Yahudi asıllı Ari Fleischer – Bush döneminde sizin yakıcı sorularınıza çokça muhatap olmuş Beyaz Saray sözcüsü – bir biçimde olayı hahamın kendi internet sayfasının sınırlarından çıkararak, “Fire Helen Thomas” başlıklı bir yazıyla Hearst’un sizi işten atması gerektiğini iddia etti. Arkasından yine Bill Clinton döneminde Beyaz Saray’da danışmanlık yapmış olan Lanny Davis sizin anti-semitik olduğunuzu ve derhal Beyaz Saray muhabirliğinden uzaklaştırılmanız gerektiğini iddia etti. Size karşı bu kampanyayı başlatanların ikisinin de Yahudi asıllı ve eski Beyaz Saray görevlisi olması, sanki bu kişilerin uzun zamandır bu fırsatı bekledikleri gibi bir izlenim yaratıyor. Ne diyorsunuz, yoksa bu bir tesadüf mü?
Hayır, tabii ki değil. Benden kurtulmak için fırsat arıyorlardı ve şimdi çok mutlu olmalılar, istedikleri gerçekleştiği için. Ari Fleischer para için yapamayacağı hiç bir şey olmayan bir yalancıdır. Profesyonel hayatının her gününde yalan söyleyen ve bizi Irak’taki batağa sürükleyen yalanlar zincirinin üreticilerinden biridir. Lanny Davis’e gelince, Semitik olmayan kendisidir aslında, ben Semitik’im ama o Avrupalı, Avrupa Yahudisi, Filistin’deki topraklarla hiç bir alakası yok. Bunlar ilgili ilgisiz her vesileyle Hitler’i , soykırımı öne sürüyorlar hemen. Sanki 2. Dünya Savaşı’nda başka hiç kimse ölmedi. Benim iki erkek kardeşim de dahil olmak üzere binlerce Amerikan vatandaşı savaştı o zaman. 25 milyon sivil-asker Rus öldü bu savaşta, başka bir sürü milletten insan öldü. Onların hayatları Yahudilerden daha mi değersizdi?
Ari Fleischer
Peki size karşı açılan bu kampanyanın sizin bıkıp usanmadan Amerikan başkanlarına, dışişleri bakanlarına ve Beyaz Saray sözcülerine “Orta Doğu’da nükleer silaha sahip bir ülke var mı?” diye sormanızla ilgisi nedir sizce?
Şu ana kadar hiç bir Amerikalı üst düzey yetkili İsrail’in nükleer silaha sahip olduğunu itiraf etmedi. Hâlbuki İsrail nükleer silah cephanesini her geçen gün biraz daha geliştiriyor, yenilerini ekliyor. İsrail ABD yöneticilerinin kendi nükleer silâhları hakkında hiç konuşmayacağına dair gizli bir anlaşma yaptı. Bu anlaşma gereği susuyor Amerikalı yetkililer.
“Orta Doğu’da nükleer silaha sahip bir ülke var mı” sorusunu Obama’ya da sormuştunuz. Evet ya da hayır şeklinde bir cevap bekliyor muydunuz?
Gerçeğe dair umudumu hiç yitirmedim ben. Dolayısıyla, evet demesini diliyordum ama diyemeyeceğini de biliyordum. Bu soruyu sorarken tek amacım işte bu cevap verememe durumunu teşhir etmek oldu hep. Amerikan kamuoyu kendilerinden nelerin saklandığını anlasınlar diyeydi. Bir vatandaş olarak başkanlık koltuğunda oturan kişiden doğal olarak sadece dürüstlük ve güvenilirlik bekliyorum ben.
Amerikan gazetecilerinin giderek artan ölçülerde “zor” sorular sormaktan kaçındıklarını söyleyebilir miyiz? Örneğin, özellikle alternatif medyadan, araştırmacı gazetecilik politik doğruculuğun ötesine geçemiyor yönünde eleştiriler geliyor.
Amerikan medyası giderek daha korkaklaşıyor, burası kesin. Fox başta olmak üzere, sağcı medyanın saldırısından çekiniyor herkes ve sanırım giderek daha ciddi bir sağcılaşma olacak gazeteciler arasında. Ayrıca, İsrail lobisinden destek almayan bir medya kuruluşunda çalışıyorsanız zaten çok fazla bir şansınız yok bu piyasada. Ahlaki ölçüyü kaybetti Amerikan medyası. Amerikan gazetecileri politik doğrucu olmazlarsa bedelini ödemek zorunda kalacaklarını acı bir şekilde öğrendiler.
En son Keith Olbermann örneğinde görüldü bu. Tamamen farklı bir kategoride bizim konumuzdan ama sonuçta gazeteciler üzerinde nasıl bir baskı oluşmaya başladığının örneklerinden biri oldu. Siz de olaydan hemen sonra bir açıklama yayınlayarak İsrail hakkında söylediklerinizden pişmanlık duyduğunuzu söylediniz? Neden yaptınız bunu?
En basit şekilde ifade edeyim: Pişmanlık duyduğumu söylemek zorundaydım. Bir tür formalite gereği idi bu özür, ortalığı yatıştırmak içindi ama işe yaramadı. Ayrıca, benim İsrail işgali, yerleşimler ve İsrail’in nükleer silahları konusundaki düşüncelerimi herkes biliyor, yeni değil bunlar ve bundan sonra da değişmeyecek. İşten atılmama neden olan ifadeleri Mavi Marmara olayına duyduğum öfkeyle ve Lübnan asıllı olmamla ilişkilendirdiler hep . Ama gerçek bu değil. Hahamla aramızdaki konuşma 27 Mayıs’ta gerçekleşti, İsrail’in Mavi Marmara saldırısı ise 31 Mayıs’ta. Olaya bağlı olarak çok duygusal olmamla filan ilgisi yok yani. Ben hep böyle düşündüm ve düşünmeye de devam edeceğim. Lübnan asıllı olmam ise ne olup bittiğini daha iyi anlamama yaramıştır sadece. Bölgenin tarihini, dengelerini ve hassasiyetlerini daha iyi takdir etmemi sağlamıştır. Ama bu konuda verdiğim tepki bir Amerikan vatandaşının tepkisi olarak okunmalıdır. Bir Amerikalı olarak karşıyım ben İsrail işgaline ve dur durak tanımayan yerleşimlere.
|