Alıntı:
tunamyashar Nickli Üyeden Alıntı
Otodidakt nedir: Osmanlı tedris geleneğinde mekanın pek önemli olmadığı, insanların toplu bulunduğu veya öğrencilerin toplanabileceği her yerin ders ve sohbet halkası olduğu tespit edilmektedir.
Bu kurumlardan yetişenler arasında Katip Çelebi, Muallim Cevdet, Ahmet Cevdet Paşa gibi isimler vardır. Osman Nuri Ergin de Osmanlı'da askeri ve sivil mektepler açılmadan önce devleti idare edenlerin hangi mekteplerden ve nasıl yetiştiklerinin merak edilen bir konu olduğunu dile getirerek şunları söylemektedir:
Günümüzde çıkarılan çeşitli gazete ve mecmualar, gece dersleri, halk dershaneleri ve dil kursları kişinin hiçbir örgün eğitim kurumuna devam etmeden, buralardan faydalanmak suretiyle kendisini yetiştirmesine imkan sağlamaktadır.
Fakat Tanzimat'tan önce bu imkanların hiçbiri yoktu.
Ancak Frenkler'in "otodidakt" dedikleri ve dilimize "kendi kendine eğitim ve öğretim yapmış kimse", "hocasız alim", "mektepsiz münevver" diye tercüme edilen yerlerin, Osmanlı Devleti'nin kültür hayatında önemli bir konumu olduğu görülmektedir.
Müellif bu tahsil yerlerini 1.Camiler 2.Tekkeler 3.Hükümet daireleri 4.Kütüphaneler 5.Vezirlerin ve zenginlerin konakları 6.Alimlerin ve mütefekkirlerin odaları olarak sıralamaktadır.
Osmanlı'da Geleneksel İslam Anlayışı ve Kaynakları-Prof Dr. Hatice K. Arpaguş-s.81/82
|
Bana kalırsa bu metnin asıl işaret ettiği hakikat şudur: İlim tahsili yalnızca mektep duvarları arasında münhasır değildir. İlim talep eden kimse için cami bir mektep, kütüphane bir dershane, ulemanın sohbet ve müzakere halkaları ise birer medrese hükmündedir. Zira ilim, yalnızca resmi tedris müesseselerinde değil, talip olanın bulunduğu her mecliste neşvünema bulabilir. Osmanlı'nın kadim tedris geleneğinin dikkate şayan cihetlerinden biri de budur.