Ehl-i Beyt sevgisi elbette hürmete ve muhabbete layık bir sevgidir. Hz. Ali'yi, Hz. Fatıma'yı, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'i sevmek Müslüman için bir kusur değil, bilakis gönülde taşınması gereken bir muhabbettir. Ancak bir meseleyi savunurken tarihi hakikatleri de göz ardı etmemek gerekir.
Bektaşiliğin piri Hacı Bektaş-ı Veli'dir. Fakat onun yaşadığı 13. yüzyılda Bektaşiliğin bugünkü tarikat teşkilatı ve erkanıyla tamamlanmış olduğunu söylemek tarih bakımından isabetli değildir. Tarikatın müesseseleşmesi ve kendine mahsus yapısının belirginleşmesi daha sonraki dönemlerde, bilhassa Balım Sultan devrinde gerçekleşmiştir.
Yine Hacı Bektaş-ı Veli'nin Yusuf Hemedani'ye bağlı bir silsileye sahip olduğu hususu kesin tarihi belgelerle ortaya konulmuş değildir. Dolayısıyla bu konuda kesin hükümler vermekten imtina etmek iktiza eder.
Bektaşilik ile Kızılbaş Aleviliği arasında tarih boyunca kuvvetli münasebetler, ortak inanç unsurları ve karşılıklı tesirler bulunmuştur. Ancak bunları başlangıçtan itibaren tek ve aynı teşkilat gibi göstermek de birbirinden tamamen bağımsız iki yapı olarak değerlendirmek de tarihi gerçekliği tam karşılamaz.
Kanaatimce burada asıl dikkat edilmesi gereken husus şudur: Ehl-i Beyt muhabbetini savunmak başka, tarihi hadiseleri kendi arzu ettiğimiz şekilde yorumlamak başkadır. İnançlarımızı müdafaa ederken tarihi hakikatlere de sadık kalmalıyız.
Muhabbet ayrı, tarih ayrı meseledir. Her ikisinin de hakkını vermek gerekir.
__________________
Yunusça sevgimizden anlamayana cevabımız Yavuzca olacaktır...
|