Havas Okulu  
Go Back   Havas Okulu > Astroloji & Astronomi & Rüya > Burçlar & Astroloji & Yıldızname


Göğün Padişahları


Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 30.11.20, 13:33
Üye
 
Üyelik tarihi: 26.11.20
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 32
Forum Puanı: 2051
Etiketlendiği Mesaj: 9 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
mubarack Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
@[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] @[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Yalniz su konuda hakli yozlaşan bi din kulturumuz var artik,diyor ki adam;bu kolumdaki dovme şans ve bereket için.Yani baya bi yozlasma var hani.
Dövme yaptırmak bedene zulm olduğu gibi derinin altına işleyen boyanın temizlenmesi mümkün değildir . Bu da abdesti kusurlu kılar . En masum görünen nazar boncuğu dahi haramdır şirktir . Batıl inanç ! Kocakarı öğretileri . Maddeden medet umma . Şamanizm Kabala vs bunu başka bir zaman delilleri ile konuşup tartışalım inşallah .

Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 30.11.20, 13:27
Üye
 
Üyelik tarihi: 26.11.20
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 32
Forum Puanı: 2051
Etiketlendiği Mesaj: 9 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Ergenlik çağına gelinceye kadar her insanın, Allah’ın varlığı ve birliği konusunda kanaati kesinleşir. Bilgi ve tecrübesi ölçüsünde doğruların birçoğunu da bilir. Sonra kendine bir yol çizer ve hedefini belirler.

Allah’ın secde emri olmasaydı İblis isyan etmezdi. Allah’ın emir ve yasakları, hayat tarzına ters düşenler, tıpkı İblis gibi onlardan rahatsız olurlar. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Onların söylediklerinin seni üzdüğünü elbette biliyoruz. Onlar seni yalanlamıyorlar, o zalimler aslında Allah’ın âyetleri karşısında bile bile yalan yanlış şeylere sarılıyorlar.”(En’âm, 6/33)

Allah’ın âyetlerinden rahatsız olma konusunda onların İblis’ten farkı yoktur. Onlar da Allah’a rağmen kendilerinin haklı olduklarına inanırlar. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Meleklere: “Âdem’e secde edin” dediğimizde hemen secdeye kapandılar; ama İblis öyle yapmadı; büyüklenerek direndi ve kâfirlerden oldu.”(Bakara, 2/34)

“Bir gün meleklere: “Âdem’e secde edin” dedik; hemen secdeye kapandılar ama İblis öyle yapmadı. “Çamur olarak yarattığına secde mi ederim?” Sonra ekledi: “Kendine baktın mı! Bana tercih ettiğin bu mu? Beni (mezardan) kalkış gününe kadar yaşatırsan birazı dışında onun bütün soyunu kendime bağlarım” dedi.” (İsrâ, 17/61-62)

Allah’a karşı çıkarken, yine Allah’ın yaptığı bir işi delil getirerek yanlışın kendinde değil, Allah’ta olduğunu göstermek için şöyle demiştir:

İblis dedi: “Ben ondan iyiyim; beni ateşten yarattın ama onu balçıktan yarattın.”(Sad, 38/76)

”Kurumuş, yıllanıp kokuşmuş kara balçıktan yarattığın beşere secde edemem” dedi. (Hicr, 15/33)

İblis Allah’ın ne varlığını, ne birliğini, ne yaratıcılığını ne de kudretini inkâr eder. Bulunduğu makamdan kovulunca ona “Rabbim” diye hitap etmiş ve şöyle demişti:

“(İblis) Dedi ki “Rabbim! Bunların tekrar dirilecekleri güne kadar bana süre ver.”(Hicr, 15/36)

Kâfir ve müşrikler, Allah’ın düzenine ters düştükleri için bozgunculuğa sebep olurlar. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“İşte son yurt! Orası yeryüzünde büyüklük veya bozgunculuk peşinde olmayanlar içindir. Mutlu son, Allah’tan çekinerek kendini korumuş olanların hakkıdır”.(Kasas, 28/83)

Onların bu tavrı, dünyayı Ahirete tercih etmelerinden kaynaklanır. O zaman Allah’ın emirlerini ikinci sıraya koyar ve onun yolundan uzaklaşırlar. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsinin Sahibi olan Allah’ın yoluna… O kafirlerin , suçlarıyla sıkı sıkıya bağlı olan azaptan dolayı çekecekleri var. ) Onlar, dünya hayatını Âhiretten çok seven, anlaşılamaz eğrilikler oluşturarak Allah yolundan çekilen kimselerdir. Onlar derin bir sapkınlık içindedirler”. (İbrahim, 14/2-3)

Aslında herkes İblis gibi önce inanmış, sonra yoldan çıkmıştır. Bunu şu âyetten anlıyoruz:

“Bazı yüzlerin ak olacağı, bazı yüzlerin de kararacağı günde, yüzleri kararanlara şöyle denir: “Siz inandıktan sonra kâfir oldunuz , değil mi? Kâfir olmanıza karşılık, tadın şu azabı!”(Al-i İmran, 3/106)

Şeytanlık kolay değildir; doğru yolu bilmeyen o işi yapamaz. Çünkü şeytan doğru yolun üstünde oturur. Kıyamete kadar yaşama süresi alınca o, Allah’a şöyle seslenmişti:

“İblis dedi ki “Madem beni bu hale düşürdün , ben de onlar için, senin doğru yolunun üstüne oturacağım. Sonra önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Göreceksin, onların çoğu sana karşı görevlerini yerine getirmeyecektir.”(Araf, 7/16-17)

İblis, dini iyi bildiğinden insanların nasıl yoldan çıkaracağını da bilir. Allah Teâlâ, şeytanın bu özelliğini şöyle anlatmaktadır:

“O (şeytan), onlara söz verir, onları beklenti içine sokar. Şeytan, sadece aldatmak için söz verir”.(Nisa4/120)

Bu sebeple, dini daha iyi yaşamak ve Allah katında daha değerli olmak için yola çıkanlar, karşılarında şeytanı bulurlar. Şeytanlar, insanlar ve cinlerden olur. Allah’a daha yakın olmak için yola çıkan bu insanlara, din büyüklerini araya sokmalarını söylerler. Bu maksatla Allah’ta olan bazı özellikleri onara vererek karşı tarafı aldatmaya çalışırlar. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Allah’ın yolundan saptırmak için özde Allah’a benzer varlıklar uydurdular. De ki: “Geçinip gidin; ama gidişiniz kesinlikle ateşe doğrudur.” (İbrahim, 14/30)

Din büyüklerini tanrılaştırmaya Muhammed aleyhisselamla başlarlar. Bunun için Hakîkat-i Muhammediye diye bir terim uydurmuşlardır. Bu konudaki sözleri özetle şöyledir:

“Hakîkat-i Muhammediye ile Allah, aynı gerçeğin ön ve arka yüzleridir. Allah’tan başka hiçbir şey yokken ilk defa hakîkat-i Muhammediye var olmuş, bütün yaratıklar ondan ve onun için yaratılmıştır. O, nebilerin ve velilerin ledünnî ve bâtınî bilgileri aldıkları kaynaktır[1].”

Sonra sıra şeyhi tanrılaştırmaya gelir. Bunun için kullanılan kelime İnsan-ı Kâmil’dir. Onunla ilgili sözleri özetle şöyledir:

“İnsan-ı kâmil, maddî-manevi bü*tün kemâl mertebelerini kapsar. Onun kalbi Arş’la, benliği Kürsü’le, makamı Sidre-i müntehâyla, aklı Kâlem-i a’lâ’yla, nefsi Levh-i mahfûz’la ve tabiatı anâsır-ı erbaayla bağlantılıdır[2]”.

“İnsan-ı kâmil âlemde daima vardır, birden fazla olmaz. İnsan-ı kâmil için mülkte, melekûtta ve ceberûtta hiçbir şey gizli değildir. O eşyayı ve eş*yanın hikmetini olduğu gibi bilir…” [3]

Tarikatçılara göre; “şeyhin bakışı kalp hastalıklarına şifadır. Yüzünü göstermesi, manevi hastalıkları giderir. O, anlatılan olgunlukların sahibi, vaktin imamı, zamanın halifesidir. Kutuplar, bedeller onun ma*kamları sayesinde yetişip yaşarlar. Evtâd, nücebâ, onun kemalât denizinden akıp gelen bir katredir. Onun irşadı güneş misalidir. Kendi iste*meden her şeye feyzini yağdırır…[4]”.

Bir de râbıtaları vardır. Onlara göre râbıta yapan mürit, şeyhinin dışında her şeyden ilgisini kesmek ve kalbinde yalnız ona yer vermek zorundadır[5]. O, şeyhin suretini alnı*nın ortasında hayal eder, sonra onu kalbinin or*tasına indirir, kendini yok, şeyhini var bilir[6]. Biri doğuda, biri batıda da olsa, şeyhin ruhaniyeti onu râbıta ile terbiye eder ve Allah’a ulaştırır[7].

Tarikatçılara göre hakiki şeyh, müritle Allah arasında vasıtadır. Ondan yüz çevirmek Allah’tan yüz çevirmektir[8]. Mürit inanır ki, şeyhini nerede düşünse, ruhaniyeti orada hazır olur. Yine inanır ki, şeyhin ruhani tasarrufları Allah’ın tasarruflarıdır[9].

Bunlar hiçbir delile dayanmadan o kimselere kul olmaktır. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Allah’ın hakkında bir yetki (delil) indirmediği şeyi Allah ile aralarına koyup ona kulluk ederler. O konuda kendilerinde bir bilgi de yoktur. Bu yanlışı yapanların yardımcısı olmaz.” (Hacc, 22/71)

Kur’an’ı ve Nebîmizin sözlerini kendilerine uydurarak yeni bir din oluşturan bu kimseler, kendilerini doğru yolun ortasında görürler. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Allah bir kesimin doğru yolda olduğunu onaylar. Bir kesim de sapık sayılmayı hak eder. Onlar şeytanları Allah’tan yakın konumda tutar, üstelik doğru yolda olduklarını sanırlar.(Araf, 7/30)

Onların en büyük sıkıntısı, Kur’ân’da şirki reddeden âyetlerdir. Ya âyetlerin ilişkisini bozarak, ya bir ayeti diğer ayetle çelişir göstererek yahut bazı hadislerle ayetleri çatıştırarak kendilerini haklı çıkarmaya çalışırlar. Bunun çok sayıda örneği vardır. Mesela Cübbeli Ahmed, bir âyetin şu bölümünü sıkça tekrarlar:

“Onlar, yani çağırdıkları (melekler) kendilerini Rablerine daha da yaklaştıracak bir vesilenin peşinde olurlar.” (İsra, 17/57)

Sonra der ki, “Melekler dahi Allah’a karşı bir aracı koymaya çalışıyorlar”

Arkasından vardığı şu hükmü ilan eder: “Allah’a karşı bir aracı bulmak, Allah’ın emridir.”

Yani Allah’ın asla affetmeyeceği şirki, Allah’ın emrettiğini Allah’ın âyetiyle ispatlamaya çalışır. Hâlbuki o sözler, Melekleri Allah’a karşı aracı yapan Mekkelilerin kötü durumunu anlatan âyetlerin küçük bir bölümüdür. Ayetlerin tamamı şöyledir:

“De ki “Allah’a ile aranızda olduğunu varsaydıklarınızı çağırın; ne sıkıntınızı gidermeye güçleri yeter ne de sizden uzaklaştırmaya.” Onlar, yani çağırdıkları (melekler) kendilerini Rablerine daha da yaklaştıracak bir vesilenin peşinde olurlar . İkramını umar, azabından korkarlar. Rabbinin azabı kaçınılması gereken şeydir”.(İsrâ, 17/56-57)

Allah’a yaklaştıracak vesilenin ne olduğunu Allah Teâlâ şu âyette bildirmiştir.

“Size katımızda derece kazandıracak olan ne mallarınız ne de evlatlarınızdır. Ama kim inanıp güvenir ve iyi işler yaparsa böylelerine yaptıklarının karşılığı katlanarak verilir. Onlar güven içinde ve üstün konumlarda olurlar.” (Sebe’, 34/37)

Şu âyetler onların durumunu özetlemektedir:

“Allah’ın ayetleri karşısında haklı çıkmaya çalışanları hiç görmez misin? Bunlar neye dayanarak halden hale giriyorlar”? Bunlar öyle kimselerdir ki hem bu Kitap karşısında, hem de önceki elçilerimize gönderdiklerimiz karşısında yalan söylerler; nasıl olsa yakında öğrenecekler. Hem de boyunlarında halkalar varken (ceza çekecekleri yere) zincirlerle sürükleneceklerdir. Hem de kaynar suyun içinde… Sonra ateşte kızartılacaklar. O sırada onlara şöyle denecek: “(Allah’ın yetkilerine) ortak saydıklarınız nerede?” Allah ile kendi aranıza koyduklarınız vardı ya, onlar neredeler? Diyecekler ki “Onlar bizden ayrıldılar ama, aslında biz eskiden de onlardan yardım istemezdik.” Allah, o kâfirleri, işte bu tavırlarından dolayı sapık sayar. (Hem bir güce sahip olmadıklarını bilirler hem de Allah ile aralarına koyarak onlardan yardım isterler) Başınıza gelen bu şeyler, yaşadığınız yerde hak etmediğiniz zevkleri tatmanıza ve böbürlenmenize karşılıktır.” Cehennemde (ceza çekeceğiniz yerin) kapılarından, bir daha çıkmamak üzere girin! Kendini büyük görenlerin yeri ne kötüymüş!”” (Mümin, 40/69-76)

“Onlar Allah’ın ayetleri hakkında, kendilerinde bir delil olmadan tartışanlardır. Bu hem Allah katında, hem de inanıp güvenler katında ne büyük öfke oluşturur. Allah, büyüklük taslayan her bir zorbanın kalbini böyle mühürler”.(Mümin, 40/35)
Sadak Allahul Azim

Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 30.11.20, 13:54
Daimi Üye
 
Üyelik tarihi: 13.06.20
Bulunduğu yer: Istanbul
Mesajlar: 1,054
Forum Puanı: 2435
Etiketlendiği Mesaj: 61 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
Nk6666 Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Ergenlik çağına gelinceye kadar her insanın, Allah’ın varlığı ve birliği konusunda kanaati kesinleşir. Bilgi ve tecrübesi ölçüsünde doğruların birçoğunu da bilir. Sonra kendine bir yol çizer ve hedefini belirler.

Allah’ın secde emri olmasaydı İblis isyan etmezdi. Allah’ın emir ve yasakları, hayat tarzına ters düşenler, tıpkı İblis gibi onlardan rahatsız olurlar. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Onların söylediklerinin seni üzdüğünü elbette biliyoruz. Onlar seni yalanlamıyorlar, o zalimler aslında Allah’ın âyetleri karşısında bile bile yalan yanlış şeylere sarılıyorlar.”(En’âm, 6/33)

Allah’ın âyetlerinden rahatsız olma konusunda onların İblis’ten farkı yoktur. Onlar da Allah’a rağmen kendilerinin haklı olduklarına inanırlar. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Meleklere: “Âdem’e secde edin” dediğimizde hemen secdeye kapandılar; ama İblis öyle yapmadı; büyüklenerek direndi ve kâfirlerden oldu.”(Bakara, 2/34)

“Bir gün meleklere: “Âdem’e secde edin” dedik; hemen secdeye kapandılar ama İblis öyle yapmadı. “Çamur olarak yarattığına secde mi ederim?” Sonra ekledi: “Kendine baktın mı! Bana tercih ettiğin bu mu? Beni (mezardan) kalkış gününe kadar yaşatırsan birazı dışında onun bütün soyunu kendime bağlarım” dedi.” (İsrâ, 17/61-62)

Allah’a karşı çıkarken, yine Allah’ın yaptığı bir işi delil getirerek yanlışın kendinde değil, Allah’ta olduğunu göstermek için şöyle demiştir:

İblis dedi: “Ben ondan iyiyim; beni ateşten yarattın ama onu balçıktan yarattın.”(Sad, 38/76)

”Kurumuş, yıllanıp kokuşmuş kara balçıktan yarattığın beşere secde edemem” dedi. (Hicr, 15/33)

İblis Allah’ın ne varlığını, ne birliğini, ne yaratıcılığını ne de kudretini inkâr eder. Bulunduğu makamdan kovulunca ona “Rabbim” diye hitap etmiş ve şöyle demişti:

“(İblis) Dedi ki “Rabbim! Bunların tekrar dirilecekleri güne kadar bana süre ver.”(Hicr, 15/36)

Kâfir ve müşrikler, Allah’ın düzenine ters düştükleri için bozgunculuğa sebep olurlar. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“İşte son yurt! Orası yeryüzünde büyüklük veya bozgunculuk peşinde olmayanlar içindir. Mutlu son, Allah’tan çekinerek kendini korumuş olanların hakkıdır”.(Kasas, 28/83)

Onların bu tavrı, dünyayı Ahirete tercih etmelerinden kaynaklanır. O zaman Allah’ın emirlerini ikinci sıraya koyar ve onun yolundan uzaklaşırlar. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsinin Sahibi olan Allah’ın yoluna… O kafirlerin , suçlarıyla sıkı sıkıya bağlı olan azaptan dolayı çekecekleri var. ) Onlar, dünya hayatını Âhiretten çok seven, anlaşılamaz eğrilikler oluşturarak Allah yolundan çekilen kimselerdir. Onlar derin bir sapkınlık içindedirler”. (İbrahim, 14/2-3)

Aslında herkes İblis gibi önce inanmış, sonra yoldan çıkmıştır. Bunu şu âyetten anlıyoruz:

“Bazı yüzlerin ak olacağı, bazı yüzlerin de kararacağı günde, yüzleri kararanlara şöyle denir: “Siz inandıktan sonra kâfir oldunuz , değil mi? Kâfir olmanıza karşılık, tadın şu azabı!”(Al-i İmran, 3/106)

Şeytanlık kolay değildir; doğru yolu bilmeyen o işi yapamaz. Çünkü şeytan doğru yolun üstünde oturur. Kıyamete kadar yaşama süresi alınca o, Allah’a şöyle seslenmişti:

“İblis dedi ki “Madem beni bu hale düşürdün , ben de onlar için, senin doğru yolunun üstüne oturacağım. Sonra önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Göreceksin, onların çoğu sana karşı görevlerini yerine getirmeyecektir.”(Araf, 7/16-17)

İblis, dini iyi bildiğinden insanların nasıl yoldan çıkaracağını da bilir. Allah Teâlâ, şeytanın bu özelliğini şöyle anlatmaktadır:

“O (şeytan), onlara söz verir, onları beklenti içine sokar. Şeytan, sadece aldatmak için söz verir”.(Nisa4/120)

Bu sebeple, dini daha iyi yaşamak ve Allah katında daha değerli olmak için yola çıkanlar, karşılarında şeytanı bulurlar. Şeytanlar, insanlar ve cinlerden olur. Allah’a daha yakın olmak için yola çıkan bu insanlara, din büyüklerini araya sokmalarını söylerler. Bu maksatla Allah’ta olan bazı özellikleri onara vererek karşı tarafı aldatmaya çalışırlar. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Allah’ın yolundan saptırmak için özde Allah’a benzer varlıklar uydurdular. De ki: “Geçinip gidin; ama gidişiniz kesinlikle ateşe doğrudur.” (İbrahim, 14/30)

Din büyüklerini tanrılaştırmaya Muhammed aleyhisselamla başlarlar. Bunun için Hakîkat-i Muhammediye diye bir terim uydurmuşlardır. Bu konudaki sözleri özetle şöyledir:

“Hakîkat-i Muhammediye ile Allah, aynı gerçeğin ön ve arka yüzleridir. Allah’tan başka hiçbir şey yokken ilk defa hakîkat-i Muhammediye var olmuş, bütün yaratıklar ondan ve onun için yaratılmıştır. O, nebilerin ve velilerin ledünnî ve bâtınî bilgileri aldıkları kaynaktır[1].”

Sonra sıra şeyhi tanrılaştırmaya gelir. Bunun için kullanılan kelime İnsan-ı Kâmil’dir. Onunla ilgili sözleri özetle şöyledir:

“İnsan-ı kâmil, maddî-manevi bü*tün kemâl mertebelerini kapsar. Onun kalbi Arş’la, benliği Kürsü’le, makamı Sidre-i müntehâyla, aklı Kâlem-i a’lâ’yla, nefsi Levh-i mahfûz’la ve tabiatı anâsır-ı erbaayla bağlantılıdır[2]”.

“İnsan-ı kâmil âlemde daima vardır, birden fazla olmaz. İnsan-ı kâmil için mülkte, melekûtta ve ceberûtta hiçbir şey gizli değildir. O eşyayı ve eş*yanın hikmetini olduğu gibi bilir…” [3]

Tarikatçılara göre; “şeyhin bakışı kalp hastalıklarına şifadır. Yüzünü göstermesi, manevi hastalıkları giderir. O, anlatılan olgunlukların sahibi, vaktin imamı, zamanın halifesidir. Kutuplar, bedeller onun ma*kamları sayesinde yetişip yaşarlar. Evtâd, nücebâ, onun kemalât denizinden akıp gelen bir katredir. Onun irşadı güneş misalidir. Kendi iste*meden her şeye feyzini yağdırır…[4]”.

Bir de râbıtaları vardır. Onlara göre râbıta yapan mürit, şeyhinin dışında her şeyden ilgisini kesmek ve kalbinde yalnız ona yer vermek zorundadır[5]. O, şeyhin suretini alnı*nın ortasında hayal eder, sonra onu kalbinin or*tasına indirir, kendini yok, şeyhini var bilir[6]. Biri doğuda, biri batıda da olsa, şeyhin ruhaniyeti onu râbıta ile terbiye eder ve Allah’a ulaştırır[7].

Tarikatçılara göre hakiki şeyh, müritle Allah arasında vasıtadır. Ondan yüz çevirmek Allah’tan yüz çevirmektir[8]. Mürit inanır ki, şeyhini nerede düşünse, ruhaniyeti orada hazır olur. Yine inanır ki, şeyhin ruhani tasarrufları Allah’ın tasarruflarıdır[9].

Bunlar hiçbir delile dayanmadan o kimselere kul olmaktır. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Allah’ın hakkında bir yetki (delil) indirmediği şeyi Allah ile aralarına koyup ona kulluk ederler. O konuda kendilerinde bir bilgi de yoktur. Bu yanlışı yapanların yardımcısı olmaz.” (Hacc, 22/71)

Kur’an’ı ve Nebîmizin sözlerini kendilerine uydurarak yeni bir din oluşturan bu kimseler, kendilerini doğru yolun ortasında görürler. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Allah bir kesimin doğru yolda olduğunu onaylar. Bir kesim de sapık sayılmayı hak eder. Onlar şeytanları Allah’tan yakın konumda tutar, üstelik doğru yolda olduklarını sanırlar.(Araf, 7/30)

Onların en büyük sıkıntısı, Kur’ân’da şirki reddeden âyetlerdir. Ya âyetlerin ilişkisini bozarak, ya bir ayeti diğer ayetle çelişir göstererek yahut bazı hadislerle ayetleri çatıştırarak kendilerini haklı çıkarmaya çalışırlar. Bunun çok sayıda örneği vardır. Mesela Cübbeli Ahmed, bir âyetin şu bölümünü sıkça tekrarlar:

“Onlar, yani çağırdıkları (melekler) kendilerini Rablerine daha da yaklaştıracak bir vesilenin peşinde olurlar.” (İsra, 17/57)

Sonra der ki, “Melekler dahi Allah’a karşı bir aracı koymaya çalışıyorlar”

Arkasından vardığı şu hükmü ilan eder: “Allah’a karşı bir aracı bulmak, Allah’ın emridir.”

Yani Allah’ın asla affetmeyeceği şirki, Allah’ın emrettiğini Allah’ın âyetiyle ispatlamaya çalışır. Hâlbuki o sözler, Melekleri Allah’a karşı aracı yapan Mekkelilerin kötü durumunu anlatan âyetlerin küçük bir bölümüdür. Ayetlerin tamamı şöyledir:

“De ki “Allah’a ile aranızda olduğunu varsaydıklarınızı çağırın; ne sıkıntınızı gidermeye güçleri yeter ne de sizden uzaklaştırmaya.” Onlar, yani çağırdıkları (melekler) kendilerini Rablerine daha da yaklaştıracak bir vesilenin peşinde olurlar . İkramını umar, azabından korkarlar. Rabbinin azabı kaçınılması gereken şeydir”.(İsrâ, 17/56-57)

Allah’a yaklaştıracak vesilenin ne olduğunu Allah Teâlâ şu âyette bildirmiştir.

“Size katımızda derece kazandıracak olan ne mallarınız ne de evlatlarınızdır. Ama kim inanıp güvenir ve iyi işler yaparsa böylelerine yaptıklarının karşılığı katlanarak verilir. Onlar güven içinde ve üstün konumlarda olurlar.” (Sebe’, 34/37)

Şu âyetler onların durumunu özetlemektedir:

“Allah’ın ayetleri karşısında haklı çıkmaya çalışanları hiç görmez misin? Bunlar neye dayanarak halden hale giriyorlar”? Bunlar öyle kimselerdir ki hem bu Kitap karşısında, hem de önceki elçilerimize gönderdiklerimiz karşısında yalan söylerler; nasıl olsa yakında öğrenecekler. Hem de boyunlarında halkalar varken (ceza çekecekleri yere) zincirlerle sürükleneceklerdir. Hem de kaynar suyun içinde… Sonra ateşte kızartılacaklar. O sırada onlara şöyle denecek: “(Allah’ın yetkilerine) ortak saydıklarınız nerede?” Allah ile kendi aranıza koyduklarınız vardı ya, onlar neredeler? Diyecekler ki “Onlar bizden ayrıldılar ama, aslında biz eskiden de onlardan yardım istemezdik.” Allah, o kâfirleri, işte bu tavırlarından dolayı sapık sayar. (Hem bir güce sahip olmadıklarını bilirler hem de Allah ile aralarına koyarak onlardan yardım isterler) Başınıza gelen bu şeyler, yaşadığınız yerde hak etmediğiniz zevkleri tatmanıza ve böbürlenmenize karşılıktır.” Cehennemde (ceza çekeceğiniz yerin) kapılarından, bir daha çıkmamak üzere girin! Kendini büyük görenlerin yeri ne kötüymüş!”” (Mümin, 40/69-76)

“Onlar Allah’ın ayetleri hakkında, kendilerinde bir delil olmadan tartışanlardır. Bu hem Allah katında, hem de inanıp güvenler katında ne büyük öfke oluşturur. Allah, büyüklük taslayan her bir zorbanın kalbini böyle mühürler”.(Mümin, 40/35)
Sadak Allahul Azim
Bak kardeşim bi türlü anlamadın değil mi sana diyorum ki yazdıklarımı oku velevki okudun diyelim tekrar aynı şeyleri papağan misali neden tekrar ediyorsun anlamış değilim getirdigin ayetleri tek tek sana tefsirini izahini sebebi nuzulunu uzun uzun anlatabilirim çok şükür ama senin önce 'ın yargılarını kirman lazım tamam mi kardeş ...

---------- Post added 30.11.20 at 14:57 ----------

Alıntı:
Nk6666 Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Dövme yaptırmak bedene zulm olduğu gibi derinin altına işleyen boyanın temizlenmesi mümkün değildir . Bu da abdesti kusurlu kılar . En masum görünen nazar boncuğu dahi haramdır şirktir . Batıl inanç ! Kocakarı öğretileri . Maddeden medet umma . Şamanizm Kabala vs bunu başka bir zaman delilleri ile konuşup tartışalım inşallah .
Bak kardeşim gene yanlış fetva veriyorsun
Dövme elbet bedene zulmdur lakin deri altına yapılan dövme abdeste engel değildir kusurluda değildir çünkü abdeste asl olan derinin üstüdür altı değil suyu derinin üstüne değdiririz bu kadarıda kafidir ama dövme sahibi sindirirse kişinin ahireti için daha makbule olur...

Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 30.11.20, 15:01
Üye
 
Üyelik tarihi: 26.11.20
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 32
Forum Puanı: 2051
Etiketlendiği Mesaj: 9 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
Ademm Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Bak kardeşim bi türlü anlamadın değil mi sana diyorum ki yazdıklarımı oku velevki okudun diyelim tekrar aynı şeyleri papağan misali neden tekrar ediyorsun anlamış değilim getirdigin ayetleri tek tek sana tefsirini izahini sebebi nuzulunu uzun uzun anlatabilirim çok şükür ama senin önce 'ın yargılarını kirman lazım tamam mi kardeş ...

---------- Post added 30.11.20 at 14:57 ----------



Bak kardeşim gene yanlış fetva veriyorsun
Dövme elbet bedene zulmdur lakin deri altına yapılan dövme abdeste engel değildir kusurluda değildir çünkü abdeste asl olan derinin üstüdür altı değil suyu derinin üstüne değdiririz bu kadarıda kafidir ama dövme sahibi sindirirse kişinin ahireti için daha makbule olur...
Derinin altına gozeneklerden su gider . Deri kendini her koşulda yeniler . Yenileme olmadığında gözenekler kapandığında da ödem yapar m deri altı hava almazsa vucut şişer . Estagfrullah fetva falan ne haddimize . Hanımlarda küpe olayından pat biç. Daha önce delinen kulağın o kısmı küpe hareket ettirilerek abdest alınır . Küpe yoksa dahi ip takılır . Dövme işlemi gözeneklerin altına boya zerk edilerek yapıldığından , gözeneklerin altında ki boya abdesti kusurlu kılar . Bu bilgi bilimsel olmakla birlikte istediğin hocaya sorabilirsin .

---------- Post added 30.11.20 at 16:04 ----------

Alıntı:
mubarack Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Yok bedendeki dovmeden şans ve bereket bekliyor adam bunu kastettim @[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Kardeş durumunda ki salatu selam o kadar güzel ki sayfaya her girdiğim de okumadan gecemiyorum . Evet Allah'ın ayetleri dururken ibadet dururken sansi kısmeti batıl inancla elde etmeye çalışmak iman ve bilgi eksikliğidir . Ama o kadar basit bir konu değil bu koşullu sartlanma vardır bilimde . Söylediğinin istediğinin yada istemediginin gerçek olma afili .

Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 30.11.20, 16:20
Daimi Üye
 
Üyelik tarihi: 13.06.20
Bulunduğu yer: Istanbul
Mesajlar: 1,054
Forum Puanı: 2435
Etiketlendiği Mesaj: 61 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
Nk6666 Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Derinin altına gozeneklerden su gider . Deri kendini her koşulda yeniler . Yenileme olmadığında gözenekler kapandığında da ödem yapar m deri altı hava almazsa vucut şişer . Estagfrullah fetva falan ne haddimize . Hanımlarda küpe olayından pat biç. Daha önce delinen kulağın o kısmı küpe hareket ettirilerek abdest alınır . Küpe yoksa dahi ip takılır . Dövme işlemi gözeneklerin altına boya zerk edilerek yapıldığından , gözeneklerin altında ki boya abdesti kusurlu kılar . Bu bilgi bilimsel olmakla birlikte istediğin hocaya sorabilirsin .

---------- Post added 30.11.20 at 16:04 ----------



Kardeş durumunda ki salatu selam o kadar güzel ki sayfaya her girdiğim de okumadan gecemiyorum . Evet Allah'ın ayetleri dururken ibadet dururken sansi kısmeti batıl inancla elde etmeye çalışmak iman ve bilgi eksikliğidir . Ama o kadar basit bir konu değil bu koşullu sartlanma vardır bilimde . Söylediğinin istediğinin yada istemediginin gerçek olma afili .

Bilemiyorum kardeşim anlatıyorum okuyor musun yazdıklarımı emin değilim fetva bellidir...

Interentten bile baksan bulabilirsin kardeşim ...

Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 30.11.20, 17:50
Üye
 
Üyelik tarihi: 26.11.20
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 32
Forum Puanı: 2051
Etiketlendiği Mesaj: 9 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
Ademm Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Bilemiyorum kardeşim anlatıyorum okuyor musun yazdıklarımı emin değilim fetva bellidir...

Interentten bile baksan bulabilirsin kardeşim ...
Konuyu anlamadığım dan değil bilgi akışını tazelemek için lakin dövmeli abdestte sonradan iman edenler hariç çok hoş karşılanacak bir durum değildir bunu da bilesin . Zaten müslümanın üzerine düşen fiziki sorumluluk beden temizliği ve secdedir içine sinen buyursun yaptırsın dövmesini . Tabi dövmenin üzerinde ki şekilden rahmet ve bereket umman da zaten zahmet buyurup Müslümanım demesin . Dinde böyle şeylere yer yok diyorum . Din yobazi değilim , özellikle gençlere dinin güzelliğini güzellikle anlatma taraftarıyım ama farkettiyseniz dinde hilafa dusüp din adamlarının esnettigi her konu aslında bilimsel olarak ta aslına uygundur . Okunmuş suyun içilip bdene sürülüp şifa bulunması konusu hurafe değil bilimselliği kanıtlanmış ses titresimleri (ayetlerin okunmasinda meydana gelen rezonansin) moleküller üzerinde ki olumu etkileridir . Bu molekuller bedenin tamamına deri altından nüfuz eder . Yada içilerek . Büyüculerin sayfalarına bir bakın ölü ipinden tutun ölü suyuna kadar her türlü necis madde alet edilir şer işlerine . Mesajları sesli olarak okuyorum o şekil gönderiyorum daha önce de dedim yardım almadan okuyamıyorum gelenleri . Bu yüzden dikattimden kaçan yada anlayamadigim birşeyler olabilir . Selametle

Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 30.11.20, 14:05
mubarack - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Daimi Üye
 
Üyelik tarihi: 11.09.19
Bulunduğu yer: türkiye
Mesajlar: 595
Forum Puanı: 2621
Etiketlendiği Mesaj: 51 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Yok bedendeki dovmeden şans ve bereket bekliyor adam bunu kastettim @[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

__________________
Allahumme Salli Alâ Seyyidina Muhammedin ve Alâ âli Muhammed.
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 30.11.20, 14:20
Daimi Üye
 
Üyelik tarihi: 13.06.20
Bulunduğu yer: Istanbul
Mesajlar: 1,054
Forum Puanı: 2435
Etiketlendiği Mesaj: 61 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Islamda şans diye bisey yokki kardeşim zaten sadece kader diyebilirsin bu minvalde şansa dair herşey haramdır kardeşim çünkü şans demek ne olacağı belli olmayan demek lakin yaprağın kımıldamasi bile kadarde keyfi mahfuzda yazılıdır kardeşim ...

Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 30.11.20, 15:47
mubarack - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Daimi Üye
 
Üyelik tarihi: 11.09.19
Bulunduğu yer: türkiye
Mesajlar: 595
Forum Puanı: 2621
Etiketlendiği Mesaj: 51 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Amacim oydu zaten kardeş, vesile olduysam cok şukur,yazilsin sevablarimiza,salat edelim Efendimize. @[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

__________________
Allahumme Salli Alâ Seyyidina Muhammedin ve Alâ âli Muhammed.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
gogun padisahlari, göğün padişahları, gökyüzü padişahları, jüpiter, mars, merkür, padisahlari, satürn, venüs, zühal


Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Cinler - Cin Padişahları - Cinler Hakkında Geniş Bilgi Sin Cin & Şeytan & Melek & Ruh 30 18.06.26 14:48
Cin Padişahları Öldürülür mü? mandana Cin & Şeytan & Melek & Ruh 20 01.03.25 21:05
Cin Padişahları ile Çalışmak... şşi’râ Sorularınız 27 24.04.22 16:40
“Ey Ahmed! Yer ve göğün hazînelerini sana verdim Ademm Zikir 0 26.02.21 17:37
Cinler ve Padişahları bitter Cin & Şeytan & Melek & Ruh 13 06.12.18 15:43


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 04:00.


Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com