Konfor alanı safsatası
Dilimize dolanan şu "konfor alanı" lafı, son yıllarda herkesin iradesizliğini ve sorumluluktan kaçışını örtmek için sığındığı en şık bahane oldu. Nereye baksan aynı ezber: “Konfor alanınızdan çıkın, risk alın, sürekli gelişin.” Alt alta sıralanmış bu motivasyon cümleleri, aslında modern insanın tahammülsüzlüğünü meşrulaştıran birer kılıf.
Bu kılıfın arkasına saklanan zihniyet, insanın en temel insani ihtiyaçlarını bile hedef alıyor. Oysa insanın fıtratında sükûnet arayışı vardır; eskiden buna yuva, ev, düzen denirdi. Hayatın koşturmacası ve yorgunluğu içinde bir yerde soluklanmak, kurduğu düzenin tadını çıkarmak insanın en doğal hakkıyken, bugün bu durgunluk adeta bir geride kalma suçu gibi yüzümüze vuruluyor. Sürekli diken üstünde, huzursuz ve tatminsiz bir hayat sürmek ise "gelişim" diye pazarlanıyor. İnsan sanki durduğu her an kaybediyormuş gibi hissettirilerek kronik bir huzursuzluğa itiliyor.
Bu durum pratik hayatta en çok insan ilişkilerinde ve bağ kurma biçimlerimizde patlak veriyor. Bugün en ufak bir sorumluluğu taşımaktan kaçan, bir ilişkideki veya ortaklıktaki ilk pürüzde, ilk sancılı dönemde arkasına bile bakmadan uzaklaşmak isteyen herkesin ağzında aynı sakız var: “Konfor alanımı terk ediyorum.” Oysa bu, gelişimin falan değil; doğrudan sabırsızlığın, tahammülsüzlüğün ve en ufak bir ağırlığı kaldırmak istemeyen bireysel lüks düşkünlüğünün şık adıdır. Emek vermeyi, tahammül etmeyi ve fedakarlığı göze almayanlar, bu kavramın arkasına sığınarak aslında kendi iradesizliklerini aklıyorlar.
Çünkü inatla göz ardı edilen bir gerçek var: İnsanı olgunlaştıran şey oradan oraya savrulmak, her şeyden çabucak sıkılıp yön değiştirmek değildir. Aksine, insanı derinleştiren ve karakter kazandıran şey; hayatın kaçınılmaz zorlukları, krizleri ve dönemeçleri karşısında yerinde durabilmek, o yükü omuzlayabilmek ve sebat etmektir. Bu sözde gelişim dayatması, insanı özgürleştirmekten ziyade; onu köklerinden, sağlam aidiyetlerinden ve sorumluluk bilincinden koparıp rüzgârda savrulan bir yaprağa dönüştürüyor.
|