (Taberi dedi ki: Arslanın ödü ile sürmelenmek gözü keskinleştirir.)
Vallahü a'lem (En doğrusunu Allah bilir).
(Rüya Tabiri Kısmı): Rüya tabirinde arslan görmek sultan-ı azamdır (büyük, güçlü bir hükümdardır) ki tabiatı sert, zalim ve gururludur; andan bir şeyi sahibine bırakmayıp zorla almakla musallat olur. Kendisinden dostu da düşmanı da emin olmaz. Rüyayı yorumlayanların tabirine göre musallat olmuş zalim bir düşman ile de tabir olunur; bazıları dahi ölümle delalet eder zira arslan ruhları çeker ve kapar. Bazı tabirciler ise arslanı görmeyi hastalığın sıhhat bulmasına delalet saymışlardır. Bir kimse rüyasında arslanı görse fakat arslan onu görmese ve kendisi de firar eyleyip (kaçıp) gitse, o kimse korktuğu şeyden kurtulup hikmet ve ilme nail olur. Zira Yüce Allah’ın ayet-i kerimesindeki şu buyruğunda:
• فَفَرَرْتُ مِنْكُمْ لَمَّا خِفْتُكُمْ فَوَهَبَ لِي رَبِّي حُكْمًا وَجَعَلَنِي مِنَ الْمُرْسَلِينَ
Hazret-i Musa (Aleyhisselam)’dan hikaye kılınarak: "Ey kavm, ben sizden korktuğum için sizden kaçtım, sonra Rabbim bana hikmet hibe edip beni peygamberlerden kıldı" buyrulmuştur.
(Eğer arslan bir kimseyi karşılayıp o kimse de korkup kaçmış olsa, yine büyük bir devlet adamından ilim ve hikmete nail olup, ardından helak olmaktan ve hastalıklardan kurtuluş bulur.) Bir kimse arslanı görse de arslan kendisini sadece tırmalasa fakat katletmese (öldürmese), o kimseye daimi bir humma (ateşli hastalık) musallat olur; zira arslan, Hazret-i Nuh (Aleyhisselam)’ın gemisine dahil olduğundan beri onu daima humma tutmuştu, yukarıda zikrolunmuştur. Yahut o kimse zindana girer zira humma ateşi Yüce Allah’ın yeryüzündeki zindanıdır; bazı tabirciler dahi arslanın bağırmasını hastalığa delalet saymışlardır. Bir kimse rüyasında arslanın kılından, kemiğinden yahut etinden bir şey görse, o kimse padişahtan ya da düşmanından büyük bir mala nail olur. Bir kimse arslanla korkarak mücadele ettiğini görse, o kimse bir belaya vaki olur (düşer); eğer korkmadı ise düşmanını kahreder (yener). Yahut arslanla kucaklaşıp yatsa ve o esnada içinde hiçbir korku olmasa, düşmanından tamamen emin olur. Bir kimse arslanı insanların üzerine sıçrar görse, o ülkenin padişahı halkına zulmeder. Bir kimse arslanın başını eline geçirdiğini görse, büyük bir mülke ve makama nail olur. Bir kimse rüyasında arslanla vuruştuğunu görse, zalim bir padişah ile ya da güçlü bir düşman ile amansız bir mücadeleye girer. Bir kimse arslanın dişisini kucağına aldığını görse; eğer hanımı hamile ise erkek çocuk doğurur, eğer hatun hamile değil ise devlet katında hayırlı bir işi kucağına (eline) getirir.
(İbn Sirin rahmetullahi aleyh tabir etti ki: Bir kimse arslanın kendi evini ziyaret ettiğini görse, o evdeki kimse hasta olur. Eğer bir kimse arslanı kendisinin katlettiğini (öldürdüğünü) görse, düşmanlarına karşı büyük bir zafer kazanır...)
Eğer rüyayı gören kimse köleyse azat edilir, hür bir kimseyse hükümdardan (devlet başkanından) yana büyük bir korkuya kapılır. Arslanın kükremesi, hükümdardan gelecek bir tehdide delalet eder. Şayet bir kimse rüyasında arslanın kendisine sokulduğunu, dalkavukluk ve yalvarma tarzında uysal davrandığını görürse, padişahın emirleri o kimsenin elinde yürürlüğe girer; bazı tabircilere göre ise bu durum düşmanların kahrına (helakine) işarettir.
• وَاللّٰهُ أَعْلَمُ (En doğrusunu Allah bilir).
Gaza (cihat) bahsinde nakledilen hadisede İmam Şafii (rahmetullahi aleyh) şöyle demiştir: "Eğer kelam ilminin ortaya çıkardığı itikadi tehlikeler insanlara önceden malum olsaydı, yırtıcı bir arslandan kaçar gibi bu ilimden kaçarlardı."


(İhyau Ulumiddin kitabında şu açıklama yer alır): Sen, kelam ilmini öğrenmenin ve bu yolla tartışmalara (cidal) girmenin bütünüyle kötülenmiş bir şey olduğunu, yahut sadece amele yönelik, ya mübah, ya zaruri ya da farz olduğunu zannedebilirsin; bu konuda insanlar arasında pek çok tartışma ve dedikodu vardır. Bazı ulema şöyle demiştir: "Kelam ilmiyle uğraşmak bidattir ve haramdır. Bir kulun Yüce Allah’ın huzuruna şirk dışındaki bütün günahlarla çıkması, kelam ilminin getirdiği şüphelerle çıkmasından Allah katında çok daha hayırlıdır." Buna karşılık diğer bazı alimler ise: "Kelam ilmini öğrenmek vaciptir, farz-ı kifayedir, hatta bazen farz-ı ayındır; zira o amellerin en faziletlisidir ve inancı taklit düzeyinden kurtarıp kesin yakine ulaştırır. Çünkü kelam ilmi tevhidi ispat eder ve dinde hataya düşmekten korur" demişlerdir. (Fakat İmam Şafii, İmam Malik, İmam Ahmed b. Hanbel ve bütün ehl-i hadis alimleri, felsefi kelam tartışmalarının tamamını kötülemiş ve değersiz saymışlardır.) İmam Ebu Hanife de kelam ilmini, tıpkı astroloji (yıldız falı) ilmi gibi mezmum (kötülenmiş) ve uzak durulması gereken bir uğraş olarak kabul etmiştir.
(İbn Ebi Ya'la şöyle anlatır): Günlerden bir gün İmam Şafii’yi dinliyordum; Mu'tezile mütekellimlerinden (kelamcılarından) Hafs el-Ferd adındaki bir kimseden bahsediyordu. Şafii şöyle dedi: "Yüce Allah’ın huzuruna şirk hariç her türlü günahla varmak, kelam ilmiyle varmaktan daha hayırlıdır." (Yine Şafii demiştir ki: "Kelam ehlinin içine düştüğü helak, doğrudan şirk ile eşdeğerdir.") Ben bunu önceden iyi bir şey zannetmezdim; fakat anladım ki bir kulun Hak Teala’nın nehyettiği şirk dışındaki her türlü günaha müptela olması, kelamda münazara ve mubahase (tartışma) yapmasından Allah katında çok daha bağışlanabilirdir. (Kerasi’nin hikaye ettiğine göre) Şafii’ye inançla ilgili kelami bir meseleden soru sorulduğunda çok gazaplandı ve: "Sen bu şüpheleri git Hafs el-Ferd’e ve onun arkadaşlarına sor ki, Hak celle ve ala onları halkın içinde hor, zelil ve rüsvay eylesin!" diyerek soruyu reddetti. Anlatıldığına göre, İmam Şafii hastalandığında Hafs el-Ferd yanına gelip: "Ey Şafii Hazretleri, beni tanıdın mı, ben kimim?" diye sordu. Şafii de ona: "Sen Hafs el-Ferd’sin. Yüce Allah seni o sapkın iddialarından korusun ve canını almadan önce seni o halden tövbe etmeye muvaffak kılsın" dedi. (Yine Şafii demiştir ki): "Bir kimse din adına kelamcıları dinlemeye başlarsa, o kimse müslümanlığın özünden uzaklaşır ve tıpkı hasmını helak etmek isteyen birine dönüşür. Ben şehadet ederim ki böyle yapanların dinde hiçbir nasibi yoktur." (Yine Şafii’nin meşhur bir sözüdür): "Ehl-i kelam hakkındaki benim fıkhi hükmüm; onların sopalarla ve pabuçlarla dövülerek meydanlarda, sokaklarda teşhir edilmesi ve halka, 'Resulullah'ın sünnetini terk edip kelam felsefesine sarılanların cezası işte budur!' diye haykırılmasıdır."
İmam Ahmed b. Hanbel de şöyle demiştir: "Kelam ilmiyle uğraşan bir kul asla felah (kurtuluş) bulmaz. Şayet bir kimsenin sürekli kelam konularından bahsettiğini görürsen, bil ki onun kalbinde bir maraz (manevi şüphe hastalığı) vardır." İmam Ahmed bu konuda o kadar titiz ve mübalağalı davranmıştır ki, Haris el-Muhasibi gibi büyük bir zahid alim, sırf ehl-i bidatin (sapkın fırkaların) görüşlerini reddetmek amacıyla kelam tarzında bir kitap telif ettiği için, onun bunca zühd ve takvasına bakmayıp onunla ilişkisini kesmiş ve onu terk etmiştir. (İmam Ahmed, o zahide hitaben şöyle demiştir): "Sana yazıklar olsun! Ben sana o bidatçilerin görüşlerini sadece nakledip uyarmadım mı? Sen ise şimdi onların fikirlerini çürütmek bahsesiyle kitaplar yazıyor, insanları ehl-i bidatin kelamlarını mütalaa etmeye ve bunlar üzerinde tefekkür etmeye sevk ediyorsun. Senin yazdığın bu kitap, nihayetinde onların fikirlerinin yayılmasına ve yeni tartışmaların doğmasına sebep olur." (Yine İmam Ahmed b. Hanbel demiştir ki): "Kelam ilmiyle uğraşan ulema zındıklardır. Onlar kelimelerin lügat anlamlarını saptırarak çok büyük sapkınlıklara kapı açmışlardır." İmam Malik de: "Ehl-i bidatin ve ehl-i hevanın (kendi nefislerine göre dinde görüş belirtenlerin) şahitliği mahkemede caiz değildir" buyurmuştur. İmam Malik’in ashabından (talebelerinden) bazıları da şöyle açıklar: Hangi mezhepten olursa olsun, ehl-i hevadan murat, kelam ilmiyle derinlemesine uğraşıp dinde lüzumsuz sözü çoğaltanlardır. İmam Ebu Yusuf da şöyle demiştir: "Her kim kelam ilmini öğrenerek dinde derinleşmek isterse zındık olur." Ehl-i hadis alimleri de kendi saflarında bu görüş üzerinde ittifak etmiş ve kelamcıları dışlamışlardır. Hatta daha da ileri giderek kelamcıların sonradan türettiği felsefi delilleri reddetmişlerdir. Çünkü onların kullandığı "cevher" ve "araz" gibi felsefi lafızlar ve garip ıstılahatlar (terimler), Peygamber Efendimizin ashabının (radıyallahu teala anhüm) asla itibar etmediği, feryat edip uzak durduğu yabancı kavramlardır...
________________________________________


__________________
Yunusça sevgimizden anlamayana cevabımız Yavuzca olacaktır...
Alıntı ile Cevapla
 

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149