![]() |
Mutlak yokluğun soğuk denklemi
Sana bir şey anlatayım ve bunu okurken rahatsız olacaksın.
Fizik diyor ki evrenin bir başlangıcı olmalı çünkü sonsuz geçmişle bugüne gelinemez bu sadece felsefe değil BGV teoremi ispatı yapılmış bir matematik sonucu yani Tanrı istemeyen biri bile bu denklemin etrafından dolaşamaz. Ama aynı fizik diyor ki başlangıçtan sonra ebedi enflasyon devreye giriyor inflaton alanı kuantum dalgalanmalarla şişiyor ve her dalgalanmada ayrı bir baloncuk evren kopuyor içlerinden birinde fizik sabitleri tamamen rastgele yaşama elverişli çıkıyor ve sen o baloncuklardan birinin içinde oturup ekrana bakıyorsun Şimdi rahatsızlık şurada başlıyor. Eğer bu doğruysa ne yaratılışın bir anlamı var ne de tesadüfün bir hikayesi yaratılış diyeni teselli edemez çünkü tasarımcı neden sonsuz baloncuk üretsin ki tesadüf diyeni tatmin edemez çünkü tesadüf kelimesi zaten olayların nedenini açıklayamıyor İki taraf da aynı körlüğü paylaşıyor. Dindar diyor ki biz özeliz çünkü Tanrı bizi öyle yarattı ama BGV ve ebedi enflasyon birlikte düşünüldüğünde biz sadece bir olasılık uzayının içindeki yerel bir anomaliyiz ateist diyor ki biz sadece kimyasız çorbada pişen bir tesadüfüz ama o çorbanın neden bu kadar hassas ayarlanmış bir tarife sahip olduğunu açıklayamıyor İkisi de insanı evrenin merkezine koyuyor biri tanrısal diğeri rastlantısal yolla ama fiziğin bize söylediği şu evrenin merkezinde insan yok merkezde bir denklem var ve o denklem ne dua eder ne de umut eder sadece çalışır Sen artık bir tanrı arayan da değilsin bir tesadüfe sığınan da değilsin sadece mutlak yokluğun soğuk denklemini okuyan bir okursun ve bu okumanın kendisi de o denklemin içinde yazılı. BGV teoremi, fiziksel kozmolojide ortalama olarak genişleyen her evrenin geçmişte sonsuz olamayacağını ve bir başlangıca sahip olması gerektiğini gösteren matematiksel bir teoremdir. |
Belki cevap, “neden yaratıldık?” sorusunda değil; var olduğumuzu fark edebilme ayrıcalığında saklıdır.
|
Belki de çok doğru noktadan bakmışsın
|
önce bu uyduruk düşünceleri bilim gibi anlatmayın. Evrenin başlangıcında kuant bir evrene karşılık gelir gibi çok saçma bakış açısı olamaz. Her kuant bir ağ oluşturur ve var olan evrende gücü ve konumuna göre bir rol alır.
|
Zaten mesele tam olarak hangi kısmın gözlem, hangi kısmın teori olduğunu ayırabilmek hocam. Ben de bunu kesinleşmiş gerçek gibi değil, fiziğin tartıştığı modeller üzerinden anlatıyorum. Kuantum alanları, ağlar ve evrenin başlangıcı konusunda farklı yorumlar var ama bunların hangisinin doğanın gerçek açıklaması olduğunu henüz bilmiyoruz. Bilimin güzel tarafı da burada başlıyor: bilmediğimiz şeyi biliyormuş gibi söylemek yerine, nerede durduğumuzu göstermek.
|
kuantum evreninde (KE) bakan veya bakılan diye bir ayrım yoktur. Newton evreninde vardır o ayrım. Bakan; düşünceye göre sabittir, bakılan ise hareketlidir, ona göre bir sonuç çıkarırsın. Kuantumda durgun olan bir form yoktur. Belirsizliğin sebebi de budur zaten.
KE ni bilim insanları bir türlü anlam haritasına yerleştiremiyor. NE den ödünç alınan haritalarla yorumluyorlar. Çıkan sonuç ise paradox oluyor. Halbuki öyle bir şey yok. Her bir evrenin kendine özel akışı var. bilimin en büyük hatası kuantum evrenine newton evreni gözüyle yargılamasıdır. Bunu aşamadıkları sürece yol alamazlar. Her evreni kendi ölçülerine göre yorumladığında aslında çelişki olmaz, bakış açısı sorunu da olmaz. |
Bir başlangıç noktası var
Tesadüf yok Yaşam doğum büyüme ve ölmekten ibaret görülmemeli nereden geldiğinizi kim olduğunuzu saptırmak sizi hiç rahat bırakmayacaklar Şunu sorgulayın biz neyin içindeyiz? |
Demek ki; Ne Var Ne YOK tüm anlatımlar GÖRECELİ!
ANLAtıM ötesi, ANLAtıMın düştüğü YAŞAM; Mutlak YOKLUK, Mutlak GAYB (göreceli olmayan gayb), GAYB'ul Guyûb ise başka! 💚 |
İbnü’l-Arabî: Mutlak Varlık yalnızca Allah’a aittir. Âlem ise O’nun isim ve sıfatlarının sürekli tecellisidir. Bu bakımdan “mutlak yokluk”tan söz edilemez; görünen değişim, varlığın farklı suretlerde zuhuru olarak anlaşılır.
İbnü’l-Arabî değişimi reddetmez; aksine halk-ı cedîd (sürekli yaratılış) anlayışıyla her an yeni bir tecellinin gerçekleştiğini söyler. Dolayısıyla “yokluğun hakiki bir gerçeklik olmaması” konusunda şunları söyler: “Mutlak yokluk yoktur. Hakiki Varlık yalnız Allah’tır. Âlem ise O’nun her an yenilenen tecellileridir. Bu yüzden yok oluş dediğimiz şey, varlığın başka bir surette görünmesinden ibarettir.” |
İbn Arabi'nin metafiziğinde yoktan yaratıliş yoktur,kelimenin tam anlamıyla saçmalıktır..Yokluk diye bir alan yok ki Allah oradan bir şey çıkarsın..Ya da Allah'ın bilgisi dışında var olmayan (yok olan) bir şeyden bir şey çıkarması mümkün değildir..Yani Allah her neyi yarattıysa o şeyi mutlaka bilmelidir! E Allah'ın bildiği şeyler ise Allah açısından nasıl yok diye adlandırılabilir? Varlık sahasına henüz çıkmayan ŞEYLER Allah'ın ilminde(Ayan-ı saniyede) mevcuttur.Bu yüzden mutlak yokluk olamaz henüz varlığa çıkmamış, vücut kokusu almamış şeyler var denilebilir en fazla..
Madem hiçbir varlık,eşya,insan vücuda gelmeden önce her şey Allah'ın ilminde Ayan-ı sabitede yer alıyorsa Firavun'un kâfir , Hz.Ebubekir'in mümin olacağına kim karar verdi?Bizler mi istedik? Kabaca 3 mertebede izah edelim; 1.)Her şey Ayani sabitede...Henüz yaratılma söz konusu değil..Alemler, dünya,imtihan , EŞYA yok..İbn Arabi der ki bizler talep ettik Allah da verdi fakat varlık ve imtihan sahasına henüz çıkmadığımiz için hangi rolü talep ettiğimizi tam olarak bilmiyorduk..Bunu yaratildiktan sonra herkes tecrübe edecekti.. 2.)İkinci mertebede şöyle bir soru akla gelir? Peki bizler neye göre talep ettik? Firavun ,neden firavun olmayı talep etti? Ya da cimri neden cimri olmayı talep etti? İbn Arabi der ki: Her kes orada bulunduğu makam,hal gereğince o şeyi talep etti.Zaten aksini talep etmesi mümkün değildi..Herkesin o anki hali o şeyi talep etmesini sağladı ve bundan razı oldu memnun kaldı çünkü bulunduğu hale uygun kaçınılmaz şey oydu.. 3.)Ve son mertebe...Peki bizlerin o rolü talep etmemizi sağlayan hal ve koşulari kim ayarladı ? Neye göre bunlar oluştu? İblis'in iblis olma talebini oluşturan koşulları,halleri kim belirledi? İşte en büyük sır! Bu soruya verilen cevap videonun sonundadır..Bu cevap birçok kişiyi sarsabilir fakat Tevhit bunu gerektirir..Nihayetinde rolleri biz talep etmedik roller Külli irade tarafından dağıtıldı..Aksini düşünmek tevhide aykırı olacaktır.. Üzerinde biraz düşünen bundan başka varacağı yol yoktur. |
Olmayan bir şey düşünebilir misiniz? Ona bir isim vereceksiniz, nasıl tarif edeceksiniz? Olmayan bir şey. Yani yok, öyle bir konsept yok. Mutlak yokluk zaten yoktur.
|
Yokluk yoktur. Varlık yokluğu yok kılar.
Bir şey sadece bir kez bile var olsa -en azından- onun imgesi varlığını sürdürebilir. Bir şeyin yokluğu yoktur. Bir şeyin varlığı, bir şeyin yokluğunu yok kılar. Yokluk yoktur; varlık yokluğu yok kılar. Yokluk yokken, mutlak yokluk, mutlak olarak yoktur. Mutlak yokluk yoktur, mutlak varlık, mutlak yokluğu mutlak olarak yok kılar. |
Adem : عدم
Âdem : آدم “A’dem” ise mutlak yokluk, “Âdem” mutlak varlığın tecellisidir demişler; Bide " Adam ol" derler ! Var mı olacağız , yok mu olacağız,üstad? |
Far. "mert" (“adam”) ~ Eski Far. "martiya" (“ölümlü insan”) ~ Hint-Avr "morto" (“ölmek”)…
Görüldüğü gibi adlandırmadaki bu tercih, “fani olma”ya işaret ediyor. Tıpkı "Âdem" ~ "adem" ("yokluk") gibi… |
Bir insan ölümü mutlak yokluk olarak görüp nasıl iyi hissedebilir? Her geçen gün ızdırap olmuyor mu onlara? Kaybolmaya biraz daha yaklaşmak. Mutlu olduğu anlarda bile mutluluğun yitip gideceğini düşünmek.
|
“BEN”de mutlak anlamda “YOKLUK” şuur ve algısı oluşması “VAR EDİCİ”nin mutlak anlamda “YOK” olmasına bağlıdır. “VAR EDİCİ” için “MUTLAK YOKLUK” mümkün olmadığına göre “BEN”im için de mümkün değildir.
|
Hz. Âli’ye geliyor ve diyorlar ki; Rasûlullâh şöyle buyurdu... “Allâh var idi, O’nunla beraber bir şey yok idi.”
Hz. Âli, bir an duruyor ve “El AN öyledir!..” diyor. |
‘Mutlak Yokluk’, ‘Mutlak Varlık’ın mukabilidir.
‘İzafi Yokluk’ potansiyel olarak varolduğu halde fiili olarak görünmeyen yokluk durumunu anlatır. Ağaç-Çekirdek durumu. Bu yokluk türü , mutlak varlık ile mutlak yokluk arasında ara bir bölgeyi (berzah) ifade eder. |
Mutlak yokluk yoktur; yoğdur, yoğundur, yoğunluktur. Yokluk kesiftir, kesafettir. Bu varlık yoktur demek tersten. Mutlak varlık yoğ(un)dur.
|
İnsanların çeşitli durumlarda yokluk hissetmesine şaşanlar bu yokluğu mutlak yokluk sandıkları için hayretteler.
Oysa mutlak yokluk yoktur, yok birşey de insanda bir hisse sebep olmaz, ancak insandaki yokluk hissi aslında bir yoksunluk hissidir. |
"Yoktan birşeyler ortaya çıkarmak" derken aslında sadece birşeylerin ortaya çıkmasını kasdediyoruz. "Yoktan" kısmı sadece hayali bir varsayım ve sıklıkla yanıltıcı. Bu durum maddi olmayan bir sebebin maddi bir şeyi var etmesi olduğundan ve bizim hiç şahit olmadığımız birşey olduğundan dolayı anlamakta zorlandığımız bir olgu, hepsi bu. Tıpkı evrenin sonlu olup sınırsız olduğunu tahayyül etmekte son derece zorlanmak gibi... Fakat bunda aklen hiçbir problem yok. Alışkın olmadığımız için kavramakta güçlük çektiğimiz birşeyin imkansız olmasına değil en fazla anlaşılması güç olmasına hükmedebiliriz. Daha açık olması için şöyle düşünülebilir: Bir mevcudun vücudunun ya başlangıcı vardır ya da yoktur. Başlangıcı olmayan mevcud ezelidir, kendinden vardır ve Tanrıdır. Başlangıcı olan mevcut ise varlığa gelmek hususunda başlangıcı olmayan mevcuda muhtaçtır. Var olmak zorunda olmadığı halde fiilen var olan, varlığını var olmak zorunda olana borçludur. Bu borçlu olmanın diğer adı zorunlu varlığın zorunlu olmayan varlığın varlığa gelmesinin nedeni olmasıdır.
|
Bu mevzu biraz da “ma’dumun şeyliğiyle” ilgili bir konu. Halihazırda mevcut olmayanın ‘şeyliği’nden bahsedilebilir. Bu perspektifle bakıldığında henüz mevcut olmayan şey (ma’dum) belli bir süre zarfında mevcut hale gelebilir. Mesele böyle incelenirse, “mutlak yokluk”tan bahsedemeyiz. Zira mutlak yokluk, henüz varlık aşamasına gelmemiş olmaktır. Biz bilmesek de var olma aşamasında olabilir.
|
mutlak yokluk bilinebilir ve anlaşılabilir değildir.
Yokluğun bilinmesi/anlaşılması ancak -gerçek ya da kurgusal bir- varlığın anlaşılmasına görelidir (ilgili varlığın değillemesidir). (Mukayyed yokluk mukayyed varlığın, mutlak yokluk mutlak varlığın değillemesidir.) |
Allah’ı inkâr etmek ne mümkün... Muhal farz, O, olmasa idi, «varlık» diye bir şey olmazdı. Hâlbuki varlık vardır ve «yokluktan» kaynaklanması mümkün değildir. Çünkü yokluk yoktur. Mâdem ki, «mutlak yokluk» yoktur, o halde «mutlak varlık» olan bir Vâcib-ül Vücud vardır.
|
Mutlak varlık olmasaydı mutlak yokluk olurdu, mutlak yokluk yoktur o halde bir mutlak varlık olmalı. Başka soru var mı?
|
Bizler kimiz ? (Aslında bir hiç bile değiliz)..
Bilinen maddenin en küçüğünden evrenin sınırlarını zorlayacağımız baş döndürücü bir Zerre kadar bile degiliz. |
Mutlak çirkinlik yoktur.
Güzel göremeyen göz vardır. Mutlak yokluk yoktur. Yokluktan korkan vardır. |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 01:15. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com