Helen Thomas
Helen Thomas 1920′de Suriye göçmeni, okuma-yazma bilmeyen Ortodoks bir anne babanın 9 çocuğundan biri olarak ABD’nin Kentucky eyaletinde doğmuş. 60 yılı aşan başarılı gazetecilik hayatında Beyaz Saray Muhabirleri Derneği’nin ve Foreign Press Club’ın ilk kadın yöneticisi olarak tarihe geçmiş. Thomas’ın United Press International ve Hearst gazetesinin Washington büro şefliği görevini sürdürürken Haziran 2010 itibariyle işine son verildi. Aylar süren sessizliğinin ardından Thomas’la Washington DC’deki evinde buluşup Haziran ayından beri yaşadıkları, Amerikan medyası ve politikası üzerine değerlendirmeleri üzerine konuştuk.
Bayan Thomas, altmış yılı aşkın bir süredir gazetecilik yapıyorsunuz ve bu sürenin 50 yıldan fazlası Beyaz Saray muhabirliği ile geçti. Bu süre içinde başkanlara ve Beyaz Saray sözcülerine sorduğunuz sorular nedeniyle gelmiş geçmiş en açık sözlü ve cesur gazeteci olarak nitelendirildiniz. Beyaz Saray’da soru sormak gerçekten cesaret isteyen bir iş midir?
Kimsenin sormaya cesaret edemediği soruları sorduğum için en cesur gazeteci olarak adlandırılmayı aslında yadırgıyorum. Çünkü, gazetecinin görevi gerçeği ortaya çıkarmak için soru sormaktır ve bunun için ekstra cesur olması gerekmez; sadece mesleğine ve kendine saygı duyuyor olması gerekir. Ama ne yazık ki , mesela İrak’ı neden işgal ettiğimiz konusunda benden başka hiç bir Beyaz saray muhabiri soru sormadı. Bence bu şok edici bir durum. Bütün bir ülkenin ve Ortadoğu’nun kaderini değiştiren bir girişim hakkında orada tam da Amerikan halkının doğruyu öğrenmesi için oturan gazeteci “niye?” diye soramıyor Başkan’a.
Birleşmiş Milletler ve diğer uluslararası kuruluşlar yalvardı Bush’a, lütfen son bir kez daha değerlendirelim, bakalım kitle imha silahları var mı diye, dinlemedi ve istediğini yaptı. Böylesine pervazsız bir hareketin sorgulanmaması diye bir şey mümkün mü?
Peki Bush’un Irak’ı işgal etmek için meşru bir gerekçesi olmadığını itiraf etmesi için niye bu kadar ısrar ettiniz? Gerçeği söylemesini ummadığınız halde niye ısrarla aynı soruyu sordunuz?
Gerçeği söylemekten nasıl kaçtığını teşhir etmek istedim Amerikan halkına. Amerikan halkı kandırılmayı hak etmiyor, savaşın faturasını onlar ödüyor çünkü. Binlerce insanın hayatına mal oldu bu işgal, hesabının verilmesi gerekir.
Başkan Obama da dahil olmak üzere tam 10 ABD başkanını takip ettiniz Beyaz Saray’da. Sizce en dürüst başkan hangisiydi?
John Kennedy ve Jimmy Carter. Diğerlerinden çok daha dürüst ve sorumlu idiler
Jimmy Carter hakkında konuşabilir miyiz biraz? İnsan olarak nasıl biriydi? Filistinlilerin yanında saf tutmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Oldukça onurlu biriydi. Filistinlilerin haklarını en açıkça ve en tutarlı biçimde savunan tek başkan o oldu şimdiye kadar. Sırf bu yüzden senelerce Nobel ödülü alması engellendi ama nihayet 2003′te alabildi. Filistinlilerin yanında yer aldı, çünkü Gazze’de, Batı Şeria’da Filistinlilerin neler çektiklerini , İsrail’in uyguladığı vahşeti kendi gözleriyle gördü ve vicdanlı bir insan olarak kayıtsız kalamadı.
Diğer başkanlar aynı şeyleri görmediler mi? Onlar niye aynı tepkiyi göstermediler?
Tabii ki gördüler, ama korkak oldukları için, İsrail’in karşısında durmaya cesaret edemedikleri için hiç bir şey yapmadılar. Şu anda mesela, İsrail yeni yerleşim bölgelerine 2 bin yeni ev inşa etmeye başladı. ABD yönetiminin tepkisi “hayal kırıklığına uğradık” demekten öteye gidemiyor. Ne demek hayal kırıklığı? Dalga mı geçiyorsunuz? Hayal kırıklığına uğrayacağınıza İsrail’e verdiğiniz parayı, silahı bütün desteği durdurun! BM İsrail’i her kınamaya kalktığında veto etmeyi kesin artık!
Peki niye İsrail’e hayır diyemiyorlar sizce?
Çünkü İsrail ABD’de çok güçlü. Kongre üyelerinin yarısından fazlasına kelimenin doğrudan anlamıyla sahipler. Ağzını açabilecek herkesin ağzına tıkıyorlar parayı, istediklerini satın alabiliyorlar. Amerikan siyasetinde para her şey çünkü. Bu geçtiğimiz ara seçimlerde toplam 40 milyar dolar harcandı, bu paranın çoğunu İsrail lobisi harcadı. Dolayısıyla, hali hazırdaki Kongre üyelerinin çoğunun sahibi İsrail lobisidir, parayı bastırıp satın aldılar.
Başkan Obama’nın bu anlamda farklı olacağını umuyor muydunuz? Çünkü adaylığı döneminde farklı bir başkan olacağı yönünde bir izlenim oluşturmuştu.
Tabii ki umdum ama büyük bir hayal kırıklığına uğradığımı söylemeliyim. İş Orta Doğu sorununa gelince hiç cesareti yok Obama’nın. Ama hala yine de ikinci bir kez seçilmesini isterim, her durumda Cumhuriyetçiler’e tercih ederim.
Peki Obama niye bu kadar cesaretsiz sizce? Başlangıçtaki karalılığını niye kaybetti?
Amerikan siyasetinin nasıl işlediğini görünce değişti tabii. Etrafındaki İsrail destekçisi duvarı görünce geri adım attı.
Kimler oluşturuyor bu duvarı mesela? İsim sayabilir misiniz?
Rahm Emanuel, David Axelroad ve Dışişleri Bakanlığı’ndaki bazı üst düzey görevliler. Rahm Emanuel Chicago Belediye Başkanı oldu ama etkisi devam edecek. Ben Obama’nın İsrail’in haklı olduğunu düşündüğüne inanmıyorum, Filistinlilerin neler çektiğini tabii ki o da görüyor, ama bir şey yapamıyor. Bütün bu kişiler Obama’ya İsrail-Filistin konusunda tarafsız davransa bile seçimi kaybedeceğini, dolayısıyla İsrail yanında yer alması gerektiğini dayattılar. Temel kural şu: İsrail destekçisi değilsen kaybedersin
Peki bu bütün ABD başkanları için geçerli bir kural mıdır? Bir gün başkanlardan biri çıkıp “İsrail işgal ettiği topraklardan çekilsin, para ve silah da yok artik” derse ne olur?
Amerikan halkının büyük bir çoğunluğu ayakta alkışlar bu başkanı! Ama Yahudi propaganda makinesi süratle işlemeye başlar ve en kısa zamanda bir yolu bulunup alaşağı edilir bu başkan.
Dışişleri Bakanlığı’na geri dönelim bir kez daha isterseniz. Aslında Amerikan Dışişleri’nde ciddi bir Arap yapılanması olduğundan da söz edilir. Bu Arap yanlısı grubun hiç mi etkisi olmuyor yönetimin Orta Doğu politikasında?
1950′lerde Dışişleri Bakanlığı’nda bir Arap yanlısı yapılanma vardı, doğru. Çok iyi eğitimli, çok iyi derecede Arapça konuşan ve bölgenin tarihine vakıf diplomatlar ve üst düzey yöneticiler vardı. Ama tıpkı üniversitelerin Orta Doğu bölümlerinde olduğu gibi Dışişleri Bakanlığı’ndan da bu isimleri bir bir temizlediler. Şu anda Arap kökenli isimler var tek tük ama Arap destekçisi diyebileceğimiz bir oluşumdan söz edemeyiz. Dışişleri Bakanlığı’nda büyük ölçüde İsrail destekçisi bir kadrolaşma hakim.
Buradan isterseniz ABD’deki basın özgürlüğünü nasıl değerlendirdiğinize geçelim. Nasıl görüyorsunuz genel durumu?
Basın özgürlüğünden daha önemlisi düşünce ve ifade özgürlüğü bence. Amerika’da ifade özgürlüğü yok bir kere. Ben “İsrail Filsitin’den defolup gitsin” dediğimde herkes birden üstüme geldi. Derhal anti- Semitist olarak damgalandım. Ben beni anti-Semitist olarak damgalayanlardan daha Semitist’im oysa. Çünkü ben Arap kökenliyim, Araplar da Sami ırkından gelir Yahudiler gibi. Ama beni eleştirenlerin kendileri Semitist değiller, çünkü Yahudilerin çoğu Avrupalıdır aslında. Rusya’dan Avrupa’ ya göçen Yahudilerdir. Aşkenaziler yani. Benim başıma gelenlerle de iyice anlaşıldı ki İsrail’i negatif bir cümle içinde anarsanız işinizden olursunuz, izole edilirsiniz. Bu da diğer gazetecilere bir nevi ders olmuş oldu. Bundan sonra böyle bir şeye niyetlenecek varsa hadlerini bilsinler diye.
İsrail bir anlamda Amerikan medyasının “kutsal ineği” oldu yani
|