Havas Okulu

Havas Okulu (https://www.havasokulu1.com/)
-   Allah Dostları & Evliyalar (https://www.havasokulu1.com/allah-dostlari-evliyalar/)
-   -   Gavs-ül Azam Abdülkadir Geylani k.s (https://www.havasokulu1.com/allah-dostlari-evliyalar/603-gavs-ul-azam-abdulkadir-geylani-k-s.html)

aşk 29.05.15 16:32

Gavs-ül Azam Abdülkadir Geylani k.s
 
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
GAVS-ÜL A'ZÂM ABDÜLKÂDİR GEYLÂNÎ

Güney Azerbaycan'ın Geylân şehrinde 1078 (H.471)de doğdu. Künyesi, Ebû Muhammed'dir. Muhyiddîn, Gavs-ül-a'zam, Kutb-i Rabbânî, Sultân-ul-evliyâ, Kutb-i a'zam gibi lakabları vardır. Babası Ebû Sâlih bin Mûsâ Cengîdost'tur. Hazret-i Hasanın oğlu Hasan-ı Müsennâ'nın oğlu Abdullah'ın soyundandır. Annesinin ismi Fâtıma, lakabı Ümm-ül-hayr olup seyyidedir. Bunun için Abdülkâdir Geylânî, hem seyyid, hem şerîfdir. Hazret-i Hüseyin'in evladına seyyid, hazret-i Hasan'ınkine şerîf denir. Abdülkâdir Geylânî 1166 (H.561)'da Bağdad'da vefât etti. Türbesi Bağdad'dadır.Fıkıh ve hadîs ilimlerinde müctehid idi. Kâdiriyye tarîkatının kurucusudur. Orta boylu, zayıf bünyeli, geniş göğüslü, ilm için vefâkârlıkta emsâli az bulunur bir velî idi.


Abdülkâdir Geylânî daha doğmadan, ilerde büyük bir zât olacağına dâir alâmetler, işâretler görülmüştü. Babası rüyâsında Rasulullah efendimizi sallallahü aleyhi ve sellem, Eshâb-ı kirâmı radıyallahü anhüm ve evliyâyı gördü. Rasulullah efendimiz kendisine; "Ey Ebû Sâlih! Allah bu gece sana kâmil, olgun ve derecesi yüksek bir erkek evlâd ihsân etti. O benim oğlum ve sevdiğimdir. Evliyâ arasında derecesi yüksek olacak." buyurdu. Doğduktan sonra da hâlleri ile dikkatleri çekti.


Abdülkâdir Geylânî on sekiz yaşında Bağdad'a geldi. Buradaki âlimlerden ders almak sûretiyle hadîs, fıkıh ve tasavvuf ilimlerinde yetişti. Fıkıh ilmini; Ebû Hattâb Mahfûz, Ebü'l-Vefâ Ali bin Ukayl, Ebû Hüseyin bin Kâdı Ebû Ya'lâ gibi fıkıh âlimlerinden öğrendi. Hadîs ilmini; Hasan-i Bâkıllânî, Ebû Saîd Muhammed bin Abdülkerîm, Ebû Gânim Muhammed bin Muhammed, Ebû Bekr Ahmed bin Muzaffer, Ebû Câfer, Ebû Kasım bin Ali, Ebû Tâlib Abdülkâdir, Ebû Bekr Hibetullah ibni Mübârek, Ebü'l-İzz Muhammed bin Muhtar, Ebû Nasr Muhammed, Ebû Gâlib Ahmed, Ebû Abdullah Yahyâ gibi hadîs âlimlerinden öğrendi. Tasavvuf ilmini ise; Şeyh Ebû Saîd Mahzûmî ile Hammâd-i Debbâs'tan almıştır.

İlim tahsilini tamamlayıp yetiştikten sonra, vaâz ve ders vermeye başladı. Hocası Ebû Saîd Mahzûmî'nin medresesinde verdiği ders ve vaâzlarına gelenler medreseye sığmaz sokaklara taşardı. Bu sebeple,Bağdad halkının yardımlarıyla çevresinde bulunan evler de ilave edilmek sûretiyle medrese genişletildi.

Abdülkâdir-i Geylânî , bir müddet ders verip insanları irşâd ettikten, hak ve hakikatı anlattıkdan sonra, ders ve vaâz vermeyi bıraktı. İnzivâya çekilip, yalnızlığı seçti. Sonra sahrâlara çıktı. Bağdad'ın Kerh harâbelerinde yaşamaya başladı. Bütün vaktini ibâdet, riyâzet ve mücâhede ile nefsinin arzu ve isteklerini yapmamak, istemediklerini yapmakla geçirmeye başladı. Buyurdu ki:

"Irak'ın sahrâ ve harâbelerinde 25 sene insanlardan uzak kaldım. Benim kimseden, kimsenin benden haberi yoktu. Bâzan uzun müddet yemezdim ve "Açım! açım!" diye midemin feryâdını duyardım. Bâzan üzerime öyle ağırlıklar gelirdi. Bu sırada; "Muhakkak zorlukla berâber bir kolaylık vardır, şüphesiz zorlukla berâber kolaylık vardır." meâlindeki İnşirâh sûresinin beşinci ve altıncı âyet-i kerîmelerini okuduğumda üzerimdeki ağırlıklar dağılıp, giderdi."
"Şeytanlar çeşitli kılık ve kıyâfetlere bürünüp toplu hâlde yanıma gelir, beni yolumdan çevirmek için uğraşırlardı. Kalbimde büyük bir azim ve direnç hissederdim. İçimden bir ses; "Ey Abdülkâdir! Onlarla mücâdele et, onlara galip geleceksin." derdi. İçlerinde bir şeytan durmadan bana gelir; "Buradan git, şöyle yaparım, böyle yaparım." diye beni tehdit ederdi. Cân u gönülden, "Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billahil aliyyil azîm" okuyunca, onun tamâmen yandığını görürdüm."



Bir kere Abdülkâdir Geylânî şöyle bir ses işitti: "Ey Abdülkâdir! Ben senin Rabbinim! Sana haramları mubah, serbest kıldım.""Başkasına yasak olan şeyleri sana helâl kıldım." diyordu. Bunun üzerine Abdülkâdir Geylânî "Eûzübesmele" çekti. "Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım. Sus ey mel'ûn!" diye bağırdı. Bunun üzerine aynı ses; "Ey Abdülkâdir! Rabbinin izni ile çeşitli yerlerde bana aldanmayarak, şerrimden, kötülüğümden kurtuldun. Halbuki ben bu yolla yetmiş kişiyi yoldan çıkarmışdım." dedi. Onun şeytan olduğunu nasıl anladığını sorduklarında; "Sana haramları helâl ettim, sözünden anladım. Çünkü Allah böyle şeyleri emretmez." buyurdu.

Şeytanı başımdan savdıktan sonra bana pek lezzetli süslü ve parlak şeyler göründü. "Bunlar nedir?" dedim; "Dünyâ zevkleri ve zînetleridir." denildi. Dünyâ ve onun göz kamaştırıcı lezzeti ve çabuk tükenen nîmetleri kendine çekmek istedi fakat Allah beni onlardan da korudu. Onlara hiç kıymet vermedim. Bunun için kaybolup gittiler. Sonra Allahnın rızâsına kavuşma yolunda insanın önüne çıkan mânileri, engelleri gördüm. "Bunlar nedir?" dedim. "Senin içinde bulunan mânîlerdir." denildi. Bunlara üstün gelebilmek için bir sene uğraştım.

Sonra içimi seyrettim. Kalbimin birçok şeylere bağlandığını boş hayaller kurduğunu, kendini saraylarda sandığını gördüm. "Bunlar nedir?" dedim. "Arzu ve isteklerindir." denildi. Tam bir yıl uğraştıktan sonra kalbimi onlardan temizleyebildim.

"Yine nefsim kendi şeklinde bana gelir, kendine dost olmam için yalvarırdı. Yüz vermeyince zor kullanmak isterdi. Bir kere onu, bütün hastalıkları üzerinde, arzu ve istekleri dipdiri, şeytanları emrine hazır olarak gördüm. Bir sene mücâdele ettim. Allah'ın izni ile hastalıklarını iyileştirdim, arzu ve isteklerini kırdım, şeytanlarını kovdum. Kısaca nefsimle tedrîcen, safha safha mücâdele ettim. "

"Bütün bunlara rağmen, henüz matluba, maksada ve asıl istediğime varamamıştım. Bunun için, tevekkül, şükür ve zenginlik gibi kapıları denedim. Aradığımı fakirlik kapısında buldum. Burada büyük bir şerefe kavuştum, kulluk sırrına erdim, sonsuz hürriyete ulaştım. Bütün arzu ve isteklerim buz gibi eridi. Bütün beşerî sıfatlarım kayboldu. Gönülden Allah'dan başka her şeyi çıkarıp, hep O'nunla olmak olan "fakr" mertebesine ulaştım".
"Nihâyet bütün varlıklardan yüz çevirdim. Her şeyim Allah için oldu.

Sahralarda cezbe hâlinde kendimden geçmiş olarak dolaşırdım. Kendime geldiğimde kendimi bulunduğum yerlerden çok uzaklarda bulurdum. Bir gün bu halde bir saat kadar yürümüştüm. Sonra kendimi Bağdad'a on iki günlük uzaklıkta bir yerde buldum. Düşünceye daldığımda bir ses bana; "Sen ki Abdülkâdir'sin, buna hayret mi ediyorsun?" dedi."

"Sahralarda dolaşırken "Ol" sözü ile ihsân olundum. Allah'ın izni ile istediğim olurdu. Bunun için çok şey buldum... Sonra böyle yapmaktan hayâ ettim. Allah'a karşı edebi gözeterek hepsini terk ettim."

Abdülkâdir Geylânî bu uzun dolaşmalardan sonra Bağdad'a dönüyordu. Hazret-i Hızır önüne çıkıp, şehre girmesine mâni oldu. "Emir var. Yedi sene Bağdad'a girmeyeceksin." dedi. Bu sebeple, Bağdad'ın kenarlarında yedi yıl, yerden biten mübah bakliyatı yiyerek bekledi. Bildirilen müddet bitince; "Ey Abdülkâdir! Bağdad'a gir, serbestsin." diye bir ses duydu. Soğuk ve yağmurlu bir gecede Bağdad'a girdi. Doğru Şeyh Hammâd bin Müslim Debbâs'ın zâviyesine geldi ve geceyi orada geçirdi. Sabahleyin Şeyh Hammâd Debbâs onu görünce ağlayarak; "Oğlum Abdülkâdir! Bu devlet bugün bizim, yarın sizin olacaktır." dedi.

Bir müddetten beri Bağdad'da bulunan Abdülkâdir Geylânî fitne ve karışıklıklar olunca tekrar sahrâlara çıkmak istedi. Hibe kapısı denilen yere gelince; "Nereye gidiyorsun? Dön, herkes senden faydalanacak." diyen bir ses işitti. "Ben dînimi kurtarmak istiyorum." dediğinde; "Korkma, dînine bir zarar gelmeyecek." denildi. Düşünmeye başladı ve bu işin hakîkatını bildirmesi için Allah'a yalvardı. Bu esnâda Muzafferiyye denilen yerden geçerken birisi kapıyı açıp; "Ey Abdülkâdir! Buyurun." dedi. Yanına varınca; "Söyle, dün Allah'dan ne istemiştin?" dedi. Abdülkâdir Geylânî şaşırıp cevap veremedi. Bunun üzerine o Zât kapıyı şiddetle yüzüne çarptı. Dün Allah'dan ne istediğini düşünerek yürümeye başladı. Biraz sonra o zâtın Şeyh Hammâd Debbâs olduğunu hatırladı.

Bundan sonra onun sohbetlerine gider, halledemediği, çözemediği esrarı, gizli şeyleri ondan sorardı. O da ona bir bir açıklardı. Bâzan ilim öğrenmek için başka taraflara gittiğinden onunla görüşemezdi. Dönünce hocası ona; "Allah aşkına nerelere gidiyorsun? Bu civarda senden daha âlim birisi var mı?" derdi. Şeyh Hammâd'ın müridleri ona bâzan; "Sen âlim birisin. Burada ne işin var, buradan gitsene." derler; Şeyh Hammâd da onlara; "Utanmıyor musunuz? Onu buradan kovmak mı istiyorsunuz. İçinizde onun gibisi yok. Benim ona eziyet ettiğime bakmayın. Onu imtihan etmek, denemek, mânen kemâle ermesi, olgunlaşması için böyle yapıyorum, mânâ âleminde onu koca bir dağ gibi görüyorum." derdi.

Yine bir sohbet toplantısında, Abdülkâdir Geylânî dışarı çıkmıştı. Şeyh Hammâd; "Şu genci görüyor musunuz? Bir zaman gelecek ayağı bütün velîlerin boynunda olacak, her velî ona itâat edecek." dedi.

Başka bir gün o gelince ayağa kalkıp; "Hoş geldin Abdülkâdir! Sen âriflerin, Allah'ı tanıyanların seyyidi, efendisisin. Senin sancağın doğudan batıya kadar dalgalanacak. Bütün boyunların sana eğileceğini ve akranlarının üstünde bir dereceye ulaşacağını müjdelerim." dedi.

Zamânındaki diğer evliyâ da kerâmet olarak ileride onun derecesinin yüksek olacağını haber verdiler. Abdülkâdir Geylânî zaman zaman Şeyh Tacül ârifîn Ebü'l-Vefâ hazretlerinin yanına giderdi. Ebü'l-Vefâ hazretleri o gelince ayağa kalkar, yanındakilere; "Ayağa kalkın, evliyâdan biri geliyor." derdi. Ona karşı bu şekilde iltifât etmesine hayret eden talebelerine; "Henüz zamânı var. Vakti gelince, okumuş, câhil herkes bu gence muhtâc olacak, onun feyzinden, mânevî ilminden faydalanacaktır..." derdi.Bir defasında da; "Ey Bağdadlılar! Allah'a yemîn ederim ki, onun başında bir ucu doğuda bir ucu da batıda olan sancaklar dalgalanacaktır." dedi ve Abdülkâdir Geylânî 'ye dönüp; "Bugün söz bizim fakat ilerde senin olacak. O zaman bu ihtiyarı hatırlarsın." diye hitâb etti.

Nihayet Abdülkâdir Geylânî Bağdad'da insanları irşâda, Allah'ın beğendiği yolda bulunmaya dâvete ve nasîhat etmeye başladı. Bir gün kendini nûrların kapladığını gördü. Bu hal nedir diye sorunca, Resûlullah efendimiz Allah'ın sana verdiği yüksek dereceyi tebrik etmeye geliyor, denildi. Nûrun git-gide çoğaldığı bir anda Resûlullah efendimiz görünerek bir elbise verdiler. Sonra; "Bu, kutubluk denilen velîlere âit evliyâlık elbisesidir." buyurdular.

Resûlullah efendimizden Hazret-i Ali vâsıtasıyla gelen feyzler, mânevî ilimler ondan sonra Hazret-i Hasan ile Hüseyin ve on iki imâmdan diğerleri ile devam etti. Bunlardan sonra gelen evliyâya feyzler hep on iki imâm vasıtasıyla geldi. Abdülkâdir Geylânî dünyâya gelip velî oluncaya kadar hep böyle idi. Fakat o evliyâlıkta yüksek dereceye kavuşunca, on iki imâmdan gelen feyzler, ilimler, bereketler onun vâsıtasıyla geldi. Başka hiç bir velî bu makâma ulaşamadı. Bunun için; "Önceki velîlerin güneşi battı. Bizim güneşimiz ufuk üzerinde sonsuz kalacak, batmayacaktır." buyurdular. Kıyâmete kadar, her velîye feyzler onun vasıtasıyla gelecektir. Bunun için kendisine "Gavs-ül-A'zam(= En büyük Gavs) " denildi. İmâm-ı Rabbânî bu hususda onun vekîlidir.

Abdülkâdir Geylânî 'nin evliyâlıktaki derecesinin yüksekliğini zamânındaki bütün evliyâ kabûl etmişti. Şeyh Halîfet-ül-Ekber anlatır: Rüyâmda Resûlullah efendimizi gördüm. "Yâ Resûlallah! Şeyh Abdülkâdir, ayağım bütün velîlerin boynu üzerindedir, diyor ne buyurursunuz?" diye sordum. "Doğru söylemiştir. O benim himâyemde bir kutubdur, bu nasıl olmasın?" buyurdu."Adiyy bin Müsâfir; "Bu sözü yalnız o söyledi, başkasından duymadım. O bununla kendi zamânındaki ferdiyet denilen makâmını açıklar. Onun gibi hiç kimse böyle söylemeğe mezun, izinli değildir." der.

Abdülkâdir Geylânî bu sözü söylediğinde, yeryüzünde velîler boyunlarını ona doğru uzattı. O anda boynunu uzatanlardan biri Ahmed Rufâî'dir. Ona niçin böyle yaptığını sorduklarında şöyle dedi: "Şu anda Abdülkâdir Bağdad'da "Ayağım, her velînin boynundadır" diyor.Ahmed Rufaî; "O bu sözü mânevî emirle söyledi." dedi.

Ebû Medyen Mağribî de; "Evet ben Mağrib'de ona boynunu uzatanlardan biriyim." buyurdu.

İbn-i Hacer-i Askalânî hazretleri de; "Bunun mânâsı, ilerde o kadar kerâmet gösterecektir ki, inâd eden ve doğru yoldan sapanlardan başkası onu inkâr etmeyecektir." dedi.

Büyük âlim İzzeddîn bin Abdüsselâm; "Şüphesiz o, evliyânın sultanı idi." demişti.

Hayat bin Kays hazretleri buyurur ki: "Abdülkâdir Geylânî bu sözü söyleyince, bütün velîlerin kalblerindeki nûrlar arttı. İlimlerinde bereket, hâllerinde yükseklik görüldü. Çünkü onlar istisnâsız, başlarını onun ayağına doğru uzatmışlardı."

Abdülkâdir Geylânî 'nin tasavvuftaki yoluna Kâdiriyye tarîkatı denir. Tarîkatının husûsiyeti, dînin emir ve yasaklarına uymak, devamlı zikir, Allah'ı anmak, gönlü Allah'dan başkasından kurtarmaktır.

Abdülkâdir Geylânî tasavvuf bilgilerini herkesin anlayacağı şekilde sundu. Rasulullah efendimizin bereketiyle sözleri gayet tatlı ve tesirli idi. Kendileri şöyle anlatır:

Hicrî beş yüz yirmi bir senesi Şevval ayının on altısı olan Salı günü öğleden önce, Resûlullah efendimizi rüyâmda gördüm."Ey oğlum, niçin konuşmuyorsun?" buyurdu. "Babacığım ben yabancıyım. Bağdad fasîhlerinin yanında nasıl konuşurum?" dedim. "Ağzını aç!" buyurdu. Ağzımı açtım. Yedi defâ ağzıma sürdü ve; "İnsanlarla konuş, onları güzel hikmet ve vâzlar ile Rabbinin yoluna çağır." buyurdu. Öğle namazını kıldım. Yanımda kalabalık insanlar gördüm. Nutkum tutuldu. Ali bin Ebî Tâlib'i gördüm. Mecliste benim karşımda ayakta duruyor ve bana; "Ey oğlum niçin konuşmuyorsun?" diyordu. "Babacığım! Nutkum, konuşmam tutuldu, konuşamıyorum." dedim. "Ağzını aç." buyurdu. Açtım. Altı defâ sürdü "Niçin yediye tamamlamadınız?" dedim. "Resûlullah'a karşı olan edebimden." buyurdu ve gözden kayboldu. Bundan sonra en fasîh bir dille konuşmağa başladım.

Birgün, minberde oturmuş vâz ediyordu. Birden süratle en son basamağa indi. Ayakta, elini elinin üstüne koyarak, mütevâzi bir şekilde durdu. Bir müddet sonra minbere çıktı. Eski yerine oturdu ve vâzına devâm etti. Oradakilerden birisi, ne oldu diye suâl edince; "Ceddim Resûlullah'ı gördüm. Geldi ve minber önünde durdu. Hayâ edip, son basamağa indim. Kalkıp, gitmeye başlayınca, bana yerime oturmamı ve insanlara vâz etmemi emr etti." dedi.

Sohbetlerinde bâzan birkaç kişi coşarak kendinden geçerdi. Haftada üç gün, cumâ, salı ve pazartesi gecesi halka vâz ederdi. Vâzında, âlim ve evliyâdan zatlar da bulunur, hepsi büyük bir huzûr içerisinde dinlerlerdi. Kırk sene böyle devâm etti. Sorulan suâllere gâyet açık ve doyurucu cevaplar verirdi.Ders ve fetvâ vermeye yirmi sekiz yaşında başlamış olup, bu hâl altmış yaşına kadar devâm etti. Huzûrunda Kur'ân-ı Kerîm tegannîsiz gâyet sâde, tecvide riâyetle okunurdu.

Derin ilim sâhibi idi. On üç çeşit ilimde ders verirdi. Sabah ve ikindiden sonra tefsîr, hadîs ve fıkıh; öğleden sonraları Kur'ân-ı kerîm ve kırâat dersleri okuturdu. Akşam ve sabah ise, usûl-i fıkıh ile nahv, arabî cümle bilgisi verirdi. Onun bereketiyle talebeler çabuk ilerlerdi.

Ebû Muhammed Haşşâb der ki:"Gençken nahiv okuyordum. Bana bir gün Abdülkâdir Geylânî'nin vâzlarında çok tesirli konuştuğunu söylediler. Vakit bulamadığım için gidemezdim. Nihâyet bir gün vâz verdiği yere gittim. Beni görünce; "Bizim sohbetimizde bulun, seni Sîbeveyh yapalım." dedi. O günden sonra yanından ayrılmadım. Din bilgilerinde ve aklî ilimler denilen diğer yardımcı ilimlerde çok istifâde ettim. "

Bir gün birisi huzûrunda Kur'ân-ı kerîm okudu. Âbdülkâdir-i Geylânî okunan âyet-i kerîmeleri tefsîr etmeye başladı. Kırk şekilde tefsîr yaptı ve hepsinin delilini gösterdi. Orada bulunanlar yalnız on bir tefsîri anlayabildi ve dinleyenleri hayrette bıraktı. Sonra; "Sözü burada bırakıyorum. Şimdi kelime-i tevhide geldik"Lâ ilâhe illallah" dedi. Bunları söyler söylemez cemâatı bir hâl kapladı, hepsi kendilerinden geçti.

Önce lâzım olan din bilgilerini öğrenmeyi tavsiye ederdi. Cubbâî ismindeki bir zât anlatır: "Evliyânın hayâtından ve sözlerinden bahseden arabî Hilyet-ül-Evliyâ kitabını birisinden dinlemiştim. Kalbim yumuşadı ve halktan uzaklaşıp yalnız ibâdetle meşgûl olmak istedim. Gidip Abdülkâdir Geylânî'nin arkasında namaz kıldıktan sonra huzûrunda oturdum. Bana bakıp; "Eğer inzivâya çekilmek istersen, önce ilim, sonra da mürşid-i kâmillerin huzûrunda edeb öğren. Daha sonra inzivâya, yalnız ibâdete başla. Yoksa, ibâdet ederken dinde bilmediğin bir şeyi öğrenmek îcâbeder de, yerinden ayrılmak durumunda kalırsın." buyurdu.

Abdülkâdir Geylânî 'nin şöhreti her tarafı kaplayınca, Bağdad'ın ileri gelen âlimleri, herbiri bir mesele sorup imtihân etmek için huzuruna gelip oturdular. Bu esnâda Abdülkâdir Geylânî'nin göğsünden ancak kalb gözü açık olanların görebildiği bir nûr çıktı ve âlimlerin göğsünden geçip gitti. Âlimleri bir hâl kapladı. Bunun üzerine onları tek tek bağrına bastı ve şimdi suâllerinizi sorun buyurdu. Her biri suâllerini sorup, hemen cevâbını aldı. Onlara; "Size ne oldu böyle?" denildiğinde; "Huzûrunda oturduğumuzda, bütün bildiklerimizi unuttuk. Bizi bağrına basınca unuttuklarımızı tekrar hatırladık. Suâllerimizi sorunca, öyle cevaplar aldık ki, hayrette kaldık." dediler.

Ebû Sa'îd Kilevî şöyle anlatmıştır: "Ben, Abdülkâdir-i Geylânî'nin meclisinde iken, Resûlullah efendimizi ve gördüm.Bir defâsında da Hızır aleyhisselâmı görmüştüm. "Her kim dünyâda kurtuluşa ermek ve saâdete kavuşmak isterse, Şeyh Abdülkâdir'in meclisine devâm etsin!" buyurmuştu."

İbn-i Kudâme şöyle söylemiştir: "1166 (H.561) yılında Bağdad'a girdiğimizde, Abdülkâdir-i Geylâni'yi ilmin zirvesine yükselmiş gördük. O, ilmi ile amel eder, kendisine sorulan çetin sorulara doyurucu cevaplar verirdi. Bütün güzel huylara ve üstün vasıflara sâhipti. Onun gibi bir zâta daha hiç rastlamadık."
Dîne uygun olmayan bir şeye müsâade etmezdi. Bir gün yanında; "Falanca çok ibâdeti ve kerâmetleri ile meşhûrdur." diye konuşuldu ve bu arada;"Ben derece bakımından Yûnus aleyhisselâmı geçtim." dediği nakledildi. Bunu duyunca yüzünde öfke eserleri görüldü...

Çok sabırlı idi. Talebelerinin suallerini kızmadan cevaplandırır, dersi geç anlayanlara sabırla anlatırdı. Ubey isminde, anlatılanları zor kavrayan bir talebe vardı. Bir gün ders sırasında İbn-üs-Semhal isminde bir zât gelmişti. Abdülkâdir Geylâni'nin onun dersi geç anlamasına karşı gösterdiği tahammüle hayran kaldı. O talebe dersini alıp çıktıktan sonra, gösterdiği sabra hayret ettiğini söyleyince, Abdülkâdir Geylânî ; "Bir hafta daha yorulacağım, ondan sonra vefât edeceğim." buyurdu. Dediği gibi bir hafta sonunda dünya boyutundaki görünüşünden sıyrıldı!

aşk 29.05.15 16:33

Vefâtı:

Abdülkâdir-i Geylânî vefât edeceği sırada, oğullarına buyurdu ki: "Yanımdan ayrılın! Çünkü zâhirde, görünüşte sizinle, bâtında Allah ile berâberim." Yine o esnâda buyurdular: "Yanımda sizden başkaları da vardır. Onlara yer açın. Onlara edebi gözetin. Burada büyük rahmet vardır. Onları sıkıştırmayın!"
Yine; "Aleyküm-üs-selam ve rahmetullahi ve berekâtühü. Allah beni ve sizi mağfiret etsin! Allah benim ve sizin tövbelerimizi kabûl etsin!" Bir gün bir gece hep böyle buyurdular.

Oğlu Şeyh Abdürrezzâk anlatır:

Gavs-ül âzam, o esnâda, ellerini kaldırıp, uzattı ve; "Ve aleyküm selâm ve rahmetullahi ve berekâtühü! Tövbe ediniz!" buyurdu.

Vefât ederken iki defâ; "Allahümme refîk al a'lâ." deyip; "Size geliyorum, size geliyorum." buyurdu. Tekrar buyurdu ki: "Durun!" Bunun ardından, ona ölüm ve sekerât hâli geldi. Bu hâlde iken; "Bana kimse bir şey sormasın. Ben, Allah'ın ilminde bir hâlden başka bir hâle geçmekteyim." buyurdu.
Son anlarında, oğlu Abdülcebbâr; "Babacığım, bedenin acı duyuyor mu?" diye arz edince; "Bütün uzuvlarım acı içindedir. Yalnız kalbimde hiç acı ve elem yok. O, Allah iledir." buyurdu.

Oğlu Şeyh Abdülazîz; "Hastalığınız nasıldır?" diye sorunca; "Benim hastalığımı, insan, cin ve meleklerden hiçbiri bilmez ve anlayamaz. Allah'ın ilmi, hükmü ile nâkıs olmaz. Hüküm değişir, ilim ise değişmez. Allah, dilediğini siler, dilediğini yazar. Ümm-ül-kitab O'ndadır, O'na yaptığından suâl olunmaz. Kullara ise, yaptıkları sorulur." buyurdu.

Daha sonra; "Kudret ile hâkim, kullarına ölüm ile gâlib olan Allah, her ayıp ve kusurdan münezzehdir. Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah!" Sonra da; "Allah Allah Allah..." deyip sonra sesini kesti, dilini damağına yapıştırıp, mübarek rûhunu teslim eyledi.

Cenâze namazını oğlu Abdülvehhâb kıldırdı.Cenaze merasimine gelen büyük kalabalık sebebiyle ancak gece defn edilebildi.


Eserlerinden bâzıları şunlardır:


1) El-Gunye li-Tâlibî Tarîk-ıl Hak: Îmân, ibâdet ve ahlâkî konuları ihtivâ eder.

2) El-Fethurrabbânî vel-Feyz-ur-Rahmânî: Vâzlarından meydana gelir.

3) Fütûh-ul-Gayb: Bu eser vâzlarından ve oğlu Abdurrezzak'a vasiyetinden meydana gelir.

4) El-Fuyûzâtu'r-Rabbâniyye fî Evrâd-il-Kâdiriyye: Duâ ve virdlerden meydana gelir.

5) Mektûbat: On beş mektuptan meydana gelir.

aydemir 29.05.15 16:58

Bi iznillah hepsi kütüphanemde mevcud

srdr1985 28.01.16 14:48

Allah razı olsun çok akıcı güzel yazılmış

vatancity25 16.04.16 12:11

Ebû Bekr İbn-i Hüvârâ hazretleri bir defasında sohbet ederken:
- Irak'ın en yüksek sekiz evliyâsı şunlardır. Ma'rûf-i Kerhî, Ahmed bin Hanbel, Bişr-i Hafî, Mensûr bin Ammâr, Sırrî-yiSekatî, Sehl bin Abdullah-i Tüsterî, Cüneyd-i Bağdadî ve Abdülkâdir-i Geylânî” buyurdu. O zaman Abdülkâdir-i Geylânî hazretleri henüz tanınmamış olduğundan, dinliyenler suâl ettiler:
- Efendim, saydığınız âlimlerden yedisini duyduk biliyoruz da, Abdülkâdir-i Geylânî'yi duymadık. O kimdir?” dediler. Buyurdu ki - Iraklıdır. Çok şerefli bir zâttır. Bağdad'da yaşar. Çok yüksek bir zât olduğunun herkes tarafından bilinip tanınması çok yakındır. Sıddîklardan ve zamanının en büyük, en yüksek evliyâsından biridir.”
Dinliyenler, Abdülkâdir-i Geylânî hazretlerinin henüz meydana çıkmadığını, İbn-i Hüvârâ'nın, onun geleceğini kerâmet olarak anlayıp müjdelediğini ve Abdülkâdir-i Geylânî hazretlerinin tanınmasının çok yakın olduğunu anlayıp sevindiler.

Neptün 01.07.16 00:12

Ne hoş bi yazı ,sağol kardeş

ahmetkardeş 01.07.16 00:31

Ebu-l Ferec bin El-Hamami’nin bir müşahedesi:
“Hazreti Pir Gavsul Azam Abdulkadir Geylani hazretleri hakkında duyduğum şeyleri bir türlü kabul edemezdim, inkâr ederdim. Böyle şey olmaz derdim. Bir gün Babil-Ecz'de bir işim çıktı. Oraya gitmem gerekti, gittim. Dönüşümde Hazreti Pir’in medresesinin önünden geçiyordum. Müezzin İkindi ezanını okuyordu. İçimden: "Bakalım şu namazı onun arkasında abdestsiz kılayım farkına varacak mı?" diye bir düşünce geçirdim. Camiye girdim, arkasında İkindi Namazını kıldım. Namaz bitince Hazreti Pir bana dönerek:
- Ey Oğul? Bana bir hacet için gelseydin, mutlaka hacetini görürdüm. Lakin gaflet, bütün mevcudiyyetini kuşatmış ve bu yüzden arkamda abdestsiz namaz kıldın.’ Bunu hiç doğru yapmadın.’ demez mi? Hayretten az kaldı düşüp bayılacaktım. O, benim içimdekileri nasıl bilebilirdi? O andan itibaren tevbekâr olup yanından, hizmetinden hiç ayrılmadım. Gün geçtikçe O’nu sevmeye, saymaya başladım. O’nun feyz ve bereketini çok gördüm.”

Cevherden gerdanlıklar - sayfa: 58

mali66 02.08.16 16:59

@[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] kardeşim Allah izin verirse türkçe ise tabiki kütüphanenden Geylani hz. İle ilgili kitaplarsan faydalanmak isterim.Allah razı olsun.

dilan 02.08.16 17:04

allah razı olsun güzel paylaşım :):):)

Ejder 02.08.16 17:50

Mualla gavsi sübhani
Mukaddes kutbi rabbani
Emin-i sırrı yezdani
Abdülkadir-i Geylani
Alelya lel ya seyyide ayni
Alel ya lel ya seyyide ruhi

Zehi simai nurani
Zehi ferhunde pişani
Kemal-i hüsnü insani
Abdülkadir-i Geylani

Safa bahşı muhibbani
Ata bahşı fakirani
Hata puşi müridani
Abdülkadir-i Geylani

Bi-ma’na berkenani
Bi-sureti Yusuf sinani
Bi-behçeti şah merdani
Abdülkadir-i Geylani

Cihan sohbet-i bevet-bani
Her an ma’na bi-kurbani
Kerameş feyzi Rabbani
Abdülkadir-i Geylani

Medet ya şeyh-i Geylani
Kerem ya kutbu rabbani
Ki mahrumum ne gerdani
Tu muhyiddin-i Geylani

Beved birdir ki hendani
Bahaeddindir bani
Ya kutbuddini hakani
Abdülkadir-i Geylani

aydemir 02.08.16 19:22

türkçe hepsi

Frost 03.08.16 10:46

geylani hazretileri serifmis 12 pirlerdenmis serif ın anlamı ölüleri dirilten anlamanımı gelio

HeartLess 03.08.16 12:12

Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v)'in torunları olan Hz. Hüseyin (r.a.) soyundan gelenlere Seyyid, Hz. Hasan (r.a.) soyundan gelenlere Şerif denir ek bilgi olarak aklınızda bulunsun.

Frost 03.08.16 14:11

Teşekkürler heartles

Hiçlik 02.01.17 19:02

Allah razı olsun ellerinize sağlık.

Papua 02.01.17 19:43

Ağlamamak için kendimi zor tuttum, Tayyi mekân yapma kudreti var iken yapmaktan haya ediyor Rabbisinin ilmidir diye. Sen ne büyük bir zatsın ey mübarek.. 😭

RvP 21.04.17 15:19

Allah razı olsun bu güzel paylaşım için.

Tuana 21.04.17 20:44

ALLah Razı OLsun PayLaşım İçin..

kenandemir 22.04.17 22:52

Allah razı olsun

Pretzel 17.05.17 12:29

allah razı olsun

Deniz 20.05.17 10:40

Güzel paylaşım. tşkler

djalp35 10.07.17 20:55

Rabbim buyuk zatlarinhimmetine sefaatine nail etsin inslah

forevernight38 13.07.17 10:37

Allah Razı Olsun...

vakog 03.01.18 19:14

Güzel bir bilgilendirme olmuş sağolasın.

medic 04.01.18 21:21

Allah razı olsun

Allahu Ehad 09.01.20 09:41

Pir Sultan Gavs-ül Azam el-Hasani el-Hüseyni Abdülkadir Geylani Hazretleri. Size şu kadarını söyleyeyim hazretin tarihte bir eşi yok ve kıyamete kadar da olmayacak. Ona mürid olabilenin sırtı iki cihanda da yere gelmez. Ne mutlu onun talebesi olmayı başarabilenlere!

Lil bin Ali 09.01.20 18:03

Alıntı:

Allahu Ehad Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 309747)
Pir Sultan Gavs-ül Azam el-Hasani el-Hüseyni Abdülkadir Geylani Hazretleri. Size şu kadarını söyleyeyim hazretin tarihte bir eşi yok ve kıyamete kadar da olmayacak. Ona mürid olabilenin sırtı iki cihanda da yere gelmez. Ne mutlu onun talebesi olmayı başarabilenlere!

25 sene nefsiyle mücadele etmis . evet bu zamana kadar tarihte bir esi yok .
ama evliyanın lideri o deil . bu yüzden onu gecende olacak .

Allahu Ehad 09.01.20 21:16

Alıntı:

Lil bin Ali Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 309868)
25 sene nefsiyle mücadele etmis . evet bu zamana kadar tarihte bir esi yok .
ama evliyanın lideri o deil . bu yüzden onu gecende olacak .

Nasıl değil hocam? Bizzat Allah dostları müşahedeleri sonucu böyle söylüyor. İnsan-ı kamilliği, gavsiyeti ve ferdiyyet makamını birleştirmiş bir zattan bahsediyoruz. Kıyamete kadar ayaklarım evliyaların boyunlarındadır diye buyurmuşlardır. Gene bizzat evliyalar onu onaylamıştır. Onun eşi yok ki birisi geçsin? Hz. Mehdi dışında ona benzer bir zat çıkacak mı ki bu kadar emin konuşuyorsunuz?

Lil bin Ali 09.01.20 21:26

Alıntı:

Allahu Ehad Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 309913)
Nasıl değil hocam? Bizzat Allah dostları müşahedeleri sonucu böyle söylüyor. İnsan-ı kamilliği, gavsiyeti ve ferdiyyet makamını birleştirmiş bir zattan bahsediyoruz. Kıyamete kadar ayaklarım evliyaların boyunlarındadır diye buyurmuşlardır. Gene bizzat evliyalar onu onaylamıştır. Onun eşi yok ki birisi geçsin? Hz. Mehdi dışında ona benzer bir zat çıkacak mı ki bu kadar emin konuşuyorsunuz?

benzeme konusunda mehdi ona benzer . cektigi acılardan dolayı .
evet ayakları bütün velilerin boynundadır .
peki ya ehli beytin boynundamıdır
12 ehli beytten kim kimden üstün belli deildir. onlar gökyüzünde bir yıldız gibidir biri sönünce digeri parlar .
mehdi as ile benzerlik yasar evet . ama derece konusuna gelirsek .
sence hz ali ra gecebilir mi . belkide birbirlerine denktirler :)
bir mertebeyi birden cok kisi paylasamaz mı sence :)
ol emri konusunda mehdi ile benzerlik yasarlar .
mertebe dereceleri denk olabilir . hz ali bircok kisiyle denk olabilir .
mehdi as mertebesi daha yüksektir .
sence bu abdulkadir geylani hzlerinin umrunda mı ? zaten kendi kitabında diyor . mertebenden daha fazlasını isteme diye .
abdulkadir geylani hzlerinin mertebesi cinlere hükmeder . belki hz alinin de cinlere hükmetmesi vardır . dogrusunu ALLAH bilir .
evliyanın derdi mertebe deil ki . abdulkadir geylani hzleri mertebe derdinde deil . :) ol emri ikisinde :)

Allahu Ehad 09.01.20 21:40

Alıntı:

Lil bin Ali Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 309920)
benzeme konusunda mehdi ona benzer . cektigi acılardan dolayı .
evet ayakları bütün velilerin boynundadır .
peki ya ehli beytin boynundamıdır
12 ehli beytten kim kimden üstün belli deildir. onlar gökyüzünde bir yıldız gibidir biri sönünce digeri parlar .
mehdi as ile benzerlik yasar evet . ama derece konusuna gelirsek .
sence hz ali ra gecebilir mi . belkide birbirlerine denktirler :)
bir mertebeyi birden cok kisi paylasamaz mı sence :)
ol emri konusunda mehdi ile benzerlik yasarlar .
mertebe dereceleri denk olabilir . hz ali bircok kisiyle denk olabilir .
mehdi as mertebesi daha yüksektir .
sence bu abdulkadir geylani hzlerinin umrunda mı ? zaten kendi kitabında diyor . mertebenden daha fazlasını isteme diye .
abdulkadir geylani hzlerinin mertebesi cinlere hükmeder . belki hz alinin de cinlere hükmetmesi vardır . dogrusunu ALLAH bilir .
evliyanın derdi mertebe deil ki . abdulkadir geylani hzleri mertebe derdinde deil . :) ol emri ikisinde :)

Kıymetli @[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] ben Hz. Ali efendimizden makamı yüksektir yahut hazret kendi halini övüyor yahut da derdi derecedir demedim ki. Evliyanın reisi o değildir dediniz bunun üstüne itiraz ettim. Himmet normalde ehli beyt soyundan dağıtılıyordu ta ki Abdülkadir Geylani hazretleri
doğana kadar. O doğduktan sonra evliya onun üzerinden nasiplendi ki hala nasipleniyor. Zaten bunu da ben söyleyemiyorum bizzat Allah dostları söylüyor. Siz dediniz ki evliyanın reisi o değildir ve evliyadan onu geçecek bir zat çıkacaktır. Ben de size soruyorum ki evliyanın mevcut reisi kimdir ve Abdülkadir Geylani hazretlerini kim geçecektir?

Lil bin Ali 09.01.20 21:49

Alıntı:

Allahu Ehad Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 309925)
Kıymetli @[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] ben Hz. Ali efendimizden makamı yüksektir yahut hazret kendi halini övüyor yahut da derdi derecedir demedim ki. Evliyanın reisi o değildir dediniz bunun üstüne itiraz ettim. Himmet normalde ehli beyt soyundan dağıtılıyordu ta ki Abdülkadir Geylani hazretleri
doğana kadar. O doğduktan sonra evliya onun üzerinden nasiplendi ki hala nasipleniyor. Zaten bunu da ben söyleyemiyorum bizzat Allah dostları söylüyor. Siz dediniz ki evliyanın reisi o değildir ve evliyadan onu geçecek bir zat çıkacaktır. Ben de size soruyorum ki evliyanın mevcut reisi kimdir ve Abdülkadir Geylani hazretlerini kim geçecektir?

mehdi as geçecektir . sizin dediginiz 11 halifeden görev abdulkadir geylani hzlerine gecmesiydi . 11 halife icinde mehdi as yoktur . o onikidir .
ol emri sadece 2 iki kisiye verilmistir . ALLAH ahirette tüm evliyayı bir araya getirecektir . nefse velayeti bulastırdıklarını tüm evliyaya söyleyecektir ve bana türlü türlü bahanelerle geldiniz diyecektir . sonra mehdi as a güzel sözler edecektir . o nefse velayeti bulastırmadı diyecektir . bu arada ferdaniyet makamından bahsetmissin . o makama hakiki manada bir tek mehdi sahip olabilir .

Allahu Ehad 09.01.20 21:55

Alıntı:

Lil bin Ali Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 309929)
mehdi as geçecektir . sizin dediginiz 11 halifeden görev abdulkadir geylani hzlerine gecmesiydi . 11 halife icinde mehdi as yoktur . o onikidir .
ol emri sadece 2 iki kisiye verilmistir . ALLAH ahirette tüm evliyayı bir araya getirecektir . nefse velayeti bulastırdıklarını tüm evliyaya söyleyecektir ve bana türlü türlü bahanelerle geldiniz diyecektir . sonra mehdi as a güzel sözler edecektir . o nefse velayeti bulastırmadı diyecektir . bu arada ferdaniyet makamından bahsetmissin . o makama hakiki manada bir tek mehdi sahip olabilir .

O zaman anlaşıyoruz zira Hz. Mehdi hariç onu geçebilecek kimse yoktur diyorum ben de.

Lil bin Ali 09.01.20 21:58

Alıntı:

Allahu Ehad Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 309937)
O zaman anlaşıyoruz zira Hz. Mehdi hariç onu geçebilecek kimse yoktur diyorum ben de.

ama dengi olabilir . örnek hz ali ra . dengi birden cok olabilir .
aslında birden cok dengi var sadece isimlerini bilemiyoruz .
dedim ya . gökteki yıldızlar gibi . hanginin derecesi daha yüksek bilinmez .
ama evliya icinde abdulkadir geylani hzlerini gecebilen sadece mehdi
ama abdulkadir geylani hzlerine denk biri olabilir
abdulkadir geylani hz ve mehdi as dan baskasında ol emri yok :)

Allahu Ehad 09.01.20 22:12

Alıntı:

Lil bin Ali Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 309939)
ama dengi olabilir . örnek hz ali ra . dengi birden cok olabilir .
aslında birden cok dengi var sadece isimlerini bilemiyoruz .
dedim ya . gökteki yıldızlar gibi . hanginin derecesi daha yüksek bilinmez .
ama evliya icinde abdulkadir geylani hzlerini gecebilen sadece mehdi
ama abdulkadir geylani hzlerine denk biri olabilir
abdulkadir geylani hz ve mehdi as dan baskasında ol emri yok :)

Hocam ikisinin dengi olması zor görünüyor. Çünkü mesela Abdülkadir Geylani hazretleri gavslık-ferdiyyet-kamillik makamıni cezmetmiş. Gavs her asırda bir tane çıkar. Ferdiyyet sahipleri ise söylenene göre her asırda 10-12 kişidir. İnsan-ı Kamillik ise her 3-5 asırda bir gelir diye söyleniyor ki tarihteki bilinen örnekleri 2 tane birisi hazret diğeri de torununun oğlu Abdülkerim Ceyli hazretleri. Hadi bu makamlardan birine sahip olan bir evliya illa ki var ama üçünü aynı anda cezmeden kim var başka örneği yok ki.
Hz. Mehdi'ye gelince yanlış bilmiyorsam kendisi kamillik- müceddidlik-ferdiyyet makamını cezmedecek. Gene aynı noktaya döndük tarihte yine üçünü cezmetmiş başka bir evliua görülmemiş. Bu saatten sonra da görülmez ondan başkasında zaten.
Değinmek istediğim son husus hazretlerin birbirlerine üstünlügü meselesi. İkisi de İnsan- ı Kamil ama Abdülkadir Geylani hazretleri gavs, Hz. Mehdi de ise müceddidlik var ve sizin yazılarınızdan anladığım kadarıyla son asrın müceddidi olacak. Nicel bir hesaplama yaparsak gene ikisi de 100 yılda bir geliyor. Son olarak ferdiyyetlerini karşılaştırırsak haklısınız bu konuda Hz. Mehdi üstündür. Kısacası ben Abdülkadir Geyalni hazretlerinin velayet kemalatı, Hz. Mehdi'nin de nübüvbet kemalatı konusunda birbirlerinden üstün olduklarını düşünüyorum.
Bu arada bu sohbet de çok zevkli oluyor benim açımdan, elinize sağlık :)

Lil bin Ali 10.01.20 09:04

ferdaniyet makamı teklik makamıdır . evliya icinde teklik ondadır .
sonra o kisinin tekligi gider sıfır olur .
mehdi evliyanın lideridir . ondan sonra gelen hz ali ve abdulkadir geylani birbirine denk gözüküyor . ve sadece bu kisilerle sınırlı deil . o makamı birden cok kisi paylasıyor . ama kimler bilmiyorum ve bu mertebe evliyalıgın 2 ci mertebesi . en yüksegi 1 ci mertebe ( not evliyalar icinde )
geylani hzleri günahtan uzak oldugu icin 3 kere melekler onu peygamber mertebesine yükseltti 3 kere geri getirdi . evliyalık mertebesine geri getirdi

Allahu Ehad 10.01.20 11:38

Alıntı:

Lil bin Ali Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 310019)
ferdaniyet makamı teklik makamıdır . evliya icinde teklik ondadır .
sonra o kisinin tekligi gider sıfır olur .
mehdi evliyanın lideridir . ondan sonra gelen hz ali ve abdulkadir geylani birbirine denk gözüküyor . ve sadece bu kisilerle sınırlı deil . o makamı birden cok kisi paylasıyor . ama kimler bilmiyorum ve bu mertebe evliyalıgın 2 ci mertebesi . en yüksegi 1 ci mertebe ( not evliyalar icinde )
geylani hzleri günahtan uzak oldugu icin 3 kere melekler onu peygamber mertebesine yükseltti 3 kere geri getirdi . evliyalık mertebesine geri getirdi

Hz. Mehdi (as), Hz. Ali efendimizden daha yüksek bir makamda mı olacak? Bana denk gibi geliyorlar.
İkinci husus Abdülkadir Geylani hazretleri 3 defa peygamber mertebedine yükseltilip indirilmiştir derken neyi kastediyorsunuz?
Son husus Hz. Ali İnsan-ı Kamillik ile ferdiyyet makamını cezmetmiş midir?

Lil bin Ali 10.01.20 19:02

Alıntı:

Allahu Ehad Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 310068)
Hz. Mehdi (as), Hz. Ali efendimizden daha yüksek bir makamda mı olacak? Bana denk gibi geliyorlar.
İkinci husus Abdülkadir Geylani hazretleri 3 defa peygamber mertebedine yükseltilip indirilmiştir derken neyi kastediyorsunuz?
Son husus Hz. Ali İnsan-ı Kamillik ile ferdiyyet makamını cezmetmiş midir?

abdulkadir geylani hzleri melekler tarafından 3 kere peygamber makamını yükselip 3 kere geri getirildi . cünkü son peygamberimiz hz muhammed .

hz muhammedin mirac dönüsü ilk dedigi ALİ oldu ALİ senden kızımdan mürüvvetim yürüyor ve yeryüzüne sınırsız bir hükmü var RABBİM OL EMRİNİ ona vermis ALLAHın davasına soyumdan gelen biri yok ALLAHın davası benle son diye suclanıyordum ama senle ya ALİ nübüvvetim senle kızımdan devam ediyor deyince yeryüzünü yeniden her kelamı anlamı yeniden anlamlandıracak ALLAHın ol emri bana dahi verilmedi ALİ deyince ALİ kendinden gecmisti . ( hz mehdi as dan bahsediyor )

Allahu Ehad 10.01.20 20:12

Alıntı:

Lil bin Ali Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 310196)
abdulkadir geylani hzleri melekler tarafından 3 kere peygamber makamını yükselip 3 kere geri getirildi . cünkü son peygamberimiz hz muhammed .

hz muhammedin mirac dönüsü ilk dedigi ALİ oldu ALİ senden kızımdan mürüvvetim yürüyor ve yeryüzüne sınırsız bir hükmü var RABBİM OL EMRİNİ ona vermis ALLAHın davasına soyumdan gelen biri yok ALLAHın davası benle son diye suclanıyordum ama senle ya ALİ nübüvvetim senle kızımdan devam ediyor deyince yeryüzünü yeniden her kelamı anlamı yeniden anlamlandıracak ALLAHın ol emri bana dahi verilmedi ALİ deyince ALİ kendinden gecmisti . ( hz mehdi as dan bahsediyor )

Tam olarak anlayamadım Abdülkadir Geylano hazretleri 3 kez peygamberin makamına mı yükseltildi yoksa peygamberlik makamına mı yükseltildi diyorsunuz? İkincisi olamaz çünkü son peygamber Hz. Muhammed Mustafa (SAV)'dır.
İkinci husus olarak Hz. Mehdi ol emrine mazhar olduğu için Hz. Ali'den üstün mü oluyor? Geçenki mesajlarınızdan birinde Hz. Ali efendimiz ile Abdülkadir Geylani hazretlerini aynı mertebeye yerleştirmiştiniz ki hazret de ol emrine mazhardı. Öyleyse Hz. Mehdi (as) ol emrinin yanında ferdiyyetin gerçek sahibi de olduğu için ikisinden de yüksek bir makamda mı oluyor?

Lil bin Ali 10.01.20 20:28

Alıntı:

Allahu Ehad Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 310207)
Tam olarak anlayamadım Abdülkadir Geylano hazretleri 3 kez peygamberin makamına mı yükseltildi yoksa peygamberlik makamına mı yükseltildi diyorsunuz? İkincisi olamaz çünkü son peygamber Hz. Muhammed Mustafa (SAV)'dır.
İkinci husus olarak Hz. Mehdi ol emrine mazhar olduğu için Hz. Ali'den üstün mü oluyor? Geçenki mesajlarınızdan birinde Hz. Ali efendimiz ile Abdülkadir Geylani hazretlerini aynı mertebeye yerleştirmiştiniz ki hazret de ol emrine mazhardı. Öyleyse Hz. Mehdi (as) ol emrinin yanında ferdiyyetin gerçek sahibi de olduğu için ikisinden de yüksek bir makamda mı oluyor?

ben ne dedim yahu . son peygamber hz muhammed dedim . tersini mi söyledim ? abdulkadir geylani hzleri 3 kere melekler o makama götürüp getirmisler . abdulkadir geylani hzleri peygamberdir dedim mi ben ?
mehdi as bir peygamber deildir . o devamlı hırka atar . manen kirlenir . sonra o hırkayı atar . bu hırka atmalar mertebesine ulasana kadar devam eder .
hz ali de ol emri yoktur . derecesi abdulkadir geylani ile denktir .dogrusunu ALLAH bilir . peygambeler ve velilerin dereceleri farklıdır . bir peygamber veliyi gecer . bir velide peygamberi gecebilir .
nun ve kef harfini birlestir ne anlam cıkacak . ne anlam cıkacak ne anlam cıkacak . ne cıkacak . ne anlam cıkacak ne anlam cıkacak . :)
7 büyük mertebe vardır . 1 ci mertebe en yüksek mertebedir . 4 cu mertebe birden cok kisiye aittir . herseyin dogrusunu ALLAH bilir . o Lamdan elife dönendir:)

Allahu Ehad 10.01.20 20:51

Bu yedi büyük mertebeyi zahmet olmazsa açıklayabilir misiniz? Sormak istediğim diğer bir soru Hz. Mehdi (as), Hz. Ali efendimiz ile Hz. Abdülkadir Geylani hazretlerinden yukarıdaysa Hz. Ebu Bekir efendimizden de yukarıda mıdır?


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 02:40.

Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.

havasokulu1.com


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148