![]() |
|
#3
|
|||
|
|||
|
Metafizik ya bu idealar oyunundan ibarettir ya da
— zihnin ciddi bir meşguliyeti ise — sezgiye varmak için kavramları aşmak zorundadır. Muhakkak ki kav- ramlar metafiziğin vazgeçemeyeceği şeylerdir, zira diğer bilimlerin hepsi en mutat biçimde kavramlar üzerinde çalışır ve metafizik öbür bilimleri aşacak de- ğildir. Fakat metafizik, kavramları aştığı ya da en azından, mutat biçimde kullandığımız kavramlardan hayli farklı olanları — sezginin uçuveren formlarının kalıbına girmeye hazır, esnek, hareketli ve akışkan temsiller demek istiyorum — yaratmak üzere kaskatı kesilmiş ve hazır kavramlardan yakasını kurtardığı zaman tam manâsıyla kendisi olur. Bu önemli nokta- ya ilerleyen sayfalarda tekrar döneceğiz. Süremizin bize bir sezgide doğrudan doğruya takdim edilebil- miş olduğunu, imgeler aracılığıyla dolaylı bir şekilde bize telkin edilebilmiş olduğunu, ama — "kavram" kelimesine kendine özgü anlamı verilirse — kavram- sal bir temsile hapsedilmiş olamayacağım gösterdiği- miz yetsin. Bir an içinden bir çokluk/çeşitlilik meydana ge- tirmeyi deneyelim. Bu çokluğun terimlerinin, herhan- gi bir çokluğun terimleri gibi ayrı ayrı durmak yerine birbirlerinin alanına girdiklerini, bir imgelem çabasıy- la akan süreyi dondurabileceğimizi, o surette birbiriy- le yan yana gelen parçalara bölebileceğimizi ve parça- ların hepsini kesinlikle sayabileceğimizi, ama bu işle- min bizzat süre üzerinde değil, süreye dair donmuş hatıra üzerinde, sürenin hareketliliğinin arkasmda bı- raktığı iz üzerinde gerçekleştirildiğini eklemek gere- kecektir. O halde itiraf edelim ki burada bir çok- luk/çeşitlilik varsa bu, başka hiçbir şeyin çokluğuna benzemez. Öyleyse, sürenin birliği vardır mı diyece- ğiz? Şüphe yok ki birbirine uzanan unsurların bir sürekliliği, çokluk/çeşitlilik kadar birliğe de dâhil olur, ama bu hareketli, değişen, renkli, canlı birlik, saf birlik kavramının sınırlandırdığı soyut ve boş birliğe pek benzemez. Bundart, sürenin, hem birlikle hem de çok- lukla tanımlanması gerektiği sonucunu mu çıkaraca- ğız? Fakat tuhaf olan şey, iki kavramı bir arada farklı şekillerde boş yere manipüle ve kombine edecek, do- zunu ayarlayacak olmam, kavramlar üzerinde en ince zihinsel kimya işlemlerini beyhude uygulayacak ol- mamdır: Süre hakkında sahip olduğum yalın sezgiye benzer herhangi bir şeye asla erişemeyeceğim. Oysa ki bir sezgi çabasıyla kendimi sürenin içine yerleştirsem, onun nasıl da birlik, çokluk ve daha başka birçok şey olduğunu derhal fark ederim. Bu çeşitli kavramlar o halde, sürenin çok sayıdaki noktadan dıştan görülme- si idi. Ne ayrı ne de birleştirilmiş kavramlar bizi, biz- zat sürenin içine nüfuz ettirdi. Bununla birlikte, biz yine de sürenin içine nüfuz ederiz ve bu yalnızca bir sezgiyle olabilir. Bu bakım- dan, "ben"in süresine dair, yine "ben" tarafından edi- nilecek içsel ve mutlak bir bilgi mümkündür. Ama, şa- yet metafizik burada bir sezgi ilan eder ve ona erişebi- lir ise, bilimin onda bir analiz yapmasına hiç hacet yoktur. Ve ekoller arasındaki tartışmaları ve sistemler arasındaki çatışmaları burada doğuran şey de analizin rolüyle sezginin rolü arasındaki bir bulanıklığı/bir karıştırmadır. Diğer bilimler gibi psikoloji de esasen analizle ça- lışır. Ona önce yalın bir sezgide verili olan "ben"i du- yumlara, duygulara, temsillere, ve bu nevi ayrı ayrı incelediği şeylere çözümler. Demek ki "ben"in yerine psikolojik olgular olan unsurların bir dizisini ikame eder. Ama bu unsurlar, parçalar/kısımlar mıdır? Bütün mesele budur ve insanm kişiliği probleminin sık sık çözümsüz kalan terimler halinde ortaya konması da işin içinden sıyrılmış olmak içindir. Her psikolojik durumun tek bir kişiye ait olması itibariyle bir kişiliğin bütünlüğünü yansıttığı itiraz gö- türmez. Ne kadar yalın olursa olsun, bir geçmişi ve şimdisi olan varlığın geçmişini ve şimdisini örtük şe- kilde içinde barındırmayan, soyutlama ya da analiz çabasından bambaşka bir yolla o varlıktan ayrılabilen ve bir "durum " oluşturabilen duygu yoktur. Fakat, bu soyutlama ya da analiz çabası olmaksızın, psikoloji bi- liminin gelişmesinin mümkün olmayacağı da hiçbir itiraza yer bırakmaz. Psikologun, bir psikolojik duru- mu az çok bağımsız bir entite seviyesine yükseltmek üzere koparıp ayrı bir şey halinde ele aldığı işlem ne- den ibarettir? Psikolog, kişinin, bilinen ve ortak terim- lerle ifade edilemeyecek olan özel renklerini ihmal et- mekle işe başlar. Böylece baştan basitleştirilmiş olan kişide, ilginç bir incelemeye konu olmaya hazır falan ya da filan veçheyi tecrit etmeye çalışır. Meselâ, gön- lünü birine kaptırma mı söz konusudur? Benim gön- lümü kaptırmamı sizinkinden farklı kılan şeyi, bende dile getirilemez olan nüansı bir kenara bırakacaktır; sonra da bizim kişiliğimizin belirli bir objeye doğru yö- neldiği harekete dikkatini yoğunlaştıracaktır; bu tavrı tecrit edecektir, ve bağımsız bir olgu seviyesine çıka- racağı şey de, kişinin bu özel veçhesi, iç hayatın hare- ketliliğine bu açıdan bakılması, somut gönül kayması- nın bu "şema"sıdır. Burada, Paris'ten geçen ve meselâ Notre-Dame'm çan kulelerinden birinin bir krokisini çıkaran sanatkârın çalışmasına benzer bir çalışma var- dır. Toprağa, muhite, bütün Paris'e vb.'ne bir o kadar ayrılmazcasma bağlı bulunan kule, katedral binasına da bağlıdır. Kuleyi koparmakla işe başlamak gerekir; Notre-Dame'm bütünlüğünde sadece bu kulesi olan belirli bir cephesi çizgilere dökülecektir. Kule de ger- çekte, özel istiflenişiyle ona formunu veren taşlardan meydana getirilmiştir; ama desinatör (tersimatçı), taş- larla ilgilenmez, sadece kulenin siluetini çizer. Öyley- se, eşyanın içsel ve reel tanziminin yerine dışsal ve şe- matik bir yeniden inşayı kor. Öyle ki onun çizimi so- nuç olarak objeye belirli bir açıdan bakışa ve bir tem- sil edilme şeklinin seçilmesine tekabül eder. Psikolo- gun, vasıtasıyla, kişinin bütünlüğündeki bir psikolojik durumu özetlediği işlem de tamamen aynı şeydir. Bu tecrit edilmiş psikolojik durum, olsa olsa bir krokidir, yapay bir yeniden terkip etmenin başlangıcıdır; bu, özel olarak ilgi duyulmuş ve işaretlemek/not etmek üzere özen gösterilmiş belirli bir elemanter veçhesi al- tında göz önünde bulundurulmuş "bütün"dür. Bir parça/kısım değil, bir unsurdur. Parça parça/kısım kısım görme yoluyla değil, analiz yoluyla ulaşılmış bir şeydir. Şimdi de desinatör, Paris'i bilmeyen birine hatır- latma notu olarak, krokilerin hepsinin altına mutlaka "Paris" yazacaktır. Ve kendisi Paris'i gerçekten gör- düğünden, bütüne kaynak teşkil eden sezgisinden hareketle ayrıntılara doğru inerek onların konumunu krokisinde bulacak ve böylece kroki paftalarını birleş- tirecektir. Fakat bu işlemin tersini gerçekleştirmenin herhangi bir yolu yoktur; istediğiniz kadar mükem- mel olsun sayısız krokiyle bile, onları birleştirmek ge- rektiğini belirten "Paris" kelimesiyle bile, evvelce sa- hip olmadığımız bir sezgiye yükselmek ve şayet Pa- ris'i hiç görmediysek o şehrin bir izlenimini elde et- mek imkânsızdır. Çünkü burada bütünün kısımlarıy- la/parçalarıyla değil, onun hakkında tutulmuş notlar- la/işaretlerle iş görülür. Kendimize daha çarpıcı bir örnek, notasyonun/işaretlemenin daha mükemmelen sembolik olduğu bir durum seçmek üzere, bana tesa- düfen karışık bir sıraya konmuş olan, hiç bilmediğim bir şiirin bileşiminde yer alan harflerin gösterildiğini farz edelim. Eğer harfler şiirin parçalarıysa, onlarla mümkün farklı sıralamalar deneyerek, bir çocuğun yapbozu tamamlamaya uğraştığı gibi, şiiri yeniden kurmaya teşebbüs edebilirim. Ama orada bunu bir an bile aklımdan geçirmezdim, çünkü harfler, oluşturucu kısımlar değil, bambaşka bir şey olan kısm î ifadelerdir. Bu nedenle, eğer şiiri biliyorsam, harflerin her birini ona düşen yere koyarım ve hepsini sürekli bir çizgiy- le tekrar birbirine zahmetsizce bağlarım, oysa ki bu- nun tersi olacak işlem imkânsızdır. Tersi olacak işle- me kalkışabileceğimi sandığımda bile, harfleri uç uca koyduğumda bile, aklıma yatan bir manâyı kendi ka- famda tasarlamakla işe başlarım: demek ki kendime bir sezgi verir ve ifadeyi meydana getirecek eleman- ter simgelere de o sezgiden inerek gelmeyi denerim. Sembolik unsurlar üzerinde uygulanmış işlemler yo- luyla şeyi yeniden yeniden kurma fikri bile, tek başı- na öyle bir saçmalık içerir ki kişinin aklına ancak, şe- yin parçalarıyla/fragmanlarıyla değil, sembolün par- çalarıyla iş görüldüğünün farkına varılmasıyla gele- cektir.
👍 Beğen
(0 Beğeni)
|
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| Metafiziğe ilgi duyan insanlar | Mube | Metafizik | 15 | 28.03.26 13:06 |
| Namaz bilgilerine giriş | Akuma45 | Namaz | 2 | 04.08.21 17:59 |
| Telepatiye Giriş | SiLence | Telepati | 4 | 25.04.21 18:38 |
| Fıkıh ilmine giriş pdf var mı??? | GhOsT | Sorularınız | 0 | 22.05.20 01:17 |
| siteye giriş hk | Zikr | Sorularınız | 2 | 04.10.18 01:09 |