Alıntı:
ddlg Nickli Üyeden Alıntı
selamun aleyküm abi, değerlendirmene katılıyorum, yine de aklıma birkaç soru geldi. daha önce bir eşyanın satılması için bir uygulama okumuştum, sen paylaşmış olabilirsin ama emin değilim.
1.delil nedir? örneğin eski bir kitapta geçmesi yeterli olur muydu? öyle ise bunun islama aykırı olmadığından nasıl emin olabiliriz?
2.bir eşyanın satılması için yapılan uygulama ile bu arkadaşın anlattığı uygulama aynı şeye hizmet etmez mi? eğer ediyorsa oradaki kanıt arayışımız ne olmalı?
3.bilginin bu kadar hızlı ulaşılabilir olduğu neredeyse tek tuşla hata konuşarak her şeyi öğrenebildiğimiz bir zamanda bile bilginin gerçekliği veya doğruluğundan emin olamazken 700-800 senelik kitaplarda yazan şeylerden nasıl emin olabiliriz?
bu sorular seni sorgulamak için değil ,bilginden faydalanıp görüşlerini öğrenmek içindir. beni yanlış anlamanı istemem.
Allah şifa versin, selam ve dua ile.
|
Ve aleyküm selam kardeşim. Estağfurullah, suallerin gayet yerindedir. Bir meselenin aslını öğrenmek için sual sormak, hakikati aramanın icabıdır.
Evvela delil meselesinden başlayalım. Bir uygulamanın eski bir kitapta geçmesi, onun sahih olduğunu tek başına göstermez. Kitabın kadim olması başka, içindeki malumatın muteber olması başkadır. Müellifin kim olduğu, hangi kaynaktan nakilde bulunduğu, nakledilen hususun dini bir hüküm mü, şahsi tecrübe mi, yoksa bir rivayet mi olduğu araştırılmalıdır. Hele bir uygulama din namına tavsiye ediliyorsa, Kur'an ve Sünnet'e muhalif olup olmadığına da bakmak icap eder. Bir kitapta yazılı bulunması, o malumatın dinen tasdik edildiği manasına gelmez.
İkinci sualine gelince, bir eşyanın satılması için yapılan uygulama ile burada anlatılan usul, maksat itibarıyla birbirine benzeyebilir. Lakin aynı maksada hizmet etmeleri, aynı esasa dayandıklarını göstermez. Allah'a dua ederek bir işin hayırlı neticelenmesini istemek başkadır; belirli bir eşyanın, zincirin, rengin yahut sembolün muayyen bir usulle mutlaka tesir meydana getireceğini iddia etmek başkadır. Böyle bir iddia ileri sürülüyorsa, bunun ayrıca bir dayanağı gösterilmelidir. Sırf eski bir kitapta yazılı olması kafi değildir.
Üçüncü meseleye gelince, bugün bilgiye ulaşmak kolaylaşmış olsa da doğru bilgiye ulaştığımızdan emin olmak yine tahkik ister. Bu husus eski eserler için de böyledir. Bir eserin yedi yüz yahut sekiz yüz sene evvel yazılmış olması, onu kendiliğinden sahih kılmadığı gibi, sırf eski olması da kıymetsiz olduğu manasına gelmez. Eserin müellifi, kaynağı, nakilleri ve muhtevası ayrı ayrı değerlendirilmelidir. İlim, yalnızca bir nakli bulmak değil, o naklin ne ifade ettiğini ve ne derece muteber olduğunu da bilmektir.
Havas meselesinde de ölçümüz bu olmalıdır. Bir uygulamanın hangi eserde geçtiğini öğrenmekle iktifa etmeyip kaynağını, mahiyetini ve dini hükmünü de araştırmak gerekir. Bir kimsenin tecrübe ettiğini söylemesi, aynı neticenin her defasında meydana geleceğini ispat etmez. Hele bir dizinin izlenme rekoru kıracağını, bir eşyanın mutlaka satılacağını yahut muayyen bir neticenin birkaç gün içinde tahakkuk edeceğini söylemek, ayrıca delil ister.
Hulasa kardeşim, ne eski eserlerdeki her malumatı toptan reddetmek doğrudur ne de orada yazılan her şeyi hakikat kabul etmek. Nakil başka, naklin sıhhati başka; bir uygulamanın mevcudiyeti başka, iddia edilen tesirin sabit olması başkadır. Meseleye bu ölçülerle yaklaşmanın daha isabetli olduğu kanaatindeyim.
Selam ve dua ile.