Hilafetü Ca’fer el-Muktedir
(Hilafetü Ca’fer el-Muktedir)
Ahmed el-Müstein’den sonra ikinci halife olan bu zatın, tahta oturması olayı şöyle gerçekleşti: İnşallahü teala, bir süre sonra saltanat tahtına, biraderi Ebü’l-Fazl Ca’fer el-Muktedir oturup Bağdat’ta ilk gün biat olundu. Biat olunduğunda kendisi henüz on üç yaşındaydı. Ondan önce bu kadar küçük yaşta halife olan kimse olmamıştı. Bir rivayete göre ise, kendisinden sonra da böyle bir durum yaşanmadı. Devlet ileri gelenleri ve vezirler, 'Biz halife olarak kimi seçeceğiz?' diye tartışırlarken, şunları hikaye ettiler: Günlerden bir gün Mu’tazıd, saray-ı hümayununa giderken önünde Muktedir duruyordu. Muktedir, saray kapısında ayakta durup babasının ve amcalarının yollarına bakmaktaydı. Mu’tazıd onu perde arkasından gördü ki oğlu Muktedir, beş altı yaşlarında iken orada oturmuştu. Etrafında da kendisinden büyük yaşta olan saray hizmetçileri toplanmıştı. Çocukların topladığı kuru ve taze üzümleri, incirleri ve narları alıp yan yana dizmekteydi. O narlar pek kıymetliydi; çocukların ellerinden sepetle alıp önündeki tabağın içine koyardı. Üzümleri alıp bir parça yedikten sonra, çocuklara da ikram edip yedirirdi. İlaç nevinden olan bu yiyecekleri kendi eliyle çocuklara dağıtırdı. Mu’tazıd bu hali uzaktan izleyince hırslandı ve saray hanesine gazapla geri döndü. Kendi kendine melul, mahzun ve kederli bir halde: 'Yazık, benden sonra bu çocukların hali ne olacak? Bu Muktedir, bugün çocuklarla böyle oynar, yarın ise saltanatı ve ümmet-i Muhammed’i feda eder' diyerek hayıflandı. Vezirler dahi onun bu halini görüp: 'Ey müminlerin emiri, ne oldu?' diye sorduklarında, Mu’tazıd halifenin bu halini ve çocukluğunu onlara anlattı: 'Yazık sana, şu gördüğüm gözler beni yanıltmıyorsa, bu çocuk mülk ve saltanatı siyasete alet edip dünya hırsıyla fesada verecektir. İşleri ıslah etmek yerine, ömrünü heva ve hevesle tüketecektir. Bilirim ki benden sonra bu insanların başına geçecek kimseyi iyi tayin etmek lazımdır. Bizim evladımız içinde kimse bu işi beceremez, saray saltanatına kimseyi yakıştıramayız' dedi.
Vezirlerden bir diğeri ise: 'Onun ömrünün uzun olmayacağı aşikardır, zira çocuk yaşta boğazından yakalandığı amansız bir hastalık ve illet vardır. Yakın zamanda fevt olur (vefat eder)' dedi. Vezirler: 'Nasın (halkın) hilafetini benim evladımdan çıkarmak münasip görünmez, lakin vefattan sonra hilafete Ca’fer’den (Muktedir’den) gayrı münasip kimse yoktur' dediler. Hal böyleyken, o haldeki dahi cömert, vakur, temiz tabiatlı, cömertlikte bir cevher gibi asil bir çocuk gördüm. Etrafındaki olan kızlara ve oğlanlara karşı elindeki narları ve üzümleri paylaştırır, helal kılıp kendisi pek az tenavül ederdi (yerdi). İki yüz yetmiş seneden beri böyle bir hisse, böyle bir mizaç görülmemiştir. Hal bu ki, tabiatı icabı cimrilikten uzak, paylaşmayı seven bir çocuktur. Fakat böyle bir çocuk, kadınların ve hizmetçilerin ihtilat (karışma) ve alakasıyla büyüdüğünden, devlet işlerini idare etmeyi bütünüyle ihata edemez (kavrayamaz). Böyle olunca, yağmur suyunun malları taksim edip dünya malına meylederek saltanatı zayi etmesinden korkulur. Şehirler harap ve perişan olur, halkın ahvali kötüleşir. Hariciler ve Rafıziler isyan edip huruç (başkaldırı) ederler, Abbasoğulları’nın saltanatı zail olmaya yüz tutar' diyerek bu hadiseleri sebepleriyle izah ettiler.
Saray ileri gelenleri: 'Mevlamız, Yüce Allah seni daima eylesin, hayatta iken Ca’fer’in bu sarsılmaz ahlakı, güzel hasletleri, insaflı oluşu ve zekası dahi zuhur etmiştir. Hilafeti ona tevcih etmekle hayırlı bir iş yapmış olursunuz' dediler. 'Sana en doğrusunu söyledim, gerisini Yüce Allah bilir' deyip giderek bir gün mahzun ve kederli bir şekilde bekledikten sonra, Mu’tazıd vefat eyledi. Ardından oğlu Müktefi, Yüce Allah’ın hükmüyle halife oldu. Müktefi dahi çok geçmeden fevt olunca (vefat edince), Muktedir halife oldu. Mu’tazıd’ın Muktedir hakkında önceden sezdiği bu ahval, kelimesi kelimesine zuhur etti. Halifenin devlet işlerindeki yetersizliği ve kelam-ı meşruiyeti zikrolundukta, bu eski sözler tekrar hatırlandı. İnsanlar bu sözler üzerine kafa yorup düşündüler..."
Cafer el-Muktedir’e eğlence ve oyun meclisinde rastlandığında, önüne on bin dirhem miktarında para getirilip konulmuştu. O ise etrafında bulunan cariye ve hizmetçilerine (gılmanlarına) ihsan ve bağışlarda bulunarak bu parayı orada tüketip zayi etmişti. Fakat bir önceki kelamda zikredilen Mu'tezid'in durumu hatıra getirilince...
(Bundan sonra adı geçen halifenin askerleri kendi vezirleri olan Abbas üzerine hücum edip onu katlettiler. Abdullah bin el-Mu'tezz’i getirip saltanat sarayına oturttular ve hilafetini ilan ettiler: [خلافة عبد الله بن المعتز المرتضى بالله]).
Muktedir tahttan indirildikten (hal' olunduktan) sonra, insanların çatışmaması ve kan dökülmemesi üzere söz birliği edilip Abdullah bin el-Mu'tezz’e biat olundu. Halifelerin oturduğu ve "Tahir Sarayı" diye meşhur olan saraya validesi ve cariyeleriyle gitmesi için Muktedir’e ferman yazıp, kendi emniyet müdürü (sahib-i şurtası) olan Hasan bin Hamdan ve İbn Amruye adlı kimseye emir verdiğinde, onlarla birlikte o saraya gidenlerin karşısına Muktedir’in adamları çıkıp bu iki kişiye taşlar attılar. Aralarında büyük bir çatışma çıktı ve nihayetinde Muktedir’in taraftarları galip geldi. el-Murtaza-billah’ın yardımcıları ve adamları perişan oldu; kendisi de İbnü’l-Hassas’ın evinde gizlendi. Ancak bir gün bir gece saltanatta kalabildi. Durum böyle olduğundan dolayı alimler, halifeler tarihini zikrederken onu halifeler arasında saymamışlardır.
Daha sonra Muktedir yeniden saltanat tahtına geçip Mürtezi-billah'ı buldurdu, boğdurarak katletti ve töhmeti uzaklaştırmak için "kendi eceliyle (aniden) öldü" diyerek cenazesini o civardaki bir harabeye defnetti. Bu olayı iki yüz doksan altı senesinin Rebiülahir ayında yaptı. (Adı geçen halife tahtta kalıcı olmadığından geçmiş halifelerden sayılmaz).
Muktedir’in başkomutan (ser-i asker) yaptığı Munis adlı kimseye "Muktedir’i kandırıp eline geçirerek katledecekler" denilince, Muktedir ile aralarında çatışma çıkana kadar Muktedir hilafet tahtında kalıcı ve işinin başındaydı. Başkomutan Munis’e "Muktedir’i de yakalayıp katledecekler" denilmesi üzerine, bu söz meseleyi karıştırmış, Halife Muktedir ise "Aslı yoktur, batıldır" diye yemin etmiş ve Munis de buna inanmıştı. Bundan sonra Munis ile memleketin ileri gelenleri arasında anlaşmazlık çıkınca, Munis de bu mücadele sonucunda on iki bin süvariyle sultan sarayına hücum etti. Muktedir’in tahtgahına girip Muktedir’i ve annesi Seyyide Hatun’u alarak kendi sarayına götürdü. Askerler ise saltanat sarayını yağmaladılar.
Muktedir kendisini hilafetten azledilmiş saydı ve memleketin durumunu tahrir etti (yazdı). Bu azlin ikinci günü olduğunda, yağmacılar çeşit çeşit taşkınlıklar yaparak halifenin tahtını yaktılar. Veziri olan İbn Mukle ve diğer kethüdalar firar edip Muktedir’e geldiler. O da kardeşi el-Kahir-billah’ı getirtip huzurunda tahta oturttu ve onu öperek "Ey birader, senin bu işte bir suçun/dahlin yoktur" dedi. Kardeşi de kendi halince şaşırarak [فالله بالامير المؤمنين] dedi. Muktedir de "Hak Teala için ve Resulullah salla'llahu aleyhi ve sellem hakkı için benden sana asla bir kötülük ve suikast vaki olmaz" dedi. Veziri İbn Mukle de Muktedir halife...
...oldu deyu (diyerek) tekrar memleketine yazıp şayia etmekle (yaymakla), bundan sonra Muktedir ile Munis Hadim meyanında (arasında) cenk ve cidal (savaş ve çatışma) vaki olup, naçar (çaresiz) Muktedir her seher (sabah) asker kenarında yürür dururmuş bir berre (kara) vilayetinden bir cemaat onu ihata edip (kuşatıp) içlerinden biri Muktedir’i katil ve süratle (hızla) giysilerini ve silahını alıp, Munis Hadim’e gitti. Ekraddan (Kürtlerden) bir kimse esna-yı rahda (yol esnasında) Muktedir’in üzerine gelip avret yerini otlarla setr edip (örtüp) bir çukura defnetti. Katledilmesi (ölümü) hicri üç yüz yirmi senesinin Şevval ayının ahirinde (sonunda) vaki olmuştu ve müddet-i ömrü (ömrü) otuz sekiz senedir. Zaman-ı saltanatı (saltanat süresi) yirmi sene ve on bir aydır ki zikrolunduğu (anlatıldığı) gibi bu müddette iki defa hal' olunup (tahttan indirilip) saniyede (ikincisinde) katlolundu.
__________________
Yunusça sevgimizden anlamayana cevabımız Yavuzca olacaktır...
|