![]() |
Hastalıklar... Teşhis, Tanı, Tedavi.!
ADALE CEKILMESI
Adale çekilmesi veya incinmesi bir kasın üzerine çok fazla yük bindirmenin sonucudur. Hafif bir adale çekilmesi o bölgeyi fazla germekten veya aşırı çalıştırmaktan meydana gelir. Güç kaybı yoktur fakat acı duyulur. Belirtiler - Zedelenme meydana geldiği zaman lokalize ağrı bunu izleyen hassasiyet ve bazı durumlarda şişme - Zedelenmenin meydana gelmesinden hemen sonraki 24 saat içinde tutulma (sertleşme) veya hassasiyet - Eğer kasın hiçbir fonksiyonu yokmuş gibi görünüyorsa kopmuş olabilir. Bir kasın liflerinden bazıları gerçekten yırtılır ve adalenin kasılıp iç kanama yapmasına neden olursa daha ciddi bir durum ortaya çıkar. Ender durumlarda bütün kas kopup ayrılabilir ya kısmi olarak veya daha seyrek görülen şekliyle tamamen kopabilir. Adale incinmelerinin en sık görülenlerinden biri uyluk kemiğinin arka tarafındaki bir grup adale üzerinde olur. Bu kaslar dizinizi kapatıp açabilmenizi sağlar; koştuğunuz zaman bu kaslarda çekilme meydana gelebilir. Uyluk kemiğinin arka tarafında bir adale ağrısı veya zayıflığı bu adalelerinizi incittiğinizi gösterebilir. İncinmenin çok yaygın ikinci bir çeşidi de kasık çekmesi veya gerilmesi denen olaydır. Kasık çekmesi olayında belirli bir kas zedelenmiş değildir; daha çok kasıktaki ten-don ve kaslar (karın bacak ve pelvis bölgeleri dahil) gerilmiş veya yırtılmış olabilir. Kasık gölgesindeki ağrı veya adale spazmları tekrarlanan aşırı kullanımdan veya tek bir olaydan kaynaklanabilir. Teşhis Zedelenen alandaki rahatsızlık (hassasiyet kramplar ve şişme ) teşhis için önemlidir. Sorunun kemikte bir yaralanmadan kaynaklanıp kaynaklanmadığını anlamak için radyografi gerekebilir. Adale çekilmesi tedavi ve nekahat devresinde uygun bir bakımla hızla ve tamamen iyileşir. Bununla birlikte ağrınız birkaç günden daha fazla sürmüşse ve kas yırtılması ya da bir kırıktan kuşkulanıyorsanız doktorunuza başvurun. Zedelenmeyi onarmak için bir ameliyat gerekebilir. Tedavi Zedelenmeden sonraki ilk 24 saatte arızalı bölgeye buz veya soğuk kompres uygulayın. Ondan sonra termofor veya sıcak banyo kullanın. Bazen özellikle eğer şişme çok fazlaysa kas zedelenmesi düzelene kadar soğuk kompres kullanılabilir. Zedelenen kası yüksekte tutmak ve elastik bandaj kullanmak şişmeyi önlemeye veya azaltmaya yardımcı olabilir. Fakat fazla sıkı bağlamamalısınız. Zedelenen kası ağrılı olduğu sürece kullanmamaya çalışın. Bu süre genellikle birkaç günden fazla değildir. İlaç Küçük adale çekilmeleri için ağrıyı azaltmak amacıyla aspirin veya diğer ağrı kesici ilaçlar alınabilir. Orta veya ağır adale incinmeleri için ilaç almadan doktorunuza danışın çünkü kendisi size şişmeyi azaltmak için bir antienflamatuar ilaç bir kas gevşetici veya ağrı kesiciyi zedelenmenin durumuna bağlı olarak verecektir. Ameliyat Eğer kasta yırtılma varsa ameliyat en iyi seçenektir. Önleme Adale çekilmelerinden kaçınmanın en iyi yolu egzersiz öncesi uygun ısınma hareketleri yapmaktır. Tekrarlayan adale çekilmelerini önlemek için zayıf kasın güçlendirilmesini amaçlayan bir egzersiz programı da bazen yararlı olabilir. |
ADALE KRAMPLARI
Kramp aslında bir doku spazmıdır. Burada doku kasılır ve ani ve şiddetli ağrıya yol açar. Özellikle yaygın bir kramp çeşidi uyku sırasında baldır adalelerinde meydana gelir. Fakat fazla yüklenme incinme adale zorlanması (gerilmesi) veya uzun süre aynı pozisyonda kalmak adale kramplarına yol açabilir. Bunlar sıklıkla sıcak havada oynanan spor karşılaşmalarında aşırı yorulan ve susuz kalan sporcularda görülür. Belirtiler - Ani ve keskin adale ağrısı çoğunlukla bacaklarda - Cildin altında çarpılmış bir adale dokusu yumrusu görülmesi Belirli aktiviteler karakteristik olarak profesyonel kramplar denilen kramplara yol açar. Yazar krampı klasik örnektir -yazan elin başparmağı işaret ve orta parmakları uzun süre sıkıcı kalem tutma sonucu kramp duygusu yaşar. Geçmişte saatçi ve terzi krampları çok görülürdü. Hemen herkes şu veya bu zamanda adale krampı geçirir yine de çoğu kimseler için bunlar sadece ara sıra karşılaştıkları önemsiz bir rahatsızlık nedenidir. Fakat diğerleri için adale krampları özellikle geceleri rahatsız edici bir problemdir. Eğer uykunuzu bölen sık ve şiddetli kramplarınız varsa doktorunuza danışın. Krampların belirgin bir tipi olan bacakta dolaşım bozukluğu nedeniyle zaman zaman topallayarak yürüme (intermitent klodikasyon) harekete bağlı olup baldırlara yeterli kan gitmemesine bağlıdır. Bacaklarda harekete bağlı krampların bir diğer çeşidi omurgada sinir sıkışması ile bağlantılıdır. Eğer hareket sonucu bacaklarda kramp olayı sürekli tekrarlanıyorsa doktorunuza gidin Diüretik (idrar söktürücü) kullanımı ve aşırı terleme nedeniyle potasyum kaybı genellikle adale kramplarının nedeni olarak belirtilir fakat sık rastlanan bir neden değildir. Tedavi Kramp meydana geldiğinde etkilenen adaleyi germeye çalışın. Yumuşak bir tavırla düzeltin. Çünkü kasılan adaleyi germek genellikle derhal rahatlamayı sağlayacaktır. Etkilenen kasa kompres ve masaj yapmayı deneyin. Sıcak banyoya daldırmak veya sıcak kompres koymak da rahatlatabilir. Soğuk kompres de adale spazmını azaltabilir veya gergin bir adaleyi gevşetebilir. Bazen kramp giren adalelerin karşısındaki adaleleri istemli olarak kasmak ağrının şiddetini azaltabilir. örneğin eğer bacağınıza kramp girdiyse ayağınızın ucunu dizinize doğru büküp ağrı azalana kadar orada tutun. Koruma Susuz kalmaktan sakının. Fiziki çalışmalardan önce ve sonra açılma egzersizleri yapın ve kaslarınızı haddinden fazla yormayın ---------- Post added 19.02.17 at 22:22 ---------- ADDISON HASTALIGI Böbreküstü bezi yetmezliği böbreküstü bezlerinin işlevlerinde yavaşlamayı anlatan bir terimdir. Bu durumda aldosteron kortizol cinsel hormonlar adrenalin ve noradrenalin gibi hormonların üretimi yetersiz kalır. Bazen bu hormonlardan bazısındaki eksiklikle bazısındaki artış birlikte görülür ama bu tür olgulara çok ender rastlanır. Çeşitli böbreküstü bezi hormonlarının ana maddesi kolesteroldür. Bu ana madde bir dizi kimyasal tepkime sonucunda hormona dönüşür. Kimyasal tepkimeler için gerekli enzimlerden birinin eksikliği bütün üretim zincirinin durmasına ve son ürünün yani hormonun yapılamamasına yol açar. Olguların büyük bölümünde hastalık böbreküstü bezi kabuğunun her üç katmanına da yerleştiğinden böbreküstü bezi yetmezliği genel bir hormon eksikliği olarak ortaya çıkar. NEDENLERİ Olguların yüzde 70-80 ine Koch basilinin etken olduğu böbreküstü bezi veremi yol açar. Hastalık belirtilerinin görülebildiği ilerlemiş olgularda böbreküstü bezleri belli bir biçimden yoksun san-gri renkli ve peynirimsi yapıda iki torbacık halini almıştır. Hastalık belirtilerinin ortaya çıkması için veremin yol açtığı doku yıkımına bağlı bu yapı bozulmalarının böbreküstü bezlerinin yüzde 90 ma yayılması gerekir. Bundan da anlaşılacağı gibi böbreküstü bezlerinin yedek üretim kapasitesi çok geniştir. Bez dokusunun yaklaşık yüzde l0u sağlam kaldığı sürece yetmezlik belirtileri yalnız vücudun yüksek düzeyde hormona gereksinim duyduğu anlarda ortaya çıkar. Bu gibi durumlarda böbreküstü bezleri organizmanın birden artan hormon gereksinimini karşılayamaz. Böbreküstü bezlerinde verem akciğerlerdeki enfeksiyonu izleyen ikincil bir odak olarak belirir. Veremin yanı sıra kronik enfeksiyon hastalıkları frengi böbreküstü bezi tümörleri bu doku hücrelerini yaygın yıkıma uğratan kloroform ve salvarsan gibi zehirli maddeler ve böbreküstü bezlerini besleyen damarların tıkanması da böbreküstü bezi yetmezliğine yol açabilir. Bazen sorun başka nedenlerden de kaynaklanabilir. Bu durumlarda hastalığın kökeni vücudun daha yukarısında yer alan merkezlerdir. Örneğin etken beynin hipotalamus bölgesinde üretilen ve hipofiz bezini adrenokortikotrop hormon (ACTH) salgılamaya iten serbestleştirici faktör eksikliği olabilir. Hipofizin ACTH salgılayamaması böbreküstü bezlerinde doku gerilemesine yol açar ve böbreküstü bezi yetmezliğiyle sonuçlanır. BELİRTİLERİ Addison hastalığı ya da hipoadrenalizm adıyla bilinen böbreküstü bezi yetmezliğinin ilk belirtisi aşırı yorgunluktur. Hasta bitkinlik duyar ve ilerlemiş olgularda yataktan kalkıp yürüyecek gücü kendinde bulamaz. Gittikçe zayıflar. Tansiyonu sürekli düşük kalır. Hastalığın bütün bunlardan daha tipik belirtisi ise deri renginin koyulaşmasıdır (melanodermi). Deri özellikle yüz el ve kollarda koyu bronz bir renk alır. Elin üstündeki deri koyulaşarak pembemsi avuç içiyle belirgin bir karşıtlık oluşturur. Meme başları ve varsa yara izleri siyaha çalan koyu kahverengiye döner. Dişetleri yanaklar ve üreme organların-da koyu renkli lekeler belirir. Erkeklerde cinsel güçsüzlük kadınlarda adet düzensizlikleriyle birlikte özellikle koltukaltı ve dış üreme organları çevresinde kil dökülmesi hastalığın öbür belirtileridir. Şimdi bu hastalıkta eksikliği duyulan hormonların yukarıda sıralanan belirtilere nasıl yol açtığına bakalım. Yorgunluk ve düşük tansiyon birbiriyle yakından ilgilidir. Her ikisi de su ve sodyumun böbrekler yoluyla dışarı atılmasını denetleyen aldosteron hormonunun eksikliğinden kaynaklanır. Aldosteron eksikliği nedeniyle su ve sodyumun boşaltım sisteminden dışarı atılması denetlenemeyen su kaybına dolayısıyla da dolaşımdaki kan miktarının azalmasına ve tansiyonun düşmesine yol açar. Kilo kaybı bu bozukluğa ek olarak kortizol eksikliğiyle de ilgilidir. Kortizolun başlıca görevi proteinleri şekere dönüştürerek hücrelere enerji sağlamaktır. Addison hastalarında kortizol eksikliği nedeniyle kan şekeri normal düzeyin altına düşer. Bu durum bütün organizmayı olumsuz etkiler; hastanın yorgunluk duymasına da yol açar. Deri renginin koyulaşması böbreküstü bezlerinin dışında gelişen bir belirtidir. Bu bezlerdeki işlev yetersizliği nedeniyle kanda kortizol miktarının azalması ön hipofizin sürekli uyarılarak aşırı ACTH salgılamasına yol açar. Aynı süreçte hipofizin orta lobu da etkilenerek fizyolojik denge durumunda çok az önem taşıyan melanosit uyarıcı hormonu (MSH) salgılar. Bu hormon deri hücrelerindeki melanin adlı koyu renkli pigmentin artmasına ve deri renginin koyulaşmasına neden olur. Cinsel organlarla ilgili bozukluklar ve kıl dökülmeleri ise böbreküstü bezlerince salgılanan cinsel hormonların eksikliğinden kaynaklanır. AKUT BÖBREKÜSTÜ BEZİ KABUK BÖLGESİ YETMEZLİĞİ Akut hipokortikoadrenalizm adıyla da bilinen bu çok şiddetli hastalık neyse ki çok ender görülür. Ağır enfeksiyon hastalıkları sırasında böbreküstü bezini besleyen bir damarın çatlaması sonucunda gelişebilir. Neredeyse yalnızca çocuklarda ve yaşlılarda görülen bu biçime Waterhouse-Friederichsen sendromu adı verilir. Bir başka olasılık kronik böbreküstü bezi kabuk bölgesi yetmezliği sırasında duyulan aşırı hormon gereksinimiyle sıra dışı olarak hastalığın akut biçime dönüşmesidir. Hastalığın bunların hepsinden yeni bir nedeni ise tedavi amacıyla kullanılan kortizonun birden kesilmesidir. Kortizon tedavisi sırasında kanda yeterli miktarda kortizon bulunduğu için hipofiz bezi böbreküstü bezlerini uyarmaz. Böylece böbreküstü bezleri geçici bir "dinlenme" evresine girer ve dinlenme durumundan çıkıp normal işleyişe dönmeleri için belli bir süre gerekir. Dışarıdan verilen kortizon birden kesilince böbreküstü bezleri vücudun kortizon gereksinimini karşılayamaz ve akut böbreküstü bezi kabuk bölgesi yetmezliği gelişir. Belirtileri ve tedavisi Hastalığın belirtileri kalp akciğer beyin ve sindirim sistemiyle ilgilidir. Mide bulantısı kusma kan şekeri ve basıncında önemli ölçüde düşme su ve tuz dengesinde aşırı bozukluklar görülür. Günümüzde akut böbreküstü bezi kabuk bölgesi yetmezliği eksik hormonların dışarıdan verilmesiyle ürkütücü bir hastalık olmaktan çıkmıştır. Hormon tedavisi hastaların normal bir yaşam sürdürmesine olanak vermektedir ---------- Post added 19.02.17 at 22:22 ---------- AILEVI AKDENIZ ATESI Ailevi Akdeniz Ateşi irsi bir bağırsak rahatsızlığıdır. Tekrar eden ateşlenme ve iltihaplanma hastalığın özellikleridir. Bu rahatsızlıkta karın bölgesinde görülen iltihaplanma nedeniyle Ailevi Akdeniz hastalığına periodik peritonit (belli aralıklarla gelen peritonit) de denir. Ailevi Akdeniz hastalığı olan çoğu kimsede belirtiler 5 ila 15 yaş arasında ortaya çıkar. Çoğu nöbette ateş vardır. Ayrıca peritonit zatülcenp ve artrit belirtilerini anımsatan karın zannın göğüs bölgesinin ve mafsalların iltihaplanması gibi belirtiler de görülebilir. Ailevi Akdeniz hastalığına yakalanmış olan kimselerin dörtte birinde bacaklarının alt kısmında şişmiş kırmızı bir bölge vardır. Bu hastalıkta tekrar eden nöbetler olur. Nöbetlerin ağırlığı ve durumu bir olaydan diğerine değişiklik gösterir birbirinin aynı değildir. Ailevi Akdeniz hastalığının sebebi bilinmemektedir. Bu hastalığın etkisinde olan kimselerde nöbetler arasında hiçbir belirti görülmez. Belirtiler - Ateş - Karın ağrısı - Göğüs ağrısı - Mafsal ağrısı - Bacakların alt kısmında ciltte bozukluklar Tedavi Antibiyotik ya da kortikosteroid kullanımını da içeren birçok farklı tedavi yöntemi vardır. Ancak hiçbirinin etkinliği kanıtlanmamıştır.Kolşisin kullanımı birçok hastada hastalığın ataklarının sayısında çarpıcı bir azalmaya yol açmıştır. Doktorunuz uzun süre kolşisin kullanımının muhtemel yan etkilerini anlatacaktır |
KCIGERDE SIVI TOPLANMASI (PULMONER ODEM)
Akciğerdeki toplardamarların içindeki basıncın aşırı bir şekilde yükselerek aşırı miktarda kanın bu toplardamarları parçalayarak alveoller (hava kesecikleri) içine girmesi sonucunda akciğer ödemi (pulmoner ödem) meydana gelir. Pulnomer ödemin sebebi genel olarak çok sık olan kalp krizleri mitral ve aort kapağı hastalıkları ve nadir olmakla birlikte yüksek irtifaya maruz kalmasıdır. Acil Belirtiler - Nefes darlığı (ciddi); - Huzursuzluk ve endişe; - Pembe ve köpüklü balgam: - Terleme; - Sararma (beniz sarılığı); Pulmoner ödemde derhal hastaneye kaldırma ve tedavi gereklidir. ---------- Post added 19.02.17 at 22:23 ---------- AKUSTIK NORONOM (ISITME SINIRI URU) İşitme sinini unu çok ağın büyüyen selim (kanser olmayan) bir tümör (ur)dür. 8inci kafatası sinini üzerinde ekseriyetle kafatasından çıkıp iç kulağın kemik yapısına girdiği yerde oluşur. Bu tümöre bazen açı tümörü de denir. Çünkü bulunduğu yen beyin parçalarının (cerebellum ve pons) bir açı oluşturdukları yendir. Belirtiler - Hafif baş dönmesi - Kulak çınlaması - işitme kaybı. Teşhis Eğer hafif baş dönmesi dengesizlik hissederseniz kulakta çınlama veya kulakta seslen duyarsanız ve gitgide işitme kaybı başlarsa bu durum işitme sinini unu olabilir. Hafif baş dönmesi Menier Sendromundaki gibi tek başına görülen bin belirti değildir. Doktorunuz bin işitme gücünü ölçme testi (Odiometri) ve sinirlenle ilgili inceleme yapacaktır. Sinirlerde zedelenme varsa bunu bulmak için bin baş röntgeni veya CT (bilgisayarlı tomognafi) muayenesi isteyebilir. Tedavi Selim karakterli olduğu halde ve ağır büyümesine rağmen kafatasının içinde hayati önemi olan birçok beyin yapısına bitişik olduğu için bu tümör tehlikeli olabilir. Büyüdükçe bu yapılana basınç yapıp zarar verebilir. Tek tedavi ameliyatla alınmasıdır. ---------- Post added 19.02.17 at 22:23 ---------- AKUSTIK TRAVMA Akustik travma işitme kaybının sık görülen bir türüdür. Ekseriyetle kulağa gelen bir darbe veya patlama sonunda hava basıncı çok fazla aniden değişir. Bu da kulağın hassas kemikleri-ne ve mekanizmasına zarar verir. Ayrıca yüksek makine sesini ve aşırı yüksek müzik sesini uzun zaman dinlemek durumunda kalanlarda da görülür. Belirtiler - işitme kaybı - Kulak çınlaması. Teşhis Yakındaki bir patlamadan ya da kulağa gelen bir darbeden sonra meydana gelen işitme kaybı sık görülen bir durumdur. Kısmi sağırlığa yüksek perdeli bir kulak çınlaması da eşlik edebilir. Doktorunuz bir dizi test yaparak hangi tipte bir işitme kaybı olduğunu belirleyecektir. Tedavi Travmanın neden olduğu ağır işitme kaybının etkili tek tedavisi işitme aletleridir.Bazı yöntemler de kısmi sağırlığa uyum sağlamayı kolaylaştırabilir; bunlar arasında yüz ifadesine dikkat etmek ve dudak okumak bulunmaktadır. Önlem Eğer yüksek sesle işyerinde çalışacağınızı biliyorsanız özel olarak yapılmış kulaklık kullanın. Bunlar aşağı yukarı tüm gürültüyü keser ve takan kimse diğer kimselerle iletişim kurabilsin diye bunlara mikrofon ve alıcı yerleştirilebilir. |
ALLERJIK RINIT (SAMAN NEZLESI)
Alerjik rinit burun mukozasının alerjik nedenli iltihabıdır. Özellikle alerjik yatkınlığı olan atopik kişilerde görülür. Çoğunlukla ömür boyu devam etmekle birlikte ileri yaşlarda şiddeti azalabilir. En sık rüzgarın havada uçurduğu polenlere bağlı olarak gelişen alerjik rinit herhangi bir alerjen tarafından da meydana gelebilir. Kendiliğinden geçme olasılığı ise oldukça düşüktür. Alerjik rinite yakalanmamak için bu hastalığa neden olan alerjenlerden uzak durmak ve bunun için gerekli tedbirleri almak gerekir. Alerji ve alerjik rinit hakkında bilmeniz gerekenler ve alerjik rinitten korunmak için almanız gereken pratik tedbirler... Burun rahatsızlıklarından kaynaklanan sorunlar önemli bir sağlık sorununu oluşturuyor. Toplumun yaklaşık yüzde 17’si alerjik rinitli. Alerjik rinitler horlama sinüzitler toplumda sık görülen önemli sağlık sorunları arasında. Bu rahatsızlıklar kişilerde sosyal ve psikolojik sorunlara da neden olmakta. ALLERJİ NEDİR? Alerji vücudun yabancı bir madde ile karşılaştığında buna karşı geliştirdiği bir yanıttır. Vücudun karşılaştığı yabancı maddeye antijen adı verilir. Alerjiye neden olan maddelere alerjen de denilmektedir. Alerjik reaksiyonlar vücudun belirli bir bölgesinde olabileceği gibi yaygın da olabilir. Alerjik reaksiyonlarda en korkulan şey anafilaksi dediğimiz hayatı tehdit eden durumun gelişme riskidir fakat bunun tüm alerjik reaksiyonlar içinde görülebilme sıklığı oldukça düşüktür. NELER ALLERJİYE YOL AÇAR? Günlük hayatımızda alerji nedeni olabilecek birçok alerjen ile karşılaşmaktayız. Özellikle sanayi ürünlerinin ve kimyasal madde kullanımının yaygınlaşması ile alerjik hastalıkların görülme sıklığı da giderek artmaktadır. Alerjenler çok çeşitlidir. Yiyecekler havada uçuşan polenler ev tozları ve bunların içinde gözle görülmeyen küçük canlılar hayvan tüyleri giyecekler takılar kimyasallar ve aklınıza gelebilecek daha birçok şey alerji etkeni olabilir. Alerjik reaksiyon kişiye özel bir durumdur. Farklı kişiler farklı maddelere farklı alerjik reaksiyonlar gösterebilirler veya hiç alerjik reaksiyon göstermeyebilirler. Alerjiye yatkınlık kalıtsaldır ve genetik faktörler rol oynar. Alerjenler alerjik rinit alerjik konjüktivit alerjik astım kontak dermatit ürtiker gibi birçok alerjik hastalığa neden olabilir. ALLERJİK RİNİT NEDİR? Rinit burun iltihabı anlamına gelmektedir.. Alerjik rinit alerji kaynaklı burun iltihabıdır. Alerjenlerin hava yolu mukozasına yapışarak iltihabi reaksiyonları başlatması ile meydana gelir. Belirli mevsimlerde (en çok polenlerin uçuştuğu bahar aylarında) ortaya çıkan tipine mevsimsel rinit denir. Mevsimsel alerjik rinit saman nezlesi olarak ta bilinir fakat bu doğru bir terim değildir. Bir de alerjik rinitin tüm bir yıl boyunca süren tipi vardır ve perenial rinit olarak adlandırılır. Perenial rinitte neden genellikle yıl boyunca ortamda bulunan hayvan tüyü çeşitli kimyasallar veya ev tozu gibi alerjenlerdir. HANGİ ALLERJENLER ALLERJİK RİNİTTE ROL OYNAR? En sık olarak havada uçuşan polenler ve çevremizde bulunan ağaçlar alerjik rinite yol açar. Fakat benzer reaksiyon küf hayvan tüyü ev tozu ve akarları gibi alerjenlere karşı da gelişebilir. Rüzgarla havada uçuşan küçük polenlerin hava yolları mukozasına yapışarak alerjik olayı başlatması ile alerjik rinit meydana gelebilir. Bu alerjenler ebatlarından dolayı burun mukozasında yakalanır ve genellikle daha aşağılara inerek alt solunum yolu belirtileri oluşturmazlar. Fakat bu her zaman geçerli değildir. Bu reaksiyonları başlatan polenler kişiye ve yöreye göre farklılık gösterirler. Özellikle kuru ve rüzgarlı havalarda havadaki polen miktarı fazladır ve alerjik rinit görülme sıklığı artar. ALLERJİK RİNİTİN BELİRTİLERİ NELERDİR? Alerjen ile karşılaşıldığında özellikle ağız burun gözlerboğaz ve deride kaşıntı ortaya çıkar. Burun akıntısı ve gözlerin sulanması tipiktir. Burun tıkanıklığı ve koku almada güçlük ortaya çıkabilir. Bazen bu belirtilere hırıltılı solunum eşlik edebilir. Öksürük ve başağrısı da görülebilir. ALLERJİK RİNİTİ OLAN HASTALARDA DİĞER ALLERJİK HASTALIKLAR DA ARTMIŞ MIDIR? Alerjik rinit genellikle alerji yatkınlığı olan atopik olarak adlandırılan kişilerde bulunur. Bu kişilerde diğer alerjik hastalıkların (egzema ürtiker veya astım gibi) görülme sıklığı normal kişilere göre daha fazladır. Ayrıca ailesinde alerjik hastalık öyküsü olan kişilerde de alerjik rinit ve diğer alerjik hastalıkların görülme sıklığı daha fazladır. ALLERJİK RİNİT HANGİ YAŞLARDA GÖRÜLÜR? Hastalık semptomları genellikle 40 yaşından önce ortaya çıkar ve yaş ilerledikçe şikayetler azalır. Fakat hastalığın kendiliğinden tamamen geçmesi nadirdir. ALLERJİK RİNİTTE TANI NASIL KONULUR? Alerjik rinit tanısındaki en önemli şey hastanın öyküsüdür. Belirtilerin hangi mevsimde ne ile karşılaşıldığında nasıl ortaya çıktığının bilinmesi tanıya ulaşmada önemlidir. Bazen yapılan testlerin sonuçları negatif olduğu halde hastanın tipik öyküsünden tanı koymak mümkün olmaktadır. Muayene sırasında hastaların burun mukozaları soluk fakat burun delikleri kırmızıdır. Bu hastalarda burun mukozasının sürekli iltihabına bağlı polipler gelişmiştir bu polipler özellikle tüm yıl boyunca devam eden tipte sıktır. Bu polipler de burun tıkanıklığına neden olabilir. Tanı testleri arasında alerjiye neden olan antikor IgE’nin total kan düzeyinin ölçülmesi ve özel alerjene karşı uygulanan alerji testleri en sık kullanılan tanı yöntemleridir. Özellikle deriye uygulanan alerji testleri en sık kullanılan metoddur. Kanda eosinofil denilen ve alerjik reaksiyonlarda sayıları artan hücrelerin sayılması veya bu hücrelerin burundan alınan sürüntüde incelenmesi tanıyı destekler. Bazen de olası alerjenlerden uzak durma veya karşılaşma sonrasındaki yanıta bakılarak alerjenin tanısına gidilebilir. ALLERJİK RİNİTİ OLAN HASTALARIN DİKKAT ETMESİ GEREKENLER NELERDİR? Tozlu ve polenli ortamlarda bulunmamalı eğer bulunmak durumunda kalınırsa da maske kullanılmalıdır. Polenlerin uçuştuğu mevsimlerde kapı ve pencereler kapalı tutulmalıdır. Özellikle kaloriferli evlerde kuru ev havası alerjik rinitin kötüleşmesine neden olabileceğinden evde hava nemlendiricisi kullanılmalıdır. Oda havasının temizliğine dikkat edilmeli havalandırma sistemlerinin iyi çalıştığından emin olunmalıdır. Evde hayvan ve bitki beslemekten kaçınılmalıdır. Tüylü ve yünlü battaniyeler yerine pamuklu ve sentetik olanları tercih edilmelidir. Toz barındırabilecek tarzda kilim halı gibi ev eşyaları kullanılmamalıdır. ALLERJİK RİNİTTE TEDAVİ NASILDIR? Alerjik hastalıklarda en önemli şey alerjen ile karşılaşmaktan kaçınmaktır. Bu konuda alınması gerekli önlemler ‘Alerjik riniti olan hastaların dikkat etmesi gerekenler nelerdir?’ bölümünde anlatılmıştır. Alerjik rinitin tedavisi şikayetlerin giderilmesine yöneliktir hastalık bu tedaviyle ortadan kaldırılamaz. Alerjik rinitin tedavisinde hekim tarafından antihistaminik denilen ve alerjenle karşılaşıldığında olaya neden olan madde salınımını engelleyen ilaçlar burun iç yüzeyindeki şişliği azaltan ilaçlar kortizon içeren burun spreyleri gibi ilaçlar verilebilir. Ancak tüm bu ilaçlar muhakkak hekim tarafından hastalığın şiddeti ve hastanın durumu değerlendirilerek düzenlenmelidir. ALLERJİK RİNİTİN SONUÇLARI NASILDIR? Alerjik rinit ömür boyu devam eden fakat yaşla beraber şiddeti azalan bir hastalıktır. Alerjik rinit hastaya sıkıntı vermesi yaşam kalitesini bozması ve iş gücü kayıplarına neden olması dışında çok önemli sağlık sorunlarına neden olmaz. Eğer gerekli tedbirler alınır ve uygun tedavi verilirse bu hastalığın atak sayısını oldukça azaltmak mümkündür. ÖNEMLİ UYARILAR Alerji vücudun yabancı bir madde ile karşılaştığında buna karşı geliştirdiği bir yanıttır. Alerjiye neden olan maddelere alerjen de denilmektedir. Alerjenler alerjik rinit alerjik konjüktivit alerjik astım kontakt dermatit ürtiker gibi birçok alerjik hastalığa neden olabilir. Alerjik rinit alerji kaynaklı burun iltihabıdır. Alerjenlerin hava yolu mukozasına yapışarak iltihabi reaksiyonları başlatması ile meydana gelir En sık olarak havada uçuşan polenler ve çevremizde bulunan ağaçlar alerjik rinite yol açar. Alerjen ile karşılaşıldığında özellikle ağız burun gözler boğaz ve deride kaşıntı ortaya çıkar. Burun akıntısı ve gözlerin sulanması tipiktir Alerjik rinit genellikle alerji yatkınlığı olan atopik olarak adlandırılan kişilerde bulunur Alerjik rinit tanısındaki en önemli şey hastanın öyküsüdür. Tanı testleri arasında alerjiye neden olan antikor IgE’nin total kan düzeyinin ölçülmesi ve özel alerjene karşı uygulanan alerji testleri en sık kullanılan tanı yöntemleridir. Alerjik hastalıklarda en önemli şey alerjen ile karşılaşmaktan kaçınmaktır. Alerjik rinitin tedavisinde hekimin önerisiyle antihistaminik denilen ve alerjenle karşılaşıldığında olaya neden olan madde salınımını engelleyen ilaçlar burun iç yüzeyindeki şişliği azaltan spreyler ve kortizon içeren burun spreyleri gibi ilaçlar kullanılır. ---------- Post added 19.02.17 at 22:24 ---------- ALZHEIMER HASTALIGI Alzheimer hastalığı beyindeki sinir hücrelerinin dejenerasyonuna ve beyin dokusunun büzüşmesine neden olan bir durumdur. Beynin düşünce bellek ve dili kontrol eden bölümlerini etkiler. Genellikle 60 yaşın üzerindeki kişilerde görülmesine karşın 40 yaşındakileri de etkileyebilir. Yaşlılarda demansın (zihinsel yetide azalma) en sık rastlanan nedenidir. Çoğu kişi zaman zaman anahtarlarını nereye koyduğunu unutabilir ya da bir hafta önce neler olduğunu hatırlamayabilir. Unutkanlık sıklaşır giyinmek ya da evin yolunu bulmak gibi günlük işleri kapsarsa Alzheimer hastalığının (AH) belirtisi olabilir. AH nin kesin nedeni hâlâ bilinmiyor. Araştırmacılar bu hastalığın genetik etmenler yaşlanma süreci ve çevreyle ilgili nedenlerin birlikte etki göstermesi sonucunda ortaya çıktığını düşünüyorlar. ABD de 4 milyon kişide AH bulunduğu belirtiliyor. İki tip Alzheimer hastalığı bulunmaktadır. Birincisi kalıtım yoluyla anne babanın birinden ya da her ikisinden geçen özgül gen mutasyonunun kişiyi hastalığa yatkın duruma getirdiği ailevi Alzheimer hastalığıdır. İkincisi ise hiçbir belirgin kalıtımsal kalıbın görülmediği sporadik Alzheimer hastalığıdır. Ailevi AH vakalarının çoğu erken başlangıçlıdır (genellikle 65 yaşın altındaki kişilerde görülür). Daha sık rastlanan geç başlangıçlı AH ise 65 yaşın üzerindeki kişilerde görülür. Alzheimerli hastalar kendilerine bakamadıklarından aile üyeleri önemli kararlar almak zorundadır. Bu hastaların ailelerine destek ve yardım sağlayan çeşitli kuruluşlar bulunuyor. BELİRTİLER: Unutkanlık ve dikkatini yoğunlaştıramama erken ortaya çıkan belirtilerdir. Hastalık geliştikçe kişiler olayları hatırlamayabilir zaman ve yer konusunda zihinleri karışır doğru sözcüğü bulmada ve söylemede güçlük çeker ve basit günlük işlerini yapamazlar. TEDAVİ: Günümüzde Alzheimer hastalığını önlemeye ya da iyileştirmeye yönelik bir tedavi yoktur. Bazı ilaçlar belleği bir dereceye kadar düzeltebilir davranış sorunları gibi özgül bazı belirtilerin kontrol edilmesine ya da hastalığa bağlı kaygı (anksiyete) ya da depresyonun tedavisine yardımcı olabilir. ---------- Post added 19.02.17 at 22:24 ---------- AMIPLI DIZANTERI Entomoeba histolytica ismi verilen amipin yaptığı hastalıktır. Genelde tropikal ve Subtropikal bölgelerde (25 derecenin üzerindeki sıcaklıklarda ve nemli bölgelerde) yaygındır. Her yaşta görülebilir. Amip yiyecek ve içeceklerle bulaşır. Sudaki amip kistleri klorlamaya duyarlıdır. Yüksek ısıda ölürler. Sinekler ve hamam böcekleri de amip kistlerinin taşınmasında rol oynar. Amipin Özellikleri Hasta amipin bulaşıcı formunu (4 çekirdekli kist) ağız yoluyla alır. ince barsaklarda kist çatlar ve ortaya 4 tane amipçik çıkar. Bunlar da ikiye bölünerek 8 amipçik oluşur. Daha sonra kalın barsağa geçerek hastalık yapıcı form olan trofozoid şekline dönüşürler ve olgunlaşırlar. Burada su kaybına uğrayan amip tekrar 4 çekirdekli kist formuna dönüşür ve dışkı ile atılır. Dolayısı ile taşıyıcı olanların dışkısında bu kistler bulunur. Kistler toprak ve suda canlı kalabilirler. Amipler kalın barsağa yerleşerek yaralar oluştururlar. Kalın barsağın herhangi bir yerine yerleşebilirler ancak kan akımının az olduğu yerleri tercih ederler. Acak kalın barsağa yerleşen her amip hastalık yapmaz. Belirti ve Bulgular Kuluçka süresi 4-5 günle 1-4 ay arasında olabilir. Su ile bulaşmış olan amipler daha şiddetli hastalık yapar. İştah azlığı kilo kaybı kusma ve kanlı ishal ile seyreder. Bazen hiç bir belirti gözlenmez. Kalın barsakta delinme nadiren olur. Ancak genelde kalın barsakta kitleler (ameboma) meydana getirirler. Hastalık oluşumu genelde vücut direncinin düşmesi ile ortaya çıkar ileri derecedeki hastalarda amip kana karışarak yayılır ve karaciğer dalak akciğer beyin deri ve idrar yollarında abseler yaparlar. Karaciğer tutulduğunda (hepatik amibiazis) ateş terleme karaciğerde hassasiyet ve karaciğer büyümesi görülür. 2-3 haftada tüm karaciğer tutulur. Teşhis Erken tanı önemlidir. Laboratuvar tetkikinde taze dışkı kullanılır. Dışkıda ayakımsı uzantıları ile hareket eden amipler görülür. Dışkıdaki Charcot-Leyden kristalleri tanı koydurucu bir özelliktir. Taşıyıcılarda 2 çekirdekli kist hastalarda 4 çekirdekli kist görülür. Ayrıca tutulan organa özgü tetkikler (röntgen sintigrafi ultrason gibi) gerekebilir. Tedavi ve Korunma Tedavide metranidazol ve terasiklin grubu ilaçlar kullanılır. Genelde 10 günlük tedavi yeterlidir. Hastalıktan korunmak için temizlik içme sularının 50 derecenin üzerine kadar ısıtılması yarar sağlar. Mide asidi kistlere etkisizdir. Dünya Sağlık Örgütü nün amipli dizanteri ve benzer hastalıklardan korunmak için 10 altın önerisi: 1) yiyecekleri alırken güvenilir yerleri tercih edin 2) yiyecekleri tam olarak pişirin az pişmiş yemeyin 3) pişirdiğiniz yemekleri bekletmeden yiyin 4) yiyecekleri saklarken aşırı özen gösterin 5) buzdolabından çıkardığınız yemekleri kaynayana kadar ısıtın 6) pişmiş ve pişmemiş yiyecekleri hiç bir zaman karıştırarak yemeyin 7) ellerinizi tekrar tekrar yıkayın 8) mutfağınızın temizliği konusunda son derece titiz olun 9) yiyeceklerinizi tüm hayvanlardan (sinek fare böcek...) koruyun 10) kesinlikle güvenilir su kullanın ---------- Post added 19.02.17 at 22:24 ---------- AMYOTROFIK LATERAL SKLEROZ (ALS) Amyotrofik lateral skleroz (ALS) Motor Nöron Hastalığı olarak da bilinmektedir. Omurilik ve beyin sapındaki sinir hücrelerinin (motor nöronlar) kaybından kaynaklanmaktadır. Bu kayıplar kaslarda kuvvet kaybı ve incelmeye neden olmaktadır. ALS de piramidal yol adı verilen bölümde de hasar meydana gelmektedir. Hastanın entellektüel fonksiyonlarında (zihinsel fonksiyonlar ve bellek) azalma meydana gelmez bunama hastaların sadece %5 inde görülür. Hastalık ilerleyici ve yayılıcıdır. Kas zayıflığına duyu kaybı eşlik etmez. Kas zayıflığı genelde el ayak yutak veya dilde başlayabilir. Hastalarda konuşma ve yutma güçlüğü meydana gelebilir. İlerlemiş olgularda solunum güçlüğü meydana gelebilir. Hasta el ve ayaklarında seğirmeler tarif eder. Hastalık 3-5 yılda ölümle sonuçlanabilir. İlerlemiş hastalarda solunum yetmezliği veya ağır bir zatüre ya da asfiksi sonucu ölüm meydana gelebilir. Genelde ileri yaşlarda (40-50) ve erkeklerde biraz daha fazla görülür. Ancak daha genç veya daha ileri yaşlarda ortaya çıkabilir. 100.000de 1-15 sıklıkta rastlanır. Hastaların % 5-10 unda ailevi geçiş görülür. Otozomal dominant (baskın) ve resesif (çekinik) geçiş gösterebilir. Otozomal dominant tipinde hastalığın başlangıç yaşı daha erkendir. Otozomal resesif tip ise çok daha nadirdir ve çok erken başlar (2-23 yaş) ve çok daha uzun sürelidir (15-20 yıl). Zayıf insanlarda daha sık gözlenmesi dikkat çekicidir. Stephan Hawking de (Zamanın Kısa Tarihinin yazarı ünlü bilim adamı) ALS hastasıdır. Hastalıktan şüphelenildiğinde bir an önce bir nöroloji uzmanına veya ilgili sağlık merkezine müracaat etmek yerinde olur. Tanı genelde muayeneye ve EMG adı verilen analize dayanılarak konur. ALS ile karışabilecek hastalıkların ayırt edilmesi önemlidir çünkü ALS ile karışabilen hastalıkların bir kısmı tedavi edilebilir hastalıklardır. Piramidal yol hasarının gelişmesini takiben reflekslerde canlanma ve kaslarda sertlik meydana gelebilir. Hastalık ilerledikçe hareket zorluğu artar ve hasta yatalak hale gelebilir. Hastalığın oluşumuna etki eden faktörler çeşitlidir ve kesin olarak nedeni saptanamamıştır. Ancak hastalığın etkeni hastalığın ortaya çıkışından yıllarca önce olayı tetiklemiş olabilir. Yapılan deneysel araştırmalara göre Otoimmünite Oksidatif stress uzun yıllar ağır metallere maruz kalma hücresel anormallikler gibi durumların hastalığa neden olabileceği iddia edilmektedir. Hastalığın kesin bir tedavisi henüz yoktur. Hastalığın ilerlemesini yavaşlatan bazı ilaçlar mevcuttur. Ayrıca bir çok ilaç bu hastalığın tedavisinde yardımcı olarak kullanılabilmektedir. |
ANAL KASINTI
Pruritus ani de denen anal (makat bölgesi) kaşınma sık rastlanan bir sorundur. İnatçı anal kaşınma çocuklarda ve yaşlılarda daha sık görülen bir durumdur. Çocuklarda bu durum sık rastlanan bir parazit olan kılkurdunun varlığına bağlı olabilir. Yaşlılarda ise neden yaşlanan deri-nin kurumasıdır. Doktorunuz anal kaşınmanızın nedenini araştırırken sedef hastalığı gibi bir deri hastalığının deri kanserinin ve bir mantar enfeksiyonunun işaretlerini de arayacaktır. Kaşınmaya ve tahrişe neden olan hemoroid anal fissür ve anal fistül yönünden de muayene edilebilirsiniz; bu hastalıklar anal kaşınmanın nadir nedenleridir. Çoğu kez kaşınmanın kesin nedeni bulunamaz. Aşırı Bakım Bazı kişiler anüs bölgesini sert bir sabun bezi ve sabunla iyice temizlemeye çalışırlar. Bu durum bölgenin kaşınmasına yanmasına ve tahriş olmasına yol açabilir. İlaç Reaksiyonları Bazı kişilerin kaşınmayı geçirmek için kendi başlarına kullandıkları ilaçlar tahrişe yol açarak kaşımayı ve yanmayı artırabilir. Stres Bazı doktorlar kanıtlanmamış olsa da stresin kaşınmaya yol açabileceğine inanmaktadır. Anal Kasların Gevşemesi Normalde anal kanalı kapalı tutan kaslar gevşediğinde dışkı dışarı sızarak bu bölgedeki deride tahrişe yol açabilir. Kötü Bakım Eğer dışkılamadan sonra uygun temizlik yapılmazsa anüs bölgesindeki dışkı artıkları tahrişe ve kaşınmaya neden olabilir. Eskiden kronik anal kaşınması olanlarda anüs bölgesine ışın tedavisi alkol enjeksiyonu ve hatta bu bölgedeki deri ve sinirleri çıkarmak için ameliyat yapılırdı. Artık bu tür uygulamalar ortadan kalkmıştır. Eğer böyle bir sorununuz varsa aşağıdakileri deneyin. 1-Kaşımayı kesin. Sürekli kaşıma tahrişe yol açar. Ne kadar çok kaşırsanız o kadar çok kaşınırsınız. Bölgeye soğuk uygulamayı de-neyin. 2-Bölgeyi temiz tutun. Gece gündüz ve her dışkılamadan sonra bölgeyi tahriş etmeden nazikçe temizleyin. 3-Dışkı sızıntısının deride yaptığı tahrişi engellemek için bu bölgeye bez koyun ve gerektikçe değiştirin. 4-Kaşınmayı azaltmak için yatarken antihistaminik bir ilaç da alınabilir. Eğer kaşıntınız sürerse tam bir muayene için doktorunuza baş-vurun. ---------- Post added 19.02.17 at 22:25 ---------- ANKILOZAN SPONDILIT Spondilit kelimesi belkemiğinin (omurga) inflamasyonu anlamına gelir; ankiloz kelimesi ise iki kemiğin kaynaşarak tek bir kemik haline gelmesi anlamına gelir. Birlikte alındığında ankilozan spondilit ifadesi; kronik sakroiliak eklemin (omurga ile leğen kemiği arasındaki eklem) romatizmal hastalığını ifade eder ancak diğer omurga kemikleri de iltihaplı eklemlerle kaynaşma gösterebilir (özellikle alt omurga kemikleri). Ankilozan spondilit spondiloartropatiler adı verilen hastalıklar grubuna dahildir. Oldukça nadir görülmesine rağmen ankilozan spondilit son derece önemli bir hastalıktır çünkü genelde başka her hangi bir sağlık problemi olmayan genç erkeklerde gözlenir. Hastalık gövde sırt boyun kalça kaburga ve omuzlarda ağrı ve sertliklere (spazmlar) neden olur. Omurgalar ve omurgaları destekleyen yapılar kasıldığından dolayı (sertleşme) ankilozan spondilitli hastalarda öne eğik durma eğilimi meydana gelir. Zamanla tedavi edilmeyen hastaların omurgaları birbiri ile kaynaşır ve tek bir kemik gibi görünür; son derece sert ve katılaşmış bir omurga meydana gelir. Bu durum kolların ve göğüsün hareketlerini engelleyebilir. Ankilozan spondilitiniz varsa özellikle sabahları ve bir süre hareketsizlik sonrası genelde belinizde ağrı veya sertlik hissedebilirsiniz. Ağrılar genelde sakroiliak eklemde başlar ve gittikçe yukarı doğru ilerleyerek boyun omurlarını etkiler. Diz ve ayak bileği eklemleri de etkilenebilmekle birlikte genelde omurgalar dışında tutulan eklem sayısı 3 veya 4 ü geçmez. Egzersiz yapmak sertleşmeleri azaltır bu nedenle düzenli egzersiz yapmayan ankilozan spondilitli hastalar gittikçe kötüleşir. Kaburgalarla kaburga eklemleri de hastalıktan etkilenebileceğinden dolayı hastalar derin nefes alırken veya öksürürken rahatsız olurlar-zorlanırlar. Şikayetleriniz azalma ve artışlar gösterebilir ancak hastalık kronik ve ilerleyicidir. Omurga civarındaki kemikler eklemler ve diskler hasara uğrar ve kaynaşır bu nedenle aralıklar daralır. Kemiklerde sindesmofit adı verilen çıkıntılar sıklıkla meydana gelir. Bu durumda hareketler sırasında aşırı bir ağrı meydana gelir. Bel bölgesindeki ağrı ve sertlikler yürüme problemlerine neden olabilir. Ancak çoğu durumda hastalık hafif seyreder ve genelde hastalık başladıktan yıllar sonra tanı konur. Çok nadiren kalp akciğerler ve gözler hastalıktan etkilenebilir ve bu durumda ciddi bir tablo ortaya çıkar. Ankilozan spondilitin nedeni bilinmiyor. Ancak genetik (kalıtımsal) faktörlerin etkili olduğunu gösteren bulgular bulunmaktadır. Hastalık en sık 20-40 yaşları arasında ortaya çıkıyor bununla birlikte 10 yaşın altında bile görülebiliyor. Hastalık 10.000 de bir kişide ve genelde erkeklerde gözlenir. Erkeklerde kadınlardan 10 kat daha fazladır. Belirtiler - Sırt baldır kalça ve diğer sırt eklemlerinde ağrı ve hassasiyet - sırt bölgesinde özellikle sabahları belirgin olan ve hareket etmekle azalan katılık ve hareket kısıtlılığı - göğüs bölgesinde rahatsızlık hissi - diz ayak bileği ve diğer eklemlerde şişme ve ağrı - halsizlik ateş - iştahsızlık kilo kaybı - gözde inflamasyon - kambur veya düzleşmiş sırt görünümü Tanı Normal muayene ve radyolojik tetkiklerin yanı sıra hastalığın genetik özellikleri bulunduğundan genetik test tanıya yardımcı olabilir. Ancak genetik bulguların saptanması tanıyı kesinleştirmez. Tedavi Tedavinin amacı; eklem ağrılarını azaltmak ve omurgalarda meydana gelen veya gelebilecek hasarları geciktirmek / düzeltmektir. Ağrıyı sertleşmeleri ve inflamasyonu gidermek için nonsteroidal anti-inflamatuvar ilaçlar kullanılır (aspirin naproksen gibi). Bu ilaçlar hastaların normal faaliyetlerine devam etmesine yardımcı olur ve ağrıları azaltır. Nonsteroidal anti-inflamatuvar ilaçların yetersiz kaldığı durumlarda sulfasalazin veya metotreksat gibi ilaçlar kullanılabilir. Ancak bu ilaçların yan etkileri oldukça fazladır ve çok iyi kontrol edilmeleri gerekir. Eğer hastada sinirlerinde bir hasar meydana gelmiş ise veya eklem hasarı çok ciddi ise ameliyat yapılır. Sizin Yapabilecekleriniz Eğer düzenli postür (duruş) ve solunum egzersizleri yapıyorsanız rahatlıkla normal bir hayat sürebilirsiniz. Fizik tedavi ve egzersiz tedavinin temelidir. Yapmanız gereken hareketler için bir fizyoterapistten bilgi almanız yerinde olur. Yüzme sizin için en iyi sporlardan birisidir. Sık sık yüzün. Sırtınıza ve belinize yük getirecek hareketlerden ve yaralanmaya neden olabilecek sporlardan uzak durun. Sıcak su banyoları (kaplıcalar) ve sıcak ortamda yapılacak masajlar ağrılarınızı azaltır. Uyuma pozisyonunuzu düzeltin. Düz bir zeminde sırt üstü ve yastıksız yatın (veya çok ince bir yastık kullanın). Sigara içiyorsanız kesinlikle bırakın. Aksi halde akciğerlerinizin kapasitesi azalacağından son derece güç nefes alıp-verirsiniz. İlerlemiş durumlarda sırt desteği sağlayan aletler kullanmanız gerekebilir. Bu hastalık şu an için tedavi edilemiyor. Ankilozan spondilit hayat boyu sürecek bir problem olduğu için onunla yaşamayı öğrenmelisiniz. Şikayetleriniz hiç beklemediğiniz şekilde azalıp çoğalabilir ancak hastalığınızın gittikçe ilerleyeceğini kabul etmelisiniz; bununla birlikte gerekli önlemleri alır ve bakım sağlarsanız hastalığınız ilerlediği halde şikayetleriniz fazla ilerlemeyebilir; daha doğrusu siz onlarla başa çıkmanın yollarını bildiğinizden hayatınızı aşırı etkilemez. Arada şiddetli dönemler olabilir ancak bunların zamanla azalabileceğini unutmayın. Tedavi ve bakım sizin normal bir hayat sürmenizi sağlayacaktır. ---------- Post added 19.02.17 at 22:25 ---------- ANKSIYETE BOZUKLUKLARI Kişinin sebebini tam olarak ortaya koyamadığı iç sıkıntısı haline anksiyete (bunaltı) adı verilir. Anksiyete psikiyatri uzmanına müracaat eden hastalar arasında en sık ve yaygın olarak görülen bir belirtidir. Genelleşmiş veya yaygın aksiyete bozukluğu olarak adlandırılabilecek hastalıkta kişi yaşadığı aksiyeteyi korku endişe dehşet kaygı gibi terimlerle ifade edebileceği gibi sürekli olarak tetikte bekleyiş gerginliği bilinmeyen ve ayırt edilemeyen bir tehlike veya kötülük duygusu olarak da ifade edebilir. Kisinin yasami boyunca anksiyete bozuklugu geçirme orani % 25 dolayindadir. Saglikli kisilerde korku ve kayginin nedeni bellidir. Hastalik durumunda ise nedensiz korku ve kaygi duyulur. Bu duygulanımlara ilave olarak bazı hastalarda; başdönmesi ağız kuruluğu vücudu soğuk kaplaması irkilme huzursuzluk titreme gibi belirtiler de olabilir. Bazen de tüm bunların bir karışımı olabilir. Fiziksel şikayetleri daha yoğun olan hastalar genelde kaygı korku ve dehşet duygularını inkar ederler. Hastalik yüksek bir oranda alkol ve uyusturucu madde kullanimi ile gitmektedir. Kisiler baslangiçta kaygilarini azaltmak için bu maddeleri kullanmakta ancak sonra bunlar hastaligin gidisini daha kotu bir sekilde etkilemektedir. Stresle baglantili baska hastaliklar (gastrit irritabl kolon gerilim tipi bas agrilari gibi) da buhastaliga eslik edebilmektedir. Baska ruhsal hastaliklarla birlikte bulunma orani yüksektir (saplanti-zorlanti bozuklugu depresyonsosyal fobipanik bozukluk gibi). Bu hastaliklara ilerleyen dönemlerde dönüsebilme olasiligi bulunmaktadir. Kisinin endiseleri nedeniyle çevresindekileri kisitlamasi sonrasinda ailesel ve mesleki sorunlar olusabilmekte kisi sosyal ortamlardan uzaklasabilmekte ve ayriliklarbosanmalar eriskin-çocuk uyusmazliklari olusabilmektedir. Ansiyete bozukluklari çesitlidir: - Panik bozuklugu - Yaygin anksiyete bozuklugu - Sosyal fobi ve diger fobiler - Obsesif kompulsif bozukluk - Travma sonrasi stres bozuklugu Endişe duyan yaşadığı anksiyete belirtilerini ifade eden ve belirgin olarak sıkıntı çektiğini hissettiren hastalar bile altta yatan nedeni tam olarak ortaya koyamayabilirler. Tedavi hekimin oyacağı anksiyete bozukluğunun alt tiplerine göre değişiklik gösterir. Tedavide mutlaka gerekli değilse ilaç kullanılmamalıdır. Genelde psikoterapi uygulanması daha iyi sonuç verebilir. ---------- Post added 19.02.17 at 22:26 ---------- ANOREKSIA NEVROZA Kişinin ruhsal nedenlere dayalı olarak beslenmesini azaltması veya beslenmeyi reddetmesi nedeniyle ve/veya zorla kusarak (parmak atıp kusarak) aşırı kilo kaybetmesidir. Bunun yanı sıra mide bulantısı ile birleşik mide şikayetleri kabızlık (bazen fazla miktarda müshil kullanma) da bulunur. Anoreksia nevroza çoğunlukla erken ergenlik ve ergenlik sonrası çağındaki genç kızlarda görülür. Bu tip insanların kişiliğinde istisnasız ya histerik ya da çocuksu genital gelişim basamağına yakın) bir yapı bulunup her iki halde de belirgin oral takıntı vardır. Bu nevrotik özelliklerde psikogenetik açıdan yeterli sevgi göstermeyen veya cinsel düşman olarak görülen bir ana figürü rol oynamıştır. Bunun sonucu olarak büyümenin psikoseksüel yönleri karşısında yoğun korkularla birlik kuvvetli bir puberte çatışması meydana gelmiştir Özellikle kadın rolü ile kadınsı beden biçimini ve cinsel problemleri reddetme söz konusudur. Anoreksia nevroza hastalarının tipik özelliği hastalık bilincinin bulunmamasıdır. Kendilerindeki korkunç zayıflamayı ve acil tedavi gereksinimini kabul etmez yadsırlar. Kendi kendilerine zorlamalı kusmaları da inatla yadsınır bu yadsıma ya bilinçli bir yalan şeklinde ya da yarı bilinçli bir kabul etmeme türündedir. Bu hastaların hepsinde aşırı bir ilişki bozukluğu vardır. BELİRTİLERİ - Kızlarda erkek bedenine benzer biçimde beden görünümü - Aşırı hareketlilik - Cinsel kimliğini reddetme - Normal beden ağırlığı olması gerekenin çok altındadır. - Cinsel ilgide eksiklik vardır. |
ANOREKTAL APSELER
Anorektal apseler anüsün çevresindeki bölgeyi etkiler. Bunların bazıları fissürlerin neden olduğu enfeksiyonlardır. Belirtiler - Cerahat çıkması - Ateş - Anal yolun içinde veya etrafında rahatsızlık hissi - Dışkının çıkışına aşırı duyarlı veya bu hareketten rahatsız olmak. Bazıları da seks yoluyla alınmış hastalıklardır. Fakat çoğu apseler tıkanmış anal guddelerden kaynaklanır. Anüse yakın bir apse doktorunuzun muayenehanesinde veya hastanede kolayca açılıp boşaltılabilir. Diğer yandan ateşiniz ve çok sancınız varsa ve anüsten kuyruk sokumuna doğru bir baskı hissi duyuyorsanız apse daha yukarda rektumda olabilir. Bu derindeki apseler kolay ele gelmez teşhis edilmeleri daha zor olur ve yaratabilecekleri komplikasyonlar daha ciddidir. Derindeki apseler daha dikkatli yaklaşım gerektirir çünkü bunlar Crohn hastalığı ülserleşmiş kolit veya divertikülit gibi bir bağırsak hastalığından kaynaklanmış olabilir. Teşhis Eğer derin bir anorektal apse şüphesi varsa doktorunuz rektumun tümünü kapsayan bir muayene yapar. Proktosigmoidskopi ve baryumlu bir maddeyle tarama da bu muayeneye dahildir. Tedavi ve Ameliyat Apse belirlendiği zaman hastaneye gideceksiniz. Apse açılıp temizlenecek. Ayrıca size sancı duymamanız için bir ağrı kesici ve bazı hallerde enfeksiyonu önlemek için bir antibiyotik verilebilir. ---------- Post added 19.02.17 at 22:26 ---------- ANOREXIA ATHLETICA • Bu kişiler normalden fazla egzersiz yapar. • Kilo ve diyet konusunda takıntılı davranışlar gösterir. • İşten okuldan arkadaşlarından ve ailesinden zaman çalarak egzersiz yapar. • Egzersiz onun için eğlence değil bir hırs olmuştur. • Performansı her şeyden önemlidir. • Sportif başarılarını her zaman az bulur ve daha fazla çalışır. • Etrafındaki insanlara kendisi gibi ince ve zayıf olmaları konusunda bilgi verir ve onları zorlar. • Çevresinden alamadığı ilgiyi egzersizle sağlamaya çalışır. • Genellikle yalnız ve az arkadaşı olan insanlardır. • Egzersiz yapmasındaki amaç kilo vermenin dışında kendi özgüvenini artırmak egzersizi öne sürerek performansıyla kendini saygı gören bir kişi yapmaktır. ---------- Post added 19.02.17 at 22:26 ---------- ANUS TIKANIKLIGI Eğer yeni doğan bebeğiniz kapalı bir anüsle dünyaya gelmişse anal açıklık tıkanıktır. Sonuç olarak dışkının dışarı çıkması için hiçbir geçit yoktur. Anüs ve rektumun doğuştan gelen anormallikleri 500 çocuktan birinde meydana gelen küçük anormallikler ve 5000 doğumdan 1 inde meydana gelen büyük anormallikler ile oldukça sık rastlamaktadır. Anal ve rektal anormalliklerle doğan çocuklarda üreme organı anormallikleri gibi diğer doğum kusurlarının da ortaya çıkma oranı oldukça yüksektir. Kapalı anüs olgusundan bebek mekonyum dışkısını çıkaramadığı zaman kuşkulanılır. Tıkanıklığın rektumun aşağısında ya da yukarısında olup olmadığını belirlemek için röntgel ve ultrason incelemeleri yapılır. Tedavi tıkanıklığın bulunduğu yere bağlı olarak değişir. Eğer anal açıklık yalnızca daralmış ise bu açıklığı bir aygıtla genişletmek mümkündür. Başka tür kapalı anüs vakalarında ameliyat gereklidir; tıkanıklık rektumdan ne kadar yukarıda ise o derece büyük cerrahi müdahale gerekir. Bazı çocuklarda anüsün tamamıyla rekonstrüksiyonu gerekebilir; kimi çocuklarda ise bebek 6 ila 12 aylık oluncaya kadar geçici kolostomi gerekli olabilir. Rektumun alt kısmında anal tıkanıklığı olan çocuklar ameliyattan sonra iyileşme gösterir ve dışkılamayı kontrol edebilirler. Tıkanıklığın daha yukarıda olması durumunda ise kendini tutamama sorunları meydana gelebilir. |
Körbağırsağın apandis denen solucansı uzantısının iltihaplanması apandisit olarak bilinir. Çok sık rastlanan ve özellikle yetersiz tedavi sonucu yol açacağı tehlikeli komplikasyonlardan ötürü korkulan bir hastalıktır. Günümüzdeki antibiyotik olanaklarına karşın bu ikincil hastalıkların en ağın peritonit yani karın zarı iltihabıdır.
Apandis içinden besinlerin geçmediği küçük bir bağırsak çıkıntısıdır. Hareketli ve esnek bir boru biçiminde olan bu çıkıntı kalınbağırsağın başlangıç bölümü olan körbağırsağa incebağırsakla birleşme yerinin hemen gerisinde bağlanır. Genellikle eğik biçimde gövde eksenine doğru uzanır. Bu normal konumunun dışında leğen içine karaciğer altına ya da sol böğüre doğru da yerleşebilir. Alışılmış yerinin dışında bulunan apandisin iltihaplanması belirtileri değerlendirmede ve hastalığın tanısını koymada güçlükler yaratır. Apandisin anatomik yapısında üç katman göze çarpar. Dış yüzeyi seröz (sıvı içeren) bir zar örter. Bunun altında kas katmanı ve en içte de lenf dokusunca zengin girintili çıkıntılı bir mukoza yer alır. Lenf dokusunun bolluğundan ötürü apandise "bağırsak bademciği" de denir. NEDENLERİ Apandisin iç boşluğu çok dardır. Bağırsak florasında bulunan bütün mikroorganizmalar burada da yaşar. Apandis genellikle bu mikroplara karşı yeterince dirençlidir. Ama bazen çoğalan mikroplar hastalık yapıcı özellik kazanır. Böylece apandisin iltihaplanma süreci başlar. Mikropların hastalık yapıcı özellik kazanmalarını sağlayan en önemli olay apandis iç boşluğunun tıkanarak körbağırsakla bağlantısının zayıflamasıdır. Mikropların burada durağan biçimde kalmasıyla apandis duyan iltihaplanır. Tıkanmanın birçok nedeni vardır. Bunlar arasında yoğun mukus tıkaçları bağırsak solucanları apandisin çok uzun olması duvarlarında hareketi zorlaştıran köşelerin bulunması ya da kiraz gibi meyvelerin takılı kalan çekirdekleri sayılabilir. GÖRÜLME SIKLIĞI Antibiyotiklerin yaygın biçimde kullanıma girmesiyle apandisit olgularının sayısı azalmıştır. Gene de bütün cerrahi girişimlerin yüzde 2 si apandisit nedeniyle yapılmaktadır. Bebeklik çağında ender görülen apandisit çocukluk ve özellikle ergenlik çağında çok sık ortaya çıkar. Daha sonra görülme sıklığı azalmakla birlikte her yaşta gelişebilir ve her iki cinste de eşit oranda görülür. Bazı hastalarda akut apandisit kendiliğinden geriler. Ama olguların yarısında bu krizler yineler ve kesin tedaviyi gerektirir. Hastalığın akutla kronik arası ve kronik biçimlerinden de söz edilir. Akutla kronik arası olgular çok ender değildir. Buna karşılık kronik apandisite düşünüldüğünden çok daha az rastlanır; hatta kronik apandisit tamsının birçok olguda sağlam bir temeli yoktur. Belirtileri Apandisitin belirtileri deneyimli bir hekimi bile tanı koymada zora sokabilir. Akut apandisit özellikle çocuklarda iştah kaybı bulantı ve kusmayla başlar. Ateş hastalığın tipik bir belirtisi değildir. Koltuk altından ölçüldüğünde hiçbir zaman çok yüksek çıkmaz. Ama makattan alınan vücut sıcaklığı her zaman daha yüksektir. Ağrı en önemli belirtidir. Birkaç kez kusmayla birlikte sancı biçiminde ortaya çıkar. Önceleri aralıklı gelen ağrı gittikçe şiddetlenir ve süreklilik kazanır. Apandisit ağrısı göbek çevresi ve karın üstü bölgelerinde başlar; daha ender olarak bütün karında duyulur. Daha sonra karnın sağ alt bölgesine kayar. Ağrının göbek ile böğür kemiği ön dikeni arasındaki bu yeri çok tipiktir. Bazen şiddetle başlayan ağrı daha sonra hafifler. Bu durum yanıltıcıdır; hastaya rahatsızlığının bittiği duygusunu verir. Oysa ağrı azalırken akut krizin öbür belirtilerinde gerileme görülmezse örneğin hızlı olan kalp atışları yavaşlamaz kas sertliği çözülmezse bu durum apandisitin en korkulu komplikasyonu olan karın zan iltihabının geliştiğini gösterir. Hastanın muayenesi sırasında kolayca akut apandisit tanısına varılabilir. Karnın sağ alt bölgesinin elle muayenesinde kasların korunma amacıyla kasılması sonucu sertlik görülür. Belirli noktalara bastırılması şiddetli ağrı verir. Apandisit tipleri Belirtilerin şiddeti ve hastalığın ağırlığı yalnız apandis iltihabının niteliğine bağlıdır. Akut apandisitin başlıca üç tipi vardır: Mukuslu irinli ve kangrenli. Cerrahi uygulamada en sık mukuslu apandisite rastlanır. Mukus salgısının arttığı bu tipte apandis iyice iltihaplanmış gergin ve büyümüştür. Üzerindeki periton ise alışılmış parlaklığını yitirerek hafif matlaşmıştır. Mukuslu apandisit hastalığın en hafif tipi olmasına karşın zamanında müdahale edilmezse irinli apandisite dönüşebilir. İrinli apandisitte apandis iç boşluğunda ve duvarında biriken irin birçok apse odağı oluşturur. Bu apselerin ülserleşerek apandis dışına açılmasıyla kaçınılmaz olarak periton iltihabı gelişir. Akut apandisitin irinli tipinde körbağırsak ve incebağırsak bağlantı bölgesi gibi apandis yakınındaki bağırsak bölümleri de iltihaplanır. Son olarak apandis damarlarının pıhtıyla (tromboz) tıkanması sonucunda kangrenli apandisit gelişir. Başka bir deyişle apandise gelen kanın ve dolayısıyla oksijenin azalması doku ölümüne (nekroz) ve apandisin bağırsaktan kopmasına yol açar. Kopan apandisin ve körbağırsağın içindekiler kayın zarı boşluğuna yayılınca çok ağır bir peritonit oluşur. GİDİŞİ Hastalık gidişine bırakılırsa yani tanısı konmaz ya da hasta ameliyata izin vermezse nasıl bir gelişme gösterir? Bazı iyi huylu olgularda ağrı kusma ve ateş birkaç gün içinde kendiliğinden azalır ve hasta o an için kendini "iyileşmiş" hisseder. Ama "o an" geçicidir çünkü kolayca atlatılan bu ilk krizi kaçınılmaz olarak ikincisi izler. İkinci krizin ortaya çıkış zamanı değişkendir ve arada geçen süre hastalığın kronikleşmesine yol açacak ölçüde uzayabilir. Bu iyi huylu olguların dışında bazen de 3. ve 4. günlerde periton tepkisi gelişir. Bunun sonucu olarak böğür çukurunda elle hissedilen sınırları belirsiz oval bir kütle belirir (plastron). Yatakta dinlenme karna buz koyma ve antibiyotik tedavisiyle plastron birkaç haftada geriler. Bir başka olasılık da apandisitin yaygın peritonit gibi ağır hastalık durumuna doğru gelişmesidir. Yaygın karın zarı iltihabında belirtiler çok şiddetlidir; ağrı bütün karında duyulur kusma sıklaşır hıçkırma belirir ve ateş 400C ye kadar çıkar. Hasta endişeli sıkıntılı solgun yüz hatları gerilmiş görünür; dudaklar ve özellikle dil kurumuştur. Acil girişimde bulunulmazsa hasta ölür. ---------- Post added 19.02.17 at 22:27 ---------- APANDISIT (KRONIK) Kronik apandisit apandisin uzun süren ve tedavi edilmeden iyileşme olasılığı bulunmayan iltihabıdır. Ama önceden kısaca değinildiği gibi kronik apandisit tanısı çoğu zaman yanlış konur ve bu tanı konan hastaların apandislerinin ameliyat sırasında tümüyle sağlıklı olduğu görülür. Kronik apandisit kadınlarda ergenlik ve gençlik çağlarında daha çok görülür. Ayrıca kentlerde kırsal kesimdekinden daha yaygındır. Apandisit başından beri kronik olabileceği gibi akut apandisit sonrasında kronikleşmiş de olabilir. Ama her ikisinin de tedavisi apandisin çıkarılmasını gerektirdiğinden bu ayrımın uygulamada pek bir önemi yoktur. Belirtileri Hastalık belirtileri kişiden kişiye farklılık gösterir. Belirtilerin kaynağı apandisin iltihaplanması bu iltihabın yakın çevredeki organları da etkilemesi ve organizmanın bu olaylara tepkisidir. Kronik apandisit olgularında aralıklarla gelen ve akut apandisit krizlerindeki gibi şiddetli olmayan bir ağrı duyulur. Sağ kasıkta duyulan bu ağrılar şiddetli olmasa da hastayı işinden alıkoyacak kadar sıkıntı verebilir. Ağrı genellikle aşırı güç harcama ağır ya da bağırsaklara dokunabilecek bir yemek rahatsız edici uzun bir yolculuk ya da inatçı kabızlık gibi durumlardan sonra görülür. Ağrıya bulantı öğürme bazen kusma iştahsızlık genel kırıklık ve kabızlık eşlik edebilir. Eğer iltihap yakın organlara da yayılmışsa ateş hafifçe yükselebilir. Bazen ağrı sağ alt karın bölgesi yerine safrakesesi hizasında duyulur. Bu durum apandisin normal yeri dışında karaciğerin hemen altında bulunmasından kaynaklanabilir. Daha sık olarak ağrının kaynağı safra kanallarının refleks kasılmalarıdır. Kadınlarda kronik apandisit ile dölyatağının sağ yan ekleri iltihabı (adneksit) arasında bir ilişki vardır. Sağ yumurtalık ve yumurtalıkla dölyatağı arasındaki fallop borusunu içeren bu ekler apandisin yakınında olduğundan iltihaplanma olasılıkları yüksektir. Kronik apandisit bazen mide hastalığını andıran belirtiler verir. Bunlar arasında mide ağrısı sindirim güçlüğü yemek sonrasında doluluk duygusu bulantı mide yanması ve mide ekşimesi sayılabilir. Bu belirtilerin ilk düşündürdüğü hastalık mide ülseri olduğundan radyolojik incelemeyle bu olasılık dışlanır. Apandis bölgesine derinlemesine bastırılınca burada ve mide bölgesinde ağrı duyulur. Bu belirtiler büyük olasılıkla iltihaplı apandisten kaynaklanan ve mideyi de etkileyen reflekslere bağlıdır. Bu refleksler mide hareketlerini hızlandırarak ağrıya ve mide salgılarının artmasına yol açar. Tanı Yukarıda açıklandığı gibi kronik apandisit zor tanınan ve değişken belirtileriyle safrakesesi iltihabı mide onikiparmakbağırsağı ülseri ya da adneksit gibi hastalıkları andırabilir. Uste1k bu hastalıkların kronik apandisitle eşzamanlı olarak görülebileceği çeşitli araştırmacılar tarafından bildirilmiştir. Yalnız klinik verilere dayanarak tanı koymak kolay değildir. Ama iyileşmiş akut apandisit olgularında apandisle ilgili yakınmaların yinelenmesi kronik apandisit tanısını kolaylaştırır. Başlangıcından beri kronik olan apandisitlerde tanı koymak oldukça güçtür. Yapılan radyolojik incelemeyle apandisteki yapı değişiklikleri çevre dokulara yapışmalar ve iç boşluğun kontrast (radyoopak) madde verilerek ortaya çıkarılan düzensizlikleri saptanır. Ayrıca öbür organlar da bu yöntemle incelenerek belirtilerin düşündürdüğü başka hastalık olasılıkları dışlanır. Bu veriler kesin kronik apandisit tanısı koymaya yetmez. Tanıda daha değerli olan ve radyoskopik incelemenin de destekleyebildiği temel belirti apandis bölgesine basılınca duyulan ağrıdır. Bu arada tıpta kronik apandisit tanısına hiç yer vermeyen bir görüş de vardır. TEDAVİ Hastalığın belirtileri ortaya çıktıktan sonraki ilk sekiz saat içinde akut apandisit tanısı koymak çoğu kez zordur. Bu nedenle gözetim altına alınan hastaya ağız yoluyla besin vermekten kaçınmalı ve ishal yapıcı ilaçlar verilmemelidir. Hasta huzursuzsa yatıştırıcı bir ilaç verilebilir. Tanı kesinleştikten hemen sonra cerrahi girişim yapılır. Cerrahi girişimde oldukça sık karşılaşılan bir durum apandisit tanısıyla açılan hastada apandisin sağlam çıkmasıdır. Bu durumda apandisin gene de alınması uygundur. Apandisit olgularında yanlış tanıyla sık karşılaşılması. kuşkulu durumlarda belirtilerin ağırlaşmasını beklemeden cerrahi girişim yapma eğiliminden kaynaklanır. Gecikmenin hastanın yaşamı için büyük tehlike yaratması uzmanları hızlı karar vermeye iter. Komplikasyonsuz apandisitten ölme riski binde 1 dir; bu oran hastalığın kangrenli tipinde binde 6 ya patlamış apandisitte ise binde 50 ye çıkabilmektedir. Akut apandisiti antibiyotiklerle denetim altında tutmak da doğru bir uygulama değildir. Çünkü bu hastalık tıkanmış apandisin içinde antibiyotiklerin erişemeyeceği bir enfeksiyondur. Ama gene de cerrahi girişimin gereksiz olduğu ya da uygulanamayacağı olgular vardır. Örneğin krizden 3-4 gün sonra geçici iyileşme evresinde hekime başvuran hastaya ilk aşamada cerrahi girişim yerine daha yatıştırıcı yöntemler uygulanır. Yayılmış karın zarı iltihabında ise hastanın genel durumu denetim altına alınmadan cerrahi girişime başvurulmaz. Buna karşılık yaygın karın zarı iltihabının çocuklarda cerrahi olmayan yöntemlerle tedavisi çok daha yüksek ölüm riski yarattığından çocuk peritonitinde aynı yaklaşım geçerli değildir. Uzmanlar sık sık karın ağrılarından yakınan ama kronik apandisit tanısı kesinleştirilemeyen hastalara cerrahi girişimde bulunma konusunda artık çok daha dikkatli davranmaktadırlar. Bu yeni yaklaşım sürekli karın ağrılarından yakınan çocuklarını kronik apandisit kuşkusuyla doktora götüren anne babaları endişeye sokmaktadır. Oysa halk arasında genellikle kronik apandisit olarak yorumlanan bu belirtinin nedenleri çoğu kez başka hastalıklardır. Yineleyen apandisit nöbeti oldukça kolay tanınır. Hastanın özgeçmişinde gerçek bir apandisit krizinin bulunması uzmanı tanıya yaklaştırır. Apandisit krizi geçirmiş bir hasta karın ağrısı dönemlerinden iştahsızlıktan sağ alt karın bölgesinde dokunmayla uyarılan ağrıdan ve genel olarak kendini kötü hissetmekten yakınıyorsa apandisin ameliyatla çıkarılması doğru olur. Buna karşılık daha önce akut apandisit krizi geçirmemiş ama karın ağrılarından yakınan bir hastada apandisin alınması çok daha zor verilebilecek bir karardır. Özellikle ergenlik çağındaki ve genç kadınlarda uzmanı yanıltabilecek üreme organı hastalıkları sık görüldüğünden apandisit ameliyatı kararının dikkatle verilmesi ayrı bir önem kazanır. ---------- Post added 19.02.17 at 22:27 ---------- ARPACIK Gözkapağı kenarlarındaki bir yağ bezi iltihabıdır. Genellikle etken stafilokok bakterisidir. Belirtileri: Arpacığın çıkacağı yerde kızarıklık acıma ve yanma vardır. Tedavi: Apse ortasındaki kirpiğin çıkarılması sıcak pansuman yeterli tedavidir ama iltihabın yayılmasını önlemek amacıyla antibiyotik1i göz merhemleri kullanılmalıdır. ---------- Post added 19.02.17 at 22:28 ---------- ARTROSKOPI 1972 de artroskop denen aletin geliştirilmesine kadar diz ve diğer eklemlerin zedelenmeleri çoğu zaman ameliyatı uzun süre hastanede kalmayı ve uzun ıstıraplı bir iyileşme devresini gerektiriyordu. Bazı problemlerin hala dizde veya omuzda rekonstrüktif cerrahi amaçlarıyla büyük ameliyat yerleri açılmasını gerektirmesine rağmen daha az ciddi olan birçok zedelenmeler şimdi artroskopla düzeltilmektedir. Alet Artroskop (Artro eklem demektir. Skopda bakmak) bir tüp büyüteçlerden meydana gelmiş bir optik sistem ve bir fiberoptik ışık kaynağından meydana gelmiştir. Prosedür Bir anestezik verildikten sonra (ya lokal ya genel) dizkapağının (veya omuz veya incelenecek olan başka herhangi bir eklemin) bir kenarında küçük bir kesi yapılır. Bu kesi (insizyon) çoğu zaman o kadar küçüktür kiişlemin tamamlanmasından sonra kapatmak için dikiş gerekmez. Ondan sonra artroskopun tüpü içeriye yerleştirilir. Gözetleme bölümünden veya ekranda doktor mafsalın içine bakabilir. Mafsal boşluğuna genişletmek ve görünebilir olma durumunu arttırmak için steril bir sıvı enjekte edilebilir. Olanaklar Mafsala girdikten sonra artroskop sadece dokuları muayene etmek değil; eklenen aletlerle biyopsi örneği alma ve hatta büyük bir ameliyat yapma olanaklarını vermektedir. Boşlukta dolaşan kıkırdak parçacıkları çıkartılabilir ve ufak yırtıkların ve diğer diz rahatsızlıkları bu şekilde tedavi edilebilir. Artroskop çeşitli hastalıkların teşhisinde de değer taşımaktadır. İyileşme Devresi Mafsalın açıldığı geleneksel tekniklerin aksine artroskopiden sonra mafsalın iyileşmesi için çok az bir süreye gerek duyulur. Prosedürün bir saatten fazla sürdüğü nadirdir ve hasta bundan kısa bir süre sonra evine dönebilir. Mafsalların birkaç gün şiddetli fiziki aktiviteye maruz kalmaması gerekse de çoğu zaman faaliyetlere derhal başlanabilir. |
ARTROZ
Yaşlanmaya ya da eklemlerde oluşan başka lezyonlara bağlı olarak gelişen kıkırdak dokusu hastalığıdır. Artroz bir ya da birden çok eklemde görülen ve eklemi saran kıkırdakdokusunda özgün doku yıkımı yapan kronik bir hastalıktır. Hastalık eklemdeki kemiklere de zarar verir. Artroz kısaca eklem yıpranması ya da yaşlanması olarak tanımlanabilir. İleri yaşlarda görülen bu doğal artrozdan başka eklemle ilgili yerel ya da sistemik hastalıklar sırasında görülen erken yaş artrozu da vardır. Artroz doku yıkımı yapan bir hastalıktır. Biçim bozucu artrit (artritis deformans) ile hiçbir ilgisi yoktur. Artritis deformans ya da öbür adıyla kronik birincil poliartrit tüm eklemleri ve eklem boşluğundaki dokuları tutan bir hastalıktır. Akut artrit de artrozdan ayrılmalıdır. Akut artrit mikrobik etkenlerle oluşan eklem iltihabıdır. Eklem romatizması ise gençlerde sık görülen ve boğaz enfeksiyonlarına yol açan beta-hemolitik streptokokların toksinlerine karşı eklem dokusunun verdiği iltihabi yanıttır. İleri yaşların tipik hastalığı olarak kabul edilen artroz gelişmiş ülkelerde ve 40 yaş sonrasında yaygındır. Kadınlarda daha sık görülür. Öncelikle omurga (özellikle bel ve boyun bölgeleri) kalça diz ayak başparmak elbileği-eltarağı eklemi (başparmağın kökündeki eklem) gibi çok işleyen hareketli ve/ya da vücut ağırlığını taşıyan eklemlerde ortaya çıkar. NEDENLERİ Artrozlar birincil ya da eklemin mekanik (harekete bağlı) İşlevlerini bozan etkenlere bağlı olarak ikincil olabilirler. Birincil artroz nedenleri genel özellikler taşır. Yaşlanma ve eklemin sürekli hareketi eklem kıkırdağının aşınmasına esnekliğini ve kayganlığını yitirmesine yol açar. Eklem kıkırdağı gittikçe daha az beslenir ve parçalanmaya başlar. Kıkırdağın yaşlanmasıyla birlikte artrozun anatomik ve radyolojik bulguları da zamanla belirginleşerek 40-50 yaş sonrasında eklemlere bütünüyle yerleşir. Artroz gelişiminde yaşlanma dışında şişmanlık da etkilidir. Şişman kişilerde eklemlere fazla yük binmesi ve kolesterol fazlalığı gibi metabolizma bozukluklukları artroz gelişimini kolaylaştırır. Artrozun başka genel nedenleri arasında hormonal bozukluklar (yumurtalık ve tiroit bezlerinin hastalıkları) karaciğer ve böbrek hastalıkları kronik çevresel damar yetmezliği (varis) sayılabilir. Menopoz artroz sürecini hızlandırır ve hastalığın gidişini kötüleştirir. Artrozda kalıtsal etkenlerin de rolü olduğu gösterilmiştir. Eklem yüzeyinin tümünün ya da bir bölümünün aşın ve doğal olmayan yük altında kalması kaçınılmaz bir şekilde artroza yol açar. Eklemin normal işlevini bozan yerel etkenler sonucunda gelişen bu artrozlara ikincil artroz denir. En tipik ömeği doğumsal kalça çıkığı olgularında görülen kalça artrozudur. Doğumsal çıkığa bağlı olarak eklem başlıklarında gelişen biçim bozukluğu (deformasyon) mekanik uyuşumsuzluk yaratır. Böylece ekleme sürekli olarak ek yük yansıması da artroza yol açar. Yanlış kaynamış kemik kırıkları dışa ya da içe dönük diz çarpıklıkları kamburluk (kitbz) omurganın "S" biçimindeki eğrilikleri (skolyoz) gibi eklemlerde dengesiz yüklenmeye yol açan durumlar da küçük yaşlarda artroz gelişimine neden olur. Eklem kıkırdağını etkileyerek yıkımına yol açan hastalıklar ikincil artroz nedenidir. Bunlar arasında eklem kırık ve çıkıkları akut artritler sık eklem içi kanamalar (hemofili) eklemde ürik asit birikmesi (gut) sayılabilir. YAPISAL ANATOMİK DEĞİŞİKLİKLER Daha önce de belirtildiği gibi ilk değişiklikler eklemi saran kıkırdak kılıfında görülür. Kıkırdak kılıfı pütürlü kuru mat bir durum alarak esnekliğini yitirir. Daha sonra da ufalanarak bazen de yok olarak altındaki kemiği Örtüsüz bırakır. Kıkırdağın bu şekilde ülserleşmesi kemiğin yoğunlaşmasına bütünleşmesine ve mermer gibi pürüzsüzleşmesine (fildişi kemiği) neden olur. Yoğunlaşan kemik bölgelerinin iç kısmında kan damarlannca beslenmeyen ölü ve bağdokusu bakımından zengin kistik boşluklar gelişir. Kıkırdak kılıfının bittiği eklem ucu çevresindeki kemik dokusu artışı çok yavaş gerçekleşir ve sonunda "osteofit" ya da "gaga" adı verilen kemik çıkıntıları oluşur. Eklem çevresindeki sinovyal kapsüller bu yıkım sürecine sınırlı bir şekilde katılırlar. Kan damarlarının genişlemesine bağlı olarak şişerler ve zamanla eklem yüzeyine yapışarak eklem hareketlerini kısıtlarlar. Bu süreçte iltihap bulgularına hiçbir zaman rastlanmaz. BELİRTİLERİ Artroz belirtileri yalnız hastalığa yakalanan eklemle sınırlıdır. Bu hastalarda genel durumla ilgili yakınmalara rastlanmaz. Başlıca belirtiler ağrı ve eklem hareketlerinin sınırlanmasıdır. Ağrı tipiktir: Eklem hareket halinde iken ya da yüklenme olduğunda beliren ağn dinlenmeyle kaybolur ya da şiddeti belirgin ölçüde azalır. Eklem hareketlerinin yeniden başladığı sabah saatlerinde şiddeti artan ağn eklemlerin ısınmasıyla yavaş yavaş azalır. Hareket kısıtlılığı mekanik bir nedenle meydana gelir: İki kemiğin birleştiği eklem yüzeyi düzgün pürüzsüz ve kaygan olacağına pütürlü çentikli ve bozulmuştur. Kasların kasılması ve kapsülün kalınlaşması her iki eklem başlığını sıkıştırarak eklem hareketlerini sınırlar. Artroza bağlı bu bozukluklar kroniktir. Bazen göreli iyileşme dönemleri yanında darbe fiziksel zorlanma soğuk kas zayıflaması ve şişmanlama gibi etkenlerle yakınmaların arttığı dönemler de görülür. Artroz oldukça yavaş gelişir ve gittikçe kötüleşerek ilerler. Hekime başvurmayı gerektiren ilk eklem yakınmaları artrozun başlamasından yıllar sonra ortaya çıkar. TEDAVİ Bu bölümde artroz tedavisinin genel ilkeleri incelenecek hastalığın sık olarak yerleştiği eklemlere değinilirken tedavinin ayrıntıları da açıklanacaktır. Artrozun temelinde yatan kemik ve kıkırdak yıkımını onaracak hiçbir ilaç ya da fiziksel önlem yoktur. Tedavilerle Artroz gelişimi ancak çeşitli tıbbi ve fiziksel tedavi yöntemleriyle yavaşlatılabilir ya da bazı durumlarda yıkıma neden olan lezyona bağlı yalanmalar uzun bir süre hafifletilebilir. Bu bilgi ışığırtda artroz tedavisinin üç biçimde uygulanabileceğini belirtelim: Koruyucu tıbbi (genel ya da yerel) ve cerrahi tedavi. Artrozun önlenmesi yaşlanmanın yol açtığı kaçınılmaz eklem yıkımını geciktirmeyi sağlayan tüm kişisel önlemleri kapsar. Aşın kilo almaktan kaçınmak düzenli spor yapmak (yürümek bisiklete binmek yüzmek vb) kanda ürik asit şeker ve kolesterol değerlerini ölçtürerek artrozu hazırlayıcı hastalıkların erken tanı ve tedavisini sağlamak dengeli beslenerek et çeşitleri tatlılar alkol vb yiyecek ve içeceklerde aşırıya kaçmamak gerekir. Eklem ve iskelet yapısının doğumsal nedeni bilinmeyen (idiyopatik) ya da tam tedavi edilmemiş darbeye bağlı bozukluklarını önlemek için erken cerrahi ve ortopedik tedaviler uygulanır. Artrozun übbi tedavisi sistemik ya da yerel olabilir. Sistemik tedavide artrozu ağırlaştıran hormonal bozukluklar şeker hastalığı ve şişmanlık gibi hastalıklar tedavi edilir. Yerel tedavide ise ağrının başlıca sorumlusu olan yumuşak eklem dokularının örselenmesi azaltılmaya çalışılır. Aynca iskelet sisteminin kan ve kalsiyum gereksinimleri yeterli düzeyde karşılanır hastalıklı eklemin hareket yeteneği elden geldiğince korunmaya çalışılır. Cerrahi tedavi artroz yakınmalarına yol açan bozuklukları önemli ölçüde düzelterek en başarılı ve uzun erimli sonuçların alınmasını sağlar. Hasta ekleme ve hastanın yaşına göre değişen bir dizi cerrahi yöntem uygulanabilir. Cerrahi yöntemlerin başlıcalan eklemi oluşturan kemikler arasındaki bağlantıyı yeniden düzenleyen osteotomi (ameliyatla kemiğin bir parçasının çıkarılması ya da kemik eklenmesi) yıkıma uğramış eklem başlıklarının bir bölümünün ya da bütününün protez (yapay kemik uçları) ile değiştirilmesidir. |
ARTROZ TIPLERI
Omurga artrozu Omurga artrozun en çok yerleştiği organdır. Özellikle hareketli eklemlerin bulunduğu bel ve boyun omurlarında sık görülür. İki tür omurga artrozu vardır: Disk artrozu ve interapofizer artroz. Disk artrozunda omurlar arasındaki disk (yastık) esnekliğini yitirerek kemikler arasında ezilir. İnterapofizer artrozda ise hastalık omurların arka kısımlarını birleştiren küçük eklemlere yerleşmiştir ve omurga hareketleri sınırlanır. Bilindiği gibi omurlar arasında kıkırdak yapısında diskler bulunur. Bu diskler esnek ve kaygan olmalarıyla kemikler arasındaki sürtünmeyi en aza indirerek omurga hareketlerini gerçekleştirirler. Disk artrozun yıkıma uğrattığı ilk hatta tek eklem yapısıdır. Omurga artrozunun öteki özellikleri hep bu başlangıç lezyonunun sonuçlandır. Disk yumuşar bütünlüğünü yitirir ufalanmaya başlar incelir ve sonunda omurlar arasında ezilir. İncelmenin disk yüzeyinde eşit olmaması sonucunda üstteki disk alttaki hastalıklı diskin incelen bölgelerine doğru kaymaya başlar. Bir yandan da ezilen disk omurların dışına kayar. Omurları birbirine tutturan bağlar diski bütünüyle hapseder. Böylece iyice gerilen disk kemiğin en dış yüzünü ve omurga periostunu (kemik dış zan) tahriş eder. Kemik sürekli etkisinde kaldığı tahriş edici uyaranlara "osteofît" ya da "gaga" adı verilen kemik çıkıntıları oluşturarak yanıt verir. Kemik dokusundaki artış bazı ileri olgularda birkaç omurun birbiriyle kaynaşmasına neden olabilir. Kaynaşan omurlar arasındaki eklemler ve dolayısıyla hareketlilik sınırlanmış olur. Omurga artrozunda ağrı ve omurga sertliğine ek olarak omurga kanalından geçen sinirsel yapılann zedelenmesine bağlı belirtiler de görülebilir. Omurga içinde omurilik yer alır. Omuriliğin hareket ve duyu sinirleri (motor ve sensoryal sinirler) vücudun her yanına yayılır. Sinirler gidecekleri yere ulaşmak için mutlaka omurga içinden geçmek zorundadır. Bu geçiş yapılarında birçok delik bulunan omurların art arda sıralanarak oluşturduğu kapalı bir kanal içinde gerçekleşir. Böylelikle bir omurun kayması ya da kemik çıkıntısının büyümesi omur boşluğunu daraltarak sinire doğrudan baskı yapar. Kemik baskısı ile sıkışan sinirin yayıldığı bölgelerde ağrı duyulacaktır. Örnek olarak siyatik sinirin sıkışması ya da iltihabı sonucunda gelişen siyatik tablosu verilebilir. Ağrıyı oluşturan tek etkenin sıkışma olmadığı göğüs hizasındaki omurları tutan artroz örneğinde daha iyi anlaşılır. Göğüs omurlarında boşluğun geniş ve bu omurların çok az hareketli olması sıkışma olasılığını zayıflatır. Bu durumda sinir kökünü ilgilendiren iltihaplanma ve bazı olgularda mekanik değişimler sonucunda gelişen kanlanma yetersizliği söz konusudur. Sinir kökünün zedelenmesi ağn dışında çeşitli belirtilere de neden olabilir. Özellikle artrozun göğüs ve boyun omurlarını tuttuğu durumlarda "servîkal sendrom" görülebilir. Bu gözbebeklerinde genişleme etkilenen sinir kökü tarafında yanm baş ağrısı eklem hareketlerinin çıtırtılı olması denge bozukluktan kalp çarpıntısı ve mide bulantısıyla seyreden bir tablodur. Tüm bu belirtilere "Neri-Barre-Lieou sendromu" adı verilir. Omurga artrozu tedavisinin genel ilkelerine daha önce değinilmişti. Bu arada önemli bir noktayı vurgulamak gerekir. Birkaç aydır sırt ve boyun ağrılarından yakınan bir hastanın hekime başvurması ile çekilen röntgen filminde disk ya da omurga arka eklemlerinde artroza bağlı yıkımın yıllar önce başladığı anlaşılır. Aynı hastanın bir-iki yıl önce hiçbir yakınması yokken omurga fîlmi çekilseydi artroz lezyonlan tüm açıklığıyla görülebilecekti. Öyleyse ağrılar neden birdenbire ortaya çıkar? Bunun nedeni önceleri her şeye karşın normal olan omurganın statik-dinamik (durağan ve devingen) dengelerinin bazı yeni etkenlerle artık bozulmuş olmasıdır. Bu etkenler omurgayı destekleyen kasların durumu omurga kemiklerinin tuttuğu kalsiyum miktarı ve vücudu etkileyen başka sistemik hastalıklardır. Bu nedenle tıbbi tedavi filmlerde saptanan artrozu tedavi etmekten çok (ki bu olanaksızdır) genel ya da kaslara bağlı bozuklukların giderilerek yakınmaların dindirilmesine yöneliktir. Fizik tedavinin artrozda çok geniş bir uygulama alanı vardır. Özellikle dolaşımı hızlandıran ve kas beslenmesini artıran masaj ve kuru ısı uygulanması (elektrikli yastık Bier fırını kısa hertz dalgalan ile yapılan markoniterapi radarterapi sıcak kum tedavisi) yaygın olarak kullanılan yöntemlerdir. Cerrahi tedaviye çok az olguda başvurulur. Artrozun yaptığı yıkım sonucunda omurga kanalındaki sinirsel yapıların sıkıştığı olgularda cerrahi tedaviyle bu sıkışıklıklar giderilir. Birden fazla diskin yıkıma uğradığı ileri omurga artrozu olgularında ağrıya yol açan sıkışmanın olduğu omurların çıkarılması yöntemine başvurulur. Kalça artrozu Kalça artrozun en çok görüldüğü eklemlerden biridir. Doğumsal gelişme bozukluğu (konjenilal displazi) olanların büyük bir bölümünde tedavi edilmemiş ya da bütünüyle iyileştirilmemiş doğumsal biçim bozukluğundan kaynaklanan ikincil artroz görülür. İkincil artrozun başlıca nedenlerinden biri doğumsal gelişme bozukluklarıdır. Çünkü tedavi edilmemiş ya da tam iyileşmeyen doğumsal gelişme bozukluklarında ilerleyen eklem uyumsuzlukları artroza ortam hazırlarlar. Tedavi edilmemiş ya da altı yaştan sonra tedavi edilmiş doğumsal kalça çıkıklarında uyluk kemiğinin (femur) ya da kalça kemiği yuvasının (asetabulum) eklem yapılarında düzensizlikler kalır. Doğumsal kalça çıkığında beliren artroz oldukça ağırdır. Eklemlerdeki düzensizliklerin en az hafif olduğu olgularda bile artroz şiddetlidir. Doğumsal kalça çıkığına bağlı olarak gelişen artrozun belirtileri çok geç ortaya çıkan (30-40 yaşlarında) ağrı ve hareket kısıtlılığıdır. Kemik oluyum bozukluklarının ileri derecede olduğu olgularda gerçek artroz tablosunun henüz ortaya çıkmadığı erken dönemlerde topallama ve ağrı belirir. Kalça kemiği yuvası (asetabulum) ve uyluk kemiği başı aynı eğime sahip değilse vücut ağırlığı eklem yüzeyine eşit dağılmaz ve eklem kıkırdağı giderek aşınır. Çıplak kalan kemik yüzeylerinin birbirine değmesiyle çok ağrılı ve zamanla eklem hareketlerini kısıtlayıcı bir tablo ortaya çıkar ikincil artroz iki eklem yüzeyi arasındaki kusursuz uyumu bozan herhangi bir nedenin sonucunda gelişebilir. Bu nedenler arasında uyluk başının iltihaplanmasını (osteokondrit) sayabiliriz (Perthes hastalığı). Bu hastalıkta kemik ucu (epifiz) çekirdeğinin 4-10 yaşlarında meydana gelen yerel dolaşım bozukluğuna bağlı olarak normal gelişimini tamamlayamaması söz konusudur. Sonuçta uyluk başı büyük ölçüde yuvarlaklığını yitirir. Uyluk kemiği ucundaki ve uyluk boynundaki kırıklar çoğu zaman kemiği besleyen damarların da tıkanmasına neden olarak kemik beslenmesini önemli Ölçüde bozar. Uyluk başı kemik dokusunda böylelikle kısmen ya da bütünüyle doku ölümü gelişir ve hızla artroz oluşumu başlar. Kalçanın mikrobik iltihaplarına (septik artritler) ya da Koch basiline (verem basili) bağlı iltihaplar (verem artriti koksit) eklem kıkırdağında ve kemik başlarında önemli doku yıkımı yapar. Bu hastalıklarda klinik açıdan tam iyileşme sağlansa da bazen ağır artroz tablosunun gelişimi önlenemez. Kalça artrozuna neden olabilecek belirgin bir yerel etken olmadan gelişen artroza birincil artroz denir. Bu artroz türü başta jngiltere olmak üzere Kuzey ülkelerinde çok yaygındır. Daha çok orta-ileri yaşlarda (50-60 yaşından sonra) görülür ve bir yanda daha belirgin olmak üzere her iki kalça eklemini tutar. Hastalık eklemlerde ilerleyerek hareketin sınırlanmasına neden olur. Uyluk başı normal biçimini yitirir büyür ve kalça kemiği yuvasını fazlasıyla doldurarak eklemin tüm mekanik işlevim bozar. Kalça artrozunun en önemli belirtisi kasığa kalçaya ve sıklıkla dize yayılan ağndır. Kalça ekleminin bacağı uzatan ve içe doğru döndüren hareketleri kısıtlanmıştır. Öte yandan eklemin İçeriye doğru yaptığı bükülme hareketi hastalıktan uzun bir süre etkilenmez. Daha önce değinilen iki belirti sonucunda hastalığa özgü bir topallama (kaçış topallaması) gelişir. Bunun nedeni hastanın yürürken vücut ağırlığını sağlam ekleme bindirerek ağrılı eklemin yükünü en aza indirmeye çalışmasıdır. Kalça artrozunun tedavisinde Öteki eklemlerin artrozunda olduğu gibi tıbbi ve fizik tedavi yöntemleri uygulanır. Tedavide öncelikle eklemdeki iltihabın ve eklem çevresindeki yumuşak dokulardaki (sinovya zan eklem kapsülü kaslar) zedelenmenin giderilmesi amaçlanır. Tedavi sonucunda hastanın ağrılarında belli bir azalma olsa da eklemlerde artrozun yol açtığı doku yıkımı onarılamaz. Kalça artrozunun cerrahi tedavisi ortopedinin en önemli alanlarından biridir. Cerrahi tedaviden oldukça başarılı sonuçlar alınabilir. Kalça artrozunu önleyici ve artrozu tedavi edici iki tür cerrahi girişim yöntemi vardır. Artrozun koruyucu cerrahi tedavisi çocuk ve gençlere uygulanır. Bu yöntem uyluk başının doğumsal gelişme bozukluğu i]e asetabulum arasındaki mekanik uyumsuzluğu gidermeye yöneliktir. Böylece ileride gelişmesi kaçınılmaz bir artroz önlenmiş olur. Uyluk boynunun yaptığı açıyı değiştirerek eklemin mekanik İşlevlerini düzeltmeyi amaçlayan osteotomi (ameliyatla kemiğin bir parçasının çıkarılması ya da kemik eklenmesi) ve doğumsal gelişme geriliği nedeniyle uyluk başını barındıracak boyutlara ulaşamamış asetabuluma (kalça kemiği yuvası) uygulanan cerrahi girişimler de Önemlidir. Kalça artrozunun cerrahi tedavisinde lezyonun tek ya da çift yanlı olması hastanın yaşı ve cinsiyeti mesleği ve yaşam alışkanlıkları gibi etkenlere bağlı olarak çeşitli yöntemler uygulanır. Kalça artrozunda geçerliliğini koruyan önemli cerrahi girişim yöntemlerinden bazıları şunlardır: Osteotomi Osteotomide uyluk kemiğinin başı ile kalça kemiği yuvası arasındaki değme noktalan değiştirilerek uyluğun burada yaptığı yıkım giderilmeye çalışılır. Cerrahi girişimden sonra ağrı kaybolur artrozun ilerlemesi durur ve kalça işlevleri ile hastanın yürümesinde belirgin düzelme sağlanır iyileşme bazen kalıcı bazen de geçicidir. Gene de osteotominin genç ve eklem işlevleri henüz ileri derecede bozulmamış hastalarda uygulanan hastalığın nedenini ortadan kaldırmayan ama oluşan doku yıkımını onaran bir tedavi olduğu unutulmamalıdır. Kemiklerin osteotomiden sonra metal plakalarla birbirine tutturulması yöntemi geliştirildikten sonra hastalara uzun süreli alçı uygulanmasına son verilmiştir. Artrodez Artrodez eklemin cerrahi girişimle kaynaştırılmasıdır ve tek yanlı kalça artrozlarmda uygulanır. Artrodez uygulanan eklem devre dışı kaldığından ağrı bütünüyle ortadan kalkar. Hasta sağlam eklemini kullanarak rahatça iş hayatını sürdürebilir. Ama bu tedavi sonucunda oturma araba kullanma ya da bisiklete binme gibi edimler güçleşir. Belli bir yaşama alışkanlığı olan hastalar gönüllü olarak kabul etmese de artrodez en geçerli tedavi yöntemlerinden biridir. Atroplasti girişimleri Artroplasti hastalığın yıkıma uğrattığı eklem başlarına yeniden biçim verilmesidir. Eklem başlarını fasya yağ vb biyolojik maddelerle kaplama yöntemleri başarılı olmayınca son zamanlarda yapay eklem başlarının kullanımına başlanmıştır. Artroprotez Her iki eklem yüzeyinin (uyluk ve asetabulum) ya da yalnız uyluk başının değiştirilmesidir. Vücudun İyi uyum gösterdiği metal alaşımlardan üretilen yapay protezler kullanılır. Artroprotez mekanik açıdan kalça artrozunu bütünüyle iyileştiren bir girişimdir. Ağn birkaç gün içinde bütünüyle kaybolur eklem hareketleri ve yürüme hemen hemen normale döner. Ama gene de bazı sorunlar görülebilir; hastaların bir bölümünde ekleme yerleştirilen yapay maddelere karşı uyumsuzluk gelişir. Elde edilen sonuçlann yüksek başansı ve olguların başka girişimlerle tedavi şansının olmaması artroprotez tedavisini daha da geçerli kılar. Girişimin teknik yönü geliştikçe artroprotez artroz tedavisinde en seçkin yöntemlerden biri olacaktır. Diz eklemi artrozu (gonartroz) Artrozun dizde birincil olarak gelişmesi çok enderdir. Burada hemen her zaman iskelet çatısı eğrilmelerine küçük yaşlarda geçirilen iskelet yapısını bozan hastalıklara ve darbelere bağlı ikincil artroz söz konusudur. Raşitizmde küçük yaşlarda görülen kemik kırıklarının yol açtığı içe (X bacak valgus) ya da dışa (parantez bacak varus) dönük dizlerde vücut ağırlığı yaşam boyunca eklemin içbükey yüzüne biner. Böylece aşın yük altında kalan eklem erken yaşlanır ve kıkırdak ile altındaki kemik yıkıma uğrar. Diz artrozu belirtileri genellilde 50 yaşlanna doğru daha çok şişman bacaklannda varis bulunan ve menopoz dönemindeki kadınlarda görülür. Başlangıçta sinsi bir ağn vardır ve eklem hareketleri kısıtlanır. Hastalık yerleştikçe sinovya zarı kalınlaşarak diz şişer. Baldır kaslarında erime (hipotrofi) başlar. Diz hafif gergin eklem hareketleri kısıtlı ve seslidir (kıtırtıh). Diz filminde eklem kenarlannın inceldiği hatta dizin iç ya da dış bölümlerinde bütünüyle ortadan kalktığı görülür. Hastanın ayakta çekilen diz filminde kemiklerin denge ekseninin bozulduğu ve eklem kenarlarının inceldiği belirgin bir biçimde saptanır. Hastalığın birincil türünde genellikle dizkapağı kemiğinin eklem yüzeyinde osteofît (kemik çıkıntısı) oluşumu gözlenir. Eklem içinde serbest kemik parçalarına rastlanabilir. Tıbbi tedavi öteki artroz türlerinde olduğu gibi ancak geçici rahatlama sağlar ve yalnızca hastalığın başlangıç evrelerinde uygulanır. Belirtiler ortaya çıktıktan ve dizde belirgin biçim bozukluğu oluştuktan sonra ağrının giderilmesi ve ekleme olağan işlevlerini kazandırmak ancak cerrahi tedavi ile sağlanabilir. Cerrahi girişim ile eklemde hareketi sınırlayan ve ağrı yapan tüm ölü dokular çıkarılır ya da uyluk ve kaval kemiklerinin denge ekseni düzeltilerek yükün diz eklemine sağlıklı bir şekilde dağılması sağlanır. İlk geliştirilen cerrahi girişim yöntemlerinden "keiloplasti de eklem İçindeki kemik kırıntıları bozunmuş menisküs uyluk ve kaval kemiği yüzeylerini zedeleyen osteofitler eklem kıkırdağında yıkıma uğramış alanlar çıkarılır. Dokuların bozunması ileri düzeydeyse kaval kemiğinin eklem yüzeyi çıkarılarak açıkta kalan kemik bu bölgeden alınan yağdokusu ile örtülür. Dİze binen yük eksenini düzeltmek amacıyla osteotomî uygulanır. Bu eksenin bozulmasına yol açan kaval kemiğine ve öteki kemiklere ilişkin iskelet düzensizlikleri de giderilir. Cerrahi girişim kaval kemiği üst ucundan başlayıp kemiğin içbükey yüzeyi boyunca devam eden bir keşiden oluşur. Bu girişimle eklem yüzeyleri bütünüyle yatay duruma getirilir ve kesik kemik yüzeyleri arasına hastanın kendisinden ya da başkasından alınan takoz biçiminde kemik parçalan sıkıştırılır. Böylece eklemin doğru bir biçim alması sağlanır. Hasta girişimden sonra 3-4 hafta alçıda tutulur. Ekleme birkaç ay boyunca doğrudan yük bindirilmez. Bu girişim 65-70 yaş üzerindeki hastalarda bile oldukça başarılı sonuçlar verir. Artrodez ve diz ekleminin devre dışı bırakılması girişimleri ancak diz eklemini tutan bir enfeksiyon durumunda ya da çok genç hastalarda darbe sonrası gelişen artroz olgularda uygulanır. Günümüzde artroz tedavisinde önemli basanlar elde edilmektedir. Farmakolojik araştırmalann ve yeni cerrahi tekniklerin geliştirilmesi sonucunda yaygın bir hastalık olan artrozun yakın gelecekte daha geniş tedavi olanaklarına kavuşacağı düşünülmektedir. Sporcu Artrozu Sporcularda darbeye bağlı artroz gelişimi sık görülür. Artroz doğal olarak en çok kullanılan eklemlerde gelişir. Özellikle önemsenmeyen ancak yinelenen hafif ya da şiddetli darbeler ile ters hareketler eklemleri zamanla aşındırır. Tenisçilerin tipik artrozu dirsek ağnsıyla ortaya çıkar. Bu artroz golf oyuncularında da görülebilir. Ayak eklemlerinin artrozu atletlerde bisikletçilerde yaygındır ve Aşil kirişi ile ayak tabanında ağrılarla seyreder. Bisikletçilerde hastalığın en çok görüldüğü bölgeler omurga diz ve bileklerdir. Diz ekleminde artroz futbolcularda bilekte artroz ise boksörlerde daha yaygındır. Futbolcularda top sürmeye bağlı olarak gelişen ve üst baldırda ağrılarla seyreden kalça artrozu oldukça tipiktir. Otomobil ve motosiklet sporlarıyla uğraşanlarda ve su kayakçılannda omurga artrozu yaygındır. Disk çekiç ve cirit atanlarda ise hastalık öncelikle omuzlarda ve dirseklerde ortaya çıkar. |
ASIL TENDONU ILTIHABI
Aşil tendonu (kirişi) iltihabı bacak kaslarını topuğun arkasındaki kemiğe bağlayan tendonun iltihabıdır. Ağrı dokudaki küçük yırtıkların sonucudur. Bu durum çoğu kez ağır egzersiz sırasında oluşur. Belirtiler - Aşil tendonunda özellikle koşarken ya da sıçrarken ağrı - Ağrıya hafif bir şişme ve hassasiyet eşlik edebilir. - Ayaktaki ağrı ve hareket kısıtlılığı acil tedavi genellikle ameliyat gerektirebilir. Teşhis Aşil tendonu iltihabında çekilen röntgen. filminde herhangi bir anormallik görülmez. Aşil tendonu kopmadıkça dinlenme buz uygulaması ve egzersiz programının değiştirilmesi gibi koruyucu tedavi yöntemleri tendonun kendi kendisini birkaç haftada onarmasına olanak sağlar. Tedavi Çoğu kez etkilenen bölgenin dinlendirilmesi en iyi tedavidir. Başka bir egzersiz biçimine en azından geçici olarak geçmek önerilebilir. Aşil tendonuna buz uygulamak rahatlama sağlayabilir. Tendon üstündeki yükü azaltmak için ayakkabının içinde topuğu yükselten bir ortopedik araç kullanılabilir. Ameliyat yalnızca tendonun tam olarak yırtıldığı durumda gerekli olur. ilaç Tedavisi Aspirin ve diğer antienflamatuar ilaçlar ağrıyı ve diğer şikayetleri azaltmaya yardımcı olabilir. ---------- Post added 19.02.17 at 22:29 ---------- ASTIM Astım hava yollarının daralması ve inflamasyonu ile karakterize kronik bir akciğer hastalığıdır. Hastalık hafif veya şiddetli olabilir bazı hastalarda da nadiren ortaya çıkan ve çok hafif veya hayatı tehdit edecek derecede şiddetli olabilen ataklarla seyreder. Astımın belirtileri akciğerlerde bronş ve broşiyol adı verilen hava yollarının iç yüzeylerinin inflamasyonuna bağlı olarak gelişmektedir. Bu inflamasyon mukus üretiminin artmasına neden olur ve inflamasyonla ilgili bağışıklık sistemi hücrelerinin hücumu sözkonusudur; her iki durum da hava yolu tıkanıklığına neden olur. Ek olarak hava yollarını çevreleyen kaslarda kasılma meydana gelir ve hava yollarındaki daralma şiddetlenir. Astımla ilişkili inflamasyon aynı zamanda hava yollarında aşırı duyarlılık gelişmesine neden olur. Bu hava yolları tetikleyici olarak adlandırılabilecek özel durumlara maruz kaldığında genellikle astım atağı denilen durum meydana gelir. Tetikleyiciler genelde allerjen maddelerdir. En yaygın alerjenler; hayvan tüyü ve salyası polenler küfler toz mitleri hamamböceğinin vüsut artıkları bazı ilaçlar ve kişiye özgü yiyeceklerdir. Allerjenler dışında sıklıkla astım atağını tetikleyen etkenlerden biri de viral enfeksiyonlardır (nezle ve grip gibi). Diğer önemli tetikleyiciler: egzersiz soğuk hava solumak hava kirliliği odun dumanı sigara dumanı bazı boyalar ve duygusal stres. Bazı şiddetli astım hastalarında herhangi bir tetikleyici saptanamayabilir. Astım genelde 5 yaşından önce başlamakla birlikte belirtilerin ortaya çıkışı her hangi bir yaşta olabilir. Astım kalıtımsal özellikleri olan bir hastalıktır ve sıklıkla ailesinde allerji olan kişilerde gözlenir. Belirtiler Genel olarak astım belirtileri hırıltılı solumak (dışarı verilen havanın zorlukla çıkmasından) solunum güçlüğü ve inatçı öksürüktür. Bazı hastalarda sürekli öksürük temel belirtidir. Şikayetler genellikle sabahları daha kötüdür ve egzersiz sonrası şiddetlenir. Şiddetli astım ataşında; çarpıntı terleme nefesin son derece kısalması genişlemiş burun delikleri nefes alma sırasında göğüs ve boyun kaslarının da kullanılması siyanoz (el tırnaklarında ve dudaklarda morarma) gözlenebilir. Tanı Doktorun muayenehanesinde astım krizi geçirmediğiniz sürece tanıda esas olan sizin anlattıklarınız olacaktır. Astım tanısının doğrulanması kan testleir ile akciğer röntgen filmi ile ve akciğer fonksiyon testleri ile yapılır. Akciğer fonksiyon testleri: - Spirometre : hastadan bu cihaza üflemesi istenir ve cihaz bu ava akımını değerlendirir. Genelde ikinci kez hastaya hava yollarını genişletecek bir ilaç verilir ve eğer hava akımında iyileşme olursa astım tanısı doğrulanır. - Peak flow metre : bu cihaz üflenen havanın hızını ölçer. - Eğer astım krizine allerjenlerin neden olduğu düşünülüyorsa ancak allerjen bilinmiyorsa allerji deri testleri yapılabilir. Deri testinde allerjiye neden olabilecek değişik maddelerden bir miktarı deri içine veya deri altına enjekte edilir. Eğer 15-20 dakika içerisinde enjeksiyon yapılan yerde kızarma ve şişme meydana gelirse o maddenin astım krizine yol açan alllerjen olduğu kabul edilebilir. Erişkinlerdeki Astım genelde hayat boyu süren bir hastalıktır. Çocukluk çağında ortaya çıkan astım olgularının yaklaşık yarısında tamamen iyileşme veya zamanla şiddetinde azalma meydana gelebilir. Ancak ileriki yaşlarda genellikle tekrar başlar. Bazı hastalarda astım atakları sigara dumanı hava kirleticileri ve kuvvetli kimyasalllardan uzak durularak önlenebilir. Evde bulundurulacak bir peak flow metre sayesinde ataklar önceden farkedilerek gerekli ilaçların alınması sağlanabilir ve atak gelişmesi engellenebilir. Ayrıca öksürüklerin sıklaşması da astım krizinin habercisi olabilir. Diğer haberciler balgamın artışı nefesin kısalması alında ağrı (sinüs ağrısı) ateş soğuk algınlığı belirtileri (burun akıntısı veya burunda dolgunluk hapşırmalar gözlerde sulanma). Tedavi Kronik astım hastalığı olan her hasta mutlaka doktoruna danışarak hangi ilaçları hangi durumlarda kullancağını atakların önlenmesi için hangi ilaçları alması gerektiğini ve ilgili diğer konuları bir yere yazmalı ve yanında taşımalıdır. Bilinen allerjenlerden uzak durulmalıdır. Astım hastalarının evlerinde hayvan beslemesi sakıncalı olabilir. Mutlaka beslenecekse de yatak odasından uzak tutulması ve hayvan sıklıkla yıkanmalıdır. Toz mitlerinin alerjen olduğu saptanmış ise ev sık sık ayrıntılı olarak temizlenmeli yatak odalarında uzun tüylü halıların yerine kilimler ve tüylü battaniye yerine de kumaş örtü kullanılmalıdır. Yatak malzemeleri sık olarak çok sıcak suda yıkanmalıdır. Diğer allerjenlere uygun önlemler alınmalıdır. Astım tedavisinde kulanılan çeşitli tip ilaçlar vardır. Bunlardan bazıları atakların oluşumunu önlemek için bazıları da atak sırasında kullanılır. Bromkodilatör ilaçlar: Bu grup ilaçlar hava yollarının çevresindeki kasları gevşeterek hava akımıı arttırırlar ve genelde solunum yolu ile alınırlar. Bronkodilatörler kendi aralarında etki gücü ve etkinin ortaya çıkış süresine göre gruplanırlar. Anti-inflamatuvar ilaçlar : bu ilaçlar astım atağının oluşumunu engellemek için düzenli olarak alınan ilaçlardır. Hava yollarındaki inflamasyonu ve kaslardaki kasılmayı azaltırlar. Kromolin sodyum bu ilaçlardan biridir ve hafif - orta şiddetteki astım hastalarında kullanılabilir. Yine bu gruba dahil olan steroid grubu ilaçlarda solunum yolu ile veya tablet olarak alınabilir. Steroidler daha çok orta ve ileri derecedeki hastalarda kullanılırlar. Lökotrien adı verilen maddelere etki eden ilaçlar da anti-inflamatuvar ilaçlardandır. Lökotrienler; hava yollarında inflamasyon ve daralmaya neden olan kimyasal maddelerdir. Tablet olarak alınırlar ve lökotrien adı verilen maddeleri bloke ederler. Bazı hastalar aşı tedavisi denilen uygulamadan fayda görürler. Bu tedavide allerjen maddeler hastaya gittikçe artan dozlarda verilerek bağışıklık sisteminin o maddeye karşı alerji oluşturması engellenir. Bu tedavinin hafif-orta dereceli astımlılarda ve genelde ev tozu miti küfler ve hayvanlara bağlı astım krizi geçirenlerde etkili olduğu görülmektedir. Şiddetli bir atakta vakit geçirmeden hastaneye müracaat etmelidir. Astım tam olarak tedavi edilememekle birlikte başarılı bir şekilde kontrol edilebilir. Astımlı hastalar dikkat ettikleri sürece normal bir hayat yaşayabilirler. ---------- Post added 19.02.17 at 22:30 ---------- ATESLI ROMATIZMA (AKUT ROMATIZMAL ATES=ATESLI EKLEM ROMATIZMASI) Ateşli romatizma vücudun streptokok türü mikroplara karşı olan bağışıklık cevabı olarak bilinir. Boğazdaki streptokok iltihabı bir veya iki hafta sonra ateşli romatizma başlangıç semptomlarını ortaya çıkarmaktadır. Ateşli romatizmayı önlemede karşılaşılan sorunlardan biri streptokoklar tarafından boğazda meydana gelen iltihabın tam olarak ortadan kaldırılmamasıdır. Bunun için streptokoksal boğaz enfeksiyonları uygun bir şekilde tedavi edilmeli mikrobik ajanı tam olarak teşhis etmek için boğaz kültürü alınmalıdır. Yüzyıl önce çeşitli araştırmacılar ateşli romatizmanın kendi kendine geçebilen bir hastalık olduğunu belirtmişlerdir. Görünüşte doğru olmakla birlikte Amerika nın çeşitli şehirlerinde bu hastalığa yakalanan çocuklarda iyileşme görülmekte ancak hastalık belli bir süre sonra tekrar ortaya çıkmaktadır. Major -önemli işaretler- (Teşhis için bunlardan en az iki tanesi gerekir) - Kalp enflamasyonu - Bir eklemden öteki ekleme geçen Artrit (eklem iltihabı) - Kontrolsüz yüz veya kol bacak hareketi (korea) - Deride kırmızımtırak dökülmeler. - Deri altı lenf düğümleri Minör -küçük işaretler (Teşhis için bir önemli 2 tane de küçük belirti gerekir) - İltihapsız eklem ağrısı. - Ateş - Daha önce ateşli romatizmaya bağlı kalp hastalığı. - İltihaplı gösteren kan testleri - EKG deki kalp hastalığı bulgusu. Boğaz kültürü neticesinde iltihabı yapan mikroplar pozitif ise doktor uygun antibiyotik tedavisine başlamalıdır. Eğer antibiyotik haplar ağızdan alınırsa boğazdaki iyileşme 1-2 gün içinde olsa bile verilen kutudaki tüm ilaçlar bitinceye kadar alın-maya devam edilmelidir. Ateşli romatizma bir veya birkaç organda da iltihaba neden olur. Sık olarak eklemlerde iltihabi şişme kırmızılık ve sıcaklığa karşı aşırı duyarlılık ile karakterize bir klinik durum ortaya çıkarır. Kalp kapaklarını tutarak kardite yol açar. Bu şekilde kapaklar görevlerini yapamaz. Bu şekilde kalp pompalamada etkisiz kalır. Ender durumlarda iltihap nedeniyle kalp kendini dur-durur ve buna bağlı olarak ölüm meydana gelir. Kalp enflamasyonu sürekli etkili bir olay değildir. Bununla birlikte kalp kapakçıklarında sertleşme (Scar dokusu) meydana gelebilir ve sonuçta kan akışı mümkün olamaz. Bu olaya Stenoz kan kapakçıktan geriye dönerse buna da Regürjitasyon denir. Bazen aylar hatta yıllar içinde ciddi komplikasyonlar gelişir ve sonuçta kalp kapaklarındaki bu hastalığı ortadan kaldırmak için cerrahi müdahale gerekebilir. Ateşli romatizma beyni de etkilerse Korea denilen ve kol bacak ve yüzde kontrol edilemeyen hareketler ortaya çıkar. Deriyi tutarsa Eritema Maginatum denilen kırmızımtırak döküntülere sebep olur. Tedavi Hastalığı önleme Çocuğunuzda boğaz ağrısı ile karşılaştığınızda ve özellikle 24 saat içerisinde ağrının ateşli birlikte artması durumunda çocukla yakından ilgilenmeli ve onu doktora götürmelisiniz. Boğaz Kültürü Eğer doktorunuz streptokokun yaptığı boğaz enfeksiyonundan şüphelenirse boğazdan bir mikrop örneği almalıdır. Bu örnek daha sonra laboratuvar testlerinde kullanılır. Eğer kesin olarak streptokoküs olduğu ortaya çıkarılırsa doktorunuz size çoğu vakada penisilin olmak üzere antibiyotikler önerir. Ateşli Romatizmanın Tedavisi Antibiyotikler hastalık etkeni streptokokları temizlemek için verilir. Genellikle etkili antibiyotiklerin kullanımı 2 inci ateşli romatizma atağını önlemek için aylarca hatta yıllarca kullanılabilir. Yüksek dozda aspirin ve bazen Steroidler ateşli romatizmaya bağlı iltihabı ortadan kaldırabilirler. Şu unutulmamalıdır ki boğaz ağrısı basit fakat yaygın bir problemdir. Ve eğer streptokoksal enfeksiyon varsa ve tedavi edilmeden bırakılırsa ileride ciddi ve uzun süreli bir kalp hastalığına sebep olabilir. ---------- Post added 19.02.17 at 22:30 ---------- BADEMCIK ILTIHABI (TONSILLIT) Bademcikler lenf düğümcükleridir. Ağzınızın gerisinde her iki yanda birer tanedir. Diğer görevlerinin yanında ağıza giren zararlı mikroorganizmaları filtre etmek de vardır. Fakat çok fazla bakteri girince direnemezler. iltihaplanır ve şişerler. Buna bademcik iltihabı (tonsilit) denir. özellikle çocuklar arasında çok yaygındır. Belirtiler - Boğaz ağrısı - Başağrısı - Ateş ve üşüme titreme - Boğaz ve çenede ağrıyan bezler. Teşhis Tonsilit belirtileri gribinkilere benzer. İlk belirti yutmayı zorlaştıran boğaz ağrısıdır. Bademcikler görülür şekilde kırmızılaşır ve şişer. İltihaplanmış bademciklerin üzerinde nokta şeklinde iltihap alanları da görülebilir. Bölgesel lenf düğümleri (çene altı ve boyundakiler gibi) büyüyüp hassaslaşabilir. Eğer belirtiler 48 saatten uzun sürerse ya da sizin veya çocuğunuzun geçmişinde tekrarlayan tonsillit öyküsü varsa doktorunuza başvurun; boğazınızı muayene ettikten sonra hastalık etkeninin beta streptokok bakterisi olup olmadığını anlamak için kültür örneği alacaktır. Tonsillit günümüzde oldukça yaygındır. Tedavi edilmezse bademciklerin çevresinde abse oluşumuna yol açabileceği için tonsillit mutlaka tedavi edilmelidir. Tedavi Kendinizde veya çocuğunuzda bademcik iltihabı belirtileri görürseniz bol bol dinlenin yumuşak yiyecekler yiyin ve boğazınızı rahat-atacak sulu gıdalar alın. Ilık tuzlu suyla gargara yapmak ağrıyı azaltır. Aspirin veya benzeri ilaçlar (acetaminopen gibi) yardımcı olabilir. İlaçlar Bir bakteri enfeksiyonu söz konusu olursa doktorunuz ağızdan antibiyotik alınmasını tavsiye edebilir (10 gün kadar). Belirtiler birkaç günde geçer. Streptokok bakterilerinin bazı türleri nefrit (böbrek iltihabı) veya romatizma da yapabilir. Bunun için antibiyotik tedavisine gerekli süre devam edilmelidir |
BADEMCIK VE BURUN ETI AMELIYATLARI
Bademcikler ve lenf bezeri gırtlaktaki lenf topaklarıdır. Bademcikler ağızın gerisinde lenf bezleri ise gırtlağın en üstündedirler. Her ikisi de vücuttaki enfeksiyonları filtre eder. Bunlar özellikle 3 yaşına kadar çok yararlıdırlar. Ergenliğe yaklaştıkça burun etleri (lenf bezleri) hemen hemen yok olurlar ve bademcikler de fındık büyüklüğüne inerler. Çoğunlukla 3 yaşından sonra çocuklarda (ve bazen de yetişkinlerde) bademcik iltihabı rahatsızlığı görülür. (Bu sayfaya bakın) Arada bir bademcikler şişer ve çocuğun sesi genizden gelir. Bu bezler sık sık iltihaplanırsa (yılda 3 4 kez ve ciddi şekilde) doktorunuzun ameliyat önerebilir. Eskiden hemen hemen her çocuğun bademcikleri ve burun etleri aldırılırdı. Antibiyotiklerin keşfi ile bademcik iltihabı daha kolay tedavi edilir hale geldi. Fakat çok ender durumlarda bademcikler öylesine şişebilir ki nefes alma ve yutmayı engelleyebilir. Hatta burnun arkası ve östaki borusu şişmiş burun etleriyle tıkanabilir ve ortak kulak iltihabına neden olur. Bademcik ve burun eti ameliyatları basit müdahalelerdir ve bunlar kolayca çıkartılabilir. Bademcikler tekrar büyümez ama burun etleri yeniden gelişebilir fakat tekrar sorun haline gelmeleri çok enderdir. Ameliyat sonrasında çocuğunuz bir kaç saat veya en çok 1-2 gün hastanede kalır ve şiddetli boğaz ağrısı ve acısı birkaç gün daha sürer. Bu ameliyatlar boğaz enfeksiyonlarını kökünden çözümleyemezler. Bademcik iltihabına neden olan bakteriler (genelde streptokok) boğazı da iltihaplandırabilir. Gene de bu ameliyatlardan sonra boğaz iltihapları çok seyrekleşir. |
BAHAR NEZLESİ
Bahar nezlesinin alerjik astım kontakt dermatit ürtiker alerjik konjunktivit gibi bir alerjik hastalık çeşidi olduğunu ifade eden uzmanlar yaptıkları açıklamada burun akıntısı burun tıkanıklılığı aksırma burun kaşıntısı damak-boğaz ve kulakta kaşınma gözde sulanma-kaşıntı ve kızarıklılık ile şişme koku duyusunda azalma gibi belirtilerinin bulunduğunu kaydetti. Bahar nezlesinin daha çok ilkbahar mevsiminde kendini gösterdiğini ve başlıca nedenleri arasında tahıl ağaç çimen çiçek ve bitki polenlerinin olduğuna dikkat çeken uzmanlar yaz mevsimi gelinceye kadar iki-üç aylık periyotta belirdiğini söyledi. Hastalığın tedavisinin ancak hastanın alerji yapan maddeden uzak kalması ile mümkün olabileceğini bildiren uzmanlar alerji hapları steroidli burun spreyleri ve alerjik göz damlalarının hastalığa fayda sağlayacağını dile getirdi. Uzmanlar hastanın bu ilaçları mevsim başlamadan kullanmaya |
AROTRAVMA (HAVA BASINCINA BAGLI TRAVMA)
Orta kulaktaki hava basıncı dış kulaktakine eşittir. Bunu östaki borusu sağlar. Bu boru orta kulağı burnun gerisine bağlayan dar bir kanaldır. Yutkundugunuz veya esnediğiniz zaman açılır ve böylece orta kulağa hava girer vay çıkar. Eğer östaki borusu kapalı kahırsa kulak zarının iki yanındaki basınç eşit olmaz. Bu duruma barotravma veya barotitis mediya denir. Belirtiler - orta derecede veya şiddetli kulak ağrısı - Kulakta dolguniuk hissi - Hafif işitme kaybı. - Baş dönmesi. - Kulak çınlaması (Tinnitus) Teşhis Burnunuz tıkalıysa (alerji soğuk algınlığı veya boğaz enfeksiyonu) eğer uçar veya dalarsanız barotravma belirtileri yaşarsınız. Bir kulakta ağrı hafif işitme kaybı veya kulakta doluluk hissi duyarsanız bu hava basıncındaki değişiklik nedeniyle kulak zarının içeri doğru itilmesinden kaynaklanabilir. Hava basıncındaki farklılık artınca veya östaki borusu tamamen kapanınca daha ciddi bir problem doğabilir. Orta kulağın ince damarları çatlar ve kanar. Kan orta kulağı doldurur ve işitme kaybı olur insan su altındaymış hissi duyar. Barotrauma belirtileri başladıktan birkaç saat sonra geçer. Bu ciddi bir yaka değildir ve kalıcı işitme kaybı yapmaz. Gene de eğer barotraumadan şüphelenirseniz doktorunuza görünün. Kulağınızı muayene edecek ve enfeksiyon kapmanızı önlemek üzere durumu kontrol altına alacaktır. Tedavi Eğer tıkalı burunla uçmak mecburiyetindeyseniz havalanmadan ve ya inişe geçmeden bir saat önce dekonjestan etkili ilaç veya antihistamin alın. Bu östaki borusunun kapalı kalmasını önler. Uçuş sırasında yutkunmayı sağlamak için şekerleme emin veya çiklet çiğneyin. Böylece östaki borusu açık kalır. Bunu yapmanın bir başka yolu da havayı içine çekip burnu ve ağzı kapalı tutarak yavaşça havayı dışarı vermeye çalışmaktır. Eğer birkaç saat içinde belirtiler kaybolmazsa doktorunuzu görün. Tedavi bir cerrahi müdahale ile kulak zarını geçip oradaki sıvının boşaltılmasını gerektirebilir. Ayrıca doktorunuz orta kulak enfeksiyonunu önlemek için antibiyotik de verebilir. ---------- Post added 19.02.17 at 22:36 ---------- BARSAK GAZI Herkesin kalın barsağında gaz üretilir. Aslında barsak gazlarının çoğu kalın barsakta oluşur. Gaz genellikle dışkı yaparken atılır. Bununla birlikte bazı kişilerde oluşan aşırı miktardaki gaz bütün gün rahatsızlık yaratır. Barsak Gazının Bileşimi Barsak gazı başlıca beş maddeden oluşur: Oksijen azot karbondioksit ve metan. Kötü koku genellikle bileşimde daha az miktarlarda bulunan hidrojen sülfid ve amonyak gibi diğer maddelerden kaynaklanır. Azot ve oksijen soluduğumuz havada bulunur ve hava yutulduğunda barsak gazının içinde bulunabilirler. Karbondioksitin bir bölümü ince barsakta üretilir. Hidrojen karbondioksit ve birçok kişide metan ince barsakta sindirilmemiş ve emilmemiş karbonhidratların kalın barsaktaki bakteriler tarafından fermantasyonuyla oluşur. Barsak Gazına Neden Olan Gıdalar Aşırı gaz oluşmasına neden olabilecek gıdalar arasında nohut ve fasulye buğday yulaf kepek lahana mısır ve şalgam bulunmaktadır. Bir sindirim enzimi olan laktoz yetersizliği olanlarda süt ürünleri de sorun yaratabilir. Fazla lifli gıdalarla beslenme ve hacim oluşturucu müshillerin kullanımı da aşırı miktarda barsak gazına yol açabilir. Önlemler Bazen aşırı miktardaki gaz sindirim sistemindeki bir hastalıktan kaynaklanabilir; hastalık tedavi edildiğinde çoğu kez gaz da azalacaktır. Ancak çoğu durumda gazın kaynağı bir hastalık değildir. Çok can sıkıcı olabilse de aşırı barsak gazı önemli bir durum değildir. Bazı insanlar belirli "gaz yapan" gıdaları özellikle fasulye ve süt yemekten kaçınarak bu durumun düzeldiğini keşfederler. Yutulmuş Hava Yutulan hava barsak gazlarının küçük bir bölümünü oluşturur. Diğer taraftan midenizde hissettiğiniz şişkinlik genellikle yutulan havanın sonucudur. Hava yiyecek ve içeceklerle birlikte ya da başka nedenlerle yutulabilir. Çok hızlı yemek ya da sakız çiğnemek soruna katkıda bulunabilir. Geğirme ve karnın üst bölümündeki basınç hissi yutulmuş havanın bir sonucu olabilir. Hava yuttuğunuzun farkına varmayabilirsiniz. Gazlı içecekler midede karbondioksit açığa çıkararak gaz oluşmasına yol açabilir. Yutulan havanın bir bölümü gıdalarla birlikte ince barsağın içinde ilerler. Bu havanın bir kısmı vücut sıvılarında çözünür ve sonuçta akciğerler yoluyla atılır. ---------- Post added 19.02.17 at 22:36 ---------- BARSAK TIKANMASI Bağırsak tıkanması ince bağırsağın veya kolonun tamamen veya kısmen tıkanmasıdır. Bu tıkanma hazım maddelerinin bağırsak boyunca yaptığı yolculuğu tamamlamasını önler. Eğer ince bağırsaklarınızda bir tıkanma varsa karnınızın ortasında kramp gibi ağrılar ve takrar tekrar gelen kusma isteği duyarsınız. Tıkanma nerede olmuş olursa olsun hazımla ilgili maddeler ilerleyemez. Eğer kolonunuzun alt kısmı tıkalıysa gaz bile çıkaramazsınız. Bağırsakların kısmen tıkanması bağırsakları bir sıvı çıkarmaya itebilir bu da ishal ile neticelenebilir. Tıkanmanın bir yanı da karın şişmesidir. Karın şiştikçe gerilir. sertleşir. Bağırsak gazının ve sıvısının tıkanan kısımda sıkışıp kalması şişmeye neden olur. Birçok şey tıkanmaya sebep olabilir. En yaygın tıkanma nedeni ince bağırsakta evvelce yapılmış ameliyattan kalma iltisak (komplikasyon) olmasıdır. Fıtıklar ve volvulus (düğümlenmiş veya bükülmüş bağırsak) da ince bağırsakta tıkanma yapan yaygın sebeplerdir. Belirtiler - Karın şişmesi - Karın bölgesinin ortasında spazm halinde ağrı veya kramplar - Kusma - Dışkı veya bağırsak gazı çıkaramamak. Kolonda bir kanser ve diğer bozukluklar tıkanma yapabilir. Bazen tıkanma mekanik değildir ve bağırsakların hazım maddelerini ileri doğru hareket ettirememesinden doğan Buna (adinamik ileus) tembel ince bağırsak denir ve bazen hazım yaralanmalarından veya ameliyatlarından sonra ortaya çıkar. Eğer tıkanma bağırsağa kan gelmesini önlerse bu doku ölmeye başlar. Bu bir kangren veya bağırsak delinmesi olasılığını artırır. Bunların her ikisi de hayatı tehlikeye atan durumlardır. Tedavi Eğer doktorunuz bir bağırsak tıkanmasından şüphe ederse burnunuzdan karnınıza veya ince bağırsağın başlangıç bölümüne uzanan bir tüp koyabilir özel bir cihazla emmek suret4uie bağırsak salgılan ve hava yoluyla dışarı çıkarılır. Buna (nasogastik suction) burun yoluyla emme denilir. Bu teknik genelde karındaki gerginliği rahatlatır. Kaybedilen sıvı damar yoluyla telafi edilmelidir. Bazen gerginlik ortadan kalkınca tıkanma nedeni de beraberinde yok olur. Eğer tıkanma nasogastik emme yoluyla geçmezse ameliyat gerekir. Çalışmayan bağırsak (adinamik ileus) yakasında buna neden olan asıl hastalığın tedavisi genelde tıkanmayı da geçirir. ---------- Post added 19.02.17 at 22:36 ---------- BARSAKTA DAMAR PROBLEMLERI Karın büyük bir kan damarı ağı ile beslenir. Maalesef bazen bu gerekli kan engellenir veya azalır. Böyle durumlarda etkilenen bölgede besleyici maddeler ve oksijen yetersiz seviyeye düşer ve neticede doku ölür. Bağırsakta görülen damarla ilgili rahatsızlıklar şunlardır: Mesenter İskemisi Bağırsakları karın duvarına bağlayan zarla ilgili kansız kalma hastalığında bağırsaklara gelen kan kısmen veya tamamen kesilir Kesilme yakası genelde belli bir zaman süresinde oluşur. Bağırsaklara giden arter (ana atardamar) iç cidarında biriken kolesterol buna sebep olur. Bu kolesterol depolama kalp hastalarında koroner arterlerde (kalp atar-damarı) meydana gelen duruma benzer; onun için koroner arter rahatsızlığının bağırsak arterlere gerektiği biçimde kan gelmeyen kimseler arasında bulunması hiç de şaşırtıcı değildir. Kısmi engellemenin (blokaj) esas belirtileri karın bölgesinde özellikle göbekte şiddetli kramplardır. Yemek yendiğinde artar aç durulduğunda rahatlar. Bu göğüsdeki anjine benzer (Angina pectoris göğüs veya akciğere bağlı anjin) ve bazen abdominal anjin (karın anjini) de denir İskemik Kolit (Kansızlıktan Doğan Kolit) İskemik kolitte etkilenen damarlar ekseriyetle ana arterler olmasa bile kolona giden kan miktarı azalır. Bu durum genelde yaşlıları etkiler. Belirtileri karın ağrıları ve makattan kan gelmesidir. şiddetli durumlarda ameliyat gerekebilir. Fakat çoğu zaman problem kendi kendine ortadan kalkar. Daha sonra iskemik kolit görülen bölgede kolon daralması olabilir. Kolon Damarları Genişlemesi (Anglodysplasia) Bu kolon damarlarının genişlemesi bozulması veya incelmesidir. Yaşlılarda daha sık görülür Makattan gelen kanama sık görülen belirtidir. Kolon anjiodisplasisinin teşhisi kolon anjiogramı gerektirir veya kolonoskopla yaralara doğrudan bakılır. Kanama arteriografı denilen teşlıisle ilgili muayene sırasında etkilenmiş olan damarı tıkamak suretiyle durdurulabilir. Bir de koter (cautery) veya lazer uygulamak suretiyle durdurulabilir Bir de koter noskop kullanılarak tedavi edilir ve kanama durdurulur. Çok kanama varsa ameliyatla kesilip çıkarılması gerekli olabilir. ---------- Post added 19.02.17 at 22:37 ---------- BAS DONMESI (POZISYONA BAGLI) Bu bozukluk bir yanınıza veya diğer tarafınıza yattığınızda veya bakmak için başınızı geri verdiğinizde ortaya çıkan aşırı baş dönmesi olanak tarif edilir. Belirtiler - Birden baş dönmesi (kendinizi veya etrafınızı dönüyor hissetmeniz). Bu durum bir dakikadan kısa süren ve başınızı belli bir yöne çevirdiğinizde meydana gelir. - Baş dönmesiyle beraber kontrol edilemeyen göz hareketleri. Baş dönmesini oluşturan neden başın hareketi değil pozisyonudur. Bu tür özelliği onu diğer baş dönmelerinden ayırın. Problem iç kulaktaki sıvı dolu bölüm olan ve dengeyi kontrol eden vestibüler labirenttedir fakat nedeni bilinmemektedir. Teşhis Bir yanınız üzerine (sağ veya sol) yatanken veya başınız geriye verilmişken eğer çevreniz dönüyor veya siz kendinizi havada uçuyor gibi hissediyorsanız ve gözleniniz kontrolünüz dışında bin yandan bin yana kayıyorsa siz pozisyona bağlı baş dönmesi geçiniyorsunuz. Kriz genellikle 1-2 dakikada düzelir. Ancak neden baş dönmesi geçirdiğinizi bulmak için testler yaptırılmalıdır. Başka bin rahatsızlığın bu duruma sebep olup olmadığını belirlemek gerekecektin. Tedavi Pozisyona bağlı baş dönmesi hoş olmayan bir dunumdun. Çok nadiren ciddi bin problem sayılır. Ancak işiniz nedeniyle kısa baş dönmeleri bile zararlı oluyorsa bu bin problem sayılabilir. En yaygın tedavi yolu belirtilere neden olan pozisyon veya faaliyetlere girmekten sakınmaktı ---------- Post added 19.02.17 at 22:37 ---------- BASUR (HEMOROID) Basur makat civarındaki toplar damarların genişlemesi sonucu meydana gelen hastalıktır. Toplar damarlardaki bu genişleme şişlik kaşıntı ağrı ve kanamaya neden olabilir. Basur gelişimi normal olmamakla birlikte insanların çoğunda zaman zaman basur gelişmektedir. Uzun süreli oturmak zorunda olma kabızlık besinlerimizdeki bazı maddeler bsaur gelişimine neden olabilmektedir. Yine gebelik sırasında basur gelişimi sıktır ancak bunlar doğumdan sonra ortadan kalkar. Basura neden olabilecek yiyecekler arasında en sık rastlanılanları: güçlü baharatlar (özellikle kırmızı biber ve hardal) kafeinli ve kafeinsiz kahve ve alkoldür. Sık sık basur gelişenlerin bu yiyeceklerden ve sigaradan uzak durmaları gerekir. Daha çok lifli besin yiyerek kabızlıktan uzak durabilirsiniz. Veya sinameki çayı veya sinameki tabletleri alabilirsiniz. Bol miktarda su içmek de faydalı olur (ihtiyacınız olduğunu düşündüğünüzden daima daha fazla su için). Basurla için en iyi tedavi yöntemi binlerce yıldır kullanılan oturma banyolarıdır. Uygun büyüklükte bir leğenin içerisine yanmayacağınız ve sizi rahatsız etmeyecek kadar sıcaklıkta su doldurun günde 3-4 kez 15 dakika kadar oturun. Yine kabızlık tedavisinde sıklıkla kullanılan sarısabır (Aloe vera) isimli bitkiden elde edilen kremleri sık basurun üzerine sürmeniz faydalı olur. Tuvaletten sonra kesinlikle kuru tuvalet kağıdı ile temizlik yapmayın. Kuru tuvalet kağıtları buradaki genişlemiş damarlara hasar verir ve basuru ilerletir. Bunun yerine tuvalet kağıdını ıslatıp o şekilde temizlenin. Veya bu amaçla üretilmiş ıslak kağıt mendiller kullanın. Çin tıbbında kullanılan ve basura neden olan vücut dengesizliğini giderici bir yöntem de şöyle: her sabah aç karnına iki adet muz yiyin veya günde 3 kez birer tane portakal yiyin. |
BEHCET HASTALIGI
Bu hastalık 1937 yılında Dr. Hulusi Behçet tarafından üçlü beulgular kompleksi olarak (ağızda aft cinsel bölgede yaralar gözde iridosiklit) tanımlanmıştır. Ancak daha sonraki bulgular hastalığın vücudun bir çok yerinde belirti ve değişikliklere neden olabileceğini göstermiştir. Erkeklerde daha sık görülür. Hastalığın nedeni bugüne kadar tam olarak belirlenememiştir virüs kaynaklı olduğu yönündeki düşünceler yerini oto-immün hastalık düşüncesine terketmektedir. Ağızdaki belirtiler: dudaklarda dilde yanakta damakta veya ağız arka duvarında tek veya çok sayıda yaralar (aftlar) şeklinde görülür. Bu yaralar genellikle bir mercimekten bezelye büyüklüğüne kadar (nadiren daha büyük) kenarları kırmızı bir hale ile çevrili sınırları belirgin yuvarlak veya oval zemini kirli tereyağı görünümünde ve ağrılı aftlardır. Cinsel bölgedeki belirtiler: erkeklerde peniste ve testisleri çevreleyen deride kadınlarda vajina ve vajina ağzında (dudaklarda) her iki cinste idrar kanalı ucunda (üretra) ve makatta aft şeklinde yüzeyel veya daha derin yaralar gözlenebilir. Gözdeki belirtiler genelde ağrı ve ışıktan rahatsız olma şeklinde başlar. Erken dönemde konjonktivit (~göz kapağının iç yüzeyinde enfeksiyon) gelişebilir. Behçette en sık gözlenen göz rahatsızlığı tek veya çift taraflı hipopiyonlu iritis tir (bunu doktorunuz saptayacak). Bazı hastalarda kanlı (hemorojik) koriyo-retinitis saptanabilir. Ağız ve genital bölgedeki yaralarla birlikte hastada ateş ve bölgesel lenf büyümesi gözlenebilir. Gözdeki belirtiler daha ileriki dönemlerde meydana gelir ve körlükle sonuçlanabilir. Behçet; ataklarla kriz şeklinde seyreden bir hastalıktır. Göz ve sinir tutulumlarında durum son derece ciddidir. Kendiliğinden iyileşme son derece nadirdir. Teşhis A-Temel Kriterler 1- Ağızda aftlar 2- Cinsel bölgede aft benzeri yaralar 3- Göz bulguları B-Diğer Kriterler 1- Atrit : Hastaların yarısından fazlasında eklem iltihabı veya eklem ağrısı vardır. Yaklaşık 1-4 haftada iz bırakmadan düzelirler. En sık diz ve ayak bilekleri tutulur. Tutulan eklem sayısı fazla olmaz. 2- Damarlarda tıkaç oluşumu: özellikle göz toklar damarlarında 3- Sinir tutulumu : beyin sapı tutulumu (dissemine skleroz benzeri) omurilik tutulumu (transvers miyelit) organik konfüzyonel sendrom (ensefalit). 4- Mide - barsak tutulumu : mide ülseri ülseratif kolit karın ağrısı ishal 5- Kalp tutulumu : anevrizma kardit 6- Akciğer tutulumu 7- Diğer bulgular : idrarla protein atılması kanlı idrar amiloidozis ailede behçet hastalığı Behçet Hastalığı ile karışabilecek diğer hastalıklar 1- Aftöz stomatit 2- Cinsel bölgede aftlar 3- Deride vaskülit (damarsal rahatsızlık) 4- Gözde benzer rahatsızlıklar 5- Artritler 6- Reiter sendromu 7- Stevens-Johnson hastalığı TANI KOYABİLMEK İÇİN YUKARIDAKİ KRİTERLERDEN 3 ADET GEREKİR ANCAK TEMEL KRİTELERDEN İLK İKİSİNİN OLMASI ZORUNLUDUR. Hastaların %90 ında paterji testi pozitiftir (deriye iğne batırıldıktan 24-48 saat sonra deride küçücük apseler meydana gelir). Yine hastaların %80 inde HLA-B5 saptanır. Tedavi Etkili ilaç yoktur. Göz için kortikosteroidler kullanılır. Kolşisinin de etkili olduğu durumlar vardır. İlk atakalar sırasında kortizon oldukça etkilidir. Duruma göre bir çok ilaç kullanılabilir. ---------- Post added 19.02.17 at 22:37 ---------- BEL AGRISI Yetişkinlerin %80 inde yaşamlarının bir döneminde önemli derecede bel ağrısı olmaktadır. Bel ağrısı işgücü kaybına neden olan ve faaliyetlerimizi etkileyen sağlık sorunlarından birisidir. Belle ilgili zedelenmeler işyerinde çalışanlar arasında görülen toplam yaralanma ve hastalıkların yaklaşık %20 sini oluşturmaktadır. Bel ağrısının önlenmesi amacıyla yaygın olarak uygulanan stratejiler vücut formunun geliştirilmesine yönelik egzersiz sırt mekaniği ve ağırlık kaldırma konusunda eğitim ve lomber desteklerdir (genellikle ek destek sağlamak üzere belin çevresine hafif bir elastik kuşak sarılması). Ancak bu önlemlerin etkinliği tam olarak bilinmemektedir. Bel ağrısına birkaç etken neden olabilir. Bunların başında zedelenmeler ve yaşlanmanın etkileri gelir. Bel ağrısı vakalarının çoğunluğunun önemli olduğu düşünülmemektedir ve bunlar doktorun önereceği basit tedavilerle geçmektedir. BEL AĞRISININ ÖNLENMESİ : - Sırt kaslarınızın güçlü ve esnek olmasını sağlamak için düzenli egzersiz yapın. - Ağırlık kaldırırken doğru teknikleri uygulayın (bütün cisimleri vücudunuza yakın tutarak kaldırın ve bükülmekten ileriye doğru eğilmekten ya da cismi kaldırırken uzanmaktan kaçının) - Uygun vücut ağırlığını koruyun ve sigara içmekten kaçının Ayakta dururken ya da otururken uygun pozisyonda olmaya dikkat edin. NE ZAMAN DOKTORA GİTMENİZ GEREKİR?: Belirtiler şiddetliyse ve birkaç gün içinde geçmiyorsa Ağrı günlük etkinlikleri engelliyorsa Barsak ya da mesane kontrolüyle ilgili sorunlarınız varsa Kalça ya da rektum bölgesinde uyuşma hissediyorsanız Bacağınızda güçsüzlük ya da uyuşma varsa TEDAVİ SEÇENEKLERİ : İlaç : Hafif ila orta şiddette belirtileri olan kişilere asetaminofen aspirin ya da ibuprofen gibi ağrı kesiciler yeterli olabilir. Sırta sıcak ya da soğuk uygulaması: Belirtilerin başlangıcını izleyen 48 saat içinde her seferinde 5-10 dakika süreyle olmak üzere sırtınıza soğuk su torbası (ya da buz torbası) uygulayabilirsiniz. Kırk sekiz saatten uzun süren belirtiler için ağrıyı gidermek amacıyla bir sıcak su torbası uygulamayı ya da sıcak su banyosunu deneyebilirsiniz. Spinal manipülasyon : Bu tedavi sadece bu konuda uzman bir kişi tarafından uygulanmalıdır ve bazı vakalarda belirtilerin ortaya çıktığı ilk ay içinde yararlı olabilir. AMELİYAT Bel ağrısı vakalarının çoğunluğu ameliyata gerek olmadan tedavi edilebilmektedir. Ameliyatın en sık rastlanan gerekçesi disk kaymasına bağlı basınç nedeniyle sinirde ve bacakta oluşan ağrıdır. ---------- Post added 19.02.17 at 22:37 ---------- BEYIN FELCI Beyin felci çocukluk döneminin en yaygın olarak görülen sakatlık nedenlerinden biridir. Doğum öncesinde sırasında veya sonrasında merkezi sinir sisteminin hareket işlev alanlarının hasar görmesinden kaynaklanır. Beyin felcinin birçok nedeni vardır. Yaygın nedenlerden biri; beyin dokusu içinde yeterli oksijen bulunmamasıdır (anoksi). Yapılan araştırmalar beyin felci olan bebeklerin üçte birinin vücut ağırlığının 2250 gramın altında olduğunu da ortaya çıkarmıştır. Doğum sancısı ve doğum sırasında beynin hasar görmesi bakteriyel menenjit gibi bir enfeksiyon ve hemoraji (kanama) de diğer nedenleri oluşturur. Ancak genellikle belirgin bir açıklama bulunamamaktadır. Dört tip beyin felci vardır: Spastik beyin felci ekstrapiramidal beyin felci atonik beyin felci ve bu tiplerin karışımından oluşan beyin felci. Spastik beyin felci en yaygın olan tiptir. Spastik beyin felci bulunan bir bebekte yeni doğanlara özgü bazı reflekslerde anormal inatçılık görülür. Hiperaktif bir tutma refleksi bebeğin ellerinin iyice sıkılmış bir yumruk biçimini almasına yol açar. Bebek büyüdükçe kol ve bacakları daha spastik ve katı bir hal alır. Hastalık her iki kolu ve her iki bacağı da tutabilir (spastik kuadrepleji). Bu durum varsa genellikle bir ölçüde zekâ gecikmesi de söz konusu olmaktadır. Yaygın olarak konvülsiyonlar görülür. Hastalık tüm kol ve bacakları tutuyor ancak kollar daha hafif bir derecede etkileniyorsa bu durum dipleji (iki taraflı felç) olarak anılır. Diplejili çocukların ellerini oldukça iyi kullandıkları da görülebilmektedir. Zekâ düzeyleri genellikle normal ya da normale yakındır fakat resim çizmeyi ve harf yazmayı öğrenmekte bazı güçlüklerle karşılaşabilirler. Beyin felci bulunan tüm çocukların üçte birinde spastik hemipleji (vücudun yalnızca bir tarafını tutan felç yarım felç) söz konusudur. Spastik hemiplejili çocuklar genellikle alt-normal gruba giren bir zeka düzeyine sahip olma eğiliminde olmakla birlikte bu durumdaki bazı çocuklar orta ve hatta ortanın üstü zekî düzeylerine sahip olabilmektedir. Ekstrapiramidal beyin felci ilk olarak bir bebeğin kaslarının zayıflığı ve esnekliği ile kendini gösterir. Bu beyin felci tipi genellikle bebek 6 aylık olana kadar teşhis edilememektedir. Erken bir belirti bebek bir şeye uzanmaya çalışırken ellerinin anormal bir pozisyon almasıdır. Kronik beyin felcinin iki biçimi vardır; atonik ve konjenital beyincik ataksisi. Atonik dipleji ileri derecede zekâ gecikmesi ile birlikte görülür. Spastisite gnellikle daha sonra çocukluk döneminde gelişir. Konjenital beyincik ataksisi beyin felcinin seyrek görülen bir biçimi olup hafif derecede zeka gecikmesi ile birlikte bulunmaktadır. Beyin felci bulunan bir çocuğun geleceği büyük ölçüde zeka özürlülüğü de bulunup bulunmadığını bağlıdır. Bir çocuk tekerlekli sandalye kullanmasını gerektiren ciddi hareket sorunlarına sahip olsa bile kendi kendine gözleme yeteneğine sahipse bir dereceye kadar düzelme sağlanması daha kolay olur. Çocuğun sakatlığına karşı ailenin tavrı bu bireyin olumlu bir kişilik imajı geliştirip geliştirememesi üzerinde etkili olur. ---------- Post added 19.02.17 at 22:38 ---------- BEYIN KANAMASI Beyin kanamalarının nedenleri arasında en sık rastlanılanı hipertansiyona bağlı beyin içi arter kanamasıdır (intraserebral kanama = serebral arter kanaması). Beyne ait damarsal hastalıklar arasında en kötü tabloya yol açan durum serebral arter kanamasıdır. Tipik özellikleri; yaşlı şişman erkek ve hipertansiyonu olan bir hastada ani baş ağrısı bulantı kusma ve hızlı gelişen tek taraflı felç ile birlikte şuur kaybı meydana gelir. Daha sonra kanamanın yeri şiddeti beyinde meydana gelen diğer değişiklikler ve hastanın diğer genel hastalıklarına bağlı olarak ya hasta kaybedilir ya gittikçe kötüleşen koma gelişir ya da sekel bırakabilecek yavaş bir iyileşme görülür. Kanamaların şiddeti çok değişkendir çok az miktarda olabileceği gibi beynin dış tabakasında yarık şeklinde kanamalar da meydana gelebilir. Kanamaların yerine göre gözde kanama tarafında kayna baş ağrısı görme alanı bozuklukları meydana gelebilir (bazı noktaları göremez). Göz hareketleri kanamanın yerine göre değişkenlik gösterir (aşağı kayma yatay bakış gibi). Tedavide öncelikle koma gelişmişse ona yönelik tedavi gerekir; tansiyon düşürülmelidir. Beyin ödemi gelişimine yönelik tedavi düzenlenir. Koma gelişmeden cerrahi olarak tedavi edilebilen hastaların yaşama şansları diğerlerine göre daha yüksektir. Ancak genel durumu iyi olmayan ve yaşı ilerlemiş olan hastalarda cerrahi girişim de risklidir. |
BEYZBOL PARMAGI
Beyzbol parmağı parmağın uç bölümündeki tendonların zorlama sonucu kemikten ayrılması sonucu oluşur. Çoğu kez parmağın uç bölümüne fırlatılmış bir topun çarpmasıyla meydana gelir. Belirtiler - Parmağın son ekleminde şişme ve ağrı - Parmağı açamama Teşhis Bu yaralanma genellikle bir darbe sonucu oluşur bu nedenle yaralanan bölgenin röntgeni çekilir. Röntgen filminin normal çıkması kırık olasılığını ortadan kaldırır. Uygun tedavi yapıldığında yaralanmış parmak yaklaşık 8 haftada normale dönecektir. Ancak bazen parmakta bir şekil bozukluğu kalabilir. Tedavi - Hareketsileştirme Beyzbol parmağının tedavisi genellikle yaralanan parmağın uç bölümünün tespit edici bir aletle hareketsiz hale getirilmesidir. Tendonun iyileşmesi için parmağın uç bölümü yaklaşık 6 hafta düz durumda tutulur. Tespit edici alet çıkarıldıktan sonra parmak yavaş yavaş normal kullanımına dönmelidir. Bunun için doktorunuz bazı özel egzersizler önerecektir. Bu yaralanmaya kırık eşlik ettiğinde genellikle ameliyat gerekli olur. İlaç Tedavisi Aspirin ya da diğer antienflamatuar ilaçlar şikayetlerin azalmasına yardımcı olabilir. ---------- Post added 19.02.17 at 22:39 ---------- BLUMIA NEVROZA Adipozite şişmanlık enerji bilançosunun bozukluğundan olabildiği gibi artmış yeme gereksinimi ile fazla kalori alınması sonucu da meydana gelebilir. Bu bozukluk büyük bir olasılıkla acıkma-doyma mekanizmasının uyarılmasına bağlıdır ki bunda psikovegetativ etkiler de rol oynayabilmektedirler. Merkezi hipotalamustan yönetilen acıkma ve doyma duyusu besin alımının düzenlenmesi yani bedenin enerji harcaması ile kalori alımının birbirine uyması konusunda önemli sinyaller verir. Şişmanlarda bu sinyal fonksiyonunda bir bozukluk vardır. Acıkma ve doymanın düzenlenmesi duruma uygun biçimde yönetilemez ve kişi fizyolojik açlığı ile doymasını yeterince algılayamaz. Açlık ve tokluk duygusunun yoğunluğu daha çok gerçeğe uymayan duygusal durumlarla karartaştırılır. Şişmanlardaki patolojik derecede artmış olan yeme davranışı bir yandan açlık duygusunun artmış olması öte yandan da tokluk duygusunun azalmış olmasına yani sonuçta her iki duygunun algı niteliğinin bir arada bozulmasına bağlıdır. Patolojik yeme davranışına bağlı olarak. artmış kalori alımı şişmanların çoğunda onları hoş olmayan duygulardan (narsistik zedelenmelerden depresyondan) korumaya yarar ve obje yitimi durumlarında daha da sivri bir davranış gösterir. Bu patolojik ruhsal durumlar genellikle çok yoğun cinsel gelişim öncesi gelişim bozuklukları temeline dayanır. Yemek yeme ile kişi için hoş olmayan duyguların hafifletilmesi sağlanır Böylece kişi geçici de olsa kendini ruhsal açıdan biraz dengelenmiş hisseder. Bazı hallerde ise yeme sırasında aşırı neşe öfori durumuna rastlanır. Sonuç olarak şişmanlarda psikolojik savunma nedenlerinin fizyolojik bir eyleme dönüştürülerek yararsız biçimde kullanılmaları söz konusudur. BELİRTİLERİ - Kişide kilo alma korkusu yeme gereksinimini kontrol edememesine neden olur. - Ruhsal travmalarda çalkalanmalarda kriz halinde yeme davranışı gözlenir. - Aşırı yemek yemenin rahatsız edici etkisiyle kusma amaçlı ilaç kullanımı görülür. - Sosyo-ekonomik kültür düzeyi yüksek bireylerde görülme sıklığı daha fazladır. - Cinsel güçlerinde bir azalma gözlenir. - Kilo verme amaçlı yapılan diyet ve egzersizlere rağmen zayıflama gözlenmez. - Normal beden ağırlığının çok üstünde bir ağırlığa sahiptirler. ---------- Post added 19.02.17 at 22:39 ---------- BOGMACA (PERTUSSIS) Bordetella pertussis isimli bakterinin neden olduğu boğmaca hastalığında en belirgin belirti hastalığın kendine özgü öksürük nöbetleridir. 1-3 yaşlarındaki çocukların bu hastalığa daha sık yakalandıkları saptanmıştır. Fakat bebeklerin ve yetişkinlerin de hastalığa yakalanma olasılığı vardır. Bağırma öksürme ve aksırma sırasında mikroplar havaya verilir ve solunum yoluyla bulaşır. Bulaşma olasılığı hastalığın nezle halinde başladığı döneme rastlar. Fakat öksürük sürdüğü sürece bulaşıcı niteliğini korur. Mikroplar gırtlakta ve solunum borusunda balgamlı bir iltihap oluşturur. Kuluçka devresi: 1-3 hafta ortalama 15 gündür. Belirtileri: Belirtiler üç bölümde incelenebilir: 1. Nezleli ön devre. 2. Kramp halindeki öksürük devresi. 3. İyileşme devresi. İlk devrede üşütme sonucu oluşan hastalıklardaki belirtileri gösterir ve hafif ateş yapar. 1-2 hafta süre içinde hastalık kendini belli etmez. Bu devre hastalığın en bulaşıcı olduğu devredir. İlk iki haftada burun akıntısı konjonktivit ve öksürük gözlenir ateş görülmez. Özellikle akşamları nöbetler halinde baş gösteren öksürük devresi ortalama 5 hafta sürer. Öksürük kramplar halindedir ve öksürük nöbetlerinin sonunda kusma görülebilir. Öksürük nöbetleri başlar başlamaz kesin teşhis konur. Nöbetler önce birkaç kez kuvvetli öksürük halinde başlar bunu derin soluk alma izler. Öksürük sesi ıslığa benzer ve boğucudur. Nöbetlerin sayısı ve şiddeti hastalığın seyrine göre değişik olur. Yirmi dört saat içinde çoğunluğu geceleri olmak üzere elli öksürük nöbetinin sayıldığı vakalar görülmüştür. Eğer çocuğun alt dişleri çıkmamışsa dişetlerinin yanında küçük bir ur oluşumu görülebilir. Öksürük nöbetleri arasında hastada bir rahatlama görülür. Hastalık 2-3 haftada tamamen geçer. Seyri: Bütün hastalık süresi yan etkiler görülmediği takdirde 8 haftadır ama altı ay sürdüğü de görülmüştür. Hafif geçen boğmacalarda öksürük nöbetlerine pek rastlanmaz. Büyüklerde öksürük nöbeti hiç görülmez ve hastalık zararsızdır. Boğmaca hastalığında en sık görülen yan etki zatülcenptir ve bebeklerde ölüm nedeni olabilir. Boğmaca geçtikten sonra yerini bronşit alabilir. Kan dolaşımı sisteminde görülebilecek bozukluklar nedeni ile beyinde arıza bırakabilir ve felç adale krampları ve kasılmaları sağırlık körlük gibi durumlar ortaya çıkabilir. Tedavi: Hastanın 3-4 hafta için diğer kişilerden izole edilmesi gerekir. Bir yaşındaki çocuklara antibiyotik tedavisi uygulanır. Antibiyotik tedavisi ilk 7-15 günlük nezle döneminde verilirse yararlı olur. En sık eritromisin kullanılır. Alternatif antibiyotik olarak ampisilin kloramfenikol tetrasiklin de kullanılabilir. Hastalığın ağır seyrettiği durumlarda hastane tedavisi salık verilir. Ateş düşmediği sürece hastanın yatakta dinlenme zorunluluğu vardır. Hasta odası güneşli olmalı ve sık sık havalandırılmalıdır. Oda nemlendirilmelidir. Ateş düştükten sonra hasta bol bol açık havaya çıkartılmalı ama sağlam çocuklardan uzak tutulmalıdır. Kuru yiyecekler gıcık yaparak öksürüğe neden olabileceği için genellikle sulu gıdaların verilmesine ve bu gıdaların vitamin yönünden zengin olmasına dikkat etmelidir. Öksürük sonucu kusma olabileceği dikkate alınarak yemeklerin nöbetten on beş dakika sonra verilmesi uygundur. Korunma: Çocukları boğmacalı hastalara yaklaştırmamalıdır. Boğmaca aşısının yararları hala tartışma konusudur ama genellikle uygulanır ve bir dereceye kadar bağışıklık sağlar hastalığın hafif seyretmesinde yararlı olur. ---------- Post added 19.02.17 at 22:39 ---------- BOTULINUM TOKSINI İnsan için bilinen en zehirli madde olan botulinum toksininin kilogram başına 0.001 mikrogram (0.000000001 gram) uygulanması öldürücü olabilmektedir. Botulinum toksini en çok bilinen zehirlerden olan VX maddesinden 15.000 kez ve sarin gazından 100.000 kez daha güçlü bir zehirdir. Bu niteliklerinden dolayı boltulinum toksini biyolojik silahlar arasında en gözde olanlardan birisidir. Saldırı sonrasında 24-72 saatte ölüm meydana gelebilir. Ölüm gelişmeyen durumlarda hastalık aylarca sürebilir. Botulinum toksinleri (zehirleri) spor oluşturan Clostridium botulinum ve diğer iki Clostridium türleri tarafından üretilen ve sinirler üzerine etki gösteren bir grup toksine verilen isimdir. Bu toksinler (A-G tipleri) bilinen en güçlü sinir toksinleridir ancak ilginç olarak felçle ilgili olabilecek bazı durumlarda (şaşılık gözyaşı yokluğu tetanus boyun kası felci gibi) ve kozmetik amaçla kırışıklıkların giderilmesinde kullanılmaktadır. Bakteriye ait sporlar havasız ortamlarda da toksin üretebilmektedirler. Endüstriyel amaçla kurulan tesislerde çok fazla miktarlarda toksin kolaylıkla üretilebilir. Biyolojik bir saldırı olmaksızın doğal yolarda meydana gelen botulinum zehirlenmesinin (botulizm) üç tipi bulunmaktadır: yiyecek kaynaklı yenidoğan ve yara botulizmi. Botulinum; aerosol şeklinde hava yoluyla yiyeceklerle veya sulara katılarak saldırı amaçlı kullanılabilir. Toksin solunduğunda yiyeceklerle meydana gelen botulizme benzer şikayetler meydana gelir ancak felç benzeri belirtilerin gelişmesi daha geç olabilir ve solunan toksinin miktarına bağlı olarak değişik belirtiler de gözlenebilir. Belirti ve Bulgular : Genellikle kranial sinirlerde kısmi felçlerle başlar (ptozis bulanık görme çift görme ağız kuruluğu yutma güçlüğü konuşma güçlüğü gibi). Daha sonra gelişen simetrik ve yukarıdan aşağı gelişen gevşek felçler ve genel güçsüzlük hali solunum yetmezliğine ilerler. Belirti ve bulgular toksinin solunmasından 12-36 saat sonra başlar ancak solunan miktar çok az miktarda ise şikayetlerin başlaması 3-5 gün sürebilir. Tanı : Tanı esas olarak şikayetlerin incelenmesi ve muayene ile konur. Bir bölgede birden fazla kişide aynı anda gevşek felçler gözleniyorsa biyolojik saldırıdan şüphelenilmelidir. Kişilerin serumlarında yapılacak laboratuvar analizi ile (mouse nötrolizasyon) tanı doğrulanabilir. Tanıda kullanılabilecek diğer laboratuvar testleri: çevresel materyallerde ELISA veya ECL testi çevresel örneklerde bakteriyel DNA varlığını araştırmak için PCR testi veya sinir iletimi kontrolü için EMG testi. Tedavi : Erken dönemde hastaya trivalan antitoksin veya heptavalan antitoksin verilmesi solunum yetmezliği gelişmesini önleyebilir veya hafifletebilir ve iyileşmeyi hızlandırabilir. Solunum yetmezliği gelişenlerde entübasyon ve solunum desteği gerekir. Bazı vakalarda trakeostomi gerekebilir. Korunma : Botulinum toksinine maruz kalma riski yüksek olan kişiler için pentavalan toksoid aşı (tip A B C D ve E) mevcuttur. Yapılan 3 doz aşının koruyuculuğu maymunlarda %100 dür. İnsandan insana geçiş söz konusu değildir. İzolasyon ve Dekontaminasyon : Sağlık personeli için standart yöntemler uygulanır. Toksin ciltte aktif değildir ve hastaların solunum yolu ile dışarı attıkları toksin zararlı değildir. Sabun ve su ile dekontaminasyon sağlanır. Toksin havada 12 saatte etkisiz hale gelir. Botulinum toksini güneş ışığında 1-3 saatte inaktive olur. Ayrıca ısı (80 derecede 30 dakika ve 100 derecede birkaç dakika) ve klorlu su ile (3mg/Litre klor içeren su ile 20 dakikada toksinin %99.7 den fazlası inaktive olur) inaktive edilebilir. Ancak toksin depo sularında ve depolanmış gıdalarda haftalarca etkisini kaybetmeden kalabilir ---------- Post added 19.02.17 at 22:39 ---------- BOYUN AGRILARI Boyun ağrıları bel ağrıları kadar sık görülmemekle birlikte her yaş grubunda karşılaşılabilen yaşam kalitesini düşürüp iş gücü kaybına neden olabilen önemli bir sorun. Yanlış duruş psikolojik stres soğuğa maruz kalmak yorgunluk gibi etkenler boyun bölgesinde ağrı nedenidir. Uzun süreli bilgisayar - daktilo kullananlar sürekli tek noktaya odaklaştıkları için boyun kaslarının yeterince hareket etmemesi sonucu ağrı çekerler. Boyun ağrısı nedenleri 3 temel grupta incelenebilir: Kas iskelet sistemi kaynaklı mekanik nedenler Boyun dışı bölgelerin hastalıklarının neden olduğu ağrının boyun bölgesinde hissedilmesi (yansıyan ağrı) Boyun bölgesini tutan yangısal enfeksiyöz ve tümöral hastalıklar. Akut boyun ağrısının en sık nedenleri: Boyun fıtığına bağlı ağrı atakları Miyofasiyal ağrı sendromu Boyun bölgesindeki yumuşak dokuların zorlanması (Servikal strain) Kronik boyun ağrısnın en sık nedenleri: Boyun kireçlenmesi Sık görülen bazı iltihaplı romatizmal ağrılar (Ankilozan Spondilit Romatoid artrit) Fibromiyalji Özellikle stres boyun kaslarında kasılmaya neden olur ve boyun ağrısı ve gerilim baş ağrısı ortaya çıkar. Bu şekilde ortaya çıkan ağrılarda kas gevşeticilerin yanı sıra bölgeye yapılan enjeksiyonlar gevşeme egzersizleri fizik tedavi yapılması ve antidepresan ilaç verilmesi yoluna gidilir. BOYUN FITIĞI Belde olduğu gibi boyunda da fıtık olabilir. Omurları birbirinden ayıran diskler yarı eklem sayılırlar. Disk ortasında jel kıvamında bir madde ve bunun çevreleyen yastıkçıklardan oluşur. Bu yastıkçıklardan daha dışta olanlar içtekilerine göre serttirler. Yaşın ilerlemesi ve travmaya maruz kalma durumlarında bu yastıkçıklar yıpranmaya başlar. Dıştaki tabaka giderek incelir ani yapılan ters bir hareket sonrasında yırtılır. İçteki jel kıvamındaki madde bu yırtıklardan dışarı doğru kayarak omurilikten çıkıp kolumuza giderek o bölgelere hareket emri veren veya o bölgelerin duyusunu algılamanızı sağlayan sinirinize baskı yapar. Böylece boyun-kol ağrısı ve o kolumuzda uyuşma karıncalanma bazen de güçsüzlük hissederiz.Böyle durumlarda ilaç tedavisinin yanı sıra öncelikle istirahat daha sonra fizik tedavi yetmediği durumda ise son zamanlarda gelişen tekniklerle bölgeye iğne (epidural steroid enjeksiyonu) veya kateter (epidural lizis) adı verilen ince sondalarla girilerek ilaç verilmesi bu da olmadığı taktirde cerrahi girişim gerekebilir. Hasta düzenli olarak boyun egzersizlerini yaparak ve boyun koruma prensiplerine uyarak ağrının sık tekrarlamasını önleyebilir. BOYUN KİREÇLENMESİ Servikal omurgayı meydana getiren yapıların(kemik bağ kas) yozlaşması sonucu ortaya çıkan ve buna bağlı sinir ve damarsal bozuklukları da içeren klinik bir tablodur. Nedenlerinin yaşlanma mikro travmalar makrotravmalar duruş bozuklukları ve genetik faktörler olduğu düşünülmektedir. Boyun ağrısı kola yayılan ağrı baş ağrısı boyunda tutukluk kolda güçsüzlük - hissizlik- yanma- batma ellerde zayıflık- beceri azalması- uyuşma- karıncalanma kulak çınlaması baş dönmesi ve bulanık görme gibi yakınmalara neden olabilir. Boyun kireçlenmesine bağlı ağrının tedavisinde kullanılan yöntemler: İstirahat Boyun korsesi İlaç tedavisi Fizik tedavi Egzersiz Enjeksiyon yöntemleri Eğitim FİBROMİYALJİ Fibromiyalji; süregen ağrı tutukluk yorgunluk ve vücudun bazı noktalarında derin hassasiyet ile tanımlanan bir hastalık grubudur. Sıklıkla 30- 60 yaşları arasında ve kadınlarda görülür. Ağrı yaygın olmakla birlikte sıklıkla boyun ve bel bölgesinin derin dokularında hissedilir. Omuz dirsek diz ve ellerde de ağrı olabilir. Baş ağrısı sıklıkla eşlik edebilir. Hasta el ve ayaklarının şiş olduğundan yakınabilir. Ancak şişlik sıklıkla saptanamaz. Sabahları dinlenmeden uyandığını ifade eden hasta sayısı oldukça fazladır. Yakınmalar soğuk ve/ veya nemli hava yorgunluk psikolojik gerginlik ve hareketsizlikle artarken sıcak ve kuru havada masaj ve aktivite ile azalır. Fibromiyalji genellikle kendisinden ve çevresinden beklentileri fazla olan kişilerde görülür. Fibromiyalji hastalığında tedavi oldukça güç ve yavaştır. Hastalık genellikle yıllar boyu devam eder. Çeşitli tedavi programları ile geçici bir rahatlama sağlanabilir. Ancak yakınmaların tamamen kaybolması nadirdir. Tedavide 1. basamak hastaya hastalık hakkında bilgi vermektir. 2. basamağı ise ağrıyı geçirme ve fonksiyonu artırmaya yönelik tedavi girişimleri (ilaç tedavisi fizik tedavi ve egzersiz) oluşturur. SERVİKAL STRAİN (Boyun bölgesindeki yumuşak dokuların zorlanması): Travma ve duruş bozukluğu sonucu gelişen boyunda tutukluk ve lokal ağrı ile karakterize bir tablodur. Masa başında çalışanlarda olduğu gibi boynu uzun süre aynı pozisyonda tutmak yatarak televizyon seyretmek uygun olmayan yastık ve yatakta yatmak gibi nedenler boyunda zorlanmaya yol açabilirler. Kaslarda kasılma gelişeceğinden boyundaki normal olan eğrilik azalır boyun hareketleri ağrılı ve kısıtlı olur. Boyna yönelik radyolojik tetkiklerin sonucu genellikle normaldir.Tedavi; ilaç fizik tedavi ve egzersiz yöntemleri ile mümkündür. |
BOYUN OMUR HASTALIGI (CERVICAL OSTEOARTHRITIS)
Boyun omur hastalığı (cervical osteoarthritis) boyundaki omurların üstünde kemik çıkıntılarının oluşmasıdır. Bu yavaşça gelişir ve boyun giderek sertleşir. Kemikler giderek periferik sinir sistemine baskı yaparak omuz ve kollarda ağrılara ve diğer duygulanımlara yol açar. Bu çıkıntılar eğer omuriliğe de baskı yapmaya başlarlarsa bacak kasları ile mesane ve bağırsak kasları da etkilenebilir. Belirtiler - Boyunda ağrı veya sertlik; - Omuz ve kollarda ağrı uyuşma ve iğne batar gibi; - Bacak ve kollarda uyuşma veya güçsüzlük; - Mesane kontrolü sorunları; - Bacaklarda dengesizlik veya sertlik. Boyun zedelenmesi yıllar sonra servikal omur hastalığına dönüşebilir. Ancak genellikle bu hastalık yaşlanmayla ilgilidir. Boyun omurlarının diskleri zamanla yıpranıp incelince dışarı fırlarlar. Bu rahatsızlığın belirtileri genelde hafif seyreder ve bu yüzden de çoğu zaman tıbbi tedaviye gerek yoktur. Duyulan rahatsızlık kronikleşebilir veya belirtiler zaman zaman ortaya çıkabilir. Yanlış bir pozisyonda uyuya kalmak veya başı aniden çevirmek bu tip belirtilerin ortaya çıkmasına neden olabilir. Omurilik veya sinir kökleri üzerinde baskı olursa servikal omur hastalığı sakatlığa neden olabilir. Tedavi Bu hastalığın hafif olan türleri için egzersiz boyun korsesi veya evde yapılacak çekme (traksiyon) önerilir. çekme için özenle seçilmiş ağırlıklar bir bar halteri ve boyunu traksiyona 15-20 dakika alacak bir makara düzeni gereklidir. Daha ciddi vakalar için bir veya iki hafta hastanede kalmak gerekebilir. Tam yatak istirahati ve boyun traksiyonu yapılmalıdır. ---------- Post added 19.02.17 at 22:40 ---------- BRONS VE AKCIGERLERDE ANORMALLIK (YENIDOGAN) Anormal bronş ve akciğer hastalığı (Bronchopulmonary dysplasia) yüksek konsantrasyonlu oksijen almış olan yada yeni doğumun hemen sonrasında mekanik soluk alma aygıtına gereksinim duyan bebeklerde bir solunum güçlüğü sendromu komplikasyonu olarak ortaya çıkar. Hastalığın belirtileri arasında hırlama öksürme siyanoz (ki bunun belirtisi olarak dudaklar ve tırnakların altı mavi renk alır) ve solunum güçlüğü sayılabilir. Anormal bronş ve akciğer hastalığı çoğunlukla solunum bozukluğu sendromu olan bebeklerde gelişir ve bu bebeklerde kolaylıkla geçmez. Teşhis edilebilmesi için göğüs röntgeninin alınması gerekir. Belirtiler -Hızlı soluma; -Hırlama; -Öksürme; -Güçlükle nefes alma; -Dudakların ve tırnakların mavimsi bir renk alması (siyanoz) Eğer yeni doğmuş bebeğiniz anormal bronş ve akciğer hastalığı rahatsızlığına sahipse hastaneye yatırılması ve gözetim altına alınması gerekir. Çoğu bebek yavaş yavaş iyileşir ve bu aylar alır. Bununla beraber yine de ciğerleri hassastır ve enfeksiyon oluşmaması için ciğerlerinin soğuk almamasına dikkat sarfedilrnelidir. Bu bebekler solunumlarını kolaylaştırmak için oksijen desteğine ve theophylline (bronş genişletici) gibi ilaç desteğine gereksinim duyarlar. Ciğerleri kolayca sıvı birikmesine eğilimli olduğundan su retansiyonuhu önlemek için diüretikler kullanılır. Bu bebekler (sözgelimi zatürre gibi) enfeksiyonlara karşı daha fazla risk altındadırlar ve yakından gözetilmelidirler. Dolayısıyla doktorunuz bebeğinizi sık sık muayene etmek isteyebilir. ---------- Post added 19.02.17 at 22:40 ---------- BRONSEKTAZI (BRONS GENISLEMESI) Bronşların doğuştan ya da sonradan dönüşsüz biçimde genişlemesidir. Kronik bronşit bu gelişmenin başlıca sorumluları arasında yer alır. Bronşektazi yani bronş genişlemesi çeşitli biçimlerde ve bronş ağacında değişen yaygınlıkta görülebilir. Doğumsal olduğu kadar bronşlara yerleşen enfeksiyon etkenlerinden de kaynaklanabilen bir bozukluktur. Hastalık uzun süre belirti vermez. Ama iltihaplanma ilerlediğinde ilk kez iltihaba bağlı belirtilerle fark edilebilir. NEDENLERİ Bebekken ortaya çıkan bronş genişlemeleri doğumsaldır. Bronş duvarının esnekliğini ve desteğini sağlayan etkenlerin yetersizliği sonucu bronşlar doğumdan başlayarak sürekli geniş kalır. Aslında edinilmiş bronşektaziler de aynı yetersizlik sonucu gelişir. Edinilmiş bronşektazilerde birçok bozukluk birlikte rol oynar. Kronik bronş iltihapları sırasında gelişen olaylar bronşun esnekliğini ve direncini bozarak sağlıklı yapısını kolayca değiştirebilir. İnatçı bir öksürük ya da güçlü soluk verirken karşılaşılan bir engel sonucunda bronş içindeki basıncın artması bronş duvarının çökmesini kolaylaştırır. Bronş çevresindeki dokularda ya da bağdoku artışıyla birlikte gelişen süreçler de bronş duvarını çevreye doğru çekerek bronşun genişlemesine neden olur. Bronş genişlemesi salgı birikimini kolaylaştırır. Bu da iltihap yapıcı mikropların barınmasına son derece uygun bir ortam oluşturur. Böylece bronş genişlemesi iltihaplanmaya ve bronş duvarında direncin azalmasına neden olur. BELİRTİLERİ Bronş genişlemesi uzun süre klinik belirti vermeden sessizce ilerler. Hastalık başka nedenle çektirilen bir akciğer filminde rastlantı sonucu saptanabilir. Ama genişleme yaygınsa ya da özellikle iltihap varsa erken belirtiler görülür. Bronş genişlemesinin yaygınlaşmasıyla akciğerin işlevsel dokusunda eksilme olacağından solunum zorlaşır. Başlıca belirtiler öksürük ve balgamdır. Bunlar hemen her zaman birlikte görülür. Öksürüğün kuru olmasına çok seyrek rastlanır. Hasta daha çok sabahları uyanır uyanmaz öksürük nöbetine yakalanır ve bunun sonucunda aşırı miktarlara oluşabilen balgam çıkarır. Çıkarılan balgam gece boyunca genişlemiş bronşlarda biriken salgılardır. Öksürük nöbetiyle birlikte balgam çıkarma vücudun konum değiştirdiği sırada da görülür. Hasta sonunda bronş ağacını öksürerek temizlemek için en uygun olan duruş biçimini öğrenir. Yaygın ve büyük bronş genişlemelerinde oldukça fazlalaşan balgam bir cam kaba alındığında üç bölüme ayrıldığı görülür: Üstte mukustan oluşan bir katman arada seruma benzer bir sıvının bulunduğu orta katman bunların alanda daha yoğun atık maddelerden oluşan irinli bir çökelti. Aynı durum akciğer apsesinde çıkarılan balgamda da görülebilir. Bronş genişlemesinde balgam kanlı olabilir. Ender durumlarda öksürükle kan gelebilir. Aynca balgamda oksijensiz ortamda üreyen bakterilerin bulunması çok kötü bir kokunun yayılmasına yol açar. İltihap çok şiddetli ve genişlemiş bronşun boşaltılması bazı engeller nedeniyle güç ise solunum yollarında salgılar birikmeye başlar. Bu durumda düzensiz fazla yüksek olmayan ateş ve bazen de irinleşmeyle birlikte yüksek ateş görülebilir iltihaplanmanın yüksek ateşle birlikte uzun sürmesi hastanın genel durumunu beslenmesini ve kan değerlerini önemli ölçüde bozabilir. Nefes darlığı genellikle öne çıkmaz. Belirgin olması bronş genişlemesinin yaygınlığına ya da bu durumla birlikte akciğer amfizeminin gelişmesine bağlıdır. Bazen akciğerlerde bronş genişlemesi ortaya çıktığından sağlam bronşlar daralarak nefes darlığı yaratabilir. Hastalığın ağır ve uzun sürmesi durumunda aşırı beslenme bozukluğuna ve kansızlığa da bağlı olarak hipertrofik pulmoner osteoartropati denen kemik hastalığının ortaya çıkabileceği unutulmamalıdır. Bu hastalıkta parmak uçları uzayıp kalınlaşırken tırnaklar da düzleşip saat camını andırır. Bunun nedeni bronşun genişlediği bölgelerde atar ve toplar damarlar arasında ağızlaşmaların yol açtığı kısa devreler sonucunda gelişen dolaşım bozukluğudur. GİDİŞİ Bronş genişlemeleri bronşlarda gelişen geriye dönüşsüz özellikte yapı bozukluklardır. Koşullar aynı biçimde sürerse bu genişleme çok daha yaygınlaşır. Daha önce de açıklandığı gibi belirtiler itihaplanmayla ortaya çıkar. Düzensiz aralıklarla görülen bu belirtiler her keresinde biraz daha uzayıp sıklaşırken genel durum giderek bozulur. İtihaplanmanın yayılması bronş ağacında enfeksiyonun ilerlemesine hastalığın her atağa kalkışında daha geniş bir akciğer doku bölgesinin yıkımına yol açar. Sonuçta solunum işlevleri giderek bozulur ve solunum yetmezliği gelişir. TANI Küçük bir bölgeyle sınırlı kalan iltihaplanmamış bronş genişlemelerinin tanısı yalnız radyolojik incelemeyle konabilir. Burada kullanılan başlıca radyolojik inceleme yöntemi bronkografîdir. Bronş genişlemesine iltihaplanma eklenirse tanı kolaylaşır. Balgamın bol olması özellikleri ve en kolay atıldığı duruş biçimleri ya da iltihabın akciğer filmlerinde değişmeden hep aynı bölgede kalması tanıyı yönlendirir. Ama kesin tanıya bronkografiyle varılır. Bu yöntemde bronş ağacını röntgen ışınları altında görünür kılan kontrast bir madde verilir. Bu kontrast maddeyle dolarak genişlemiş bronşlar röntgende muz hevengi ya da tespih tanesine benzeyen tipik görüntüler verir. Bronş genişlemesinin büyük dallara da yayılma durumunda tanıya varmak için bronkoskopiden de yararlanılır. BEKLENEN GİDİŞİ (PROGNOZ) Bronş genişlemeleri daha önce de belirtildiği gibi yapısal olarak geriye dönüşsüz bozukluklardır. Bu durumun belli bir bölgeyle sınırlı kaldığı olgular cerrahi girişimle tedavi edilebilir. Cerrahi girişim yapılamıyorsa hastalığın ilerleyici özelliği ve komşu dokuları da yıkıma uğratabileceği dikkate alınarak düzenli ilaç tedavisi uygulanır îlaç tedavisinde amaç hastalığın ilerlemesini durdurmak ve sağlıklı dokuları korumaktır. Bu tedavi biçimiyle hastalık belirtilerinde uzun süreli gerilemeler sağlanabilir. TEDAVİ Bronş genişlemesi dar bir alanda ya da akciğerin bir lobunda ise bu bölge cerrahi girişimle alınabilir. Cerrahi girişim dışında salgıların boşaltılması ve enfeksiyon odaklarının antibiyotikle kurutulması yoluna gidilir. Dolan bronşları boşaltmak için önce akciğer filminde hangi bronşların genişlediği saptanır. Daha sonra hastaya bu bölgeyi en rahat boşaltacak duruş biçimi verilir. Aynca balgam söktürücü ve balgam yumuşatıcı ilaçlar da kullanılır. İçilerek kullanılanların yanı sıra aerosol biçiminde püskürtülerek ya da bir sonda aracılığıyla doğrudan bronşlara gönderilen antibiyotikler enfeksiyon odaklarına karşı yaygın biçimde kullanılmaktadır. Uzun süre kullanılması gereken antibiyotiklerin gerekli balgam incelemesi yapılıp varılacak sonuçlara göre seçilmesi daha doğrudur. ---------- Post added 19.02.17 at 22:40 ---------- BRUSELLA (BRUSELLOZIS) Uzun süreli ancak dalgalı ateşle karekterize bir enfeksiyon hastalığıdır. 8-10 günlük ateşli dönemler arasında 4-5 günlük ateşsiz veya hafif ateşli dönemler mevcuttur. Ateşin çıkış ve inişi yavaş yavaş olur. İnsanda brusella yapan mikroplar arasınd aen sık karşılaşılanı Brucella melitensis dir. Mikrobu taşıyan hayvanların salgılarından pastörize edilmemiş veya kaynatılmamış sütlerden (özellikle keçi sütü) ve böyle sütlerle hazırlanmış süt ürünlerinden (peynir krema gibi) insanlara bulaşabilir. Hasta insandan sağlam insana geçiş nadirdir. Hayvancılıkla ve hayvan ürünleri ile uğraşanlarda daha sık olarak görülebilir. Mikrobun kuluçka dönemi ortalama 2 haftadır (5 gün - bir kaç ay). Uzun süre ateşin yüksek olmasına rağmen genel durum iyidir. İştah normaldir. Baş ağrısı eklem ve kas ağrıları görülür. Bol terleme vardır. Ateş aralıklı olarak aylarca sürebilir. Sık görülen durum; hafif yüksek ateş akşama doğru artan halsizlik ve bol gece terlemeleridir.Karaciğer ve dalak büyümesi hastaların yarısına yakınında görülür. Lenf düğümlerinde de büyüe olabilir. Belirli organların tutulumu olabilir (diz ve ayak bileği artriti testis iltihabı gibi). Wright testi adı verilen test ile ilk haftadan sonra tanı konulabilir. Vücuttaki çeşitli sıvılardan kültür yapılarak mikrop tespit edilebilir. Yine ilk haftanın sonundan itibaren tanı koymak için Combs testi kullanılabilir. Korunmak için pastörize ve kaynatılmış sütlerin içilmesi ve salamurada bekletilmiş peynirlerin yenmesi en iyi önlemdir. Hayvancılıkla uğraşanların eldiven gözlük kullanmaları ve hastalık tespit edilen hayvanların derhal ortamdan uzaklaştırılması gereklidir. Tedavide tetrasiklin streptomisin ve prednisone kullanılabilir. Şiddetli eklem ağrısı durumunda kodein kullanmak gerekebilir. Ateş yükselmelerinde yatak istirahati önerilmektedir. Yine aniden ortaya çıkan krizlerde istirahat etmelidir. ---------- Post added 19.02.17 at 22:40 ---------- BURUN TIKANIKLIGI Burun tıkanıklığı nefes almada zorluk çekme insanlığın en eski şikayetlerinden biridir. Bazıları için bu çok önemli olmasa bile kimileri bu şikayetlerden dolayı çok zorluk çeker. Doktorlar burun tıkanıklarının nedenlerini dört bölümde inceler ve bunlar arasında bazen benzer noktalarda olabilmektedir. Özellikle şikayetlerine birden fazla şeyin neden olduğu hastalarda bu ortak noktalar artmaktadır. YAPISAL NEDENLER Bu sınıf içinde burnun ve ince bir kıkırdaktan oluşan ve burnu iki ayrı bölüme ayıran burun septumunun bozuklukları incelenir. Bu bozukluklar genellikle insanın hayatında geçirdiği herhangi bir kaza sonucu oluşmaktadır. Kaza çocukluk çağında olmuş olabileceği gibi unutulmuş bile olabilir. Yeni doğan bebeklerin yüzde yedisinde doğum esnasında burun zedelenmesi olabilmektedir. Şu bir gerçektir ki insan hayatı boyunca en az bir kere burnunu bir yere çarpar. Bu nedenlerden dolayı burun deformiteleri ve septum deviasyonları çok sık görülen nedenlerdir. Eğer bunlar soluk almayı güçleştirirse cerrahi olarak düzeltilebilir. Çocuklarda en sık rastlanan burun tıkanıklığı nedeni geniz etinin büyümesidir. Bu bademciğe benzeyen ve damağın gerisinde burnun arkasında yer alan bir dokudur. Bu problemi olan çocuklar geceleri sesli nefes alırlar hatta horlarlar. Bunun yanı sıra bu çocuklar sürekli olarak ağızlarından nefes alırlar yüzlerinde bir mutsuzluk ifadesi vardır. Hatta dişlerinde de bozukluklar söz konusu olabilir. Geniz etini almaya yönelik cerrahi girişimler önerilebilir. Bu kategori içinde yer alan başka nedenler arasında burun tümörleri ve yabancı cisimler de vardır. Çocuklar küçük parçacıkları burunlarına sokma eğilimindedir. Bunlar düğme çengelli iğne oyuncak parçaları bezelye ve nohut olabilir. Tek taraflı kötü kokulu akıntı hissettiğinizde dikkatli olun. Çünkü bu yabancı cisim tarafından tıkalı bir burnun uyarısı olabilir. Bu durumda muhakkak bir doktora başvurulmalıdır. ENFEKSİYON Normal bir insan yılda ortalama bir iki kez soğuk algınlığı geçirebilir. Bu gençlerde daha fazla bağışıklık sistemi gelişmiş yaşlı kişilerde ise daha azdır. Soğuk algınlığı virüsler tarafından oluşturulan bir hastalıktır. Bazı virüsler hava yoluyla geçerken çoğunlukla el burun yoluyla bulaşır. Virüs bir kere buruna yerleşince vücutta bulunan histamin adında bir kimyasal maddenin salgılanmasına neden olur. Bu madde sonucunda buruna giden kan miktarında belirgin bir artış gözlenir. Sonuç olarak burun zarları şişer. Diğer taraftan burun zarlarından sıvı salgılanması da artar. Antihistaminikler ve dekonjestanlar bu şikayetlerin azaltılması için kullanılabilir. Fakat soğuk algınlığı zaman içinde kendi kendine geçer. Virüs enfeksiyonları sırasında burnun ve sinüslerin bakteri enfeksiyonlarına olan direnci azalır. Bu da soğuk algınlığı sırasında neden sıklıkla burun ve sinüs enfeksiyonu görüldüğünü açıklar. Burun akıntısı berrak görünümünden sarı veya yeşile dönerse bu bakteriyel enfeksiyonu gösterir ve muhakkak doktora başvurulmalıdır. Ani sinüs enfeksiyonlarında burunda tıkanıklık Koyu bir akıntı hangi sinüsün etkilendiğine bağlı olarak yanaklarda ve üst dişlerde gözler arasında ve gerisinde veya üzerinde ağrı ve hassasiyet bulunur. Kronik sinüs enfeksiyonları ağrı yapabilirde yapmayabilir de. Fakat burun tıkanıklığı ve burun akıntısı sürekli vardır. Bazı hastalarda sinüslerden polip denilen yapılar gelişir. Hastalık aşağı hava yollarına da yayılarak kronik öksürük bronşit ve astıma neden olabilir. Akut sinüzit genellikle antibiyotik tedavisine cevap verir kronik sinüzit için ise genellikle cerrahi tedavi önerilir. ALLERJİ Saman nezlesi allerjik rinite verilen isimdir. Allerji ; yabancı bir cisim polen ev tozu akarı hayvan atıkları veya ev tozundaki bazı parçacıklara karşı oluşan aşırı enflamasyon yanıtıdır. Bazen besinler de rol oynamaktadır. Polenler ilkbaharda veya sonbahar da sorun yaratırlar. Bunun yanında ev tozu bütün bir yıl boyunca rahatsız edebilir. Bunun ideal tedavisi şikayetlere neden olan şeylerden uzak durmaktır. Ancak çoğu zaman bu pratik değildir. Allerjik hastalarda soğuk algınlığında olduğu gibi vücutta histamin salgılanmasına neden olan parçacıklar sonucunca burun tıkanıklığı ve akıntısı oluşur. Antihistaminik ilaçlar histaminin etkisini önleyerek şikayetleri ortadan kaldırılabilir. Dekonjestanlar genişlemiş kan damarlarnı büzerek burnun açılmasını sağlarlar. Antihistaminiklerin büyük çoğunluğu uykuya meyli artırırken dekonjestanlar ( Burun damlalari Sudafed gibi ilaclar) tam bunun aksi olarak uyarıcı etki gösterir. Bu nedenle bu ilaçları bir arada kullanmak en doğru seçim olacaktır. Antihistaminik kullanırken uykuya meyili olanların otomobil kullanmaları veya tehlikeli işlerde çalışmaları çok sakıncalıdır. Dekonjestanlar kalp hızını ve kan basıncını artırdıkları için yüksek tansiyonu kalbin ritim bozukluğu glokomu ve idrara çıkmada zorluğu olan hastalarda kullanılmamalıdır. Hamileler alacakları herhangi bir ilaç için mutlaka doktorlarına başvurmalıdırlar. Kortikosteroidler (Kortizon) birçok allerjik hastada belirgin bir şekilde etkindir ancak bilinen yan etkilerinden dolayı muhakkak doktor kontrolunda kullanılmalıdır. Bunun yanında bu ilaçlar burun spreyi olarak kullanıldıklarında da etkilidirler ve bu kullanım şekli daha güvenlidir. Allerji iğneleri en spesifik tedavi yöntemidir ve yüksek düzeyde başarıya sahiptir. Bazan hastanın hangi maddelere karlı allerjik oluşunu anlamak için kan ve deri testleri yapılır. Doktor tedavinin başlangıç şemasını belirleyecektir. Bunlar genelde enjeksiyonlar şeklinde olacaktır. Bu tedavi insandaki antikorları bloke ederek allerjik reaksiyonun önlenmesi yoluyla etki gösterir. Birçok hasta ilaçların yan etkilerinden dolayı enjeksiyonu tercih eder. Allerjisi olan hastaların sinüs enfeksiyonu olma eğilimleri daha da artmışdır. VAZOMOTOR RİNİT Rinit burunun ve burun zarlarının enflamasyonu demektir. Vazomotor kan damarları ile ilgili demektir. Burun zarları çok miktarda genişleme ve daralma yeteneğine sahip atar damar toplar damar ve kılcal damarlara sahiptir. Normalde bu damarların yarısı açık yarısı kapalıdır. Fakat kişi ağır egzersiz yapıyorsa uyarıcı etkili hormonların (adrenalin) salgılanması artar. Adrenalin damarların büzülmesine neden olur. Bunun sonucunda zarlar büzülür hava yolu açılır ve kişi daha rahat nefes alır. Bunun tam tersi allerjik atakta veya kişi soğuğa maruz kalınca gelişir. Kan damarları genişler ve burun tıkanır. Allerji ve enfeksiyonlara ek olarak bazı başka nedenler de burun damarlarının genişlemesine sebep olarak vazomotor rinite yol açar. Bunlar arasında stres tiroid foksiyonlarında yetersizlik hamilelik bazı tansiyon ilaçları doğum kontrol hapları ve dekonjestan ilaçların aşırı veya uzun kullanılması sayılabilir. Bütün bu nedenlerin başlangıcında burun tıkanıklığı geçici ve geri dönebilir niteliktedir. Yani neden ortadan kaldırılırsa hastalık düzelecektir. Bunun yanında eğer yeterince uzun sürerse bu sefer de kan damarları elastikiyetini kaybedecek ve olay geri dönülmez bir duruma dönüşür. Varisleşmiş damarlara benzerler. Hasta sırt üstü yattığında veya bir tarafına döndüğünde aşağı kısımları kanla dolar |
CEKIC PARMAK
Ayak baş parmağını etkileyen bunyonun tersine çekiç parmak herhangi bir ayak parmağında oluşabilir (en sık ikinci parmak). Ayak parmağı kıvrılır ve ağrır. Genel olarak ayak parmağındaki her iki eklem de etkilenerek parmak pençeye benzer bir görünüm alır. çekiç parmak küçük ayakkabı giymenin sonucu oluşabilir ancak kas ve sinir hasarı oluşmuş şeker hastalarında da meydana gelir. Belirtiler - Ayak parmağında sıkılmış pençeye benzer görünüm - Ayak parmağında ağrı ve hareket zorluğu; Çekiç parmak ağrılı olabilir ve yürüme ve diğer hareketleri güçleştirebilir. Tedavi Doktorunuz ya da bir ortopedist ayak parmağınızı uygun pozisyonda tutmak ve ayak parmağına binen yükü ve ağrıyı azaltmak için ortopedik bir alet verebilir. Ayağınıza tam olarak uyan bir ayakkabı giyin. Bazı vakalarda şekil bozukluğunu düzeltecek bir ameliyat yapılabilir ---------- Post added 19.02.17 at 22:41 ---------- CICEK HASTALIGI (SMALLPOX) Çiçek hastalığı uygulanan aşılama programları sayesinde 1977 yılında tüm dünyadan kaldırılmıştır. Çiçek hastalığı Variola virüsü tarafından meydana getirilmektedir. Hastalığın kuluçka süresi virüs alındıktan sonra ortalama olarak 12 gündür ancak bu süre 7-17 gün arasında değişebilir. Hastalığın başlangıcında görülen şikayetler ve bulgular yüksek ateş halsizlik baş ve sırt ağrısıdır. Hastalarda tipik olarak kırmızı döküntüler görülür: Döküntüler en çok yüz kollar ve bacaklarda ortaya çıkar. Döküntüler düz (kabarık olmayan) ve kırmızı lekeler şeklinde başlar ve genelde tüm hepsi aynı zamanda başlar. İkinci haftada bu düz-kırmızı lekelerin içi püy (cerahat) ile dolmaya ve kabuk bağlamaya başlar. Üç dört haftanın sonunda da döküntüler kabuk bağlar ayrılır ve düşmeye başlar. Hastaların çoğunda tamamen iyileşme görülmesine rağmen %30 kadar hastalık ölümle sonuçlanabilir. Hastalığın kişiden kişiye geçişi hastalıklı kişiden çıkan virüs içeren tükrük parçacıkları ile olur. Çiçek hastalığı olan kişilerde bulaştırıcılık hastalığın ilk haftasında en yüksek düzeydedir: çünkü bu ilk hafta içerisinde tükrükte çok miktarda virüs bulunmaktadır. Ancak bulaşıcılık döküntüler tamamen dökülüp ortadan kalkana kadar da devam edebilir. Çiçek hatalığına karşı uygulanan rutin aşılama programları 1972 yılında sona erdi. 1972 yılından önce veya 1972 yılında çiçek aşısı yapılmış olan kişilerin şu an bu hastalığa karşı dayanıklılıkları (bağışık olup olmadıkları) tam olarak bilinmemektedir yani belirsizdir. Dolayısı ile şu an herkesin çiçek hastalığına karşı duyarlı olduğu kabul edilmektedir. Çiçek hastalığına karşı toplumun aşılanması şu an için önerilmediğinden çiçek aşısı üretimi yapılmamaktadır. Çiçek virüsüne maruz kalan kişilerde; eğer aşılama 4 (dört) gün içerisinde yapılırsa hastalığın şiddeti azalabilir veya hastalık hiç görülmeyebilir. Çiçek aşısı vaccinia adı verilen ve variola dan farklı canlı virüs içeren bir aşıdır. AŞI VARİOLA (ÇİÇEK) VİRÜSÜ İÇERMEMEKTEDİR. Çiçek hastalığının tedavisi bulunmamaktadır ancak şu an için aşı üretimi faaliyetleri ve tedavi edici ajanların geliştirilmesine yönelik çalışmalar bulunmaktadır. Çiçek hastalığına yakalanan kişilere destekleyici tedaviler önerilmelidir (serum takılması ateş düşürücü ve ağrı kesici ilaç verilmesi gibi). Çiçek hastalığının üzerine bakteriyel bir enfeksiyon gelişmememesi için antibiyotik kullanılabilir. ---------- Post added 19.02.17 at 22:41 ---------- CILTTE PIGMENT DEGISIMLERI Cildimizin rengini deri hücrelerince üretilen "melanin" pigmenti belirler. Bazen bu renklendirme mekanizmasına bir şey olur ve cildin bir bölgesi çok fazla melanin üreterek rengi koyulur (chloasma). Bunun tersi de olur; cildin bir bölümünde hiç melanin üretilmeyince orası beyazlaşır. Beyaz bir leke periyodik olarak geliştiğinde "vitiligio" denen hastalığınız var demek olabilir. Belirtiler -Deride yavaş yavaş büyüyen beyaz lekeler -Deride koyu kahverengi lekeler. Chloasma lekeleri en sık yüzde görülür ve pek uzaklara yayıldığı nadirdir. Bunlar en çok hamilelikle veya doğum kontrol hapı kullanmakla bağlantılıdır. Fakat hem kadınlar hem erkekler görünüşte hiçbir neden yokken rahatsızlığa tutulabilir. Vitiligo en fazla 2 ile 30 yaşlarında ilk olarak ortaya çıkarsa da herhangi bir yaşta başlayabilir. Yüzünüzde gözlerin yukarısında veya boyunda koltuk altı kasık el veya dizlerde başlayabilir. Bunlar çoğunlukla simetriktir ve bütün vücuda yayılabilir. Kalıtım faktörü sıklık-la söz konusudur. Neden melanin üreten hücrelerin bağışıklık sistemi tarafından tahrip edilmesi olabilir; bazı durumlarda tiroid sorunları veya pernisiyöz anemi gibi bağlantılı hastalıklar vardır. Vitiligo da chloasma da hayatı tehdit etmez. Lekeleri gizlemek için kozmetikler veya cilt boyaları kullanılır. Vitiligo lekeleri güneşte kolayca yandığı için güneş yağı kullanmak gerekir. Tedavi Cildin düzenli rengini geri getirmek için repigmantasyon ve depigmantasyon tedavileri yapılır. Vitiligo lekelerinin repigmantasyonu o bölgeyi lokal veya ağızdan alınan ilaçlarla (psoralen) duyarlı hale getirdikten sonra güneşe veya ultraviyole ışınına tutmakla yapılır. Bu 2 ile 3 yıl süreyle haftada 2-3 kere kullanıldığında 10 kişiden 6 sında işe yarayabilir. Ancak yan etkileri olabilir. Depigmantaspyon chloasma lekelerinin rengini açan veya eğer vitilogonuz varsa geriye kalan cildin rengini açan losyonlar (benoquine veya hydroquinone) kullanarak yapılır. ---------- Post added 19.02.17 at 22:41 ---------- CROHN HASTALIGI İltihaplı barsak hastalığı terimi genelde nedeni bulunamamış (gastro entestenial bölgeyle ilgili) iki hastalığın tarifinde kullanılır. Bu hastalıklar Crohn hastalığı ve ülserleşmiş kolittir. Sık sık ileitis veya bölgesel enteritis diye de geçen crohn hastalığı barsağın kronik iltihaplanmasıdır. Daha çok bağırsağın alt kısmında (ileumda) görülür. Fakat kolonunuzu veya hazım yolları-nın diğer bir bölümünü de etkileyebilir. Sık sık iltihap bağırsak duvarının tüm kalınlığını sarabilir. Crohn hastalığı oldukça seyrek görülür. Aşağı yukarı her 50.000 insandan birinde ortaya çıkar. Tipik hasta beyaz ırktandır ve 15 ila 30 yaşları arasındadır. Belirtiler - Uzun süreli ishal - Düşük tansiyon - Yorgunluk - Kilo kaybı - Karın ağrıları ve göğsün etrafında veya karnın sağ tarafında ağrılar - Kas ağrıları - Deri lezyonları. Baryumlu radyografik tetkik Crohn hastalığını belirler. Crohn hastalığının seyri bir insandan diğerine farklılık gösterir. Crohn hastalığına yakalanmış birçok hasta da başlangıç safhasında çıkan bir iki hadiseden sonra hiçbir belirti görülmez. (asemptomatik Semptomsuz) Fakat diğer bir çoğunda tekrar tekrar karın ağrısı ishal ve düşük tansiyon olayı yaşanır. ishal o derece sulu olur ve gitgide artan bağırsak tıkanmasının getirdiği karın ağrıları o kadar şiddetlenebilir ki yemek yememeye başlayabilirsiniz. Crohn hastalığının komplikasyonları çok ve çeşitlidir. Gitgide artan özellikle ince bağırsakta görülen bağırsak tıkanması Crohn hastalığında cerrahi müdahalenin en sık rastlanan nedenidir. Tıkanma belirtileri uzun zaman içinde gelişir. Anal ve rektal (anüs ve rektumla ilgili) bölgelerin içinde ve çevresinde sık sık fistül ve fısür görülür. Fistül bağırsağın iki bölümü veya bağırsak-la deri arasında oluşan anormal geçittir. Bir anal fisur anüsde veya etrafındaki deride olan çatlak veya yarıktır. (Anal Fisürler ve Fistüller). Fistüller oluştuğunda yemek buradan olduğu gibi gerekli özümleme yapılamadan geçer. Crohn hastalığında kanama da olabilir. Ancak çok miktarlarda kanama görülmez. Ekseriyetle artan tıkanma iltihaplı doku veya fistül ilaçla tedaviye cevap vermez ve cerrahi müdahale gerekebilir. Crohn hastalığında bağırsakla ilgisiz belirtiler ve işaretler de olabilir. Artrit özellikle büyük mafsallarda veya gözün veya cildin iltihaplanması ve nadiren de safra kanalındaki iltihaplanma crohn hastalığı ile ilgili olabilir. Ayrıca böbrek taşları oluşmasına da sık rastlanır. Crohn hastalığı ilerleyen bir rahatsızlıktır. Tedavi İlaç Tedavisi. Crohn hastalığı belirtisiz ya da hafifleme dönemindeyse tedavi gereksiz olabilir. Belirtiler hafifse örneğin günde birkaç kez gevşek dışkı söz konusuysa doktorunuz ishale karşı bir hap ya da bitkisel lifler içeren bir katılaştırıcı yazabilir. Hastalığınız daha aktifse doktorunuz sulfasalazine ve kortikosteroidler gibi iltihaba karşı ilaçlar vermeyi düşünebilir. Kolon da rahatsızlığa dahilse sulfasalazine özellikle etkilidir. İltihap rektumla sınırlıysa bir kortikosteroid lavmanı iltihabın kontrol altına alınması ve belirtilerin hafiflemesi için yararlı olabilir. Son yıllarda rektumdaki iltihabı kontrol altına almak için aspirine benzer ilaçlar içeren yeni lavman preparatları kullanılmaktadır. Bunlar yararlı görünmektedirler. Kortikosteroidler hastalığın daha önemli alevlenmelerine saklanır. Hastalığa kolonun ve ince barsağın dahil olduğu durumda etkilidirler. Bazı doktorlar azathioprine gibi antikor oluşmasını önleyen bir ilaçla tedavi önerebilirler. Genellikle bu ilaçların etkili olması aylar sürmektedir. Özellikle anüs bölgesinde fistüller ya da çatlaklar varsa metronidazol etkili olabilir. Genellikle bu ilacın yalnızca fistül ya da çatlak iyileşene kadar değil tekrarlamayı önlemek için sürekli alınması gerekir. Bazen kolondaki Crohn hastalığı için metronidazol kullanılır. Metronidazol uzun bir süre kullanılırsa bacak-ta uyuşmaya ve yanmaya yol açabilir. Böyle bir şey olursa doktorunuzla görüşün. Bu ilaçlardan hiçbiri Crohn hastalığını tedavi etmez. Bu ilaçlar belirtilerin azalmasını sağlamak için iltihaba karşı maddeler olarak kullanılırlar. Bugün araştırmacılar ağızdan verilebilen ve ince barsak tarafından emilmeyen aspirine benzer bileşiklerin kullanımı üzerinde çalışmaktalar. Böylelikle bu bileşiklerin iltihaba karşı özellikleri doğrudan iltihap bölgesinde etkili olabilir. Başka ilaçlar da araştırılmaya başlanmıştır. Beslenme Yeterli besin özümseme kabiliyeti özellikle hastalık ince barsağın büyük bir kısmını etkiliyorsa ya da ince barsağın büyük bir kısmı ameliyatla alınmışsa Crohn hastalığı olan insanlarda sınırlıdır. Doktorunuz yetersizlik kanıtları varsa bazı vitaminler ya da mineraller önerebilir. Crohn hastalığı olan kişilerde ince barsağın alt kısmında (ileum) emilen B12 vitamini eksikliği seyrek görülen bir durum değildir. Böyle bir durum varsa B12 vitamini deriden aylık enjeksiyonlarla kolayca verilebilir. Safra tuzları da ince barsağın alt kısmında emilir. Bu emilim zayıflarsa doktorunuz düşük yağlı özel bir diyet önerebilir. Safra asitleri ince barsakta emilmezse kolonda su emilimine müdahale ederek ishale neden olabilirler. Bazen kolestiramin gibi safra asidi bağlayanbir ilacın kullanımı dışkı miktarını azaltmakta etkili olabilir. Bazı doktorlar özellikle aktif Crohn hastalığı için basit şekerler amino asitler ve mineraller içeren sıvı preparatlardan oluşan temel besinlerin kullanımını savunmaktadırlar. Bu beslenme biçiminin etkililiğine ilişkin uzun dönemli kanıtlar olmadığı halde bazen besinlerin daha fazla emilmesini sağlamak üzere barsaktaki iltihabı azaltabilmektedir. Hastalıktan etkilenen bazı kişilerin Crohn hastalığının şiddetli nöbetleri sırasında haftalar hatta aylar boyu damardan beslenmesi gerekmektedir. Ağızdan gıda almaktan kaçınılması barsağa dinlenme olanağı sağlamaktadır. Ameliyat Crohn hastalığı olanların yaklaşık yüzde 70i hiç değilse bir kez ameliyata ihtiyaç duyarlar. Bu ameliyatlar genellikle tıkanma abse ya da delinme gibi komplikasyonlar için yapılır. Cerrahi müdahale yıllar boyu belirtileri hafifletebilse de bir tedavi değildir ve hastalığın tekrarlaması çok yaygındır. Hastalığın kolon bölgesiyle sınırlı olduğu insanlarda özellikle ilaçla tedavi başarısız olursa kalın barsağın alınması tavsiye edilebilir. Bu ameliyatta tüm kolon rektum ve anüs alınır ve ileumun (ince barsağın son kısmı) ucu dışkının geçmesi için karın duvarından çıkarılır. Deliğin üzerine dışkının boşaltılacağı bir torba takılır Hastalık ince barsakla sınırlı olduğu zaman cerrahi müdahale barsağın hastalıklı kısmının alınmasından ve sağlıklı barsağın iki ucunun birleştirilmesinden ibarettir ---------- Post added 19.02.17 at 22:42 ---------- CUSHING SENDROMU Bu türden bir hastalık aşırı miktarda glukorkortikoid hormonlar kanda dolaşmaya başladığı zaman ortaya çıkar. Bu türden bir aşırılığın ortaya çıkması adrenal bezlerde fazla üretimin olması veya bir başka rahatsızlığı tedavi etmek için steroid ilaçların uzun süreyle kullanılmasının sonucu olabilir. Bu hastalık adını 20.ci yüzyılın başlarında ortaya çıkan Amerikalı bir cerrah olan Harvey Cushing den alır. Belirtiler - Birkaç ay ile yıllar arasında değişen bir süreden sonra yüz yuvarlaklaşır ve daha kırmızı bir görünüm alır. - Omuzlar arasında ve üstünde kambura benzer yağ birikimi - Gövdenin alt kısmında cilt üzerinde çatlaklar - Bitkinlik ve kaslarda zayıflık - Su toplanması (ödem) - Hipertansiyon - Aşırı kıllanma - Ruhsal sarsıntı - İktidarsızlık veya adetten kesilme - Özellikle omurga ve leğen kemiklerinde osteoporoz - Şeker hastalığının başlaması - Çürüklerin çok kolay bir şekilde ortaya çıkması Teşhis Doktorunuz fizik muayenede omuzları ve başınızı Cushing e özgü değişiklikler açısından dikkatlice inceleyecektir. Yüzde yuvarlaklaşma ve kızarma boyun kemikleri ve omuzlar arasındaki yağ dokusunda artış teşhis açısından önemli bulgulardır. Bunlara sıklıkla kol ve bacaklarda morluklar da eşlik eder. Herhangi bir hastalığınızın tedavisi için (romatoid artrit astım ya da bir deri hastalığı) kortikosteroid kullanıyorsanız cushingin teşhisi oldukça kolay olacaktır. Ancak hastalık böbrek üstü bezlerinizde aşırı hormon artışına bağlıysa bazı testler için hastaneye yatmanız gerekebilir. Bu hormon artışı böbreküstü bezi tümörü her iki bezde aşırı büyüme ya da bu bezlerin aşırı uyarılmasına yol açan bir hipofiz tümörüne bağlı olabilir.Karaciğerin ya da bazı başka organların habis tümörleri de Cushlng sendromuna yol açabilirler. Kan ve idrar testleri yapılarak steroid hormonların düzeyinin artıp artmadığı anlaşılabilir. Hipofiz ve böbreküstü bezlerinin bilgisayarlı tomografisi de alınabilir. İyi huylu bir hipofiz bezi tümörünün veya böbrek üstü bezi (adrenal) tümörünün veya böbrek üstü bezi (adrenal) tümörünün başarılı bir şekilde alınması tam bir iyileşme ile sonuçlanabilir. Ancak uzun süreli hormon tedavisi gerekebilir. Kalp krizleriyle birlikte ortaya çıkan hızlı bir ateroskleroz (damar sertliği) ve omurgada çatlaklar sık sık görülür. Eğer tedavi edilmezse bu rahatsızlık ölümle sonuçlanabilir. Eğer nedeni steroidin aşırı dozda kullanımı ise steroid hormonların dozajı azaldıkça belirtiler yavaşça kaybolur. İlaç Tedavisi Eğer belirtiler bir ilaç tedavisi olarak steroid hormonların alınması nedeniyle ortaya çıkıyorsa tedavi bunların kullanımı durdurmayı veya dozajı azaltmayı içerir. Ancak bu türden bir ilaç tedavisini doktorunuza danışmadan kesmeyin. çünkü steroid tedavisinin aniden durdurulması söz konusu olan hastalığı hızlandırabilir (astım veya steroidin önerildiği diğer hastalıklar). Doktorunuz steroid dozajında kademeli bir şekilde giden bir azaltmayı önerecektir. Bazı durumlarda ilk başta önerilen steroidin yerine başka bir ilaç kullanılabilir: Stereoid ilaç tedavisinin dur-durulmasından bir yıl kadar sonra yaralanma enfeksiyon veya ameliyat gibi fiziki bir stres adrenal hormonun üretilmesinde tehlikeli bir yetersizliği ortaya çıkarabilir ve bu da acil tedaviyi gerektirebilir (Addison hastalığına bakın). Cerrahi Müdahale Cushing sendromu adrenal bezlerde hipofiz bezlerinde veya karaciğerde bir tümörün sonucu olarak ortaya çıkıyorsa tümörün alınması veya hatta eğer adrenal bezlerde ise bezlerin hepsinin alınması en iyi tedavi şekli olabilir. Hipofiz bezlerindeki bir tümör için radyasyon tedavisi bir çözüm olabilir. Eğer tedavi sonucunda adrenal bezler vücudun gerektirdiği hormonları temin edemez hale geliyorsa doktorunuz eksik hormonları karşılaması için ağızdan bazı ilaçların alınmasını önerecektir. |
CİLT SAĞLIĞINDA IŞIK
Sedef hastalığı tedavisinde çok çeşitli yöntemler kullanılmaktadır. Tedavi şekli; hastalığın çeşidi ve şiddeti bulunduğu alan hastanın yaşı ve sağlık durumu dikkate alınarak seçilir. Ultraviyole sedef hastalarının şikayetlerini azaltabilir. Orta ve şiddetli sedefi olan lokal ilaç tedavisine cevap vermeyen veya bu tedavi için çok yaygın hastalığı olanlarda uygulanabilir. Güneş ışığı ve suyun sedef hastalarında faydası uzun zamandır bilinir. Ancak kontrolsüz güneşlenmek hastalara zararlı da olabilmektedir. Güneş yanığı hastalığın artmasına neden olabilir. Özellikle açık tenli kişilerde ultraviyole deri kanseri riskini arttırmaktadır. Ultraviyole ışık kaynakları güneş ışıklarından ultraviyole A ve B nin tedavi amaçlı kullanılması için geliştirilmiş yapay cihazlardır. Böylece ultraviyole kontrollü ve düzenli bir şekilde doktor tarafından uygulanabilir. Ultraviyole sedef hastalarında yüksek olan deri hücrelerinin gelişme hızını azaltır. UvA (PUVA) Psoralen içeren ilacı içen hastaya ultraviyole A tedavisi uygulanır. Psoralen gözün lens kısmında birikeceğinden hastalar tedavi alırken güneş batıncaya kadar UvA geçirmeyen güneş gözlükleri kullanmalıdır. UvB UvB tedavisi güvenilir ve etkilidir. Ağızdan ilaç alınması gerekmez. Seanslar halinde uygulanır. BClear - Sedef hastalığı tedavisinde son sistem B Clear; Sedef hastalığı tedavisinde kullanılan ileri teknolojiyle geliştirilmiş yeni bir UvB cihazıdır. Fiber optik iletim sistemine sahiptir. Böylece normalde kabin tedavisi şeklinde uygulanan ultraviyole tedavisinin sadece hastalıklı bölgelere uygulanmasına olanak sağlar. Hastalıklı alanlarda yüksek dozlar kullanılarak tedavi seansları azalır. Sağlıklı cilde ışık verilmediğinden bu alanlarda yan etki olmaz. ---------- Post added 19.02.17 at 22:42 ---------- DELİ DANA HASTALIĞI İngiltere de ilk olarak 1986 yılında patlak veren ve sığır etinden insanlara da geçebileceği kabul edilen Deli Dana hastalığının başlıca nedeninin hayvancılığın bir sanayi haline geldiği Avrupa da sığırların ot yerine etle beslenmesi olduğu sanılıyor. Avrupa ülkelerinde et ve süt hayvanları ucuz ve karlı olduğu gerekçesiyle giderek artan biçimde bitkisel yemler yerine kemik tozu ve insan tüketiminde kullanılmayan artık etlerden imal edilen yemlerle besleniyor. Birçok bilim adamı doğal beslenme biçimine aykırı bu diyetin tehlikeli hayvan hastalıklarının yayılmasına neden olduğunu düşünüyor. BSE BSE Bovine Spongioforme Encephalopathie kelimelerinin kısaltılması. Türkçesi: Sığırların beyinlerinde süngerimsi biçimde dejeneratif değişiklerin oluşmasıyla belirgin hastalık. Hastalığa yakalanan sığırların hareketlerinde anormallik olduğu için bu hastalığa halk arasında “deli dana†hastalığı denildi. BSE’NİN KÖKENİ Deli dana hastalığına çok benzeyen ve sadece koyunlarda görülen Scarpie hastalığı yaklaşık 250 yıldır biliniyor. Bu hastalık diğer hayvan türlerine bulaşabiliyor. Scarpie hastalığından ölmüş bir koyun sığırlar için hazırlanan yemlere katkı maddesi olarak kullanıldığında hastalık sığırlara bulaşıyor. BSE’NİN SIĞIRLARDAKİ BELİRTİLERİ Hastalığın ilk belirtileri genellikle bulaşma tarihinden 4-6 yıl sonra görülüyor. İlk belirtiler hayvanın temas sırasında çok korkması dişlerini gıcırdatması ve saldırgan davranışlar göstermesi. Hastalığın ileri safhasında sığırlar burunlarını ve böğürlerini anormal bir biçimde yalar kulak hareketleri hızlanır baş ve kulakların duruşu anormalleşir. Hayvanlar çok fazla titrer ve bacaklarını kontrol edemezler. Çok kaşındıkları için genellikle kafa derileri yaralanmıştır. Sığırlar hastalığın son safhasına doğru düşer ve felç olur. Hastalığın başladığı tarihten 2-3 ay sonra da ölürler. BSE İNSANA NASIL BULAŞIR? BSE hastalığının insanlara da bulaştığı biliniyor. BSE’nin insanlarda görülen biçimi klasik Creutzfeldt-Jakob hastalığına çok benziyor. Creutzfeldt-Jakob hastalığı ilk kez 1920’li yıllarda iki Alman Nörolog tarafından tarif edilmişti. Bu hastalık insanlarda normalde 60 yaşından sonra görülüyor. Klasik Creutzfeldt-Jakob hastalığının nedenleri hala bilinmiyor. Son zamanlarda genç insanlar da Creutzfeldt-Jakob hastalığının belirtilerine çok benzeyen bir hastalık nedeniyle hayatını kaybedince bilim adamları BSE’nin insanlara da bulaştigi sonucuna vardilar. CREUTZFELDT-JAKOB HASTALIGININ BELIRTILERI Hastaligin ilk belirtileri yorgunluk uyku bozuklugu ve iştahsizlik. Hastalar dizlerinde agri hisseder ve hareketlerini kontrol etmekte zorlanirlar. Ardindan hafiza kaybi başlar. Hastaligin son safhasinda istem dişi kas hareketleri hastayi yataga düşürür ve hasta yataginda ölümü bekler. Creutzfeldt-Jakob hastaliginin tam teşhisi ancak otopsiyle yapiliyor. Otopside hastanin beyninin süngerimsi bir biçim aldigi görülür. HASTALIGA YAKALANMAMAK IÇIN NELER YAPMALI? BSE hastaligina en fazla Ingiltere’de yetiştirilen sigirlarda ve orada üretilen yemlerde rastlandigi için Ingiltere’den ithal edilen koyun ve dana eti alınmamalıdır. Bilim adamları hastalıklı sığırlardan yapılan süt ürünlerinde ve et suyu tabletleri gibi ürünlerde çok az sayıda virüs bulunduğu için hastalığın bu ürünlerden bulaşmasının mümkün olmadığı görüşünde. Beyin dalak ve omurilik içeren ürünler ise çok tehlikeli. Sığır dokuları içeren kozmetik ürünlerinin de tehlikeli olmadığını belirten bilim adamları her ihtimale karşı bitkisel maddelerden yapılan ürünlerin tercih edilmesini öneriyor. BSE VEYA CREUTZFELDT-JAKOB HASTALIĞININ TEDAVİSİ İlaç tedavisi şu an mevcut değil. BSE HASTALIK ZİNCİRİ NASIL KIRILIR? Scarpie hastalığı nedeniyle ölmüş koyunların hayvan yemi olarak kullanılmaması gerekiyor. Hastalanan sığırlar hemen kesilmeli ve yakılmalıdır. ---------- Post added 19.02.17 at 22:42 ---------- DEMIR EKSIKLIGI ANEMISI Demir eksikliği anemisi kendi başına bir hastalık değildir her zaman başka bir hastalığın bir semptomudur. Nedenleri arasında Uzun süreli kanamalar; gebelik emzirme ve gelişme çağı gibi demir gereksiniminin arttığı durumlar; yiyecek emilim bozukluğu şpru hastalığı gibi demir emilim bozuklukları; besinlerle yeter miktarda demir alınamaması sayılabilir. Özellikle üreme çağındaki bayanlarda çok sık rastlanan bir durumdur. Belirtiler Solukluk çarpıntı nefes darlığı yorgunluk halsizlik gibi genel anemi belirtileri yanında dudak köşelerinde çatlaklar tırnakların kırılması saçların kırılıp dökülmesi dil yanmaları yutma güçlüğü (Plummer-Vinson sendromu) iştahsızlık kabızlık gibi semptomlar da bulunur. Laboratuar Hipokrom anemi bulguları olarak Ortalama Eritrosit Hacmi 81 den az Otralama Eritrosit Hemoglobin 27 den düşük bulunur; eritrosit morfolojisinde mikrositoz poikilositoz anülositoz anizositoz saptanır. Serum demir düzeyi normalden düşük bulunur. Serum ferritin düzeyinin veya kemik iliğinde sideroblastların azalmış bulunması tanıyı kesinleştirici kriterlerdir; kemik iliğinde demir deposunun yokluğunu ifade ederler. Kemik iliği tetkikinde eritrosit yapım hızının arttığı saptanır. Serum ferritin düzeyinin azalmış bulunduğu vakalarda kemik iliği incelemesine gerek kalmaz. Tedavi Demir eksikliğini yaratan sebebin araştırılması: Demir eksikliği anemisi tanısı konduktan sonra demir eksikliği oluşturan sebebe yönelik inceleme yapılmalıdır. Mesela mide tümörü veya diyafragma fıtığı gibi uzun süreli kanama yapan bir neden ortaya çıkarılabildiği takdirde bunun cerrahi yoldan tedavisine çalışılır aksi halde demir tedavisi yarar sağlamaz. Kan verilmesi: Ağır demir eksikliği anemilerinde tedaviye kan transfüzyonları ile başlanılmasının akut yararı vardır kemik iliği uyarılmış olur. Demir tedavisi: Uzun süreli demir eksikliği anemilerinde demir tedavisine ağızdan demir ilaçalrıyla başlanmalıdır. Saf demir ilaçları tercih edilmelidir. Demirli ilaçlar aç karnına veya yemekler arasında alınırsa daha iyi emilir fakat hastaların çoğu mide yakınmaları nedeniyle tok karnına almayı tercih ederler. Ağız yoluyla aşırı dozda demir alınmasının sakıncası yoktur zira ince barsaklardan demir emilimi vücudun gereksinimi oranında olur ve hemosideroz (fazla demir depolanması) tehlikesi ortaya çıkmaz. Ağızdan günlük demir elementi dozu 100-200 mg dır. Preparatları kullanırken her birinin içerdiği demir miktarı göz önünde tutularak dozlama yapılmalıdır. Vitamin C mineral ve diğer vitaminlerle takviye edilmiş demir preparatlarının saf demir preparatlarına bir üstünlüğü yoktur. Demir tedavisine başlamadan önce retikülosit sayımı yapılmalı ve hastanın tedaviye cevabı 7 gün sonraki retikülosit sayımı ile kontrol edilmelidir. Retikülosit krizi denen retikülosit artışı (% 20 nin üzerine çıkması) demir tedavisine cevap alındığını ifade eder. Aksi halde demir eksikliği dışında bir başka anemi ihtimali araştırılmalıdır (aplastik anemi?). Demir tedavisine retikülosit kriziyle cevap alındıktan sonra ağızdan demir verilmeye 3 ay kadar ayni dozda devam edilerek vücudun demir depoları doldurulmalıdır. Hemoglobin miktarı 10 gün sonra artmağa başlar ve yeterli hemoglobin artışı tedavinin 25 inci gününden sonra sağlanmış olur. Parenteral (iğne şeklinde) demir tedavisi uzun süreli demir eksikliği anemilerinde pek gerekmez. Ancak ince barsaklardan emilim bozukluğu olanlarda veya oral (ağızdan) demir tedavisine tahammül gösteremeyenlerde başvurulabilir. Kas içi ve damar içi zerkleri mümkündür. Damar içi zerklerinin teknik zararları ve yan etkileri fazla olduğu için pek tutulmamaktadır. Kliniklerde kas içi demir zerkleri tercih edilmektedir. Jectofer ampullerinin i.m. zerkleri ağrılıdır. Ferrum Hausmann ın i.m. zerkleri ise ağrısızdır. Ampulünde 100 mg elemanter demir bulunur. Parenteral demir dozajı: Hemoglobini % 1 g artırabilmek için ortalama 200 mg demir elementine gereksinim olduğu hesaplanmıştır. Kadınlarda bu miktar 50 mg kadar fazladır. Hemoglobin açığı (normal miktar - hastadaki HIb miktarı) 200 ile çarpılır. Bulunan rakama depo demiri olarak 1000 mg eklenir ve elde edilen gr kadar parenteral demir Ferrum Hausmann ampulündeki 100 mg a bölünür. Böylece kaç ampul Ferrum Hausmann kullanılacağı hesaplanmış olur. Bu şekilde bulunan sınırın aşılması doğru olmaz zira i.m. yoldan verilen demirin hepsi dolaşıma ulaşacağı için hemosideroz (karaciğer yetmezliği diyabet) tehlikesi doğar. Genellikle parenteral demir tedavisi için 20-30 ampul yeterli olmaktadır. Demir tedavisinin yan etkileri: Oral kullanımda bulantı kusma mide ağrısı ishal görülebilir. Kas içi kullanımda ise zerk yerinde ağrı iltihaplanma hafif solunum güçlüğü ve göğüs ağrısı olabilir. Damar içi zerklerde ise şok aşırı kusmalar terleme sırt ve göğüs ağrıları olabilmektedir. ---------- Post added 19.02.17 at 22:42 ---------- DEPRESYON Herkes zaman zaman bir çökkünlük hissedebilir. Ancak haftalarca süren hüzün umutsuzluk ya da günlük etkinliklere karşı ilgisizlik daha ciddi bir soruna işaret edebilir. Depresyon özellikle bir kayıp ya da hayal kırıklığı yaşandıktan sonra ortaya çıktığında normal bir durum olarak kabul edilebilir. Depresyon enfeksiyon gibi başka bir hastalığın semptomu olarak da görülebilmektedir. Ancak 2 haftadan uzun sürmesi ve başka belirtilerin de eşlik etmesi durumunda önemli bir sıkıntı ve işlevsel yetersizlik nedeni olan depresif hastalık olasılığı akla gelmelidir. Depresif hastalık insanların %10-%15 inde yaşamlarının bir döneminde görülebilmektedir. Yaşlılarda (70 yaşın üzerinde) depresyon semptomlarının fiziksel kapasiteyi daha fazla azalttığı saptanmıştır. Dört yıllık bir süre içinde depresif belirtiler yürüme hızı ve ayakta dururken birkaç pozisyonda ya da sandalyeden kalkarken dengenin korunması gibi fiziksel performansla ilgili işlevlerde %55 azalmaya yol açtı. Fiziksel performanstaki bu azalma ağır depresyonu olan daha yaşlı erişkinlerde en belirgin düzeydeydi; ancak depresyonu aynı ölçüde ağır olmayan yaşlılarda da depresyonun benzer etkileri olduğu görüldü. Bu hastalığa ait en az 5 tipik belirtinin en az 2 hafta devam etmesi durumunda majör depresyon tanısı konulur. Ancak bu belirtilerin sadece birkaçının bulunması bile sıkıntıya ve işlev yetersizliğine yol açabilmektedir. Sürekli olarak depresyon belirtileri bulunan herkesin bir hekim tarafından muayene edilmesi gerekir. Neyse ki depresyonda etkili olan birkaç tedavi şekli bulunmaktadır. Depresyon Semptomları: - Sürekli olarak hüzünlü kaygılı ya da "boşluk" hissi ile nitelenen duygu durumu. - Cinsel ilişki de dahil olmak üzere çeşitli etkinliklerden zevk almama ya da bunlara ilgi duymama. - Huzursuzluk çabuk irkilme ve aşırı ağlama - Suçluluk değersizlik çaresizlik umutsuzluk ve kötümserlik duyguları - Çok az ya da aşırı uyuma - İştah ve/ya da kilo kaybı ya da aşırı yeme ve kilo alma - Enerji azalması yorgunluk "yavaşlama" hissi - Dikkatini toplama hatırlama ya da karar vermede zorluk - İntihar düşünceleri ya da girişimler. Tedavi Seçenekleri: - Psikoterapi : Terapistle görüşmelerin yapıldığı birkaç tedavi yönteminin etkili olduğu görülmüştür. Bu tedaviler ilaç uygulamasıyla birlikte yürütülebilmektedir. - İlaç Tedavisi : Antidepresan ilaçlar genellikle hastaların üçte ikisinden çoğunda etkili olmaktadır. Günümüzde hekimler birkaç tip antidepresan arasında seçim yapabilmektedir. - Elektrokonvülsif Tedavi (EKT) : Özellikle diğer tedavilere yanıt vermeyen daha ağır depresyonu olan hastalara uygulanır. ---------- Post added 19.02.17 at 22:43 ---------- DEPRESYON TEDAVISINDE TERAPI Depresyon tedavisinde terapinin ilaçlar kadar etkili olabildiği açıklandı. Amerikan Psikiyatri Kuruluşu genel kurulunda terapi maliyetinin kısa dönemde ilaç tedavisi maliyetiyle aynı olduğu ancak uzun dönemde daha ekonomik olabileceği belirtildi. Nashville Vanderbilt Üniversitesi uzmanlarından Dr. De Rubeis ve Steven Hollon depresyon hastası 240 denek üzerinde ilaç ve terapinin etkisini gözlediler. Hastaların bir kısmına 16 hafta bilmeye ve kavramaya yönelik terapi uygulayan araştırmacılar diğerlerine 16 hafta depresyona karşı ilaç verdiler ve hastalar zaman zaman psikiyatristle görüştürüldü. Bir diğer gruba ise sadece placebo verildi ve hastalar psikiyatrist ile görüştürüldü. Bilmeye ve kavramaya yönelik kognitif terapi hastayla psikiyatristin karşılıklı konuşması ve doktorun hastanın kendisi ile ilgili negatif yapısını çözmeye çalışması olarak biliniyor. %57 ORANINDA OLUMLU ETKİ GÖSTERDİ 16 hafta süren araştırma sonunda bilmeye ve kavramaya yönelik terapi ile ilaç tedavisinin hastalarda yüzde 57 oranında olumlu etki gösterdiği saptandı. Depresyon hastalarında ilaç tedavisinin erken dönemde psikolojik terapiden daha hızlı etki gösterdiğini belirten uzmanlar 4 aylık denemelerden sonra psikolojik terapinin ilaç tedavisi kadar etkili olduğunu belirlediklerini kaydettiler. Araştırmanın sonunda bilmeye ve kavramaya yönelik terapi uygulanan hastaların yüzde 75’inde hastalığın tekrarlanmadığı gözlenirken bu oran ilaç tedavisi uygulanan hastalarda yüzde 60 olarak belirlendi. Placebo ve psikiyatristle görüşme uygulaması yapılan hastalarda ise hastalığın tekrarlanmama oranı yüzde 19 olarak kaydedildi. Araştırmacılar bilmeye ve kavramaya yönelik terapinin ilaç tedavisinden daha uzun etki gösterdiğini savunuyor. UZUN DÖNEMDE DAHA EKONOMİK 16 haftalık ilaç tedavisinin 2590 dolara malolduğu bilmeye ve kavramaya yönelik terapinin maliyetinin ise 2250 dolar olduğu bildirildi. Uzun dönemde kognitif terapinin daha ucuza mal olduğu kaydedilirken ilaç tedavisinde hastaların sürekli ilaç kullanmak zorunda kalacakları ve bu durumun tedavi masraflarını yükseltebileceği düşünülüyor. Konu ile ilgili yorum yapan bazı uzmanlar ise ilaç tedavisinin beyindeki kimyasal maddelerin oranını azaltmaya yönelik uygulandığını bazı ilaçların beyinde serotonin salgılanması üzerinde etkili olarak karamsarlığı önleyebildiğini kaydediyor. Depresyon ilaçları pazarının çok geniş olduğuna dikkat çeken uzmanlar da ilaç firmalarının depresyon ilaçlarından yılda milyarlarca dolar kazandıklarını belirtiyor. ABD’de 20 milyon kişinin depresyonda olduğu depresyonun insanları intihara sürükleyebildiği belirtildi. |
DEPRESYONUNUZUN SEBEBI KENDINIZ OLMAYIN
Depresyon vak alarının büyük ekseriyetinde sebep üç temele dayanıyor: 1. Beyaz güneş ışığı eksikliği 2. Şeker ağırlıklı beslenme 3. Tatmin edici bir beraberlikten uzak kalma Eskiden birçok insan günlerinin önemli bir kısmını açık havada gün ışığında çalışarak geçirirdi. Köylüler ve işçiler çiftliklerde inşaatlarda yol yapımlarında çalışırlardı. Tezgâhtarlar memurlar iş adamları da uzun uzun yürür ya da ata binerlerdi. Kısacası hergün muazzam bir egzersiz içerisindeydiler. Yalnızca zenginler eve kapanırdı. Zengin ev hanımları depresyon ve sıkıntı içerisinde ömürlerini tüketirken köylü hanımlar dinç sağlıklı ve üretken konumda idiler. Zenginlerin bu durumunu bakın şu olay nasıl anlatıyor: Zengin bir ailenin şoförü bu ailenin çocuğunu hergün lüks arabaya taşır nereye götürecekse götürür sonra kucağına alıp eve taşırmış. Bu adamın birinin dikkatini çekmiş. "Hanımefendi! Çocuğunuz yürüyemiyor mu?" diye sormuş. Kadın "Elbette yürüyebiliyor ama çok şükür öyle bir zorunluluğu yok" diye cevap vermiş. Rafine şeker kullanımına gelince: Köylüler asırlardır dünyanın dört bir yanında pancardan kuru üzümden tatlı meyvelerden doğal şeker elde ediyor damak tadına uyan değişik tür tatlandırıcılardan faydalanıyorlardı. Rafine şeker zenginlerin seçimiydi. Bugün tıp dünyası şeker ağırlıklı beslenmenin gut böbrek hastalıkları şeker hastalığı ve hipoglisemin (kan şekerinin düşmesiyle oluşan karbonhidrat metabolizması bozukluğu) gibi hastalıkların önemli bir sebebi olduğunu bildiriyor. Zenginler eskiden eti öğün için temel besin olarak görüyorlardı. Ete parası yetmeyen ve zenginlerin topraklarında avlanmaları yasak olan köylüler ise balık sebze ve meyvelerle besleniyorlardı. Sonuçta sağlığı korumak için çok yönlü beslenmenin uzağına düşen zenginler tek boyutlu beslenme tarzıyla guatr başta olmak üzere çeşitli metabolizma hastalıklarına kolayca yenik düştüler. Üçüncü depresyon kaynağı son yıllarda ortaya çıktı. Artık toplumun her kesimindeki insanlar toplumdan ve sosyal ilişkilerinden kopar hale geliyorlar. Kalabalıklar arasında bir tür yalnızlık yaşıyorlar. Yaşlılar arasında yapılan incelemelerde emekli olduktan sonra pasif bir hayatın içine düşenlerin işten ayrılmalarının üçüncü senesine ulaşmadan hayata veda ettikleri kaydediliyor. İşlerinden nefret etseler emekliliklerini iple çekseler ve pasif hayatı özleseler de aslında çalışma hayatı onların vazgeçemeyecekleri birşey. Problem ortada. Peki çözüm ne? Yaşam tarzımızı değiştirmek. Cep telefonu çalınca açan kişinin tansiyonunun bir derece yükselmesi iş hayatının baskıları bizi ilâç kullanmaya yöneltiyor. Kullandığımız bu ilâçlar ise kimyasal madde özelliği taşıyor. Kendimizi mi kandırıyoruz? Kitleler halinde dünyanın parasını vererek sağlık kulüplerinde oksijenden mahrum "adale sporu" yapıyoruz gün ışığında koşmak dururken. Binaları yüksek yaparken havalanmayı ihmal ediyor "air condition" kullanıyor ve mikrop polen ve allerjen maddeleri solumaya başlıyoruz. Kimyasal işlem gören yiyeceklere bayılıyoruz. Mahalle pazarı yerine ithal besinlere yöneliyoruz. İçme suyumuz başlı başına bir mesele. Her zaman pişirmeye kızartmaya doğal yiyeceklerin doğallığını bozmaya çalışıyoruz. Canımız sıkılınca doktorumuz bize bir mutluluk hapı yazıyor. Bu bir müddet kendimizi iyi hissettiriyor ama içme suyumuzu oturma şeklimizi uykumuzu siyah ekmeğimizi iş ortamımızı güneşimizi nereye kadar ihmal edeceğiz? Depresyonumuzun sebebi kendimiz olmamalı. ---------- Post added 19.02.17 at 22:43 ---------- DIABETES INSIPIDUS (SEKERSIZ DIYABET) İsim ve belirtilerdeki benzerliğe rağmen bu rahatsızlık şeker hastalığı ile karıştırılmamalıdır. İnsülin (hücrelere enerji temin etmek için vücudun glikozu kullanmasını ve korumasını temin eden hormon) yetersizliği nedeniyle ortaya çıkan şeker hastalığının (diabetes melitus) aksine şekersiz diyabet (diabetes insipidus) antidiüretik hormon (ADH) yetersizliği nedeniyle ortaya çıkar. Bu hormon hipofiz bezinin arka lobu tarafından salgılanır.Eğer antidiüretik hormon yetersizliği varsa vücutta su dengesini kontrol olayı kaybolur. Uygun sıvı seviyesini korumak için gerekli olan suyu yeniden emmenin yerine böbrekler suyu dışarı atar. Belirtiler - Aşırı susama - idrar miktarının artışı - Su kaybı fiziki çöküntü ve düşük tansiyon koma halini ortaya çıkarabilir. Şekersiz diyabet hastalığı olanların yaklaşık yarısında rahatsızlığın nedeni bilinmez. Ancak belirtilerin ortaya çıkmasından birkaç yıl sonra bir hipofiz tümörü açıkça görülebilir. Kafada herhangi bir yaralanma veya hipofiz tümörleri için herhangi bir yaralanma veya hipofiz tümörleri için herhangi bir ameliyat nedeni ile hipofiz bezlerinde ortaya çıkan zararlar tanımlanabilen nedenler arasındadır. Teşhis En önemli bulgu idrar artışıdır. 24 saatte 5 ila 20 litre idrar çıkarılabilir. Gece ve gündüz her yarım saatte bir idrara çıkılır. İdrardaki bu artış aşırı su kaybına yol açar sonuçta deri kuruluğu ve aşırı susama hissi ortaya çıkar. Eğer doktorunuz şekersiz diyabetten kuşkulanıyorsa susuzluk testi yapacaktır. Bu testte şahıs birkaç saat susuz bırakılır. Bu süre içersinde çıkardığı idrar ölçülür. Bu testte antidiüretik hormonu normal düzeyde olan birinde idrar miktarı azalırken şekersiz diyabeti olan-da ise idrar miktarı azalmaz. Doktorunuz ayrıca su ve tuz dengesini saptamak için kan testleri yapacaktır. Şekersiz diyabet hormon takviyesi ile etkili bir şekilde tedavi edilebilir. Belirlenen nedenin (bir tümör veya hastalık) sorunları ortaya çıkardığı durumlar dışında şekersiz diyabet hastalığı olan bir kişinin normal bir yaşam sürmesi beklenir. Tıbbi Tedavi Bir burun spreyi şeklinde veya sentetik bir hormonun enjekte edilmesi ile antidiüretik hormon verilecektir. Bu hormon tedavisi genellikle yaşam boyunca sürer. Ancak bilinen nedenin baştaki bir yaralanma veya herhangi bir ameliyat olduğu durumlarda bir kaç ay ile bir yıl arasında değişen bir süre içerisinde bez normal fonksiyonunu yeniden kazanır hale gelebilir. Bu durumda ilaç tedavisi kesilmelidir. Thiazid grubundan diüretik bir ilaç da önerilebilir. Diüretiklerin aslında idrar miktarını artırmak için kullanıldığı gerçeğinin yanı sıra thiazidler bazı kişilerde şekersiz diyabetin tedavisinde etkilidir. Cerrahi Tedavi Neden hipofız bezindeki bir tümör ise ameliyat veya radyasyon terapisi uygun olabilir. Beslenme Bazı durumlarda sodyumun kısıtlanmasına yardımcı olduğundan yemeklerde tuz miktarının sınırlandırılması tavsiye edilebilir. |
DIFTERI (KUS PALAZI)
Difterinin nedeni olan Corynebacterium diphtheriae bakterisi oldukça tehlikeli bir zehir salgılar. Bakterinin salgıladığı bu zehir kalpte ve sinir sisteminde oldukça ciddi bozukluklara yol açar. Mikrobun kaynağı hastalar ve bakteriyi taşıyan kişilerdir. Genellikle damlacık yoluyla bulaşır. Çok ender vakalarda doğrudan temasla geçer. Vücudun hemen kabul ettiği bir hastalık değildir. Bebeklerde çok ender olarak rastlanır. Çocuklarda 2-6 yaş arası çok sık görülür. Yaş ilerledikçe hastalığa yakalanma olasılığı giderek zayıflar. Oluştuğu yerlere göre difterinin aşağıdaki çeşitleri vardır: Burun difterisi Difterinin bebeklerde en çok görülen şeklidir. Bazen çok az ateş yapar. Solunum güçleşir. En belirgin işareti burun akıntısının iltihaplı ve kanlı olmasıdır. Burun difterisi çoğu zaman fark edilmez ve ağır hastalık olması nedeniyle tehlikelidir. Ağız ve boğaz difterisi En sık görülen difteri şeklidir (yüzde 50). Boğaz ağrısı ve yutkunma güçlüğü ile başlar. Bademciklerin üstü ve küçükdil boğazın arka duvarına (ağır seyreden vakalarda ağız dokusuna) kadar uzanan beyazımsı gri renkli lekelerle kaplanır. Lekeler tahta bir spatula ile kazındığında kanama olmaz. Boyun lenf bezlerinde şişme görülür. Gırtlak difterisi Kimi zaman kendiliğinden kimi zaman da boğaz difterisinden yayılarak oluşur. Çocuklarda 1-4 yaş arası çok sık görülür. Yavaş yavaş sıcak basması kuru ve boğucu öksürük ve solunum güçlüğü ile başlar. Bu belirtiler birkaç gün içinde şiddetlenir. Belirtilerin nedeni gırtlak zarındaki şişliklerin difteri pasına dönüşmesidir. Eğer gerekli müdahale yapılmazsa solunum yollarında hayati tehlike oluşturabilen sıkışmalar olabilir. Solunum güçlüğü giderek artar ve soluk alınırken ıslığa benzer bir ses duyulur. Boğaz kasları gerilir. Göğüs kafesi ve karın boşluğu zorlanır. Çocuklarda morarma olur. Yüz soluk nabız zayıf kalp atışları hızlıdır. Boğulma krizleri ölümle sonuçlanabilir. Göz difterisi Gözün bağdokusu üzerinde oluşur. Göz şişer ve beyazımsı gri renkli bir tabakayla kaplanır. Bazı durumlarda göz açılamayacak kadar şişer gözden kanla karışık iltihap akar. Saydam tabakanın zedelenmesi sonuçta kör olma olasılığı vardır. Deri ve yara difterisi: Oldukça tehlikelidir ve belirli bir yara tabakası oluşturarak kendini belli eder. Göbek difterisi : Yara difterisinin göbekte görülen şeklidir. Ortakulak difterisi : Çok ender olarak görülür. Kuluçka devresi: 1-7 gün. Belirtileri Hastalık ateşle başlar. Baş ağrısı kusma çocuklarda karın ağrısı olur. Belirtileri bakterilerin yerleştiği bölgeye göre değişiklik gösterir. Seyri Çok hafif geçen durumlarda hasta olan kişiyi fazla sarsmaz ve ateş aşırı derecede yükselmez (385 dereceye kadar). Çok belirgin olmayan yutkunma güçlüğü görülür. Kimi zaman difterinin belirgin özelliği olan iltihaplı tabaka bile olmaz. Bu takdirde hastalığın hızla yayılma olasılığı vardır çünkü hastalık teşhis edilemediği için hastanın ayrılması söz konusu olmamıştır. Hastalık sürekli ilerleme gösteriyorsa boğaz burun ya da gırtlak difterisi vb. gibi difteriler ortaya çıkabilir. Hastalık seyrinin çok ağır geçtiği durumlarda kuvvetli zehir etkileri görülür. Çok yüksek ateş nabız düzensizliği huzursuzluk sürekli kusma burun ve deride ufak tefek kanamalar boğazda şişme gibi ağır yan etkiler ortaya çıkar. Difteri bakterilerinin salgıladığı zehir kana geçerse kalp kan dolaşımı ve sinir sistemlerinde bozukluklar baş gösterir. Sonunda kan zehirlenmesinden kaçınılamaz. Hastalığın seyri sırasında en belirgin işaretler şunlardır: Aşırı solukluk kusma nabız atışlarının düzensizliği soğukluk duygusu ısı ve tansiyon düşmesi 2. ya da 3. hafta içinde kalp kaslarındaki iltihaplanma sonucu ani ölüm. İyileşme sırasında bile kalp kaslarının iltihabı sonucu ölüm görülebilir. Diğer bulaşıcı hastalıklara oranla kalp daha çok etkilenir. 2. ve 4. haftalar arasında görülen felçler sinir sisteminin de hastalıktan ötürü etkilendiğine işarettir. Hastalık nedeniyle oluşan felçler hastayı ve ailesini korkutursa da hastalık teşhisinde yardımcıdır ve çoğu kez birkaç ay sonra felç durumu ortadan kalkar. Tedavi En iyi ilaç l894te bulunan difteri serumudur. Difteri serumu kanda serbestçe dolaşan zehirli maddeleri yakalar ama kalp kasları . ya da sinir sistemine yerleşmiş olan zehirli maddelere ulaşamaz ve hastalığa neden olan bakterileri öldüremez. Bu nedenle difteri .serumu mümkün olduğu kadar erken verilmelidir. Serumla birlikte penisilin de verilmelidir. Penisilin yalnızca difteri bakterilerini yok eder zehirleri etkileyemez. Kan dolaşımının sürekli kontrol altında tutulması çok önemlidir. Kalp üzerindeki yan etkisi dikkate alınarak hastanın 8-14 gün süreyle yatakta tutulması gerekir. Difterinin her çeşidinde ve kalpteki yan etkilerinde hastanın mutlaka bir hastane tedavisi altına alınması zorunludur. Korunma Burun ve gırtlak salgılarının .bakteriyolojik laboratuvar araştırmasında sonuç negatif alındığında hastalık bulaşıcı niteliğini kaybetmiş demektir. Çocuklara difteri aşısı yapılmalıdır. Hastalığın bulaşmasını önlemek amacıyla hastanın mutlaka ayrılması gerekir. Beklenir bir difteri olasılığına karşı çocuklara serum verilebilir. Difteri aşısı dört haftalık aralarla yapılır. İlk aşı bir yaşına kadar yapılmalı 2 ve 6 yaşlarında tekrarlanmalıdır. Difteri aşısı tetanos aşısı ile birlikte de yapılabilir. Hastanın evde tedavi edilmesi halinde hastaya bakan kişinin hastanın yanına girerken bir maske takması ve oksijen peroksitli suyla gargara yapması gerekli önlemler arasında sayılabilir. Difteride penisilin eritrosin ve streptomisin kullanılır. Ağır vakalarda kortikosteroidler kullanılabilir. ---------- Post added 19.02.17 at 22:44 ---------- DIS KULAK ILTIHABI (EXTERNAL OTIT) Yüzücü Kulağı diye de bilinir. Yüzücü kulağı (External otitis) dış kulak kanalının ısrarlı biçimde tahriş olması ve iltihaplanması halidir. Ayrıca bir enfeksiyon da bulunabilir. Kanalda cildin kat kat soyulması (egzama) gelişebilir. Egzamayı kaşırken cilt çatlar ve kulak kanalını bakteri ve mantar istila eder. Kirli suda yüzmek bu hastalığı kapmanın yollarından biridir. Kulak salgısı kanaldan temizlenmeye kalkışıldığında cilt tahriş olur kaşınır veya yırtılır. Bu da o kişinin en gözde "aletiyle" (toka vs.) kulağını daha fazla karıştırmasına sebep olur. Bir risk daha da vardır. 0 da kulak zarını delme olasılığıdır. Saç spreyleri ve saç boyaları da kulak kanalını tahriş edebilir. Dış otit yüzücü kulağı bazen mantardan kaynaklanır. Aspergillus niger en sık görülen mantardır. Belirtileri urukkulosisle aynıdır. furunkulosis tekrar tekrar çıbanlar çıkması halidir ve kulak kanalındaki bir tüy kesesinin mikrop kapmasıyla başlar. Bu rahatsızlık sık sık tekrar eder Dış otit (yüzücü kulağı) genç yetişkinlerde görülür. Belirtileri - Dış kulak kanalının kaşınması - Kulak ağrısı - Kulakta sarı veya yeşil sarı kötü kokulu cerahat oluşması - Başın hareketiyle kulakta ağrı duyulması - Duyma kaybı. Teşhis Eğer kulağınızda kaşınmakulağınızın içinde pullanma ya da kulak kanalınızda ağrı varsa bunlar dış kulak yolu iltihabının göstergesi olabilir. Çoğu kez kulaktan dışarı doğru sarımsı ya da sarımsı yeşil bir akıntı olur ve bazen bu akıntıdan sonra ağrı hafifler. Eğer iltihap ya da dokudaki şişme kulak kanalını tıkarsa duyma-da bir azalma olabilir. Doktorlar otoskop denen bir aletle kulak kanalına bakarak dış kulak yolu iltihabı tanısını koyarlar. Eğer iltihap varsa örnek alınarak laboratuvara gönderilebilir. Çoğu dış kulak yolu enfeksiyonu rahatsızlık duygusu yaratsa da uygun tedavi edildiklerinde genellikle tehlikeli değildirler. Bu enfeksiyonözellikle şeker hastalarında tedavi edilmezse çevre kemiklere ve kıkırdaklara yayılarak hasar verebilir. Tedavi Eğer yüzücü kulağı rahatsızlığınız olduğundan şüphelenirseniz doktora gitmeden önce sancıyı geçirecek bazı şeyler yapabilirsiniz. Kulağınızın üzerine ılık (sıcak değil) bir ufak yastık koymak faydalı olur. Aspirin veya başka bir ağrı kesici de sancıyı azaltır. Teşhisten sonra doktorunuzun kulak kanalını bir emme aletiyle veya pamuklu çubukla temizlemesi beklenir. Bu tahrişin ve sancının geçmesini sağlayabilir. Doktor daha sonra çeşitli tedavi metodlarından birini önerebilir. Ekseriyetle kortikosteroidli (kaşıntıyı durdurmak ve iltihabı azaltmak için) bir kulak damlası ve bir antibiyotik (enfeksiyon kontrol etmek için) verilir. Bazen ağızdan alınan haplar da kullanılabilir. Şiddetli ağrı olduğundan ağrı kesici tavsiye edilir. İyileşme sırasında kulağa su kaçmamasına dikkat edilmelidir. 3 veya 4 gün sonra eğer gözle görülür bir iyileşme olmazsa doktorunuz ağızdan alınmak üzere antibiyotik verebilir. Enfeksiyona neden olan organizma laboratuvar testleriyle belirlenmişse özellikle onu etkileyecek antibiyotik seçilir. Dış kulak iltihabı (yüzücü kulağı) mantardan kaynaklanıyorsa sülfanilamid tozu serpilerek urunkolisisden kaynaklanıyorsa ağızdan alınan veya kulak damlası şeklinde verilen antibiyotikle tedavi edilir. Özellikle neden mantar olduğunda bu durum birçok defa tekrar edebilir. Önlenmesi Dış otit ekseriyetle önlenebilir. Pis suda yüzmeyin. Banyodan ve yüzmeden sonra kulaklarınızı kurutun. Kulak kanalının rutubetli olması enfeksiyon kapmasını kolaylaştırır. Saçınızı boyarken veya saç spreyi kullanırken kulak deliklerinizi kuzu yününden ufak toplarla kulağınızı kapayın. Bunlar suyu geçirmez. ---------- Post added 19.02.17 at 22:44 ---------- DISKI TUTAMAMA Abdest tutamama hali bağırsak hareketlerini kontrol edebilme yeteneğinin kaybolmasıdır. Bu bozukluk yetişkin bir kimsede görülürse problem bu durumu yaratan şartlardan kaynaklanır. Çocuklarda görülen benzer durum için (Encopresis) kontrol edememe halini doğurabilecek sebebi tespit edebilmek ıçın doktorunuz size sorular soracaktır. Sorular hapşırmakla öksürmekle ilgili olabilir ayrıca bu hal geceleri mi oluyor ve başka ilgili belirtiler var mı? Doktor bunları da öğrenmek isteyebilir. Ancak sfinkterinizi (kas) muayene ederek bu bölgedeki adalelerin sağlam olup olmadığını belirleyecektir. Doktorunuz ayrıca özel incelemeler de isteyebilir. Elektromiografi veya rektal ve anal bölgedeki çeşitli baskıları belirlemek için özel aletlerin kullanılması bu incelemeler içine girer. Dışkıyı tutamamak rektumdaki anüsdeki veya preanal bölgedeki apsenin veya iltihabın arkasından ortaya çıkabilir. Bu bölgede yapılan bir ameliyatın neticesi olabilir. Doğum sırasında olabilecek bir yara olaya yol açabilir. Özellikle eğer anal sfinkter iyiyse bu hal sinir sistemindeki bir rahatsızlıktan bilhassa omuriliği etkileyen bir bozukluktan sonra meydana gelebilir. Abdest tutamamak genelde yaşlılarda görülür. İleri yaşlarda küçük ve büyük abdest kontrol eden kaslar ve bağlar zayıftır ve fiziki rahatsızlardan daha çabuk etkilenirler. Tutma kabiliyetinin kaybı yaşlılığın şartı değildir. Ayrıca yaşlılarda dışkıların birikip sıkışması da daha sık görülür. Genelde kabız kimselerde olur. Fakat sıkışan dışkı bağırsağı tamamen tıkamaz ve dışkının sıvı halindeki bölümü geçer ve kontrol edememe halini doğurur. Yetişkinler arasında özellikle eğer anal sfinkter iyi durumdaysa bu problemi halletmek için bağırsakları terbiye etme programına başlanabilir. Bazen hacim genişletici (kronik kabız) de buna dahildir. Doktorunuz tuvalete çıkmak için her gün belli bir süre tuvalette oturmanızı tavsiye edebilir. Bu günün kalan zamanında kontrolü sağlamanızı temin edebilir. Su içmeniz ve taze meyve sebze yemeniz de tavsiye edilecektir. Bu bazen daha normal dışkı yapmanızı ve daha seyrek dışarı çıkmanızı sağlar. Bazı zaman özellikle eğer sfinkter zedelenmiş ise doktorunuz bir cerrahi müdahale tavsiye edebilir. ---------- Post added 19.02.17 at 22:45 ---------- DIYAFRAGMATIK FITIK Diyafragmatik fıtık diyaframda normal olmayan bir açıklığın karın bölgesi içeriğinin bir kısmının göğüs bölgesine doğru taşmasını mümkün kıldığı durumlarda meydana gelir. Çok ciddi vakalarda mide ve barsakların büyük bir kısmı kalp ve akciğerlerin yer değiştirmesine neden olur. Bu anormallik doğumdan kısa bir süre sonra bebeğin fıtık yüzünden solunum güçlüğü çekmesi ile teşhis edilir. Bu durum bebeğin yaşamını tehdit eden bir durumdur ve acilen ameliyat edilmesi gerekir. Bununla beraber; çoğunlukla fıtık aylar sonrasına kadar kendini belli etmeyebilir. Geç ortaya çıkan diyafragmatik fıtık semptomları arasında kusma ağır karın ağrıları beslenme sonrası rahatsızlık ve kabızlık sayılabilir. Kimi zaman herhangi bir belirti ortaya çıkmaz ve problem ancak rutin röntgen çekimleri esnasında keşfedilebilir. Eğer doktorunuz bebeğinizde diyaframatik fıtıktan kuşkulanıyor ise teşhisi desteklemek için röntgen çekimine gerek duyulabilir. Ameliyat gerekli bir tedavi şeklidir. Doğduktan sonraki ilk 3 gün esnasında diyafragmatik fıtık teşhisi konan ve hastalıktan ciddi şekilde etkilenmiş olan bebeklerde ölüm oranı %50 dir. Bununla beraber solunum güçlüğü şikayeti olmayan bebeklerin çoğu hayatta kalmayı başarabilir. ---------- Post added 19.02.17 at 22:45 ---------- DIZ YARALANMALARI Diz eklemi bacağınızın üstüne bastığınızda ortaya çıkan darbe etkisini azaltmak için yastık benzeri oluşumları kapsar. Bu oluşumlarda yırtılma veya zedelenme ortaya çıkarsa ağrılı diz hastalığı da denilen diz incinmeleri oluşur. Belirtiler - Dizde ağrı ve şişme - Dizin sağlam basamaması sendeleme duygusu - Bir patlama sesi bir sürtünme duygusu veya eklemin fiziki olarak kilitlenmesi - Diz belirli bir pozisyonda sertçe kilitlenirse veya bir travma olayı şiddetli bir ağrı meydana getirip de diz normal fonksiyonunu yapamaz olursa derhal tıbbi yardım sağlayınız. Diz eklemini yaralanmalara duyarlı hale getiren iki önemli faktör bulunmaktadır. İlki dizin konumu dizi beklenmedik darbelere maruz kalmasına ve sürekli kullanılan bir eklem olmasına neden olmaktadır. İkincisi dizin yapısının karmaşıklığıdır. Dizin hareket aralığı vücuttaki diğer eklemlere benzemez: Bükülme dışında daha karmaşık hareketleri de yapmamızı sağlar. Teşhis Bir diz yaralanmanız olduğu zaman çeşitli pozisyonlarda muayene edilmesi gerektiği için doktorunuz hareket ettirdiğinde ağrıyı azaltmak amacıyla uyuşturucu bir ilaç verebilir. Dizin dıştan muayenesinden sonra dizin içindeki yapıların ve oluşan hasarın görülmesi-ni sağlayan testler yapılabilir. Geleneksel yöntem diz röntgeninin çekilmesidir. Diğer yöntemler arasında artrografi (eklem boşluğuna boyalı bir madde verildikten sonra röntgen çekilmesi) ve manyetik rezonans (MRI; manyetik bir alana dokunun verdiği yanıtın bir bilgisayar tarafından yorumlandığı eklem yapısını gösteren yöntem) sayılabilir. Artroskopi (eklem boşluğunun küçük bir kesiden eklem içine sokulan fiberoptik bir boru aracılığıyla incelenmesi) de yapılabilir. Diz incinmelerinin şiddet derecesi farklılık gösterir bu mafsalın uğradığı hasarın tipine bağlıdır. Çoğu diz incinmelerinin sınıflandırıldığı birkaç ana grup vardır. Hepsi de mafsalda ağrı ve dengesizlik güçsüzlük meydana getirebilir. Menisküs Yırtıkları Menisküs dizde uyluk kemiğinin ucuyla kaval kemiği uçları arasında bulunan yarımay şeklinde bir kıkırdaktır. Belirli darbe ve bükme zedelenmeleri ve menisküsde yırtılmaya yol açar ve mafsalda ağrı yapar. Bazen zedelenme anında bir ses duyulur. Çoğu zaman bu zedelenme sizin bükülüp kalmanıza yol açacaktır. Bazı durumlarda ayağa kalkıp hatta aktiviteye devam edebilirsiniz fakat büyük ihtimalle dizdeki bir kıkırdak yırtılması derhal şişmeye ve sürekli ağrıya sebep olacaktır. Birkaç haftalık bir sürede iyileşse bile nüksedebilir. Serbest Cisimler Bazı diz zedelenmelerinde diz kapağının veya kıkırdağın (menisküs) parçaları yerlerinden kopar ve mafsal boşluğunda rasgele dolaşmaya başlar. Bunun yaptığı etki bir kapıya kalem sıkışmasına benzer. Küçük bir başıboş kıkırdak parçası bile diz mafsalına takılıp mafsalı "kilitleyebilir veya ağrı yapabilir. Tedavi Diz incinmesi için gereken tedavi her incinmeye göre farklıdır. Nispeten küçük diz zedelenmeleri için uygun tedavi yaklaşımı koruma dinlenme buz kompres ve yükseltme olarak özetlenebilir. incittiğiniz zaman dizinizi kullanmayı bırakın. Şişmeyi sınırlı tutmak için buz ve bandaj (sarma sıkıştırma kullanın. Ağrıyı ve şişmeyi azaltmaya yardımcı olmak için bacağınızı yükseğe kaldırın. Eğer ekleminiz ağır şekilde hasar görmüşse rekonstrüktif cerrahi gerekecektir belki kemikleri eğer yerinden çıkmış veya kırılmışsa yerine yerleştirmek için veya kopan veya yırtılan bağları tekrar yerine bağlamak için çoğu zaman ufak zedelenmeler için büyük bir yer açmadan küçük bir bölgede yapılan bir işlem olan artroskopi ile tamir edilebilir. Rehabilitasyon Ameliyattan sonra ilk iyileşme süresi içinde bir destek aracı aparey veya alçı uygulanabilir. Dizi hareket ettirmenize izin verildikten sonra hareket kapasitesini geri döndürmek ve mafsalın gücünü tekrar kazanması için size bir egzersiz program verilecektir. İyileşmenizi bir fizik tedavi teknisyeni veya rehabilitasyon uzmanı gözlemleyebilir. |
DOLAMA
Dolama tırnağın çevresindeki derinin yüzeysel bir enfeksiyonu olup en büyük sıklıkla stafilakoklar veya mantar tarafından meydana getirilir. Bu durum genellikle bir şeytan tırnağını ısırıp kopartma gibi bir yaralanmanın veya tırnak dibindeki deriyi bir işleme tabi tutmak veya deri itmek gibi hareketlerin sonucu olur. Tırnağa bitişik olan cildin üzerinde kırmızı şişkin bölge ile kendini gösterir. Bakteriyel dolama genellikle ani ve ıstıraplı bir enfeksiyondur. Yüzeysel cerahat dolu kabarıklar belirebilir. Tutulan bölgeyi bastırınca cerahat sızıntısı olabilir. Dolamanın bir başka çeşidine mantar enfeksiyonu sebep olur ve bu şeker hastalığı olan kişilerde ve ellerini uzun süre su içinde bulunduranlarda yaygındır. Mantar enfeksiyonları ağır ağır gelişir fakat inatçı olma eğilimi gösterir. Bazen hem bakteriler hem de mantar vardır böylece daha fazla şişme ve cerahate yol açılır. Akut bir enfeksiyon tırnağın çevresinden ve epidermisten dolaşarak bunların altına işleyip ağrılı bir apse meydana gelmesine yol açar. Tırnak dibindeki deri kabarır. Tırnak ayrılabilir. Tırnakta bozulma veya renk atması meydana gelir. Nadir olmakla birlikte bu enfeksiyon parmağın içine işleyerek tendon dokusuna yayılabilir. Deri boyunca görülen kırmızı çizgiler bakteriler kanınıza karıştığının işaretidir. Eğer böyle bir durum olursa doktora gidin. Teşhis için dolamaya hangi tip mikroorganizmanın neden olduğunu belirlemek amacıyla cerahat kültürü yapılabilir. Tedavi Sıcak banyolar: Dokuların iltihapla şişmesini azaltmaya yardım edecektir. Bunları takiben bir antibakteriyel madde (bakteri enfeksiyonları için) sürülebilir veya eğer bir mantar enfeksiyonu varsa yüzde 1 lik gentian violet solüsyonu kullanılabilir. |
DUPUYTREN KONTRAKTURU
Bu hastalık adını 19. yüzyıl başlarında yaşamış ve onu tarif etmiş olan Fransız cerrahı Baron Dupuytren den almıştır. özelliği cildin altındaki dokunun üstünün sertleşmesidir (palmar fascia). Belirtiler - Bir veya birkaç parmağı açamamak - Avuç içinde küçük bir şişkinlik veya sertlik. Dupuytren kontraktürü genellikle ağrılı değildir fakat elde ilerleyen bir deformasyon meydana getirebilir. Aynı zamanda ayak tabanında da buna benzer doku sertleşmesi ve çekmesi görülebilir. Bu rahatsızlık en çok yüzük parmağı ve küçük parmakta oluşur fakat herhangi bir parmağı ayak tabanını hatta penisi etkileyebilir. Hastalığın nedeni bilinmemektedir. Fakat kalıtım öğesi güçlü görülmektedir. Çünkü bu problem aynı ailenin bireylerinde daha fazla görülür. Bir diğer ortak özellik orta yaşlı erkekler olup bazıları alkolik veya epileptiktir. Bu bağlantının nedeni bilinmiyor. Tek bir travmatik olaya bağlı olma ihtimali fazla değildir. Teşhis Bu hastalığın teşhisi için fizik muayene genellikle yeterlidir. Hasta bölgenin üzerindeki derinin çukurlaşması oldukça karakteristiktir. Derinin altında hareket ettirilemeyen bir doku şeridi de olabilir. Bileğin pozisyonundaki bir değişiklik kontraktürü etkilemez. Teşhis koyulduktan sonra hastalığın ilerlemesini gözlem altında tutmak önemlidir. Doktorunuz avuç içiniz aşağı gelecek şekilde elinizi düz bir yüzeye koymanızı isteyebilir. Eğer bu durumda parmağınızı açamazsanız tedavi gerekebilir. Testin sonucu negatif bile olsa zaman zaman bu testi tekrarlamanız gereklidir. Sonuç durumun kötüleştiğini gösterirse ameliyat yapılabilir. Bu sık rastlanan hastalık çoğunlukla ağrılı olmamasına rağmen parmakların esnekliğinin gittikçe azalması zaman içinde rahatsızlığa yol açabilir. Fakat birçok vakada tedavi gerekmez. Ameliyat gerekli olduğu zaman sıklıkla normal hareket yeteneğinin tamamı veya çoğu geri dönebilir yine de bazı kimselerde rahatsızlık nüksedebilir. Tedavi Ameliyat Ameliyat büzüşmüş dokuların çıkarılması ve bazı vakalarda vücudun diğer bölgelerinden alınan derinin bu bölgeye nakledilmesi (gref) ya da diğer cerrahi girişimlerden oluşur. El birkaç gün ya da hafta açık pozisyonda parmaklarla birlikte sarılacak ve daha sonra parmak ve el egzersizlerinden oluşan fizik tedavi başlayacaktır. ---------- Post added 19.02.17 at 22:46 ---------- DUSUK TANSIYON (HIPOTANSIYON) Kan basıncının düşük olması nadir olarak görülen bir durumdur. Genel olarak sağlık açısından her hangi bir tehlikesi yoktur; dahası tansiyonu düşük insanların daha uzun yaşasığını ve kalp ve böbrek hastalıklarına daha az yakalandıklarına dair bulgular mevcuttur. Bununla birlikte bazı araştırmacılar tarafından sikulatuvar asteni (dolaşım zayıflığı denebilir) denilen bir hastalık tanımlamışlar ve bunun tedavisine yönelik oalrak kan basıncını yükselten ilaç geliştirmişlerdir. Tansiyon düşüklüğü olanlarda ani kalkışlar sırasında; hafif bir başağrısı ve zihin bulanuklığı olabilir. Bunu engellemenin en iyi yolu pozisyon değiştirirken dikkatli olmaktır. Sürekli yorgunluk ve halsizlik hissedenlerin bazılarında sinirsel kaynaklı tansiyon düşüklüğü olduğu ileri sürülmektedir. Bu kişilerde uzun süre ayakta durmaya egzersize veya sıcak ortamlarda uzun süre kalmaya bağlı olarak ani tansiyon düşmeleri meydana gelmektedir. Johns Hopkins Universitesinde gerçekleştirilen bir çalışmada bu tür rahatsızlığı olanlara bol-tuzlu diyet ve kan basıncını yükselten ilaç vermeyi müteakip hastaların %75 inde yorgunluk şikayetlerinin ortadan kalktığı gözlenmiştir. Benzer bir durum yaşlılarda da meydana gelebilir. Yaşlılarda özellikle yemeklerden sonra kanın sindirim organlarına hücum etmesine bağlı olarak bir halsizlik hissedilebilir. Bu duruma yemek-sonrası tansiyon düşüklüğü adı verilir ve genellikle tansiyonu yüksek olan hastalarda gözlenir. Bu kişilerde asıl problem kan basıncının yüksekliğinden dolayı göreceli olarak dolaşımda azalmış olan kanın hayati organlardan olan beyne pompalanmasının azalmaya uğramasıdır. Eğer böyle bir probleminiz varsa günde en az 6 bardak su içerek damar içinde dolaşan kan miktarını arttırın ve yemeklerden sonra az bir miktar yürüyün. Kan basıncı düşük olan yaşlılarda ölüm oranının daha fazla olduğunu iddia eden araştırmacılar bulunmakla birlikte sorunun kanbasıncından kaynaklanmadığını öne sürenler de vardır; bunlara göre sorun kalpten kaynaklanmaktadır ve tedavi edilebilmektedir. ---------- Post added 19.02.17 at 22:47 ---------- EGZAMA Atopik dermatit oalrak da bilinen egzama allerjik bir deri hastalığıdır. Yeni doğanlarda çocuklarda ve genç yetişkinlerde sık olarak gözlenir. Kaşıntılı kalınlaşmış kırmızı alanlarla kendini gösterir ve vücudun değişik yerlerinde olabilir. Kaybolup tekrar ortaya çıkabilir ve astım gibi allerjik hastalıklarla birlikte bulunabilir. Tedavide genelde steroidli pomadlar kullanılmaktadır. Ancak uzun süre bu tür tedaviler almış ve tedavi olamamışsanız aşağıdaki tedavi yöntemi sizin için uygun olabilir. - Diyetinizden süt ve tüm süt ürünlerini çıkarın. - Günde iki kez 500 mg kuş üzümü yağı veya bulamıyorsanız 50şer gram kuş üzümü yiyin. 12 yaşından daha küçükler için miktarların yarısını verin. Buna 6-8 hafta devam edin. - Sizi rahatlatacak herhangi bir yöntem bulun bu hipnoz olabilir. Hipnozun allerjik durumlarda fayda sağladığını ortaya koyan sonuçlar vardır. - Kaplıcalar egzamada son derece faydalı olabilir. Bunun için uzun süre her gün kaplıca suyu ile yıkanmanız gerekir. Bu süre içerisinde ilaç kullanmamanız daha iyi olabilir. - Sarı sabır bitkisinden elde edilen krem ve nergis losyonu etkilenen bölgelere sürülebilir. - Protein tüketiminizi azaltın günlük kalori alımınızın %10unu geçmesin. Protein kaynağı olarak hayvansal ürünler yerine bitkisel ürünleri tercih edin. - Doğal şartlarda yetiştirilmiş sebze ve meyveleri tüketin suni gübre ve ilaçlarla yetiştirilen besinlerden uzak durun. - omega-3 yağ asitlerini daha fazla tüketin. - hidrojenize veya kısmen hidrojenize yağlardan kaçının (margarinler hamburger yağları...) - banyodan sonra sadece kurulanın derinizi ovalamayın ---------- Post added 19.02.17 at 22:47 ---------- EKTODERMAL DISPLAZI (Ectodermal Dysplasia) Deri ve derinin eklerinin (saç tırnaklar dişler ve ter bezleri) gelişim bozukluğu ile kendini gösteren kalıtımsal bir hastalıktır. Ektodermal displazinin çok sayıda tipi bulunmakla birlikte en sık rastlanılan tipi; X-kromozomuna bağlı olarak geçiş gösteren anhidrotik ektodermal displazidir (terleme yokluğu/azlığı ile birlikte olan tipi) ve sadece erkeklerde gözlenir. Otozomal kromozomlara (cinsiyet kromozomları dışındaki kromozomlar) bağlı olarak dominant (baskın) geçiş gösteren diğer bir tipi ise hem erkek hem de kız bebeklerde aynı oranda gözlenir. Otozomal dominant tip ile X-geçişli tipde gözlenen şikayetler ve belirtiler aynıdır. Ektodermal displazide derinin tüm ekleri değişik derecelerde etkilenmiş olabilir. Anhidrotik ektodermal displazide ter bezlerinin anne karnında iken gelişmemesi sonucu meydana gelir. Etkilenen bebeklerde vücut sıcaklığının kontrolünde sorun vardır ve çok hafif hastalıklarda bile son derece yüksek ve tehlikeli ateş yükselmesi gözlenebilir çünkü teleyerek ateşin kontrol mekanizması ortadan kalkmaktadır. Yetişkin hastalarda ise sıcak ortamlarda bulunmak ve çalışmak zorlaşır. Mukozaların (vücudun iç boşluklarını döşeyen deri) tutulduğu hastalarda burunla ilgili kronik enfeksiyonlar daha sık gözlenir solunum yolu enfeksiyonları artmıştır ve burundan sürekli kötü kokulu bir akıntı gelebilir. Saç telleri çok ince olabilir veya saçta dökülmeler görülebilir. Cİlt ince ve rengi açık olabilir. Diş gelişimi anormaldir ve bir çok diş eksik olabilir. Bu hastalıktan korunmak için yapılması gereken en önemli şey; ailesinde ektoermal displazi olduğu bilinen anne - babaların hamilelik öncesi genetik danışmanlık hizmetleri için için ilgili bir birime müracaat etmeleridir hamilelik sırasında hastalığın saptanmasını sağlayacak bir analiz bulunmamaktadır. Belirtiler ve Şikayetler - diş sayısının az olması - sivri dişler - diş çıkmasının gecikmesi - terleme yokluğu - gözyaşı yokluğu (nadiren) - ince deri - cilt rengi açıklığı - kötü kokulu burun akıntısı - sıcağa tahammül edememe - vücut sıcaklığınd aani yükselmeler - ince saş telleri - saç yokluğu - tırnaklarda şekil bozukluğu (kalınlaşma) - burunda basıklık Tanı Biyopsi ile tanı konur (deri ve mukozalardan örnek alınır). Tedavi Ektodermal displazinin özel bir tedavisi yoktur. Tedavide genelde kozmetik yöntemler kullanılır: Takma diş veya protez saç için peruk gibi çözümler kullanılabilir. Gözlerde kurumayı engellemek için sentetik gözyaşı damlaları kullanılabilir. Burundaki akıntıları ve enfeksiyon gelişimini engellemek için sık sık bir hekim tarafından burun iç kısmının temizlenmesi gerekebilir. Erken yaşlarda panaromik diş grafisi çekilir. Erken aşamada protezlerin kullanılması yüzde yapısal anomalilerin ortaya çıkmasını önleyebilir. Daha yeni yöntemlerden biri de protetik dişlerin içine yerleştirildiği kemik implantları kullanmaktır. Vücut sıcaklığının kontrolü sürekli bir problem olabilir; sık sık soğuk su ile duş almak serin ortamlarda bulunmak ve serinletici spreyler kullanmak gerekebilir. Aktiviteler giysiler soğutma yöntemleri ve hatta daha serin iklimli bir yere taşınmak gerekebilir. Anhidrotik ektodermal displazili hastalarda atopik ekzema da sıktır ve tedavi edilmelidir. Hastaların çoğunun derisi kurudur ve nemlendiriciler kullanılmalıdır. Palmoplantar keratoderma varsa keratolitikler kullanılır. Bu hastalıkla birlikte bulunabilecek yarık damak ve dudak uretral stenoz vaginal adezyonlar mukozal ve kutanöz malignite sindaktili ve diğer yapısal anormallikler için cerrahi tedavi gereklidir. Mukozal lökoplaki ve atrofik deri bulunursa malignite açısından; diskeratozis konjenita varsa kan diskrazileri için düzenli izlem gereklidir. Tırnak distrofisi olan hastalarda özel ayakkabı kullanılmalıdır. Akut paronişi varsa antibiyoterapi uygulanır. Sonuç Ektodermal displazi hayat boyu sürecek ve gerekli önlemler alındığında hayatı tehdit etmeden kontrol edilebilecek bir hastalıktır. Ancak özellikle vücut sıcaklığının kontrolü konusuna özellikle dikkat edilmelidir. Ateş yükselmesine bağlı havale geçirilebilir bu konuya özellikle dikkat edilmelidir. Ayrıca vücut sıcaklığındaki aşırı yükselmeler beyinde hasara neden olabilir. |
EPIGLOTIT (NEFES BORUSU KAPAKCIGI ILTIHABI)
Epiglotit nefes borusunun üstündeki ufak kıkırdağın iltihabıdır. En sık 2-5 yaş arasındaki çocuklarda görülür ama yetişkinlerde de rastlanır. Erkeklerde kadınlardan beyaz ırkta diğerlerinden daha sıktır. Epiglotit bakteri enfeksiyonudur. Hodgkin hastalığı lösemi ve bağışıklığı yok edici hastalıklar epiglottitisli ortam yaratırlar. Belirtiler - Boğaz ağrısı - Ateş - Yutma zorluğu - Kısık-boğuk ses. - Nefes alma güçlüğü (acil). Teşhis Epiglotit belirtileri farenjit ve bademcik iltihabı belirtilerine benzer. Çocuğunuzda boğaz ağrısı görülür ve yutma çok güçleşir. Ateşlenirler ve sesleri kısılır. 1-2 günden uzun sürerse doktora başvurun. Doktor boğazını muayene edip kültür testi yaptırmak için örnek alacaktır. Bakteri bulunursa doktor antibiyotik tedavisine başlar. Belki boğaz röntgeni de ister. iltihap hızlı bir şekilde başlayıp 1-2 saatte akut hale gelir. Küçük dil şişince nefes borusunu tıkayıp nefes almayı güçleştirebilir. Kişi boynunu ileri uzatıp öne eğilerek daha yi nefes almaya çalışır. Böyle bir durumda derhal ambülans çağırın ve hastaneye ulaşın. Tedavi Genelde antibiyotik tedavisiyle bakteri yok edilebilir. Çok güç nefes alma hallerinde nefes borusundan içeri tüp sokularak nefes almaya yardımcı olunur (tracheostomi). ---------- Post added 19.02.17 at 22:47 ---------- EPILEPSI (SARA) Epilepsi (nöbetleri) beyindeki ani elektriksel aktivite artışları sonucu meydana gelen ve beynin normal işlevlerini hasara uğratan bir durumdur. Epilepsili hastalar genelde doğumsal olarak bu hastalığı taşırlar ancak bazılarında daha sonraki yıllarda (kaza sonrası gibi) gelişebilir. Epilepsi ataklarının şiddeti çok değişken olabilir. İlk kez gözlendiğinde kesinlikle bir acil servise ve nöroloji uzmanına müracaat etmek gerekir. Epilepsi tedavisinde antikonvülzan adı verilen ilaç grubu kullanılır bunlar genelde yatıştırıcı etki gösterirler. Bunlardan en eskisi fenobatbital ve fenitoindir. Şu an için piyasada bu amaçla kullanılan çok sayıda ilaç bulunmaktadır. İlaçlarınızı kesinlikle bir nöroloji uzmanının kontrolünde kullanmanız gerekir. Epilepsi için önerilen tedaviye yardımcı yöntemlerden birisi ketojenik diyettir. Bu diyet yüksek oranda yağ az miktarda karbohidrat ve protein ile sınırlı miktarda sıvı içerir. Bu diyet vücutta keton cisimlerinin artmasına yani ketozise neden olur. Nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte bu durum (ketozis) epilepsi ataklarının sıklığını ve oluşumunu azaltır. Özellikle 1-10 yaş arasındaki çocuklarda ve ilaçlarla yeterli derecede tedavi edilemeyen (ilaçlardan fayda görmeyen) hastalarda etkilidir. Yetişkinlerde ve adölesan dönemde etkin olmadığı gözlenmiştir. Aşağıda epilepsi hastalarının tedavilerine yardımcı olabilecek bazı öneriler sunulmuştur ancak BU YÖNTEMLERDEN FAYDA GÖRSENİZ BİLE KESİNLİKLE HEKİMİNİZE DANIŞMADAN İLAÇALRINIZI BIRAKMAYI VEYA İLAÇ DOZUNU DEĞİŞTİRMEYİN. - uyarıcı özelliğe sahip tüm alışkanlıklarınızı bırakın: tütün kahve kola çikolata gibi. - yemeklerle birlikte hergün 3 kez 500 mg kalsiyum ve 250 mg magnezyum alın. Bunlar sinirlerin aşırı uyarılabilirliğini azaltmaya yöneliktir. - vitamin - E alın. bu konudaki çalışmalar yetersiz olmakla birlikte fayda sağladığı hastalar bulunmaktadır. önerilen doz 40 yaş altındakiler için 400 IU / gün daha yaşlılar içinse günde 800 IU dir. - solunum egzersizleri ve stres kontrol egzersizleri yapın. - bu yöntemler muhtemelen ilaç kullanma gereksiniminizi ortadan kaldırmayacaktır ancak uzun sürede ilaç dozunu azaltmanıza yardımcı olacaktır. ---------- Post added 19.02.17 at 22:48 ---------- FARENJIT Farenks (Pharynx) bademciklerle ses kutusu arasında kalan kısımdır. Dolayısıyla farenjit boğaz ağrısı denilen hastalığın başka bir adıdır. Bu akut veya kronik olabilir. Akut farenjite sebep ya bir bakteri (beta-streptococcus) veya bir virüstür. Beta-Streptococcus hastalığına strep throatı adı da verilir. Kronik şekli sürekli sinüs akciğer veya ağız enfeksiyonundan olabilir ve sinüslere yayılır. Belirtiler: - Boğaz ağrısı - Yutma güçlüğü - Ateş. Ayrıca çok alkol sigara veya kötü dumanlı hava solumak da başlıca sebepleri arasındadır. Teşhis Boğazınız kızarıp şişerek yutkunmayı ve bazen soluk almayı bile zorlaştırabilir. Cerahat da görülebilir. Boğazınızda yanma hissedebilirsiniz. Bu belirtiler birkaç günden fazla sürerse doktorunuza başvurun. Doktorunuz boğazınızı muayene edecek ve enfeksiyon etkeninin bir bakteri olup olmadığını belirlemek için laboratuvara gönderilmek üzere bir kültür örneği alacaktır. Ayrıca burun ve solunum yolları enfeksiyonu gibi diğer hastalıklar yönünden de muayene edecektir. Tedavi Çoğunda tedavi gerekmez. Ancak bakterinin yaptığı farenjit için antibiyotik verilebilir. Virüs nedeniyle olanlarda antibiyotiğin yararı olmaz. Bol bol dinlenmeli aspirin veya benzer bir ilaç olmalı ve günde birkaç kez ılık tuzlu suyla gargara yapmalısınız. Pastiller de rahatlatabilir. Yumuşak yiyecekler yiyerek boğazınızı tahrişten kaçınabilirsiniz ---------- Post added 19.02.17 at 22:48 ---------- FIBROZ DISPLAZI Bir ölçüde Paget hastalığına benzeyen fibröz displazide kemik dokusunun anormal kistik büyümesi söz konusudur. Bu hastalıkta kemik dokusu daha çok fibröz yapıdadır. Nedeni bilinmeyen bu hastalık genellikle ilk çocukluk döneminde ortaya çıkar ve birden fazla kemiği etkileyebilir. Fibröz displazinin bir tipi kızlarda erken cinsel olgunlaşma (Albright sendromu) ile birlikte görülür. Belirtiler - Özellikle bacağın alt bölümünde kemik ağrısı - Yürüme zorluğu - Nadir olarak kırıklar ve birçok kemikte şekil bozukluğu - Çoğu kez herhangi bir belirti vermez. Teşhis Fibröz displazinin varlığı kemik röntgenleri ve biyopsi yapılarak kemik dokusundan alınan örneğin laboratuvarda incelenmesi ile doğrulanır. Tedavi Fibröz displazi tedavi edilebilen bir hastalık değildir ancak kemiklerdeki aşırı fıbröz büyüme ameliyatla çıkarılabilir. Kemik grefi de (başka bir kemikten alınan dokunun etkilenen bölgeye yerleştirilmesi) gerekli olabilir. ---------- Post added 19.02.17 at 22:48 ---------- FITIKLAR Çoğu kimse fıtığı ağır kaldırmanın bir neticesi olarak düşünür. Esasında fıtığın genel olarak belirli bir nedeni yoktur. Herhangi bir kimse hatta yeni doğmuş bir bebeğin bile fıtığı olabilir. Karın içi organlarımız ince bir kas örtüsüyle yerlerinde tutulurlar. Bu organlardan birinin herhangi bir kısmı bu kas örtüsünün zayıf bir yerinden dışarı çıkar ve fırlarsa veya bu kas duvarını yırtarsa fıtık oluşur. Belirtileri - Eğilirken veya bir şey kaldırırken rahatsızlık duymak; - Kasıkta hassas bir kitle bulunması. Karın bölgesini etkileyen üç tip fıtık vardır. Kasık (inguinal) uyluk (femoral) ve göbek (umblikal) fıtığı. Başka bir fıtık da hiatal fıtıktır. Bu da diyaframın yemek borusuna açılan deliğinden (midenin bir bölümünün) fırlamasıdır. Eğer sıkışan bağırsak parçasına kan gitmezse buna bağırsak düğümlenmesi denir. Kasıkta Görülen Fıtık Erkeklerde fıtık ekseriyetle testise uzanan sperm kordonunun karından çıkıp skrotuma (torba) girdiği yerde belli olur. Bu geçitteki (halka) bağ dokusu (dış kasık bağı) zayıflarsa bağırsağın bir bölümü buradan dışarı çıkabilir ve kasık bölgesinde bir kitle oluşturur. Bu doğrudan (direkt) kasık fıtığıdır. Karından çıkan bir bağırsak kitlesi sperm tüpünün yolunu izleyip skrotumdan (torba derisinden) içeri girerse buna dolaylı (endirekt) kasık fıtığı denilir. Bu fıtık çok sancılı olabilir ve skrotumu şişirebilir. Bu iki tür fıtık erkeklerde görülen her 5 fıtığın dördünü oluşturur. Kadınlarda kasık fıtığı az görülür ve karından mesaneye idrar yolu geçitleri saran dokularla bir araya geldiği yerde meydana gelir. Uyluk Fıtığı Özellikle şişman veya hamile kadınlarda görülür ve uyluğun üst kısmındadır. Ana kan damarlarını (uyluk arteri) bacağa taşıyan kanalda oluşur. Bu fıtık ekseriyetle kasıkta görülen fıtıktan biraz aşağıdadır. Uyluk fıtığının düğümlenmesi olasılığı diğer bütün fıtıklardan daha fazladır. Göbek Çevresi Fıtığı (Paraumilical Hernia) Bu tür fıtığa çok daha az rastlanır. Göbeği saran karın duvarındaki zayıflık nedeniyle göbekte bir kitle meydana çıkar. Bazı yeni doğmuş bebeklerde buna benzer bir problem görülür ve ona göbek fıtığı denir. Bu türde bağırsağın bir kısmı bir kısmı kanına dönmek yerine göbek kordonunda kalmıştır. Kesi Yeri Fıtıtı (Incisional Hernia) Cerrahi bin müdahaleden sonra gerektiği gibi eski halini almayan bir karın duvarı fıtık yapabilir. Bu tip fıtıklar genellikle az problem yaratır. Fakat bağırsakların bir bölümü fıtıktan dışarı çıkıp rahatsızlık verebilir. Baskı yapılarak karın duvarından geri (içeri) itilemeyen fıtıkların sıkışmış ve düğümlenmiş olması mümkündür. Tedavi edilmezse düğümlenmiş ve sıkışmış olan kısım dolaşan taze kandan oksijen alamaz. Neticede kangren olur. Bu da hayatı tehlikeye atan ve derhal ameliyat gerektiren bir durumdur. Tedavi Ameliyat : Birçok fıtık için en iyi tedavi fıtığı ameliyatla karına geri itmek ve karın duvarındaki zayıf adaleyi dikmektir. Ameliyattan aşağı yukarı bir ay sonra güç gerektiren normal hareketlerinizi yapmaya başlayabilirsiniz. Diğer Tedaviler Korsa giymek kabul edilebilir bir fıtık tedavisi şekli değildir. Doktorunuz ameliyattan önce problemin ilerlemesini önlemek üzere korse giymenizi isteyebilir. Bu kalıcı bir çare değildir. |
FOLIK ASIT EKSIKLIGI
Folik Asit Eksikliği Erkeklerde Kısırlığa mı Neden Oluyor ? Vitamin B9 olarak da bilinen Folik asit özellikle sebzelerde portakal suyunda ve tahıllarda bulunuyor. Bugüne kadar folik asitin özellikle hamilelik döneminde bebeğin sağlıklı bir şekilde gelişimi için olan önemi üzerinde durulmakta idi. Ancak Kaliforniyalı araştırmacılar folik asit ile ilgili yaptıkları bir çalışmanın sonucunu açıkladıklarında bu vitaminin farklı bir rolü üzerinde de durulmaya başlandı. Araştırma sonuçlarına göre erkeklerde genelde kısırlıkla birlikte olan sperm sayısı azlığı durumunda aynı zamanda folik asit (bir tipi) eksikliği de bulunduğu saptandı. Araştırmacılardan Lynn Wallock (Oakland Araştırma Enstitüsü Çocuk Hastanesinde araştırma görevlisi) yaptığı açıklamada sonuçların erkek üreme sağlığı açısından önemli olduğunu gösterdiğini belirtti. Ancak Kaliforniya Üniversitesi üroloji bölümü öğretim görevlilerinden Paul Turek sperm sayısının erkek üreme yeteneğinin ancak bir kısmının göstergesi olduğunu belirterek söz konusu çalışmada incelenen sperm sayısı düşük erkeklerin çoçuk yapıp ypamadıklarının incelenmediğini ve erkeğin üreme yeteneği bakımından normal olması için mutlaka normal sperm sayısına sahip olmasının gerekli olmadığını söyledi. 24 sigara içen ve 24 sigara içmeyen erkeğin incelendiği çalışmada aynı zamanda düşük folik asit seviyesinin sperm içindeki DNA bozuklukları ile de ilişkili olabileceği saptandı. Wallock bu durumun bebeklerdeki doğumsal defektlerle ve yavrunun ileri yaşlarda orataya çıkabilecek kanser hastalıkları ile de ilişkili olabileceğini söyledi. Çalışmanın tamamı Fertility & Sterility dergisinin son sayısında yayınlandı. Wallock "Bazen sperm sayısını normal düzeyde saptayabiliriz ancak sperm içindeki DNA hasarlı olabilir. Sperm hücresi DNA içeriden bir paket taşıyıcısıdır. Taşıyıcı paketi çok iyi bir şekilde yerine ulaştırabilir ancak paket açıldığında içindeki DNA nın hasarlı olduğu ortaya çıkar" dedi. Ancak bu tespit de öncekiler gibi eleştirilere maruz kaldı. Turek bu çalışmanın folik asit düzeyi ile doğumsal defektler arasındaki potansiyel riski ortaya koyamayacak kadar basit olduğunu belirtti ve bu çalışma ile tür spekülasyonları ortaya atmanın erken olduğunu söyledi. Oregon Sağlık Bilimleri Üniversitesinden Peter Sutovsky bu çalışmanın gereksiz yere bazı sigara içenlerin çocuklarına kanser bulaştıracakları (geçirecekleri) korkusuna yol açabileceğini söyledi. Ve bu çalışmada sigara içenlerde sadece bir folik asit tipinin eksikliğinin saptandığının altını çizdi. Çalışmadaki sigara içenlerin sigara içmeyenlere göre daha yüksek sperm sayılarının olduğuna dikkat çeken Sutovsky sigara içenlerin spermlerinde DNA hasarı bulunma oranının daha yüksek olmasından dolayı vücudun üretkenliği koruyabilmek için daha fazla miktarda sperm ürettiğini ortaya attı. Bu üç araştırmacının konu üzerindeki birleştikleri ortak konu ise erkek üreme sağlığının devamı için iyi bir diyetin gerekli olduğu. Turek kısırlık problemi olan erkeklerin iyi yemeleri iyi uyumaları streslerini azaltmaları ve vücutlarına bir mabet yeri gibi özenli davranmaları gerektiğini söyledi. "İyi üreme sağlığı iyi bir beden sağlığı ile mümkündür" dedi. Wallock erkeklerin her gün 5-9 porsiyon sebze ve meyve yemeleri gerektiğini söyledi. 1998 yılında devletin aldığı kararla belirli yiyeceklerin foli asit ilave edilerek güçlendirildiğini ve çoğu erkeğin yeterli miktarda folik asit aldığını belirtti. Bununla birlikte folik asit ilavesinin tam etkisinin bilimediğini söyleyen bayan araştırmacı yüksek miktarda alkol alan bazı mide ve barsak rahatsızlıkları bulunan ve kanser tedavisi için antifolat ilaçlar kullanan erkeklerin besinlerdeki folik asitten yeterince faydalanamayacaklarını iave etti. Ne Yapmalı ? Eğer bebeğiniz olmuyorsa (erkek veya dişi olmanız farketmez) yediklerinizi gözden geçirin. Wallock bu küçük çaplı araştırmanın bile beslenme ile erkek üreme sağlığı arasında olası ilişkiler olabileceğini gösterdiğini söyledi ve folik asit yemek konusunda da aşırıya kaçmamak gerektiğini çünkü nadir de olsa aşırı folik asit tüketiminin hastalığa neden olabileceğini söyledi. ---------- Post added 19.02.17 at 22:48 ---------- GALAKTORRHEA Normal olarak sadece doğum yaptığınızda veya 1-2 gün evvel süt salgılarsınız. Eğer bunun dışında memelerinizden süt sızarsa olağan dışı bir durumunuz var demektir; buna galaktorrhea (Yunanca gala: süt rhoia: akıntı) denir. Araştırmacılar vakaların yüzde 50 sinde sebebin bulanamadığını yüzde 25 de sebebin prolaktinma denilen bir tür hipofiz tümörü olduğunu söylemektedirler. Bu tümör genellikle selim olmasına karşın süt üretimini düzenleyen prolaktin hormonu salgılar. kalan yüzde 25te galaktorrhea çeşitli nedenlere bağlı olabilir (Örneğin hipertiroidizm belirtisi veya bir ilacın yan etkisi) Galaktorrhea ya sebep olan ilaçlar methildopa (yüksek tansiyon için kullanılan bir ilaç) phenotiazinler (bir müsekkin grubu) depresyona karşı çeşitli ilaçlar ve dekstroamfetamin içerirler. Belirtiler - Genellikle her iki meme başından beyazımsı veya yeşilimsi akıntı; - Amenore ile birlikte olabilir. Teşhis Doktor memenizi ve (bazen kanserle birlikte görülen kanlı akıntı olmadığından emin olmak için) memeden gelen sıvıyı inceleyecektir. Tıbbi olarak tarihçeniz galaktorrheanın aldığınız bir ilacın yan etkisi olup olmadığını aydınlatır. Prolaktin seviyenizi belirlemek için kan testleri ve hipotalamus ve hipofizin CT scani (bilgisayarlı tomografi) yapılabilir. Galaktorrhea bir hipofiz tümöründen kaynaklanmadığı takdirde sağlığınızı tehdit etmez. Bu cins tümörler yavaş gelişir ve bazıları sonunda olduğu gibi kalır. Çoğunlukla ilaçla tedavisi başarıyla sonuçlanır. Eğer başarısız olursa ameliyat veya radyoterapi kullanılabilir. İlaç Tedavisi Hipotiroidizm için tiroksin verilir. Hipofiz bir tümörünüz varsa veya testten galactorrhea için hiçbir izahat alınamıyorsa doktorunuz muhtemelen tümörü küçültebilmek prolatin seviyesini düşürebilmek için bromokriptin verecektir. Bromoktriptin çoğunlukla belirlenmeyen bir sebepten de olsa galaktorrhea yı tedavi eder. Ameliyat Büyük bir hipofiz tümöründe ameliyat gerekli olabilir. Çünkü bu tümörler yeniden gelişebilirler. Uzun süreli bir bromokriptin tedavisine veya radyoterapi ye ihtiyacınız olabilir. ---------- Post added 19.02.17 at 22:49 ---------- GANGLION Ganglion cildin altında beliren bir şişliktir genellikle el bileğinde olur fakat bazen ayağın üst kısmında veya bileğin (el) iç tarafında veya parmaklarda olabilir. Belirtileri - Bilekte bir şişkinlik - Bu şişkinlikle birlikte ağrı özellikle bilek açıldığı veya eğildiği zaman bulunabilir fakat genelde bu şişlik ağrısızdır. Bir mafsal veya tendon içine sızmış olan koyu bir sıvının birikmesinden meydana gelir. Genellikle dokunulduğunda esnektir ve çeşitli büyüklüklerde olabilir. Teşhis Bir fizik muayene yapıldıktan sonra başka sorunların varolmadığından emin olmak için bazı testler ve röntgen gerekebilir. Teşhisi doğrulamak için bazen ultrason incelemesi yararlı olur. Esas itibariyle zararsızdır. Fakat bileğinizde veya ayağınızda bir şişlik fark ederseniz habis bir tümör gibi diğer nedenleri saf dışı bırakmak için bir doktora danışın. Eğer ganglion ağrılıysa doktorunuz ameliyat veya diğer yollarla rahatlama sağlayabilir fakat çoğu durumlarda bu zararsız küçük şişlik tedavi gerektirmez ve yaşayışınızı etkilemez. Tedavi Ameliyat Doktorunuz ganglionu birkaç yerden iğneyle deldikten sonra üzerine basınç uygulayarak patlatabilir veya içindekileri iğneyle çekebilir. Çoğu vakalarda ameliyat gereksiz görülür fakat gangliyon ağrılı ise ve direnaja cevap vermiyorsa cerrahi olarak çıkartılabilir ---------- Post added 19.02.17 at 22:49 ---------- GILBERT HASTALIGI Doğumsal ve ailevi bir hastalıktır. Nadiren görülür. Hafif olan olgularda hastalığın farkına varılmaz. Mekanizması tam olarak bilinmemekle birlikte karaciğer hücreleri kandaki bilirubini alamamaktadır. Bazı hastalarda karaciğer içerisine giren bilirubinin ancak bir kısmı konjüge hale çevrilebilir. Bu durumda indirekt bilirubin 10 mg a kadar çıkabilir. Hafif derecede bilirubin artışı ile seyreden bir hastalıktır. Serumda indirekt bilirubin değerlerinin arttığı gözlenir. Toplam bilirubin düzeyi 2-5 mg civarındadır. Doğuştan olmakla birlikte 15-45 yaşlarında ve erkeklerde sık olarak görülür. Zararsız bir sarılık türüdür. Hastalarda bilirubinin arttığı dönemlerde hafif bir halsizlik bulantı ve karın üst kısmında ağrılar meydana gelebilir. Karaciğer ve dalakta büyüme olmaz. Karaciğer testleri ve SGOT SGPT değerleri normaldir. Karaciğer biyopsisi normaldir. Hemolitik anemi hastalığı ile karışabilir ancak kan sayımı ile kolayca ayırt edilebilir. Hastalık şiddetlenme ve hafifleme şeklinde seyreder. Yorgunluk açlık heyacan ve üzüntülerin sarılığın ortaya çıkışında ve alevlenmesinde etkili olduğunu gösteren çalışmalar vardır. Tedavi gerektirmez sarılık bir kaç günde kendiliğinden kaybolur. Uzun süren sarılıklarda barbitüratlar verilebilir. |
GLOKOM (KARASU)
Göz duvarının iç yüzeyi bir basınç altındadır. Bu durumu kabaca gözkapakları kapalıyken gözün üzerine iki parmakla basarak saptamak mümkündür. Göz doktorları özel aygıtlar yardımıyla bu basıncı kesin olarak saptayabilirler. Basıncın sürekli artmasına glokom ya da karasu adı verilir. Genellikle gözlerin ikisi birden bu hasta1ığa yakalanır. Hastalık görme sinirlerinin zedelenmesine ve görüş açısının daralmasına neden olur. Göz içindeki basıncın artması başka göz hastalıklarında da görülebilir. Fakat çoğu zaman tamamen sağ1ık1ı gözleri yakalayan bir hastalıktır ve sinirsel etkenler büyük rol oynarlar. Belirtileri: İki tür glokom vardır. Basit glokom krizlere neden olmaz ama görme güçlükleri hastayı doktora gitmeye zorlar. Ameliyatlar bu durumda etkili olmaz ve çoğu zaman muhtemel bir kör1üğün önüne geçilemez. iltihaplı glokomda geçici göz kararmaları gözlerin önünde renkli daireler görülmesi hafif baş ve göz ağrısı gibi belirtilerle ortaya çıkar. Şiddetli ve tek yanlı baş ağrısı göz. boş1uğunda dayanılmaz basınçlar yapar. Alında diş1erde yanaklarda zonklama ve görme güçlükleri glokom krizlerinde ortaya çıkan şikayet1erdir. Göz akları kriz sırasında kanlı ve suludur. Kornea tabakası dumanlı gözbebekleri büyük ve sabittir. Seyri: Glokom krizleri günlerce ya da haftalarca sürebilir. Krizler ne kadar uzun sürer ve ne kadar sık görülürse hasta1ığın iyi1eşme ~ansı da o kadar azalır. Bazen bir tek kriz kör1üğe yol açabilir. Krizler arasında tüm belirtiler sürebilir ya da iltihaplı bir durum olabilir. Tedavi: Erken tedavi şarttır. Eğer bir iyi1eşme olmazsa ameliyat gerekebilir. Önemle üzerinde durulması gereken konulardan biri de genel tedavidir. Heyecan ve ruhsal zorlamalardan kaçınmalı hafif giysiler giymeli giysinin yakaları boğazı sıkmamalıdır. Yere doğru eği1erek ça1ışma1ardan ağır kaldırma ve ağır eşya taşımaktan kaçınmalıdır. ---------- Post added 19.02.17 at 22:50 ---------- GRIBE KARSI HAZIRLIKLI OLUN Grip mevsimi yaklaşıyor. Özellikle aşı üreticisi firmalar tarafından grip aşısının gerekliliği üzerinde yoğun olarak durulmakla birlikte risk gruplarına ve iş gücü kaybının büyük sorunlara yol açabileceği mesleklerde çalışanlara aşı yapılmasının faydalı olacağı söylenebilir. Bazı uzmanlara göre "öldürücü" bile olabilen gripten korunmanın tek yolu her yıl aşı olmak. Ancak aşı bir yıl öncesinin en yaygın hastalık yapan 3 grip virüsüne karşı oluşturuluyor bu nedenle tam bir koruma hiç bir zaman gerçekleşemiyor. Aşının yararlı olması için salgın başlamadan önce yapılması gerektiğini uygun başlangıç zamanının ise Eylül – Ekim ayları olduğunu belirtiyor. Grip virüslerinin neden olduğu akut bir solunum sistemi hastalığı olan grip alt ve üst solunum yollarını tutarak genellikle ateş baş ağrısı ve halsizlik gibi belirtilerle kendini gösteriyor. Bu hastalıkla geçmişte çeşitli yollarla savaşılmasına rağmen gribin henüz tam anlamıyla tedavi edilmediği bilinen bir gerçek. Halen gripten korunma yollarının başında ve en etkili yöntem olarak aşılanma geliyor. Toplumdaki her yaştan bireyin aşılanabileceğini ancak risk grubundaki kişilerin sağlık çalışanlarınının risk grubu bakıcılarının ve aile yakınlarının aşılanmaları gerektiğine dikkat çeken uzmanlar buna karşın yumurta alerjisi olanlara grip aşısı yapılamayacağı konusunda uyardı. Aşılama gribe bağlı ölümlerde azalmayı sağlamanın yanısıra işe ve okula devam sürelerindeki kayıpları ve ilaç harcamalarını belirgin şekilde azaltıyor. Son yıllarda grip aşısı yaptıranların sayısında hızlı bir artış gözleniyor. 1989 yılında dünyada grip aşısı yaptıranların oranının yüzde 33’den 1997’de 65.5’e yükselmesi dikkat çekiyor. GRİP NEDİR? Grip Influenza denilen virüsün solunum yoluyla insan vücuduna girerek özellikle sonbahar sonu kış ve ilkbahar başında salgınlara neden olduğu bir infeksiyon hastalığıdır. Grip enfeksiyonu toplumun yüzde 1’ini etkileyen önemli bir sağlık sorunudur. Toplumun yüzde 10’undan fazlasını etkilemesi ise bir grip salgını anlamına geliyor. Grip tüm dünyada işe devamsızlığın yüzde 10’undan sorumlu enfeksiyondur. Grip daha önceden de bilinmesine rağmen aslında 1918 yılında yol açtığı büyük salgınla gündeme oturmuş bir hastalıktır. İspanyol gribi nedeniyle 1918 yılında yaklaşık 20 milyon kişi öldü. Daha sonra da daha ufak çapta salgınlar görüldü. Örneğin 1957 yılında Asya gribi diye bilinen 1968 yılında Hong Kong gribi diye bilinen grip salgınları oldukça büyük sayıda insan topluluklarını etkiledi. 1957-1985 yılları arasında ortaya çıkan 16 salgının her birinde ABD’de 10 bin-40 bin arasında ölüm vakası kaydedilmiştir. NASIL BULAŞIR? Grip de nezle gibi hasta kişilerin bulunduğu ortamlarda hapşırma ve öksürme yoluyla ve virüs bulaşmış ellerle temas (örn.tokalaşma) sonrasında kolaylıkla bulaşır. Enfekte olanlar enfeksiyon başlamadan 2 gün öncesinden başlayarak semptomlar başladıktan 7 gün sonrasında kadar virüs yayarlar. Bu süre içinde duyarlı kişiler için enfekte olma riski yüksektir. Dünya nüfusunun tahmini olarak yüzde 10’u ila yüzde 20’si her yıl gribe yakalanmaktadır. RİSK GRUPLARI Küçük çocuklar ve 65 yaşından büyük olan kişiler en önemli risk grubunu oluşturmaktadır. Bunların dışında uzmanlar özellikle; *Şeker hastaları *Astım ve kronik akciğer hastalığı olanlar *Transplantasyonlu organ nakli yapılmış hastalar *Böbrek hastaları *Bakımevlerinde ve huzurevlerinde kalanlar *Bağışıklık sistemini baskılayıcı tedavi gören kişiler *Anne adayları (gebeliğin 3. ayından sonra) *6 aylık veya daha büyük bebeklere de grip aşısı yaptırılması gerektiğini kaydediyorlar. Yapılan analizler sonucunda Türkiye’de bu gruptaki hasta sayısının 10 milyon olduğu belirlenmiştir. GRİP HASTALIĞININ BELİRTİLERİ NELERDİR? *Ateş *Titreme *Baş sırt kol ve bacaklarda ağrı *Boğaz ağrısı ve kuru öksürük *Halsizlik *İştah kaybı *Kas ve eklem ağrısı *Bulantı *Gözlerde yanma *Burun aktıntısı Grip solunum hastalığı veya diğer kronik rahatsızlığı olanlarda çok ciddi durumlara yol açabilir. GRİP BAŞKA HASTALIKLARA NEDEN OLABİLİR Mİ? Bütün üst solunum yollarında infeksiyonlara neden olan virüsler gibi influenza yani grip etkeni olan virüsler sadece gribal infeksiyon tablosuyla sınırlı kalmaz; *Farenjit *Larenjit *Sinüzit *Orta kulak iltihabı da yapabilir. Sağlıklı insanlarda grip 1 hafta içerisinde kendiliğinden iyileşir. Ancak bazı kişilerde örneğin kronik hasatalık nedeniyle vücut direnci zayıf durumda olanlarda kalp-akciğer hastalığı olanlarda yaşlılarda şeker hastalarında pnömoni (zatürre) meningoensefalit (beyin iltihabı) miyokardit (kalp kası iltihabı) gibi ciddi ve ağır seyredip ölümle sonuçlanabilecek hastalıklar görülebilir. GRİBİN EKONOMİK VE SOYAL SONUÇLARI *Üretkenliğin kaybedilmesi ile ortaya çıkan işgücü kaybı *Küçük çocukların anne ve babalarından çocuklara geçebilecek enfeksiyon riski *Çalışanların işlerine gidememelerinden kaynaklanan ekonomik maliyetler *Yalnız yaşayan çocuklu kadınların hem işlerinden kalmaları hem de çocuklarının karşı karşıya kaldıkları riskler KORUNMA YOLLARI Gripten korunmanın en başta gelen yöntemi grip aşılarıdır. Grip aşısı özellikle hastalığa yakalanma ve sonrasında oluşabilecek hastalıklar yönünden risk taşıyan Yüksek Risk Grubu dediğimiz kişilere faydalıdır. Her yıl Eylül sonu - Ekim aylarında tek doz şeklinde yapılmalıdır. Aşı ile koruyuculuk sağlıklı kişilerde %80 lere varmaktadır; yaş ilerledikçe koruyuculuk %50 - 60 lara inmekle birlikte hastalığın hafif geçirilmesi sağlanmaktadır. Aşı uygulaması erişkinlerde omuz kası içine veya cilt altına 2 yaşın altındaki çocuklarda uyluğun ön-yan kısmına bir sağlık görevlisi tarafından yapılmalıdır. Her sene aşı içeriği değiştiğinden kişi o sene üretilen aşı ile aşılanmalıdır. Bu şekilde yapılan aşı 1 yıl kadar gripten koruma sağlar. Aşı embriyonlu yumurta kesesinden elde edilmektedir; bu nedenle yumurta allerjisi olanlar kullanmamalıdır. ---------- Post added 19.02.17 at 22:50 ---------- GRIP ve NEZLE Grip mi yoksa nezle mi oldugunuzu nasil anlarsiniz ?|iki hastalik arasindaki farklar ve korunma yollari aSagida belirtilmiStir:|Grip:|Grip ve nezle ayni yollardan kiSiden kiSiye geçer. Hastalarin öksurup aksirmasindan havaya mikroplu su damlaciklari dagilir ve bunlar diger kiSilere solunum yoluyla geçer. Ancak grip nezleden daha yaygindir. Bazi kiSilerde özellikle 65 yaSin ustunde olanlarda zaturree gibi ciddi sorunlara yol açabilir. Kalp hastalarinda ölume neden olabilir.|Belirtileri:|Grip ateS titreme kaslarda agri agizda ve bogazda kuruluk baS agrisi öksuruk ve yataktan kalkamayacak derecede bitkinlik ve uyuma hissi ile kendini gösterebilir. Bazi kiSilerde kusma görulebilir. Genellikle 7-10 gun surer.|Korunma Yollari:|Grip bir çogumuzu ciddi olarak etkilemese bile bazi kiSiler için hastalik tehlikelidir ve bu kiSilerin her yil gribe karSi aSi olmalari gerekir. Bunlar arasinda: - 65 yaSin uzerinde olan kiSiler - Astim dahil kronik akciger hastalari - Kalp ve böbrek hastalari ve - BagiSiklik sistemini zayiflatan ilaçlari kullanan hastalari sayabiliriz. Her zaman kendinizi saglikli hissetseniz bile eger risk grubu içinde iseniz doktorunuzdan size aSi yapmasini rica etmelisiniz. ASi size grip mevsimi baSlamadan önce bagiSiklik sisteminizi takviye etmeniz için olanak verecektir. Grip aSisi yaSli kiSilerle veya bagiSiklik sistemi zayiflamiS kiSilerle ilgilenen saglik görevlileri için de tavsiye edilir. Grip aSisi gebe kadinlar ve yumurtaya alerjisi olan kiSiler için uygun degildir. Gribi önlemenin diger yolari arasinda gripli kiSilerden uzak durmak öksurenlerin ve aksiranlarin bulundugu kalabalik yerlere gitmemek ve bulunmamaktir. Bazen mikroplar vucudumuza ellerimizden geçtiginden ellerimizi sik sik yikamak faydali olabilir. Olabildiginiz kadar saglikli olmaya çaliSin sigara içmeyin (sigara içenler nezle ve gribe daha çok yakalanirlar) yeterince dinlenin ve bol bol sebze meyve yiyin.|Grip Olunca:|AteSiniz normal duzeyine inip bu seviyede yaklaSik 48 saat kalincaya kadar yataktan çikmayin. Yatak istirahati vucudunuzun virusle savaSmasina yardimci olur. Bol bol sivi Seyler için. AteS için aspirin veya parol gibi ilaçlar kullanilabilir ancak çocuklarda aspirin kullanmayin. Belirtiler kötuleSirse (örnegin nefes almakta guçluk öksururken sarimsi veya yeSilimsi balgam Siddetli baS agrisi aSiri su kaybi gibi) veya riskli grupta iseniz mutlaka doktora gidin.|Nezle|cocuklar yilda ortalama 10 defa buyukler ise 2-3 defa nezleye yakalanirlar. Hastaligin en kötu belirtileri 2-3 gun surer. Belirtiler arasinda hafif ateS baS agrisi burun akmasi ve aksirma sayilabilir. onlem ve tedavi gripte oldugu gibidir. Ancak nezlenin aSisi yoktur ve genelde hastalara yatak istirahati gerekmez. Gripte oldugu gibi nezleye tutuldugunuz zaman da baSkalarindan uzak kalarak hastaligin onlara bulaSmasini engellemelisiniz. |
GRIPTEN KORUNMANIN YOLLARI
Kış insanların en çok gribe yakalandığı mevsimdir. Belirtiler tanıdıktır ilk olarak boğazda bir karıncalanma ardından hapşırık gelir; nihayet burun akmaya başlar. Bunlara bir de baş eklem ve boğaz ağrıları öksürük eklenir ve ateş çıkar. Teşhis: grip. Çoğu zaman buna yol açan zayıf bir bağışıklık sistemidir. Soğuk algınlığına neden olan yaklaşık 200 çeşit virüse karşı bağışıklık sistemini güçlendirmek gerekir. Soğuk duş Her sabah soğuk bir duş özellikle burun - gırtlak bölümünde kan dolaşımını düzenler ve saldırgan virüslere karşı iyi bir savunma oluşturur. Sauna Saunada terledikten sonra soğuk suyla dolu bir küvete girmek çok önemli. Soğuk suyun uyarıcılığı damarları hareketlendirir metabolizmayı düzenler ve bedenin serbest radikallere karşı savunma gücünü çoğaltır. Ayaklara dönüşümlü sıcak - soğuk su banyosu Her iki ayağınızı yaklaşık 12 derece soğukluktaki suya daldırın bir kaç dakika sonra 40 derece sıcaklıktaki suya sokun. Bir kaç defa tekrar edin. Burada dikkat edeceğiniz nokta daima soğuk suyla bitirmeniz. Bu uygulama ağız ve gırtlak bölümündeki mukozanın sıcaklığının bir derece yükselmesini sağlar. Bu bir derecelik fark ise hastalığa yol açan virüsleri anında öldürür. Dayanıklılığı arttırıcı egzersizler Bisiklete binmek veya yürüyüşe çıkmak (en azından haftada iki defa) vejetatif sinir sisteminin düzenleme yeteneğini artırır. Ayrıca vücudun serbest radikallerden korunma mekanizmasını güçlendirir. Doğru beslenme Sağlıklı ve vitamin açısından zengin besinler yemelisiniz. A vitamini (süt balık) C (narenciye) ve E (bitkisel yağlar bakliyat) antioksidan özelliklere sahip besinlerdir. Soğan ve sarımsak grip virüslerini öldüren bitkisel yağları içerir. Diş etini fırçalamak Dişlerinizle beraber diş etinizi damak ve dilinizi de fırçalamayı unutmayın. Bu işlem mukozanın virüslere karşı dayanıklılığını artırır. Bağışıklık sistemini güçlendiren bir diğer etmen de soğuk suyla yapılan gargara. Doğru giysiler Bir tek kalın giysi yerine bir kaç tane ince giysiyi üstüste giymek daha iyidir. Ayakların üşümesini engellemek için saf yün çoraplar ve sağlam kalın ayakkabılar kullanılmalı. Oda sıcaklığı Odayı aşırı ısıtmayıp devamlı havalandırın. En iyisi bir kaç damla bitki özlü yağ (ör.nane yağı) damlatılmış nemli bezleri ısıtma cihazınızın üzerine serin. Kış uykusu Soğuk mevsimlerde vücudun enerji ihtiyacı artar. Bu nedenle daha uzun süre dinlenmek gerekir. Yani yeterince uyumak çok önemlidir. Güneşe çıkın Fırsatını buldukça güneşe çıkın. Doğal ultraviyole ışınları bedenin savunma mekanizmasını uyarır. Böylece kemik oluşumu ve kalsiyum dolaşımı için önemli olan D vitamini üretimi artar. Güneş ışığı ayrıca kış depresyonlarına yol açan "üzüntü" hormonu Melatonin in üretimini azaltır ---------- Post added 19.02.17 at 22:51 ---------- GUATR Latince boğaz anlamında olan guttur kelimesinden gelen guatr terimi çeşitli birçok durumu belirtmek için kullanılır. Aslında guatr sadece tiroid bezinin büyümesini belirtir. Bu büyüme az. küçük lokalize bir şişkinlik şeklinde veya her iki lobun daha genel bir şişkinliği şeklinde olabilir. Büyüyen tiroid bezi hormonunu normal normalin altında veya aşırı ölçüde salgılayabilir. Nadir durumlarda büyüme nefes borusunun çevresini sararak nefes borusunun daralmasına yol açar. Bu büyüme yutkunmayı zorlaştırabilir. şaşırtıcı olan şey genelde guatrların fazla rahatsızlık vermemesidir. Kişinin boğazında bir basınç veya şişkinlik hissi duyulduğu çoğu vakalarda rahatsızlık duygusal gerginlikten kaynaklanmaktadır. Geçmişte guatrın en sık görülen nedeni toprağın iyot yönünden yetersiz olduğu bölgelerde beslenmedeki iyot eksikliğiydi. İyotlu tuz piyasaya çıktıktan sonra guatr çok daha nadir görülür oldu hem de şimdi yiyeceklerimiz öyledir ki insan iyotlu tuz kullanmasa bile iyot eksikliği olma ihtimali pek yoktur. Dünyanın başka yerlerinde eksiklikleri pek de az rastlanan bir durum olmasa da Amerika Birleşik Devletleri nde iyot takviyesi almak gereksiz ve dolayısıyla arzu edilmeyen bir şeydir. Basit Guatr Basit guatrın özelliği tiroid bezinin yumuşak ve yaygın şekilde büyümesidir. En yaygın olduğu dönemler hamilelik ve buluğ çağıdır şayet basit guatr estetik problemi yaratacak kadar büyükse küçültmek için tiroid hormonu verilebilir Graves Hastalığı Graves hastalığı genellikle tiroid bezinde hafif fakat genel bir şişme meydana getirir. Bu tiroid bezinin 1 aşırı derecede uyarılmasının sonucudur. Bazen bezin kendisi de büyüyebilir. Adenomlu Guatr Adenomlar kendilerini bezin geri kalan kısmından bir duvar gibi ayıran az çok normal tiroid dokusu büyümeleridir. çok sık rastlanmayan bir durum olarak bir veya daha fazla adenom aşırı miktarlarda tiroid hormonu üretir ve bunun sonucunda hipertiroidizm ortaya çıkar. Bazen de ender olarak bir adenom nefes borusunu kısmen tıkar ve bu durum yüzeysel olarak astımı andıran bir nefes alma zorluğu doğurabilir Tiroid Kanseri Çoğu tiroid kanserleri yavaş gelişir. Bunlar boyundan radyasyon tedavisi görmüş olan kimselerde bir ölçüde daha sık görülme eğilimi gösterirler. Sık görülen tipleri papiler ve folüküler tiplerdir. Papiler tipi boyundaki lenf bezlerine yayılma (sıçrama) eğilimi gösterir. Folüküler tipi akciğerlere ve vücudun daha uzak yerlerine atlayabilir. Tiroid kanseri gelişirken başlangıçta tiroid bezinde küçük bir şişkinliktir ve bir adenomdan kolayca ayırt edilemeyebilir. Kanserli olduğundan şüphelenilen şişkinlikten iğneyle doku alınıp mikroskop altında incelenir. Bu test her zaman şişkinliği kanserli olup olmadığı konusunda net bir cevap sağlamazsa da alınan sonuç şişkinliği cerrahi olarak çıkartılmasında yol göstermeye yeterli olur. Ameliyatta şişkinliğin habis olduğu ortaya çıkarsa. (patalog cerraha çıkartılan şişkinliğin habis olup olmadığını birkaç dakika içinde söyleyebilir) cerrah tiroid bezinin büyük bölümünü çıkartacaktır. Belirli şartlar altında ameliyattan sonra cerrahi tedaviyi desteklemek için radyoaktif iyot verilebilir ilaç olarak tiroid hormonu vermenin de geri kalan kanser hücrelerinin büyümesini geciktirdiği düşünülmektedir. Tiroid Bezinin Medüler Kanseri Bu az görülen bir tiroid kanseri çeşididir. Bu kanserin hücreleri Kalsitonin denen bir hormon salgılar ve kanserin ilerlemesi kandaki Kalsitonin konsantrasyonunu ölçülmesi yoluyla izlenebilir. Medüler karsinom sıklıkla aynı ailenin üyeleri arasında ortaya çıkar ve buna tutulan kişide aynı zamanda feokroma sitoma da bulunabilir. Lenfositik Tiroidit Bu tip guatra bazen Hashimoto hastalığı denir; bu isim hastalığı tarif eden Japon pataloğun adıdır. Bu durumda anormal bir antikor tiroidin normal fonksiyonunu kaybetmesine neden olur. Bu etki hipotiroidizme yol açar. Genelde bez orta derecede büyümüştür ve doku olarak oldukça esnek lastik gibidir. Genellikle tiroid hormonu tedavisi bezin küçülmesini sağlar; öyle ki ameliyata gerek kalmaz. Bu bütün tiroid bozuklukları içinde en çok görülebilir. Antikoru tespit etmek için yapılan kan testi teşhise yardımcı olur ve yapılacak tiroid iğne biyopsisi genellikle bunu teyid edecektir. Subakut Tiroidit Bu yutkunma ile artan bir tiroid ağrısına yol açan az görülen bir durumdur. Tiroid bezi hafifçe büyümüş olup çok hassastır. Sedimantasyon hızı testi denen özel bir test yapılabilir. Subakut tiroidit durumunda sedimantasyon hızı çok yüksek tiroid hormonu değerleri düşük veya yüksek olabilir. Tiroid genellikle birkaç ay içinde normale döner. Çoğu zaman aspirin belirtiler düzeltebilir yalnız doktorunuz eğer belirtileri daha belirgin hale gelirse kortikostiroid ilaçlar verebilir. ---------- Post added 19.02.17 at 22:51 ---------- GUILLAIN-BARRE SENDROMU Guillain Barre sendromu akut bir sendrom olup periferik sinirlerin tümü ya da bir bölümü üzerinde ciddi hasara yol açar. Hastalık sinir liflerini kaplayan miyelin tabakasının iltihaplanması ve tahrip olmasından kaynaklanır. Belirtiler - Ayak veya el parmaklarına yayılan uyuşmalar ve karıncalanma; - Kas zafiyeti - Yaygın karıncalanma ve uyuşma; - Solunum zorlukları. Guillain-Barre sendromunun nedeni belli değildir ancak vakaların üçte ikisinde viral bir enfeksiyondan sonra ortaya çıktığı görülür. Bu viral enfeksiyon Epstein-Barr virüsünde olduğu gibi bir tür herpes olabileceği gibi grip nezle veya diğer basit enfeksiyonlardan sonra da ortaya çıkabilir. Bu sendrom ayrıca Hodgkin hastalığı gibi diğer rahatsızlıklarla da beraber görülebilir. Tüm vakaların yüzde beş ile onu bir ameliyat sonrası ortaya çıkmaktadır. Kısa bir süre için Guillain-Barre sendromuna bir aşının neden olduğu düşünülmüştü. 1976-1977 yıllarında yaygın bir grip aşısı kampanyasından sonra bu kanıya varılmıştı. Ancak yürütülen araştırmalar bunun doğru olmadığını ortaya koymuştu. Belirtiler neden olan iltihaplanmadan birkaç gün ile bir-iki hafta veya bir ameliyattan bir veya dört hafta sonra görülebilir. El ve ayak parmaklarında karıncalanmanın ardından genel bir kas zafiyeti oluşabilir. Bu zafiyet hissi giderek bacaklardan kollara ve yüze yayılır. ciddi vakalarda zafiyet felce dönüşebilir ve solunum kasları etkilenebilir. Göz yüz konuşma çiğneme ve yutkunma ile ilgili kaslara da yayılabilir. En ağır şeklinde Guillain-Barre sendromu acil tıbbi müdahale ve hastanenin yoğun bakım servisine kaldırılmayı gerektirebilir. Bu rahatsızlığı olan kişilerin bazıları hastalığın bir aşamasında solunum yardımına gereksinim duyarlar. Genelde iyileşme birkaç ay süren bir devre sonrasında gelir. Ciddi şekilde etkilenmişseniz uzun süren rehabilitasyon dönemine gereksinim vardır. Tüm vakaların yaklaşık yüzde onunda geçmeyen bir sakatlık kalır. Ölüm oranı yüzde üç ile dört arasında değişir. ---------- Post added 19.02.17 at 22:51 ---------- GUT HASTALIGI Hastalığın diğer isimleri: podagra damla hastalığı nikris. Pürin adı verilen ve bir madde ile ilgili meydana gelen sorunlar nedeni ile gelişen bir hastalıktır. Metabolik ve renal adı verilen iki tip gut hastalığı vardır. Metabolik olarak adlandırılanda; pürinli maddelerin fazla yapımı renal tipinde ise pürinli maddelerin böbreklerden yetersiz düzeyde atılması söz konusudur. Her iki durumda da vücutta artan pürin maddesi sonunda ürik asite (ürat) dönüşür ve vücutta ürat miktarı artar. Kanda artan ürat eklemlerde deride eklem kılıflarında ve kulak kepçesinde birikir. Bunlara tofus adı verilir. Hastaların %90 ından fazlası erkektir. Ayrıca yaş ilerledikçe kandaki ürik asit miktarı artar. Zamanla beyin ve böbrek damarlarında sertleşme ve darlık meydana gelebilir. Gut hastalarında böbrek taşı gelişimi sıktır. Gut hastalığının tanısının konulabilmesi için; dokularda ürat kristalleri birikmeli ve en az bir eklemde artrit meydana gelmesi gerekir. Yani kanda ürik asit miktarının artması tek başına gut hastalığı tanısı koydurmaz. Hastalık akut ataklarla seyreder. Ailevi bir durum söz konusudur. Aşırı beslenme ve alkol bu hastalığın gelişmesine katkıda bulunur. İlk ortaya çıkışı ve ilk gut atağı genelde ayak başparmağının ilk ekleminde ortaya çıkar. Eklem şiş üzerindeki deri kırmızı-leylak rengi karışımı ve son derece ağrılıdır. Atakların tedavisi Hasta yatak istirahatine alınır ve kolşisin antiinflamatuvar kortikosteroid grubu ilaçlar kullanılır. Ataklar arasında yapılacak tedavi Gut krizi tedavi edildikten sonra; soğuk ve rutubetten korunulur günde 2-3 litre su içilir ve kilo vermeye çalışılır. Diyet: Bol miktarda pürin içeren sakatatlar konserve balıklar ve diğer deniz ürünleri et suları alınmamalıdır. Diğer beyaz etler ve sığır eti az miktarda alınabilir.Alkol kesinlike zararlıdır. Çay kahve ve kakaoda az miktarda pürin bulunur bunlar az miktarda alınabilir. Baklagiller de bol miktarda pürin içerir bu nedenle alınmaz. Pirinç alınabilir tereyağında pürin yoktur. Ürik asit yapımını azaltan ilaçlar kullanılır: allopürinol. Ürik asit atılımını arttıran ilaçlar kullanılır: probenesid sulfinpirazon. Ürik asit normal değerleri: Erkeklerde : 2.5 - 8.0 mg / dL Kadınlarda : 1.5 - 6.0 mg / dL ---------- Post added 19.02.17 at 22:51 ---------- HALLUKS VALGUS Ayak başparmağı diğer parmağın üstüne bindiğinde bunyon oluşur. Bu durum halluks valgus (Latincede çarpık anlamına gelen valgus ve ayak başparmağı anlamına gelen halluks sözcüklerinden gelir) denilen kalıtımsal bir özelliğin sonucudur ve ayakta şekil bozukluğu-na neden olur. Ayak başparmağının ayağa birleştiği bölüm ayağın normal profilinin dışına taşarak bunyon denilen çıkıntıyı yapar. Bunyon sürekli sürtünmeye maruz kaldığı için bu bölgedeki deri zamanla kalınlaşır. Belirtiler - Ayak başparmağının ayağa birleştiği bölümde kemiksi bir çıkıntı - Ağrı ve hareket kısıtlılığı da olaya eşlik eder Bu hafif ancak yaygın sorun kadınlarda daha sık görülür. Bazı kişiler genetik olarak bunyona eğilimli olsa da daha çok yüksek topuklu ve sivri burunlu dar ayakkabıların giyilmesi sonucu oluşur. Teşhis Doktorunuz teşhisi doğrulamak için birkaç açıdan röntgen çektirebilir. Bunyon genellikle hafif bir rahatsızlığa neden olur. Bununla birlikte bunyona bursit ya da osteoartrit eşlik ederse ağrı ve eklemde katılık oluşabilir. Bunyon ayağınıza uygun ayakkabı bulmanızı zorlaştırabilir ve uygun ayakkabıların dış görünüşü de hoşunuza gitmeyebilir. Eğer ağrınız olursa doktorunuza başvurun. Tedavi Ayağınıza iyi uyan ayakkabıların kullanımı çoğu kez en iyi çaredir ve bunyonun yarattığı rahatsızlığı önleyebilir. Eğer bursit gelişirse eski bir ayakkabının bunyonun üstüne gelen bölümünde açılacak bir delik rahatlama sağlayacaktır. Bunyonun üstüne konacak yumuşak bir yastıkçık yararlı olabilir. Bazı nadir durumlarda fazla kemik dokusunu çıkartmak ve kemiğe eski biçimini vermek için ameliyat yapılabilir. |
HAREKETSIZLIGIN BEDENSEL ETKILERI
Hareketsizliğin insan organizması üzerinde olumsuz etkiler meydana getirdiği çok eski dönemlerden beri bilinmektedir. Beden hareketliliğini azaltan bir hastalık yaralanma veya belirli bir neden olmadan insanların sedanter yaşam tarzını seçmeleri sonucunda organizmanın pek çok fonksiyonunda gerilemeler ortaya çıkmaktadır. 1960 lı yıllarda başlayan uzay hekimliği çalışmaları çerçevesinde uzun süreli uzay yolculukları sırasında insanların karşılaşacakları yerçekimsiz ve hareketsiz yaşam koşullarında organizmada oluşan değişiklikler ayrıntılı olarak incelenmiştir. Bu çalışmaların paralelinde tüm dünyada hareket azlığının kardiovasküler risk faktörlerinden biri olarak kabul edilmesiyle birlikte konuya ilgi artmış ve çalışmalar hızlandırılmıştır. Hareketsizliğin olumsuz yöndeki etkileri başlıca 4 grup insan üzerinde incelenmiştir: 1.Hastalık ya da yaralanma sonucu uzun süre yatak istirahati yapan kişiler 2.Çeşitli paralitik (felç) durumlar nedeniyle nöromüsküler (sinir-kas iletimi) aktivitesi önemli ölçüde kısıtlanan hastalar 3.Yerçekimi etkisini azaltan oturma yatma gibi değişik pozisyonlarda uzun süre kalan kişiler 4.Uzay yolculuklarında ve uzun süreli su altı çalışmalarında yer çekimsiz ortamda bulunanlar. Sayılan bu inaktivite tiplerinin her biri kısa süre içinde gizli fizyolojik değişikliklere yol açabilmektedir. Ortostatizm gibi belirgin klinik tablolar 5-7 gün içinde ortaya çıkabildikleri halde ankiloz veya böbrek taşı gibi komplikasyonlar ancak bir kaç ay sonra görülebilirler. Hareketsizliğin mekanizmasının daha iyi anlaşılabilmesi amacıyla fizik kapasiteyle ilgili bazı kavramları hatırlatmakta yarar var: 1.Fonksiyonel kapasite : Zorlu bir çaba sırasında varılan maksimum metabolik değeri ifade eder. 2.Fizyolojik maksimum potansiyel : Aynı kişinin sistemli bir antreman programından sonra varabildiği maksimum metabolik değerdir. 3.Fonksiyonel rezerv : Fonksiyonel kapasite ile fizyolojik maksimum potansiyonel arasındaki farktır. Hareketin daha da azalması örneğin kesin yatak istirahati halinde fonksiyonel kapasite iyice azalır. Daha sonraki dönemde bu durumdaki bir kişiye birden bire aşırı fizik aktivite programı verilirse fonksiyonel kapasitede iyileşme sağlanamaz. Kişinin önceki fonksiyonel kapasitesi ve rezervi dikkate alınarak yavaş yavaş artan yoğunlukta bir egzersiz programı verilerek durumu düzeltilmeye çalışılır. Düzenli fizik egzersizler yapan kişinin fonksiyonel kapasiteleri fizyolojik maksimum potansiyel düzeyine çok yakın olduğu halde sedanter kişilerde fonksiyonel kapasite düşüklüğü çok belirgindir. Fonksiyonel rezerv önemli ölçüde azalmıştır. Uzun süreli hareketsizliğin sistemler üzerindeki etkilerini şu şekilde özetleyebiliriz Merkez Sinir Sistemi Duygusal algılamada azalma olması nedeniyle bazı duyu bozuklukları gelişebilir parestezi ve ağrı eşiğinde düşmeler görülür. İstirahat sırasında kaslarda kasılmalar yapılmadığı taktirde motor verimlilikte azalmalar belirir. Özellikle felçli hastalar durumun çok belirgin örneğidir. Sedanter kişilerde otonom sinir sistemi oldukça dengesizdir. Düşük veya aşırı aktivite şeklinde fonksiyonel bozukluklar saptanabilir. Bu dengesizlik kardiovasküler sistemin çalışmasını da olumsuz yönde etkiler. Aktivite azlığı kişilerde anksiyete ve depresyon gibi ruhsal sorunların gelişmesine de zemin hazırlar. - Hareket Sistemi: Hareket azlığının uzun zaman sürecinde en belirgin etkileri hareket sistemini oluşturan elamanlardan ortaya çıkar. En önemli belirtiler kas ve kemik dokularında görülen değişikliklerdir. Hareket azlığıyla birlikte kas gücü azalmaya başlar. Örneğin hiç bir fiziksel rahatsızlığı olmayan bir kişinin bir haftalık kesin yatak istirahatinden sonra eldeki kavrama gücü % 20 oranında azalır. Kas gücündeki bu azalmaya parelel olarak kişinin dayanıklılığında da azalma olur. Diğer taraftan hareketsiz kaslarda kısa süre içinde atrofi (kas kaybı) gelişir. Atrofinin derecesi hareketsizliğin süresine bağlıdır. Atrofi güç kaybı ve duyarlılığın azalması sonucu hareketlerin koordinasyonunda yetersizlik ortaya çıkar. Bu durum hem alt hem de üst uzuvlarda görülür ve günlük yaşamda beceri isteyen aktivitelerin yapılmasında veya sportif aktivitelerin yapılışı sırasında eksiklik ortaya çıkar. - İskelet Sistemi: Hareketsizliğin en olumsuz etkilerinden biri kemik dokusunda ortaya çıkan osteoporozdur. Bilindiği gibi kemik yapımının düzenli olabilmesi ve kemik kitlesinin yenilenebilmesi için tendonların (bağlar) çekme fonksiyonu ile oluşan gerilmelere ve ayak ta durma sırasındaki yer çekimi kuvvetine gereksinim vardır. Hareket azaldığı durumlarda ise kemiğin organik ve inorganik elemanlarındaki kayıplar sonucunda kemik kitlesi azalmaya başlar kemikteki kalsiyumun mobilize olmasıyla geçici bir hiperkalsemi (kan kalsiyum seviyesinin artışı) ve yumuşak doku içinde ektopik kalsifikasyonlar (kemikleşmeler) gelişebilir. Sonuçta kemiklerin kırılganlığı artar ve kendiliğinden yada minör travmalarla kırılma olasılığı ortaya çıkar. Kemik dokusunun yanı sıra eklemlerde aktif ve pasif hareketlerin azlığına bağlı sertlikler gelişir ve eklem hareket açıklığı azalmaya başlar. Başlangıçta geri dönüşebilir nitelikte olan sertleşme hareketsizliğin uzun sürmesi halinde kemiksel nitelik kazanır ve geri dönüşümü mümkün olmayan eklem hasarları ortaya çıkar. - Kardiovasküler Sistem: Uzun süre hareketsizlik sonucunda kardiovasküler sistem büyük zarar görür ve bazal koşulların üzerindeki metabolik gereksinimleri karşılayamaz duruma gelir. Kardiovasküler sistemdeki gerilemenin en belirgin göstergesi maksimum oksijen tüketiminin (Max V02) azalmasıdır. 10 günlük yatak istirahatından sonra tamamen sağlıklı ve genç kişilerde dahi Max V02 nin % 20 oranında kalp atım hacminin ise % 10 oranında azaldığı gösterilmiştir. Bir kaç günlük istirahatten sonra dahi aynı şiddetteki egzersize verilen nabız yanıtında artma olmaktadır. Kardiovasküler sistemle ilgili bir diğer olumsuz gelişme kan basıncıyla ilgilidir. Uzun süre istirahatlarden sonra ortostatizm denilen durum gelişmekte ve kan basıncı dengesi bozulmakta ve kişi ayağa kalktığında ani tansiyon düşüklüğü olmaktadır. Toplar damarlar üzerindeki kasların pompalayıcı etkilerinin azalması sonucu venöz yatakta birikmeler olmakta ve tromboflebit gelişebilmektedir. Pıhtılaşma mekanizmasındaki değişiklikler trombosit kümeleşmesindeki artış tromboflebit gelişmesine yardımcı olmaktadır. - Solunum Sistemi: Hareketsizliğe bağlı olarak solunum sistemi ile ilgili hemen tüm parametrelerde gerileme olur ve sonunda kısıtlayıcı tip solunum bozukluğu tablosu ortaya çıkar. Sağlıklı kişilerde solunum parametrelerinde önemli bir düşme görülmemesine karşın istirahat süresinin uzaması durumunda örneğin felçli hastalarda solunum kapasitesi ve fonksiyonel solunum kapasitesinde % 25-50 oranında azalmalar olur. Sınırlayıcı tarzdaki gelişmeler ve yatay pozisyonun akciğer dolaşımı üzerindeki etkisi sonucu solunum-kanlanma oranında önemli bozukluklar ortaya çıkar. Ayrıca mukus temizleme fonksiyonlardaki azalmaya bağlı olarak solunum sisteminde mukus birikmeye başlar. Bu koşullar altında öksürük mekanizması bozulur. Karın kaslarındaki zayıflık durumu daha da kötüleştirir ve basit bir üst solunum yolu enfeksiyonunda ciddi akciğer rahatsızlıkları gelişir. - Sindirim Sistemi: Hareket azlığı sindirim sistemindeki aktivitelerin azalmasına yol açar. Bu azalma hem içeriğin ilerletilmesinde hem de salgılama fonksiyonlarında olur. Sonuçta bir taraftan iştah kaybı gelişirken diğer taraftan bağırsak hareketlerindeki azalma nedeniyle kabızlık görülür. - Endokrin (hormonlar) ve Böbrek (renal) Sistemler: Endokrin sistemin diğer sistemlerle karşılıklı etkileşmesi sonucu önemli metabolik ve renal değişiklikler görülür. Vücudun uzun süre yatay pozisyonda kalması nedeniyle hücre dışındaki sıvılar kılcal damar yatağının venöz (toplar damar) kısmına geçer ve kirli kanın kalbe dönüşünde artma olur. Sonuç olarak sağ atriumun (kalp kulakçığı) hacim sensörlerinde bir uyarılmayla birlikte antidiüretik hormonda azalma ortaya çıkar ve idrar çıkışı artar. Hareketsizliğin etkisiyle sodyum ve kalsiyum atılımı da artar. İdrarla fazla kalsiyum atımı üriner yolda tıkanma ve enfeksiyon faktörlerinin etkisiyle hareketsiz kişilerde idrar yollarında taşlar oluşmaya başlar. - Deri: Uzun süreli hareketsizlik deri ve deri üzerindeki oluşumları da olumsuz yönde etkilenir. Deri altındaki yağ dokusundaki incelme ve deri gerginliğinin bozulması nedeniyle basınç yaraları gelişebilir. Aynı vücut bölgelerin sürekli olarak basınç altında kalmaları ve bu bölgedeki basıncın kılcal damar basıncın üzerine çıkması yara oluşumunu kolaylaştıran dış etkenlerin başında gelir. Saydığımız tüm bu olumsuz gelişmeler hareketsizliğe bağlı problemlerin yalnızca bir kısmıdır. Hareketsizliğin uzun sürdüğü durumlarda olumsuz gelişmelerden etkilenen doku ve sistemler durmadan artar ve bir noktada yaşamı tehdit eder duruma gelebilir. ---------- Post added 19.02.17 at 22:52 ---------- HEMOROİDDEN NASIL KORUNULUR ? Hemoroid oldukça yaygın olarak görülen bir hastalıktır. Makat bölgesinde 3 ana toplardamar ağı mevcuttur. Biri solda ikisi sağdadır. Bunlara toplardamar yastıkları denir. Kabızlık nedeni ile bunlar genişler ve iç hemoroidleri oluşturur. Zamanla bunlar makat dışına sürüklenir ve dışkılama esnasında dışarı sarkarlar. Kanama ağrı akıntı gibi şikayete sebep olan hemoroid hastalığı erken evrede ise ameliyata gerek kalmadan lazer bant ligasyon ve ilaç enjeksiyonu ile tedavi edilir. İleri evredeki hastalar için tek tedavi seçeneği ameliyattır. Hemoroid hastalığı sıklıkla kabızlık şişmanlık ve gebelik gibi karın içi basıncının arttığı durumlarda ortaya çıkar. Kansere dönüşmez ancak hemoroid hastalığından korunmak için yapılan uygulamalar kabızlığı ortadan kaldırdığı için fissür ve bağırsak kanseri riskini de azaltır. 11 Altın kural Kişisel tuvalet temizliğine dikkat edilmeli mümkünse tuvalet kağıdı yerine daha yumuşak olan ıslak mendil veya havlu kullanılmalı. Fazla kilo almaktan sigara alkol acı biber ve baharatlı yiyeceklerden sakınılmalı. Düzenli olarak egzersiz yapılmalı. Lif yönünden zengin besinlerle (meyve sebze kepekli ekmek) dengeli beslenilmeli öğün atlamamalı ve mutlaka kahvaltı yapılmalı. Bol su içilmeli (gün içinde 8 bardak). Oturarak çalışılıyorsa her saat başı en az 10 dakika ayağa kalkmalı ayakta çalışılıyorsa 10 dakika oturulmalı. Günde en az bir defa ve düzenli olarak tuvalete gitmeli (örneğin kahvaltıdan 10-15 dakika sonra). Uzun süre dışkı yumuşatıcı (laksatif) kullanmaktan kaçınılmalı. Tuvalette fazla ıkınmaktan ve zorlanmaktan kaçınılmalı gazete dergi okuyacak kadar kalınmamalı gün içinde tuvalet ihtiyacı geçiştirilmemeli. Sıcak yerlerden (sauna hamam) kaçınılmalı. Dar giysiler giymekten kaçınılmalı. ---------- Post added 19.02.17 at 22:52 ---------- HEPATIT A Hepatit A hastalığı Hepatit A virüsünün (HAV) neden olduğu bir karaciğer hastalığıdır. Bulaşma dışkıdan olur. Hastalık geçirildikten sonra kanda HAV bulunmaz bu nedenle taşıyıcılık ve kan nakli ile bulaşma olmaz. Siroz meydana getirmez. Kuluçka dönemi 2-6 haftadır. Kırıklık hafif ateş bulantı kusma ishal iştahsızlık hafif kas ve eklem ağrıları gibi genel şikayetlerle başlar. Sarılık bulguları 3-4 haftada kaybolur ve 6-8 haftada hastalar tamamen iyileşir. Sonuç genelde iyidir ancak hastaların %1 inde fulminan hepatit denilen durum ve ölüm meydana gelebilir. Tanı İlk hafta içinde IgM tipi antikorlar yüksek düzeydedir ve 2 ay içinde tamamen kaybolur. IgG tipi antikorlar ise 1 ay sonra ortaya çıkar ve yıllarca kalır. IgG tipi antikorların saptanması hastalığın daha önceden geçirildiğinin bir göstergesi olarak kabul edilir ve kanda saptandığı sürece o kişide HAV hastalığı tekrar gelişmez. Korunma Hepatit A dan korunmak için el ve tırnak temizliğine son derece dikkat etmek gerekir. Şehirlerin kanalizasyon sistemlerinin uygun olması önemlidir. Hepatit A geçiren kişilerin mikrobu bulaştırmalarını önlemek için iç çamaşırlarının çarşaflarının ve tuvaletlerin %3 lük formalin veya %2.5 lik kloramin solüsyonu ile temizlenmesi gerekir. Hastayla ilgilenenlerin (doktor hemşire bakıcı akraba gibi) sık sık ellerini mikrop öldürücü sıvılarla (zefiran) temizlemeleri gerekir. Aşı iyi seyirli bir hastalık olduğu için Hepatit A ile meydana gelen hastalıklar için aşı genelde gerekli değildir. Ancak hasta ile irtibatı olan kişiler için (hekim aile fertleri gibi) immünglobülin ile korunma önerilebilir (Beriglobin). Yetişkinlere kas içine 4-5 ml yapılır ve 4-8 hafta korunma sağlar. Tedavi Yatak istirahati : Sırt üstü yatmak karaciğerin kanlanmasının en iyi şekilde olmasını sağlar. Bu şekilde istirahat edilerek karaciğerin yükü azaltılır ve iyileşme hızlanır. Diyet : İlk günlerde hastalar genelde iştahsız olduklarından sindirimi kolay besinler (meyva suyu açık çay süt çorba püre kızarmış ekmek bal reçel ve yoğurt) verilmelidir. Ancak hastaya yemesi için ısrar edilmemelidir; çünkü karaciğer kendini korumak için iştah azaltıcı bazı önlemler alabilir. İştahsızlık uzun sürerse asidik özel karışımlar hekim tarafından verilir. Böyle bir durumda iştah açılınca hemen proteinli besinler verilir. Karbonhidratlı gıdalar normal şekilde verilmeye devam edilir. Tuzsuz yemeğe gerek yoktur. Alkol yasaklanır. Günlük alınan yağ miktarı 50 gramı geçmemelidir. Günlük kalori 3000 i geçmemelidir. Sarılık ortadan kalktıktan sonra 6 ay boyunca alkol kızartma baharat sirke ve mezeler verilmez. İlaç : Sindirim zorluğu olanlara sindirimi kolaylaştırıcı ilaçlar verilir. Ayrıca B ve C vitaminleri verilir. Kaşıntı bulantı-kusma için de gerekirse ilaç verilebilir. Kusmaları fazla olanlara serum takılabilir. Yine hastanın durumuna göre ilaç tedavisi hekim tarafından başlanabilir. ---------- Post added 19.02.17 at 22:52 ---------- HEPATIT B Hepatit B hepatit B virüsünün (HBV) neden olduğu tedavisi bulunmayan ciddi bir karaciğer hastalığıdır. Belirti olmadan ya da iştahsızlık ve bulantı gibi hafıf belirtilerle geçirilebilir ya da enfeksiyonun yaşam boyu devam etmesi karaciğer sirozu karaciğer kanseri karaciğer yetersizliği ve ölüm gibi ciddi bir hastalık tablosuyla seyredebilir. HBV ye karşı en iyi korunma öncelikle virüsün bulaşmasını engellemektir. |HBVv nin Bulaşması: HBV enfekte kişinin kanı ya da vücut sıvılarıyla doğrudan temas yoluyla ya da enfekte anneden yenidoğana bulaşır. |Aşılanma ? Hepatit B aşısı tıbbi bilimsel ve toplum sağlığı ile ilgili kurumlar tarafından hastalık ve ölümün önlenmesi için güvenli ve etkili bir yöntem olarak önerilmektedir. Hepatit B aşılarının içinde bulunan timerosaldeki (aşıdaki koruyucu madde) küçük miktardaki cıvanın aşı uygulanan yenidoğanlar için oluşturabileceği risk konusunad çeşitli tartışmalar olmuştur ancak günümüzde timerosal içermeyen yeni aşılar piyasaya sunulmuştur. Birçok bilimsel çalışma bu aşının çok güvenli olduğunu ve multipl skleroz gibi başka kronik hastalıklarla ilişkisinin bulunmadığını göstermiştir. ABD deki birçok sağlık örgütü bu aşının çocuklara rutin olarak uygulanmasını önermektedir.|Hepatit B nin Bulaşmasının Önlenmesi: ·Sizde ya da eşinizde HBV enfeksiyonu varsa cinsel ilişki sırasında prezervatif kullanın. ·Cinsel ilişkide bulunduğunuz kişide hepatit B varsa test yaptırınız henüz enfekte olmamışsanız aşılanınız. ·HBV enfeksiyonu olan bir kişiyle birlikte yaşıyorsanız test yaptırınız henüz enfekte olmamışsanız aşılanınız. ·Gebeyseniz HBV enfeksiyonu için tarama yaptırmalısınız; enfeksiyon varsa ya da durumunuz kesin bilinmiyorsa çocuğunuza doğumu izleyen birkaç saat içinde hepatit B aşısı yapılmalıdır. ·HBV ile enfekte kişilerin kan ya da diğer vücut sıvılarıyla temas etmeyin.|Hepatit B Enfeksiyonu Olanların: Yapması Gerekenler: ·Kanınıza ya da diğer vücut sıvılarınıza dokunduktan sonra ellerinizi yıkayın. ·Kullandığınız kağıt mendilleri adet sırasında kullandığınız petleri ve tamponları kağıt torbalara koyarak atın. ·Vücudunuzdaki tüm açık yaraların ve kesiklerin üzerini kapatın. ·Karaciğerle ilgili anormallikler yönünden kontrol edilmek için 6 ay ila 1 yılda bir hekiminizi müraccat edin.|Yapmaması Gerekenler: ·Ciklet diş fırçası jilet havlu ya da kan ya da başka vücut sıvılarınızla temas edebilecek herhangi bir eşyayı başkalarıyla ortak kullanmayın. ·Bebeklere çiğnediğiniz yiyecekleri vermeyin. ·Kan plazma organ doku ya da sperm bağışında bulunmayın. ·Kullandığınız şırınga ya da iğneleri başkalarıyla paylaşmayın. ---------- Post added 19.02.17 at 22:52 ---------- HEPATIT C Hepatit C hepatit C virüsünün (HCV) neden olduğu bir karaciğer hastalığıdır. Viral hepatite neden olan beş farklı virüsten (A B C D ve E olarak tanımlanır) biri olan hepatitis C karaciğerde iltihaba neden olur. Enfekte kişinin kanı ya da cinsel ilişki yolu ile yayılır. Her yıl HCV ile enfekte kişilerin % 85 inde kronik enfeksiyon geliştiği tahmin ediliyor; bununla birlikte enfeksiyon bulunan birçok kişide belirti görülmez. Bazılarında ise bu enfeksiyon siroza (karaciğer hücrelerinde hasar) karaciğer yetersizliğine ve olası karaciğer kanserine yol açabilir. Hepatit C en sık görülen kanla bulaşan enfeksiyonlardan biridir ve karaciğer nakline yol açan nedenler arasında birinci sırada yer alır. Tüm dünyada yaklaşık 170 milyon kişi bu virüs ile enfektedir. Hastalığa yakalananlarda bazen 20 yıl boyunca belirti gözlenmediğinden kişiler hastalıklarının farkına çok geç varırlar. Önümüzdeki on yılda bu hastalık nedeniyle ölenlerin ve karaciğer nakli için bekleyenlerin sayısında dramatik bir artış beklendiğinden toplumda öncelikli bir sağlık sorunu durumuna gelme olasılığı yüksektir. Erken tanı hepatit C nin daha fazla yayılmasını önlemede ve virüsün karaciğerde yol açacağı hasarın azaltılmasında büyük önem taşır.|Hepatit C Testi: Aşağıda belirtilen kişiler / gruplar risk altında oldugundan Hepatit-C testi uygulanmalıdır. - Temmuz 1992 tarihinden önce kan nakli ya da organ nakli yapılan kişiler 1987 yılından önce pıhtılaşma sorunları nedeniyle kan ürünü verilenler ya da uzun süreli böbrek diyalizine bağlı olanlar - Kronik böbrek yetersizliği hemofili ya da kemoterapi gerektiren kanser vakaları gibi sık olarak kan ürünlerinin verildiği hastalar - Sağlık hizmetlerinde çalışanlar - Enjeksiyonla madde kullananlar eskiden enjeksiyonla madde kullanmış olanlar - Yüksek risk taşıyan cinsel etkinlikleri birden çok eşi ve/veya cinsel yolla bulaşan hastalığı olan kişiler|Korunma - Üzerinde kan bulunabileceğinden iğne diş fırçası makas ya da benzeri araç ve gereci kimseyle paylaşmayın. - Eldiven giymeden kimsenin kanına dokunmayın. - Cinsel etkinliğiniz varsa güvenli cinsel ilişki kurun ve prezervatif kullanın. - Vücudunuza dövme yaptıracaksanız kullanılan araç ve gerecin steril olmasına dikkat edin. - Hepatit C virüsü taşıyorsanız kan ya da plazma bağışlamayın. - Hepatit C enfeksiyonunuz varsa fazla miktarda alkol kullanmayın. |
HEPATİT-A YAZ AYLARINDA DAHA SIK GÖZLENİYOR
Ateş halsizlik bulantı karnın sağ üst tarafında ağrı ve idrarda koyulaşma halinde belirtilerle ortaya Hepatit A hastalığından korunmak için hijyene dikkat edilmesi meyve ve sebzelerin kabuklu yenilmemesi ve kontrolsüz suların içilmemesi öneriliyor. Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Reşit Mıstık hava sıcaklıklarının giderek arttığı bu dönemlerde çocuklarda hepatit A hastalığına yakalanma riskinin büyüdüğünü belirtti. HİJYEN VE EL TEMİZLİĞİ Çocukların hijyene ve el temizliğine dikkat etmedikleri için hepatit A hastalığına daha kolay yakalandıklarını ifade eden Prof. Dr. Mıstık hastalığın genellikle tuvaletlerden ve iyi temizlenmemiş gıdalardan bulaştığına dikkati çekti. Anneden çocuğa geçen antikorlar sayesinde hepatit A hastalığının 2 yaşına kadar hiçbir bulgu vermeden atlatıldığını vurgulayan Prof. Dr. Mıstık yaşın büyümesiyle bu hastalığın oluşma riskinin yükseldiğini vurguladı. Hastalığın su kaynaklarının kirletilmesiyle kolayca geniş kitlelere bulaşabileceğini anlatan Prof. Dr. Mıstık bulaşıcı bir hastalık olan hepatit A’nın tıbbi bir tedavisi olmadığını ancak yüzde 100’e yakın bir oranda kendiliğinden iyileşebildiğini bildirdi.Çocukların havaların ısınmasıyla serinlemek amacıyla havuzlara veya su birikintilerine girdiklerine dikkati çeken Prof. Dr. Mıstık “Sularda hepatit virüsü bulunma riski oldukça fazla. Bu nedenle havuzlarda ve su birikintilerinde dezenfeksiyona dikkat edilmelidir†diye konuştu. BELİRTİLERİ VE KORUNMA YOLLARI Hastalığın ateş halsizlik bulantı karnın sağ üst tarafında ağrı ve idrarda koyulaşma halinde belirtilerle ortaya çıktığını bildiren Prof. Dr. Mıstık şöyle konuştu: “Hepatit A oldukça yaygın bir hastalıktır. Çocukların yüzde 70’inden fazlası hepatit virüsüyle karşılaşmıştır. Bu oran 7-20 yaş arasında yüzde 90’lara kadar çıkıyor. Bunun için ileriki yaşlarda test yapılmadan hepatit aşısı yaptırmaya gerek yoktur. Aşı yapılacaksa erken yaşlarda yapılmalıdır. Hepatit A hastalığından korunmak için hijyene dikkat edilmeli meyve ve sebzeler kabuklu yenilmemeli ve kontrolsüz sular içilmemelidir.†---------- Post added 19.02.17 at 22:53 ---------- HIPERTANSIYON Hipertansiyon Nedir ? Hipertansiyon kan damarlarinin içerisindeki basincin yukselmesidir; kelime anlami yuksek kan basincidir. Hipertansiyon kan damarlarina zarar verir. Felç kalp krizi kalp yetmezligi ve böbrek yetmezligi gibi ciddi rahatsizliklara neden olabilir. Doktorum Hipertansiyon Hastasi Olduguma Nasil Karar Verdi ? Buyuk tansiyon 140 veya uzerinde oldugu zaman veya kuçuk tansiyon 90 ve uzerinde ise hipertansiyon duşunulur. Tansiyonunuz yukseldiginde başagrisi nefes darligi gögus agrisi gibi şikayetler olabilir. Ama hipertansiyon hastasi oldugunuzu anlamanin tek yolu tansiyonunuzun ölçulmesidir. Neler Hipertansiyona şebep Olur ? Hipertansiyon bazi ailelerde sik olarak görulmektedir dolayisi ile ailevi (kalitsal) olabilir ancak bu kesin degildir. Diger bir çok durum hipertansiyona neden olabilmektedir. Bunlardan bazilari şunlardir : şeker hastaligi şişmanlik hareketsizlik aşiri alkol kullanmak çok tuzlu çok yagli ve bol kalorili (hamur işleri tatlilar) yiyecekler yemek sebze ve meyveyi az yemek. Tansiyonumun Yukselmesini Nasil Engellerim ? Tansiyonunuzun yukselmesini engellemek ve meydana getirebilecegi rahatsizliklari engellemek için yaşam tarzinizi degiştirmeniz gerekmektedir. Yaşaminizda degiştirmeniz gerekenlerin başinda şunlar gelmektedir: Eger şişmansaniz zayiflayin. Alkol kullaniyorsaniz hiç içmeyin veya azaltin. Haftada 4 - 6 gun en az 30 dakika spor yapin en azindan açik havada yuruyun. Dengeli beslenin. Bol sebze ve meyve yeme alişkanligi edinin. Hamur işi ve tatli gibi yagli ve şekerli yiyeceklerden uzak durun. Hayvansal yag ve doymuş yag (margarin) kullanmayin. Yemeklerinize çok tuz atmayin. Ama tamamen tuzsuz yemek de yemeyin. şigara içmeyi birakin. Kahve ve çayi az için. Doktorum Beni Nasil Tedavi Edecek ? Doktorunuz hipertansiyonunuz olduguna kesin olarak karar verdikten sonra bu hastaliga neyi sebep oldugunu araştiracak. Bunun için sizi muayene edecek ailenizde kalp krizi felç gibi bir hastalik olup olmadigini soracak ve size kan tetkikleri yaptirarak kan şekerinize kan kolesterol duzeyinize bakacak. Doktorunuz daha sonra tedavinizi duzenleyecek. Tansiyonunuz hafif derecede yuksek ise yukarida siralanan tavsiyelere uymanizi isteyecek eger tansiyonunuz daha yuksek ise veya başka bir hastaliginiz varsa doktorunuz bunlara yönelik ilaçlar yazacak. Bu Hastaliktan Kurtulabilecek miyim ? Hipertansiyon için 80 den fazla ilaç mevcuttur. Ilaçlarini duzenli olarak kullanan her 10 hastadan 9 u bu ilaçlardan fayda görmektedir. Aşagidaki önerilerimize uyarsaniz durumunuz daha da iyiye gidecektir. Doktorunuza yardimci olun ve ondan bir şey gizlemeyin. Yapacaginiz şeylere ailenizi de dahil edin ; onlarla birlikte spor(yuruyuş) yapin onlarin da sizin gibi duzenli beslenmesini saglayin onlara da sigara içirmeyin Tansiyonunuzu duzenli olarak ölçturun veya ölçun ve bunlari formun arkasindaki çizelgeye yazip doktorunuza gösterin. Ilaçlarinizi duzenli olarak alin. Doktorunuzun söyledigi herşeyi yerine getiriyor ama şikayetlerinizin geçmedigini duşunuyorsaniz bunu doktorunuza iletin. Tansiyonunuz normale inse bile doktorunuzun tavsiyelerini birakmayin. Doktorunuz aksine bir şey söylemezse 3 - 6 ayda bir doktorunuza kontrole gidin. |
HIPERTIROIDI
Hipertiroidi kişide yüksek miktarda tiroid hormonu bulunması durumuna verilen isimdir. Boynun alt kısmında bulunan tiroid bezi tarafından üretilen tiroid hormonları vücudun enerjisini düzenlemekten sorumludur. Tiroid hormon seviyeleri yüksek olduğunda vücut hızlı bir şekilde enerji tüketir ve yaşamsal fonksiyonlar hızlanır. Çoğu durumda hipertiroidizm tiroid bezinin kendisindeki bir problemden kaynaklanmaktadır ve tiroid bezi başka bir bulgu vermeksizin sadece fazla miktarda tiroid hormonu üretir. Bu durumun en sık nedeni Graves hastalığıdır; bu hastalık bağışıklık sisteminin rol aldığı bir hastalıktır ve tiroid bezinin hormon kontrol mekanizmasını tahrip eder ayrıca kontrolsüz bir şekilde yüksek miktarda hormon üreten iyi huylu tümör gelişimi de vardır (tiroid bezi dışarıdan şişkin görülür). Tiroid infeksiyonları sonucu kısa süreli hipertiroidizm meydana gelebilir. Nadir olarak hipertiroidizm hipofiz bezinden tiroid stimüle edici hormon (TSH) un aşırı üretilmesi sonucu meydana gelebilir. Hipertiroidizmin en sık nedeni oaln Graves hastalığı tipik olarak 20-40 yaş arasındaki genç kadınları etkiler bununla birlikte hastaların yaklaşık olarak %12 si erkektir. Graves hastalığının genetik faktörlerle ilgisi vardır ve bu nedenle Graves hastalığı aynı ailede 3-4 kişiyi etkileyebilir. Nadiren fazla tiroid hormonun kaynağı tiroid bezi değil dış kaynaklardır; struma ovarii (kadınlarda overlerde bulunan ve tiroid hormon üreten anormal bir doku). Tiroid takviyesi alan kişilerde de hipertiroidizm belirtileri saptanabilir. Belirtiler Sinirlilik uykusuzluk dramatik duygusal dalgalanmalar titremeler artmış kalp atım hızı barsak hareketlerinde artma nedeni açıklanamayan kilo kaybı (artmış iştaha rağmen) sıcak ortama karşı aşırı duyarlılık (daima sıcaklama hissi) kas zayıflığı nedes darlığı ve çarpıntı. Kadınlarda adet dönemleri kısalabilir (adetler sıklaşabilir) veya tamamen durabilir. Daha ileri yaşlarda hastalar kalp yetmezliği veya angina ağrısından şikayetçi olabilir. Hipertiroidizm özellikle Graves hastalığına bağlı olarak meydana geldiğinde egzoftalmus denilen duruma da neden olabilir. Egzoftalmus gözlerin arkasında bulunan dokuların şişerek gözlerin ileri doğru çıkmasına verilen isimdir hasta dik dik bakıyormuş gibi görünür. Tanı Yukarıda sıralanan belirtiler araştırılır. Bunun yanı sıra fizik muayene de yapılır. Test olarak kanda tiroid hormon TSH seviyeleri ile radyoaktif iyot alımına (RAIU) bakılabilir. Sintigrafi faydalı olabilir. Kalp problemi olabilecek hastalarda ilave olarak kalple ilgili muayene ve testler yapılabilir. Tiroid infeksiyonuna bağlı gelişen hipertiroidizmlerde tiroid hormon seviyeleri 3-4 ayda normal düzeylerine inebilir. Graves hastalığı olanların az bir kısmında kendiliğinden iyileşme görülürken genelde tedavi gereklidir. Hipertiroidizmden korunmayı sağlayacak herhenfi bir aşı veya yaşam şekli bilinmemektedir. Tedavi Hipertiroidi anti-tiroid ilaçlar adı verilen ilaçlarla tedavi edilebilmektedir. Bunlar propiltiyourasil veya metimazol gibi ilaçlardır ve tiroid hormonlarının üretimlerini engellerler. Beta-blokör ilaçlar hipertiroidiye bağlı şikayetleri önlemek için tedaviye ilave edilebilir. En sık kullanılan tedavi yöntemlerinden birisi de radyoaktif iyot vermektir. Radyoaktif iyot tiroid bezini tahrip etmektedir. Tiroid bezinin bir kısmının çıkarılması da kullanılan cerrahi yöntemlerdendir ancak daha nadir kullanılmaktadır. Anti-tiroid ilaçlarla 12-24 ay tedavi edilen hastaların yarıyı yakınında uzun süreli şikayetsiz dönemler görülmektedir. Radyoaktif iyot tedavisi kısa süreli ve etkili bir yöntemdir. Ancak bu yöntemle hastaların %40-70 inde 10 yıl içerisinde hipotiroidi gelişebilmektedir. Ancak hipotiroidi çok daha kolay tedavi edilebilmektedir. ---------- Post added 19.02.17 at 22:54 ---------- HIPERTROFIK KARDIOMIYOPATILER Bilinmeyen bir nedenle muhtemelen ailevi (doğuştan) olarak miyokart (kalp kası) hipertrofiktir (kalınlaşmıştır). Miyokardın kalınlaşması ilerleyici karakterdedir ve bütün kalbi ilgilendirmeyebilir. En ziyade ventrikül (kalbin karıncığı) septumunun (ara duvar) kaideye yakın kısmında ve sol ventrikülün serbest duvarında bulunan hipertrofi bazen de sadece septuma veya sağ ventriküle lokalizedir. En ziyade rastlanan lokalizasyonuna göre septum kaidesindeki hipertrofi ventrikül boşluğundaki sistolojik basıncın (kalbin atımı sırasındaki basınç) sistolik aort basıncından (kalbin atımı sırasında aort ana atardamarında meydana gelen basınç) daha yüksek olmasına neden olur. Bundan dolayı hipertrofik kardiomiyopatinin bu formuna "İdiopatik hipertrofik subaortik stenoz" denmektedir. Böylece sol ventrikülün boşalması güçleşir. Klinik tablo: Dispne çarpıntı ve kalp ağrıları başlıca yakınmaları teşkil eder. Yorgunluk ve atım bozuklukları da olur. Aile hakkında sorulan sorularda bu tür yakınmalarla hastalanan bireylere rastlanır. Heredite (kalıtsallık) oranı % 30 dur. Erkekler daha sık hastalanır. Hastalık çocukluk yaşlarında ortaya çıkar. Bazen ömür boyu belirti vermeden kalır. Muayenede kalbin uç kısmına denk gelen kısımda veya göğüs orta kemiğinin sol kenarında kalbin atımıyla uyumlu olarak hafif bir üfürüm (sistolik sufl) duyulur (stetoskopla). 2/6 şiddetindedir. Karotisler (şah damarı) boyunca yayılmaz. Bu üfürüm bacakların yukarı kaldırılmasıyla hafifler. Röntgende kalp normal büyüklükte veya büyümüş bulunabilir. EKG her zaman anormaldir: Sol ve bazen de sağ hipertrofi bulguları QRS dalgası ve T dalgası değişiklikleri derin Q dalgaları dal blokları v.s görülebilir. Derin Q dalgaları nedeniyle miyokard infarktüsüyle karıştırılmalar olabilir. Ekokardiogramda septumdaki ve sol ventrikül duvarındaki hipertrofi ile mitral kapağının ön kanadının öne doğru sistolik hareketi ayırt edilebilmekte ve kesin tanı konabilmektedir. Sonuç: Hastalık oldukça ciddidir. Hasta kendine dikkat etmezse yaşam süresi son derece kısa olabilir. Ancak kendiliğinden iyileşmeler de görülmektedir. Hastaların çoğunda ölüm nedeni aniden gelişen atım (ritim) bozukluklarıdır. Tedavi Kesin bir tedavisi yoktur. Hastanın her tür efordan kaçınması gerekir. Kullanılması sakıncalı olan ilaçlar: Digitalis sempatikomimetikler kalsium nitrogliserin gibi ilaçlar verilmez. Digitalis pozitif inotrop (kalbin atım gücünü arttırıcı) etkisiyle hastanın durumunu bozar. Diüretikler de verilmemelidir. Ancak zorunlu hallerde düşük dozlarda verilebilir. Beta reseptör blokerleri (Betadol Dideral Prent v.s.): Kullanılabilir. Negatif inotrop etkileri nedeniyle hastaya yararlı olabilirler. Dozaj: Günde 1 tablet Betadol veya 2 defa 20-40 mg Dideral. Kalsium antagonistleri (Kardilat Nidilat İsoptin Sensit Diltizem): Negatif inotrop etkileri nedeniyle (yani kalp kontraksiyonlarını artırmadıkları için) kullanılırlar. Dozaj: Günde 3 defa birer adet yemeklerden birer saat önce. Cerrahi girişim: Her hastada cerrahi tedavi olup olamayacağı mutlaka araştırılmalıdır. Ameliyata karar verilirse ventrikülomiyotomi yapılır buna kas rezeksiyonu eklenir veya eklenmeyebilir. Bazı durumlarda mitral valvüloplasti de gerekli olur. Bu konu için bir kalp - damar cerrahı ile görüşmek faydalı olur. ---------- Post added 19.02.17 at 22:54 ---------- HIPOPITUITARIZM (Hipofiz Ön Lob Hormonlarının Yetersiz Salgılanışı) Hipopitüitarizm hipofiz bezinin hipofiz bezi hormonlarından bir veya daha fazlasını yetersiz miktarda salgılaması ile görülen bir rahatsızlıktır. Hastalığın adı Yunancada "altında" anlamına gelen hipo kelimesinden kaynaklanır. Bazı kişilerde kalıtsal olarak hipopituitarizme eğilim vardır. Diğer insanlar bilinmeyen nedenlerden dolayı bu hastalığa yakalanırlar. Ancak olayların birçoğunda nedenin belirlenmesi mümkündür. Bu durum bezdeki herhangi bir tümör nedeniyle ortaya çıkabilir veya ciddi bir kafa yaralanmasından sonra gelişebilir. Hipopituarizm bazı kadınlarda doğumdan sonra ortaya çıkar. çünkü hamilelik sırasında normal olarak büyümesi gereken bez öylesine fazla büyür ki bunun için gerekli olan oksijen veya kanla verilen diğer maddeler vücut tarafından temin edilemez hale gelir. Daha sonra hipofiz bezi dokularının bir kısmı veya hepsi ölür. Belirtiler Çocuklarda: - Büyüme ve cinsel gelişimde yavaşlama - Hipoglisemi (kan şekerinin aşırı düşüşü) Yetişkinlerde: - Kadınlarda adetten kesilme kısırlık veya doğumdan sonra süt verememe - Erkeklerde azalan cinsel istek sakal ve vücut kıllarının dökülmesi - Göz ve ağız çevresindeki ciltte ince kırışıklıklar; - Bitkinlik - İştahta azalma ve bazen kilo kaybı. - Stresli bir durum veya enfeksiyon nedeniyle tansiyonun çok fazla düşmesi ve ateş. Hipofiz bezinin diğer bezleri de harekete geçiren diğer hormonları salgılaması nedeniyle bu hormonların yetersiz salgılanması hipotiriodizm ve Addison hastalığı da dahil olmak üzere diğer bazı hastalıkların belirtilerini ortaya çıkarabilir. Teşhis Hipofiz hormonlarının yetersiz salınımı çocuklarda cüceliğe neden olacaktır. En önemli bulgu büyümede yavaşlamadır. Bu yavaş gelişme çocuğun normal muayenelerinde doktor tarafından saptanacaktır Bu hastalık oldukça ender görülür. Akranlarından daha kısa çocukların çok azında hormon yetersizliği vardır. Eğer doktorunuz hipopitüitarizmden kuşkulanıyorsa kan ve idrarda hormon düzeyini ölçmek üzere çeşitli testler yapacaktır. Kan şeker düzeyini düşürmek üzere insülin iğneleri - yapılır ve bu durum hipofiz bezinde hormon üretimini sağlar. Sonra bu hormonların miktarı ölçülebilir. Eğer test sonucu hipofiz hormonlarının düşük düzeyde olduğunu gösteriyorsa altta yatan nedeni saptamak üzere daha ileri tetkikler yapılır. Olasılıklardan biri hipofiz tümörüdür. Hipofiz hormonlarının azlığı yada yokluğu yaşamı tehdit edebilir çünkü böbreküstü bezi herhangi bir güçlü stres ya da enfeksiyona cevap veremez hale gelebilir. Böyle bir durumda doktor kortikosteroid tedavisi yapacaktır. Cüce bir çocuğa büyüme hormonu enjeksiyonu yapılarak normal gelişimini sağlamak mümkündür. çocuk tedavi edilmezse erişkin ölçülerine ulaşamayacaktır. cinsel gelişimi de diğer hormonların normal miktarda olup olmamasına bağlıdır. Yetişkinlerde de aynı hormon tedavisi gereklidir. İlaç Tedavisi Hipopitüitarizmin tedavisi hipofiz bezindeki işlev bozukluğunun derecesine bağlı olarak çeşitli hormonların verilmesine dayanır. Büyüme Hormonu: Bu ilaç tedavisi hipofiz bezi hormonlarının yerini tutabilecek hormonları içerir. Büyüme hormonunun yanı sıra böbreküstü bezi ve tiroid hormonları ve hatta yumurtalık hormonları (kadınlar için) ya da testosteron (erkekler için) gerekli olabilir. Kortikosteroidler: Böbreküstü bezinin işlevi azaldığında doğal kortizol hormonunun yerine genellikle prednizon ya da hidrokortizon gibi bir ilacın günlük alınımı gerekir. Ameliyat ya da ciddi bir stres karşısında bu steroid hormonların daha yüksek dozda alınması gerekebilir Diğer Hormonlar: Eğer östrojen testosteron ya da tiroid hormonları yetersizse bunlarında alınması gerekebilir. ---------- Post added 19.02.17 at 22:54 ---------- HIPOTIROIDIZM Aktivitesi az olan bir tiroid bezi hipotroidizme yol açar (hipertiroidizmin tam aksi durum). Adı Yunanca az manasındaki "hypo" ile "kalkan biçiminde" anlamındaki "thyreas" kelimelerinden gelmektedir. Belirtiler grubu uzun yıllardan sonra ortaya çıkar ve tedavi edilmezse miksedemaya dönüşür. Belirtiler - Fiziki ve zihinsel fonksiyonların yavaşlaması ile ortaya çıkan letarji hali - Nabzın yavaşlaması - Soğuğa dayanıksızlık - Kabızlık - Saç ve cilt kuruluğu - Guatr (bazı hastalarda) - Ağır ve uzun aybaşı halleri - Seksüel ilginin azalması - Miksedema koması; bunun karakteristik belirtisi soğuğa aşırı dayanıksızlık ve uyuklama duygusunun ardından derin letarji ve bilinç kaybıdır. Miksedema komasını sedatifler hızlandırabilir ve acil tıbbi müdahale gerektirir. Tiroid hormonunun büyüme ve gelişme üzerinde öyle önemli ve belirgin etkileri vardır ki eksiklikler çeşitli sağlık problemlerine yol açabilir.Aşın vakalarda eksiklik durumları bebeklerde ve çocuklarda zekA geriliğine ve yetişkinlerde zihinsel proseslerin yavaşlamasına normal vücut ısısını koruyamamaya ve hatta kalp yetmezliğine neden olabilir. Hipotiroidizmde vücudun normal fonksiyon hızı yani bazal metabolizma yavaşlamıştır. Tiroid hormonunun azlığı vücudun yavaşlamasına yol açar ve hastalığı fiziki ve zihinsel yönden tembel durumda bırakır. Bazı durumlarda hipofiz bezinin TSH (tiroid uyarıcı hormon) üretmeyişi hipotiroidizme yol açar. Daha büyük sıklıkla tiroid bezi anormal bir antikor tarafından yavaş yavaş tahrip edilmektedir. Diğer vakalarda hipotiroidizmin nedeni bilinmez. Daha da başka vakalarda hipotiroidizmin tedavisi fazla başarılı olunca hipotiroidizm meydana gelebilir. Bu vakalarda tiroid hormonu durumu tersine döner (hormon fazlalığından hormon azlığına) bu durum geçici veya kalıcı olabilir. Bazen ender durumlarda bebekler tiroid bezleri olmaksızın doğarlar. Hashimoto hastalığı (lenfositik tiroidit) de hipotiroidizmin nedeni olabilir. Çok sık rastlanan bir rahatsızlık olmamakla birlikte hipotiroidizm ender bir hastalık da değildir. Her iki cinsiyette ve herhangi bir yaşta meydana gelebilir Fakat yine de en fazla orta yaşlı kadınlarda görülür ve yaşlılarda teşhis konulmadan sürüp gitme ihtimali çok fazladır. Teşhis Hipotiroidizm genellikle aylar veya yıllar süren bir gelişme sonucu ortaya çıkar Böyle bir rahatsızlığı olan bir kimse değişikliklerin bazılarını fark etmeyebilir. Fakat hastayı birkaç aydır görmemiş bulunan bir tanıdık veya akraba görünüşteki bozulmayı dikkat çekici bulabilir. Başlangıçta adale ağrıları ve sürekli yorgunluk serin ve soğuk yerlerde sıcak kalamamaktan başka belirti olmayabilir. Kabızlık da görülebilir. Yüz şişkin ve cilt donuk olacak ve kuru ve kalınlaşmış bir duruma gelecektir. Ses kısılabilir ve işitme kaybı olabilir. hipotiroidizmde kilo almak sık görülen bir belirti sanılmakla birlikte kilo alma eğer varsa bile çok azdır. Hipotiroidizmi teşhis etmenin en etkili yolu laboratuvar testleridir. Kan örnekleri tiroid hormonunun çeşitli formları bakımından tahrip edilir ve tiroid uyarıcı hormonu (TSH) ve antikorlara bakılır (düşük tiroid hormonu ve yüksek TSİ] değerleri hipotiroidizmi düşündürür yüksek bir antikor değeri ise hipotiroidizmin nedeninin Hashimoto hastalığı olduğunu düşündürür). Çoğu kimselerde hipotiroidizm kronik veya ilerleyici değildir. Tedavi edilmesiyle normal hayata dönülür. Fakat ağır hormon eksikliği olan kimselerde tedavi özellikle önemlidir. Miksedema koması Hipotiroidizmin hayatı tehdit etme ihtimali pek yoksa da Miksedema Koması bunun dışındadır. Bu ender görülen durum genellikle uzun süreli teşhis konmayan hipotiroidizmin sonucudur ve hastalık soğukta kalma kaza veya yaralanma veya ameliyat sonucu ortaya çıkabilir. Miksedema koması genellikle hormon enjeksiyonu şeklinde yapılacak olan acil müdahaleyi gerektirir. Kretinizm Bebeklerde tedavi edilemeyen hipotiroidizm cücelik ve zeka geriliği (kretizm) sonuçlarını doğurabilir. Eğer durum hayatın ilk birkaç ayında teşhis edilirse (sıklıkla da tespit edilebilir çünkü doğumdan hemen sonra rutin kan tahlilleri yapılır) normal gelişme ihtimali çok büyüktür. Kretinizmin tipik belirtisi olan gelişmesi durmuş çocukta karakteristik belirtiler sürekli olarak ağızdan salya akması omuzlar geride karın şiş bir görünüş kısa boy ve düzensiz dağılımı olan iyi gelişmemiş dişlerdir. İlaç Tedavisi Temel tedavi tiroid hormonunun her gün alınmasıdır Hayvan tiroid bezlerinden elde edilmiş ilaçların da kullanılabilmesine rağmen bir çok doktorlar sentetik bir tiroid hormonu vermeyi tercih etmektedirler. Çoğu vakalarda hormon tedavisine başlanmasından bir hafta içinde durum belirgin şekilde düzelir. Birkaç ay içinde bütün belirtiler kaybolur. Fakat hasta bu tedaviye hayatının sonuna kadar devam etmek zorundadır. Beslenme Bazı kimselerde tiroid hormonu eksikliği gıda rejiminde uzun süreli bir iyot yokluğun dan kaynaklanır. O zaman tiroid bezi açığı kapamak için büyür ve boynun alt kısmında bir şişlik yani guatr oluşur. Bu durum Amerika Birleşik Devletleri nde son derece nadirdir. Çünkü sofra tuzlan iyot takviyelidir ve gıdalar genellikle iyottan yana zengindir. Fakat dünyanın toprakta iyot eksikliği olan bölgelerinde iyot eksik]iği guatr sebebi olarak çok sık görülen bir durumdur. Böyle bölgelerde iyotlu tuz kullanımı etkili bir halk sağlığı önlemidir ---------- Post added 19.02.17 at 22:55 ---------- HIRSCHSPRUNG HASTALIGI Hirschsprung hastalığı (doğuştan kalın barsak genişlemesi olarak da adlandırılır) yavaş yavaş anormal büyüklükte ya da genişlemiş kalın barsak oluşmasına neden olur. Bunun nedeni alt rektumun dışkıyı anüsten dışarı çıkarmakta yeterli olmamasıdır. Prematüre bebeklerde nadir olmak koşulu ile Hirschsprung hastalığı yeni doğan bebeklerdeki kalın barsak tıkanıklığı nedenlerinden %33 ünü oluşturmaktadır. Yeni doğan bebeklerde ilk işaretler arasında mekonyum dışkısını çıkarmakta başarısızlık kusma karın bölgesinde şişme ve dışkılayamama sayılabilir. Rektal bir muayene sonrasında bebek çoğunlukla patlayıcı şekilde dışkılar. Bazen yeni doğmuş bir bebek bu yüzden dışkı bile kusabilir. Su kaybı ve kilo kaybı da çok rastlanır. Çoğu yeni doğmuş bebekler bunun yanı sıra kabız ve ishal de olabilirler. Yeni doğmuş bir bebekte büyümüş bir kalın barsağı teşhis etmenin en iyi yöntemi rektal biyopsi yapmaktır. Hirschsprung hastalığının tedavisi dışkının atılabilir bir torba içine doldurulabilmesi için karın bölgesinin dış kısmına bir çıkış yapılmasından sonra ameliyattır. Bu geçici bir tedbirdir. Bu açıklık çocuk 12 ile 18 aylık olduğunda başka bir ameliyat ile kapatılır. Her ne kadar sürekli ishal nöbetleri kimi zaman problem teşkil ederse de tedavi son derece başarılı sonuç verir. ---------- Post added 19.02.17 at 22:55 ---------- HORLAMA Horlama uyku sırasında solunumun kısa süreli kesilmesi ile oluşan bir rahatsızlık durumudur. Solunumun kısa aralıklarla kesilmesinin vücuda birçok olumsuz etkisi vardır. Horlama esnasında bir yandan kandaki oksijen miktarı azalırken öte yandan akciğer basıncı artar ve kalp ritimlerinde değişimler baş gösterir. Bu arada uyku düzeni bozulur ve giderek uykudan uyanmalar ortaya çıkar. Baş ağrıları zayıflık ve uykusuzluk belirtileri de rahatsızlık haline gelen horlamanın sonuçları olabilir. Horlama bir rahatsızlığın göstergesi olmasına karşın sonuç olarak kişiyi ve çevresini rahatsız eden bir durum oluşturur. Horlayan kişi ağzından hava soluduğu için havayı süzmeden alarak boğazda rahatsızlık oluşmasına da neden olur. Bebeklerde de horlama görülebilir. Bu bebeğin damağını kullanmasını henüz öğrenememesinin sonucudur. Özellikle genç yaşlarda ortaya çıkan horlama yüksek tansiyonu kalp rahatsızlıklarını ve kalp krizini de beraberinde getirir. Horlamaya karşı değişik tedavi yöntemleri uygulanabilir. Horlama şişmanlık nedeniyle oluşuyorsa zayıflama bir tedavi yoludur. Horlama burun rahatsızlığı nedeniyle oluşuyorsa cerrahi müdahale iyi bir netice verebilir. Son çare ise; hava kompresöründen oluşan plastik bir maskenin uyku süresince buruna örtülmesidir. |
HORLAMA: NEDENLERİ VE TEDAVİSİ
Normal erişkin insanların en az %45’i zaman zaman horlamaktadır. %25’i sürekli olarak horlamaktadır. Horlama problemi en sık şişman erkeklerde görülür ve yaşla birlikte her geçen gün artar. A.B.D. de 300 den fazla firma horlamaya karşı cihaz geliştirmiştir. Bazı modeller pijama arkasına tenis topu yapıştırmak gibi eski bir modelin modifikasyonlarıdır (Sırt üstü yatarken horlama daha çok artar.). Çene ve boyun askıları boyunluklar ve ağız içine yerleştirilen cihazlar hiçbir yarar sağlamamıştır. Horlama sesi ile çalışıp hastayı uyandıran elektronik cihazlar bulunmuştur. Bütün bunlar hastanın horlamadan uyuma alıştırmaları olarak düşünülmüştür. Ancak maalesef horlama kişinin kontrolünde olmayan bir problem olup tüm bu cihazlar hastayı sadece uyutmamaya yöneliktir. HORLAMANIN NEDENİ NEDİR? Ağız ve burun arkasındaki hava yolunda darlık olduğunda ortaya çıkan gürültü biçiminde ki sese horlama denir. Dilin arkası ve yumuşak damak ve küçük dilin olduğu kısmın genizle birleştiği bölge kendiliğinden daralabilen bir bölgedir. Bunlar birbirleri üstüne geldiğinde solunumla birlikte titreşmekte ve horlama ortaya çıkmaktadır. Horlayan biri aşağıdaki problemlerden en az birine sahiptir. Dil ve boğaz kasları gerginliği azalmıştır. Gevşek kaslar sırt üstü yatınca dilin boğaz arkasına doğru kaymasına engel olamaz. Bu olay alkol yada ilaç alarak gevşemiş birinin uykusunda kas kontrolünün kaybolması ile ortaya çıkar. Bazı insanlarda uykunun derin fazında gevşemeye bağlı olarak yine horlama görülebilmektedir. Boğazdaki dokuların aşırı büyük olması. Büyük bademcik ve geniz eti çocuklarda en sık rastlanan horlama nedenidir. Şişman insanlarda kalın boyun dokusu sebep olarak gösterilir. Kist ve tümörlerde nadir olarak bu yolla horlama yapabilmektedir. Yumuşak damak ve küçük dilin aşırı sarkık ve uzun olması boğaza doğru hava yolunu daraltır. Hava yoluna sarktığı için bir valv gibi horlamaya neden olur. Burun tıkanıklığı olan kişi havayı almak için genizde aşırı vakum yaratır. Bu vakum boğazda kollabe olabilen dokuları hava yoluna doğru çeker. Böylelikle burun açık iken horlamayan kişide horlama görülmeye başlar. Bu durum neden bazı insanların sadece allerjik dönemlerde veya grip sinüzit olduğu zamanlarda horladığını izah etmektedir. Burun deformasyonları bu tip burun tıkanıklığı nedenleri olarak bilinir. Deviasyon burun orta bölmesinin yan taraflara taşması olarak tanımlanır. Burun içi deformasyonları içinde en sık rastlanılanıdır. HORLAMA CİDDİ BİR SORUN MUDUR? Sosyal olarak evet! Bu aile yaşamında ciddi bir şekilde tehdit eder. Horlayan kişi alay konusu olur. Ailenin diğer bireyleri için uykusuz gecelerin sorumlusu tutulur. Horlayan kişi tatil ve iş gezilerinde istenilmeyen oda arkadaşı olur. Tıbbi olara evet! Kişinin kendine verdiği zarar daha büyüktür. Dinlenilmeden geçirilen geceler vardır. Aşırı horlayan kişilerde yüksek tansiyon horlamayan kişilere göre daha sık görülür. Horlamanın en ağır formu “tıkayıcı tipte horlama hastalığıdır.†“Uyku apnesi†diye bilinen bu hastalıkta şiddetli horlama nefessiz kalınan bir dönemle kesilmektedir. Bu sırada solunum tam durmuştur. 10 saniyenin üzerindeki nefessiz kalma nöbetlerinin bir saat içinde 7 den fazla görülmesi yaşamı ciddi şekilde tehdit eder. Bu durumda doktorunuzun size bir uyku merkezinde inceleme yapılmasını önerecektir. Apneli (nefesin kesilmesi) hastalarda saatte 30-300 defa tıkanmalara rastlanılmaktadır. Böylelikle uykuda kan oksijen düzeyi aşırı oranda düşer. Oksijenin düştüğü bu dönemde kalp kanı daha çok pompalamak zorundadır. Bir süre sonra kalp ritmi bozulurken yıllar içinde yüksek tansiyon ve kalp büyümesi yerleşir. Tıkayıcı tipte horlama hastalığı olan kişiler uykularının çok az bir kısmında derin uyku fazına geçebilmektedirler. Derin faz gerçek dinlenme için tek yoldur. Dinlenmeden geçirilen gecenin gündüzü uykulu yorgun ve verimsiz geçecektir. Araba kullanırken yada iş başında uyuklamalar görülecektir. HORLAMA TEDAVİ EDİLEBİLİRMİ? Horlamanın bir çok tipi tedavi edilebilir. Erişkin horlayan kişiler için aşağıda sıralana önerilere uyulmalıdır. 1. İyi bir adele tonusu kazanmak için sportif bir yaşam biçimi seçilmeli. 2. Horlayan kişiler uyku ilaçları sakinleştirici ve antihistaminik denilen allerji ilaçlarını uykudan önce almamalı. 3. Uykudan 4 saat önce alkol almaktan sakınmalı. 4. Uykudan 3 saat önce ağır yemekten sakınmalı. 5. Aşırı yorgunluktan sakınmalı. 6 .Uykuda sırt üstü yatmak yerine yana yatmak tercih edilmeli. Eski bir öneri olarak pijama sırtına tenis topu dikmek hala faydalı bir metot dur. Böylelikle sırt üstü uyumaya engel olunur. 7. Yatağınızın baş tarafı daha yukarıda olacak şekilde tüm yatağınız yaklaşık olarak 10 cm bir tarafa doğru çeviriniz. Bu amaçla yatağınız bir tarafı altına bir tuğla yerleştirmek amacınıza uygun olacaktır. 8. Evde horlamayan kişilerin sizden önce uykuya geçmeleri için onlara süre tanıyın. Her pozisyonda horlayan kişiler “ağır horlayan†olarak isimlendirilir. Bu kişilerin yukarıdaki önerilerden daha fazla yardıma ihtiyaçları vardır. Horlama kişi ve ailesi için zararlı hale geldiğinde uzman doktorunuz ile görüşmeniz uygun olacaktır. Bu özellikle uyku sırasında nefes alamama problemi olduğunda (Yüksek sesli horlama nefessiz kalma dönemi ile kesilmektedir.) Doktorunuza baş vurmanız daha da önem kazanmaktadır. Horlama hastasının burun ağız boğaz ve boynunun detaylı muayenesi yapılmalıdır. Horlamanın boyutu ve horlayan kişinin sağlığını belirlemek açısından uyku laboratuarı çalışmaları değerlidir. Tedavi şüphesiz tanıya dayanır. Bu allerji veya enfeksiyon tedavisi gibi basit yada bademcik geniz eti veya burun bozukluklarının cerrahi gerektirir biçimdedir. Horlama - Nefessiz kalma hareketli dokuların sabitleştirilmesi ve hava yolunun daha genişletilmesini sağlayan horlama ameliyatlarından başarılı sonuçlar elde edilmektedir. Buna uvulopalatofarengoplasti ameliyatı (UPPP) adı verilmektedir. Hasta için bademcik ameliyatından çok farklı his vermez. Laser ın kullanıldığı Laser-assisted uvulopalatoplasti (LAUP) lokal anestezi ile yapılabilen bir başka ameliyattır. Cerrahinin çok riskli veya hasta tarafından istenilmediği durumlarda boğaza basınçlı hava veren maske takarak (CPAP) uyuyabilir. Kronik olarak horlayan her çocuk KBB uzmanı tarafından detaylı olarak muayene edilmelidir. Bademcik ve geniz eti ameliyatının gerekli olduğu durumlarda cerrahi müdahale çocuk sağlığına ve gelişimine çok önemli yararlar sağlayacaktır. Unutmayın: Horlama nefes almanın tehlikeli biçimde kesilmesidir. Horlama komik değildir umutsuz hiç değildir. ---------- Post added 19.02.17 at 22:55 ---------- IDRAR INKONTINANSI İdrar inkontinansının (idrar akışını kontrol edememe durumu) fazla ya da az aktif bir mesane fiziksel tıkanma enfeksiyonlar ya da kafein ve bazı ilaçların yan etkileri gibi birçok nedeni vardır. Kanser diyabet inme Parkinson haslalığı ya da multipl skleroz gibi daha ağır hastalıklar da inkontinansa neden olabilir. Bu durum erkeklerde genişleyen prostatın ya da prostata ilişkin diğer sorunların göstergesi olabilir. Herhangi bir inkontinans sorunu söz konusuysa daha önemli bir durumun belirtisi olabileceğinden en kısa zamanda doktorunuza başvurun. Doktorunuzun yardımıyla inkontinansın nedenini ve uygun tedavi seçeneğini bulabilirsiniz. İdrar inkontinansı yaşlandıkça daha da sık görülen yaygın bir durumdur. Gerçekten de 65 ve daha ileri yaştaki 10 kişiden en az birinde idrar inkontinansı görülür. Birçok kişi bu konuda gereksiz biçimde sessiz kalır. Doktora danışmaya ve istediği gibi gereken yardımı almaya utanır. Bazı kişiler bu durumun yaşlanmanın kaçınılmaz sonucu olduğunu ve olası nedenlerinin ve tedavi seçeneklerinin bulunması yerine sonuçların ele alınacağını düşünür. Oysa enfeksiyonu kontrol altına almak için antibiyotik kullanmak ya da idrar akışını kontrol eden kasları güçlendirecek egzersizleri öğrenmek gibi basit tedaviler söz konusu olabilir. İDRAR İNKONTİNANSININ TİPLERİ: Aynı kişide birden fazla tipte inkontinans bulunabilir. - Stres inkontinansı: Öksürme hapşırma gülme ağır kaldırma ya da hızlı hareket etme sonucunda mesanede oluşan basıncın neden olduğu inkontinans. - Acil idrar yapma gereksinimi: kişinin idrar yapma gereksiniminin farkında olması ancak kontrol edemeyerek acil olarak tuvalete gitmek zorunda kalması. - Taşma inkontinansı: mesane tamamen dolu olduğunda (idrarı normal şekilde yapamama ya da bazı engeller nedeniyle) gerçekleşir ve az miktarda idrar kaçırılır. TANI: İdrar inkontinansına tanı konması kolaydır ve nedene bağlı olarak çoğunlukla tedavi edilebilir. Hasta ve ailesinin doktora karşı açık ve dürüst davranması önemlidir. İdrar yapma alışkanlığınıza ve inkontinansın ne zaman gerçekleştiğine ilişkin kayıt tutmak yardımcı olabilir. Bu kayıtlar inkontinansta hangi maddelerin ve durumların rol oynadığını öğrenmenize yardım edecektir. Inkontinansın hangi sıklıkta olduğunu ondan önceki aktivitenizi (ör. hızla ayağa kalkmak gülmek egzersiz yapmak) sızıntı miktarını (çok az ya da bir anda çok fazla) ve eğer varsa herhangi bir uyarıcı belirtiyi sizi gece uyandırıp uyandırmadığını ya da belirli bir içecek besin maddesi ya da ilacın alınmasından sonra görülüp görülmediğini kaydedin. TEDAVİ: Etkili tedavinin seçimi idrar inkontinansının nedeninin tanımlanmasına bağlıdır. Değerlendirme için en kısa zamanda doktora başvurmak çok önemlidir. ---------- Post added 19.02.17 at 22:56 ---------- IDRAR KACIRMAYA KARSI EGZERSIZLER Bazen istemeden idrar kaçırıyorsanız alt karın duvarınızdaki kaslar yaşlandıkça gevşemiş demektir. Her yerde yapabileceğiniz egzersizler için günde 20 dakika ayırabilirseniz mesanenizin kontrolünü yeniden kazana-bilirsiniz. Mesaneyi kontrol eden kaslar anüs ve vajinayı çevreleyen kaslardır ve "pubokoksigeal" kasları adını alırlar. 1950 lerde Dr. A.M. Kegel bu kasları geliştirmek için bir sistemi geliştirdi. Anüs çevresindeki büzgen kasları dışarı çıkmanızı engelleyecekmiş gibi kasarak başlayın. Gevşeyin ve tekrar kasın. Bunu 20-30 defa yapın. Bu hareketleri gün boyu birçok defa tekrarlayın. Pubokokigeal kaslarınızın gücü arttıkça mesanenizi daha iyi kontrol edebilirsiniz. Bunu yapan kadınların çoğu fazladan cinsel olarak daha hevesli bir hale geldiklerini fark etmişlerdir. ---------- Post added 19.02.17 at 22:56 ---------- IDRAR YOLU ILTIHABI (OZGUL OLMAYAN) Özgül olmayan idrar yolu iltihabı bazen "klamidya"nın neden olduğu bir idrar yolu iltihabıdır. Buna Ureaplasma ureliticum" adı verilen bir bakteri de sebep olabilir. Bulgular 10-20 gün içinde ortaya çıkmazsa da eğer tedavi edilmezse leğen boşluğunda iltihabi komplikasyonlara (fallop tüplerinin yumurtalıkların rahmin veya rahim boynunun iltihaplanması) yol açabilir. Bu nedenle eşinizde "üretrit ortaya çıkarsa siz de kontrolden geçmelisiniz. Onun enfeksiyonun sebebi "Ureaplasma" veya "Klamidya" veya cinsel ilişkiyle bulaşan başka bir hastalık da olabilir. Belirtiler - Batma ve yanma hissiyle birlikte sık idrar yapma; - Karın altında ağrı; - Arada sırada ince bir vajinal akıntı. Teşhis Doktorunuz gelişmenin nasıl olduğunu dinleyecek başka ihtimalleri eleyebilmek için alt karın muayenesi yapacak ve bir idrar kültürüyle hastalığa neden olan bateriyi tanımlayarak teşhisini koyacaktır. Bu rahatsızlık erken teşhis edilerek tedaviye başlanırsa genellikle tehlikeli olmaktan daha çok can sıkıcıdır. Tedavi Belirsiz idrar yolu iltihabı için standart tedavi antibiyotiklerdir. |
IHTIYOZ
İhtiyoz a balık pulu hastalığı da denir. Bunun nedeni karakteristik döküntüsünün görünümüdür. Kalıtım yoluyla geçen cilt hastalıkları içinde en sık görülenidir. Belirtiler : Küçük çocuklarda kuru pullu cilt. Bu hastalık genellikle 1 ile 4 yaşları arasında ilk defa ortaya çıkar. Bazen yetişkinlik yıllarında tamamen kaybolup daha ilerde yeniden belirir. En fazla belirgin olan döküntü yerleri dirsekler dizler ve ellerdir. Genellikle kışın daha kötü olur. İhtiyoz atopik dermatitle bağlantılı olabilir. Tedavi Etkilenen yörelere vazelin sürün ve gece naylonla sarın. Günde iki kere kullanmak kaydıyla laktik asit losyonu ve gece kremi sürmek faydalı olabilir ---------- Post added 19.02.17 at 22:56 ---------- ILAC DOKIUNTULERI Herhangi bir ilaç kullanırken bir döküntü meydana gelirse döküntünün nedeni olarak o ilaçtan şüphe edilmelidir. Belirtiler - Kızarıklık döküntü kabarcıklar ve cilt içinde kanamalar dahil cilt değişikleri - Kaşıntı - Herhangi bir reçetesiz ilaca veya reçeteli ilaca allerjik reaksiyon gösterilebilir. İlaç reaksiyonları basit bir kaşıntı veya döküntüden çok fazla şeyler de yapabilir: ateş nöbetler bulantı kusma veya ishal nabız bozuklukları nefes alma zorluğu astım veya idrar azalması bunlardan bazılarıdır. Bunlara ek olarak laboratuar tahlilleri hemoglobin değerinde veya akyuvar sayısında bir değişim gösterebilir. Böylece bir ilaç reaksiyonunun belirtileri son derece çeşitlidir. Cilt döküntüleri çeşitli biçimlerde olur. Bu döküntünün nedenini belirlemeyi zorlaştırır. İlaç döküntüleri genellikle ilk dozun alınmasından az sonra başlar. Bu zaman ilişkisi daha başka problemlerin çıkma ihtimaline karşı bir uyarıcı olabilir. Birçok ilaç reaksiyonunun ilk ve en erken belirtisi ateştir. Döküntüler ilaç reaksiyonu olayının genellikle başlangıç safhalarında görülerek böyle bir reaksiyonun başladığına dair uyarı görevi yapar. Tedavi Eğer döküntünüz ilaca bağlıysa ilacı bırakınca belirtiler genellikle kesilecektir. Fakat ilaç reçeteliyse kesmeden doktorunuza danışın. Eğer döküntünüz kaşıntılıysa yulaf unu banyoları veya nemli pansumanlar rahatlatabilir. Lokal hidrokortizon kremi de faydalı olabilir. ---------- Post added 19.02.17 at 22:57 ---------- IMPETIGO impetigo adli iltihapli deri hastaligi vucudun baSlica yuz el ve diz gibi açikta kalan kisimlarini etkileyen bakterili bir enfeksiyondur. içinden cerahat akmasi da mumkun kalin kabuklarla kapli yaralar Seklinde görulur.|Bu hastalik çok bulaSicidir. ozellikle çocuklar arasinda yaygindir.|Tedavi:|Tedavi için bir doktora gitmeniz gerekir. Doktorunuz antibiyotik ve/veya krem yazacaktir. Belirtiler tedaviye baSladiktan sonra 5 gun içinde geçmelidir.|onlemler:|impetigonun yayilmasini önlemek için tirnaklar temiz ve kisa tutulmalidir. Evde herkesin kendine ait havlusu mendili ve bardagi olmali ve herkes her gun banyo yapmalidir.|Okuldan Alikoyma:|impetigo geçiren çocuklar yaralar tedavi edildigi ve temiz bir sargiyla örtuldugu surece okula gidebilirler. Yaralar sarilmamiSsa ve vucudun baS el veya bacak gibi açikta kalan kisimlarinda ise çocuk bunlar iyileSene kadar okula gidemez. ---------- Post added 19.02.17 at 22:57 ---------- INME İnme beynin bir bölgesinde kan akışının engellenmesi ya da beyindeki damarlardan kanın dışarı sızmasıyla ortaya çıkan bir hasardır. "İnme" terimi olayın ani başladığını vurgular. Bazen bir baş ağrısı sadece baş ağrısı değildir ya da baş dönmesi ile kollarınızda ve bacaklarınızda hissettiğiniz güçsüzlük sadece ne kadar çok çalıştığınızın bir işareti olmayabilir. Dengeli beslenmek için gıdaya gereksinim duymanız gibi beyninizin de (vücudun diğer bölümleri gibi) normal işlevini görebilmesi için oksijenleşmiş kanla beslenmesi gerekir. Yeterli miktarda oksijenleşmiş kan ulaşamadığında beyin hücreleri hasar görür ya da ölür. Kalpten beyne ve kafaya kan taşıyan damarlarda (karotis) daralma ya da tıkanma beyne ulaşan kan miktarını azaltır. Daralma ve tıkanmaya ateroskleroz (arter duvarlarının kalınlaşması) gibi birkaç hastalık yol açar. Karotis daralması (stenoz) için ilaç ve cerrahi tedavi mevcuttur. Tam tıkanma durumunda (karotis oklüzyonu) tedavi seçeneği çok azdır. Her iki durum da inme (yeterli kan ulaşmaması nedeniyle beyin dokusunda hasar) ya da geçici iskemik atak (birkaç haftada geçen inme benzeri semptomlar) riskini artırır. İnme erişkinlerdeki işlevsel yetersizliğin birinci nedenidir. Özellikle kan basıncınız yüksekse ya da sigara içiyorsanız kendinizde ya da bir yakınınızda inme riski olup olmadığını doktorunuza sorun. Karotis Nedir? Kalpten kafaya ve beyne kan ulaştıran ve boynun her iki tarafından geçen büyük kan damarlarıdır. Stenoz Ve Karotis Oklüzyonu: Arterlerin kısmen tıkanmaya yol açacak biçimde daralmasına stenoz denir. Bir yağ plağı ya da kan pıhtısı kanın geçişini engelleyerek darlma ya da tıkanmaya neden olur. Karotis oklüzyonu karotisin beyne kan akışını azaltacak biçimde tamamen tıkanmasıdır. Stenozun Saptanması: Doktorunuz boyundaki karotiste uğultu (arterde anormal kan akışı sesi) olup olmadığını steteskopla saptayabilir. Karotis uğultusu karotis hastalığının göstergesidir. Doktorunuz ultrason taraması ya da anjiyografi ile karotiste kısmi tıkanma olduğunu doğrulayabilir. İnme Ya Da Geçici İskemik Atak Semptomları: Aşağıdaki semptomlardan biri görüldüğünde hemen acil servise ulaşmak için ambülans çağırın ya da doktorunuzu arayın. - Ani görme konuşma ve denge bozukluğu - Ani ortaya çıkan uyuklama ve şiddetli baş ağrısı - Ani zihinsel bozukluk ve bellek kaybı - Bir gözde ani geçici körlük ya da başka görme kusurları - Kolda ya da bacakta ya da tüm vücutta uyuşma güçsüzlük ya da felç - Ani konuşma ya da yutma güçlüğü - Koma ya da nöbetler İnme Nasıl Önlenir? - Kan basıncınızı sık kontrol ettirin. Sürekli olarak yüksekse (>140/90 mmHg) kontrol altına almak için doktorunuzun önerilerini uygulayın. - Atriyal fibrilasyonunuz ya da diyabetiniz varsa ya da kolesterolünüz yüksekse doktorunuzun önerdiği tedaviyi uygulayın. - Sigara içiyorsanız bu alışkanlığınızdan vazgeçin. - Alkol alıyorsanız ılımlı miktarda kullanın. - Düzenli egzersiz yapmayı günlük etkinliklerinizin önemli bir parçası haline getirin. İnmeyle İlişkili Risk Faktörleri: Aşağıdaki durumlardan herhangi biri varsa inme gibi ciddi tıbbi sorunlara yol açmaması için doktorunuzla görüşerek tedavi uygulayın: - Yüksek kan basıncı (hipertansiyon) inmenin en önemli nedenidir. - · Arter kanallarının daralması (ateroskleroz) özellikle beyne kan taşıyan arterlerde kısmi tıkanma (karotis stenozu) - · Kalp atışında düzensizlik (atriyal fibrilasyon) gibi kalp hastalıkları yüksek kolesterol (kandaki yağların yüksek düzeyde olması) ya da kalp krizi (miyokard enfarktüsü) - · Sigara içme aşırı alkol kullanımı fiziksel etkinlik eksikliği ile sebze ve meyve açısından yetersiz beslenme gibi yaşam tarzıyla ilgili etmenler - · Diyabetin neden olduğu komplikasyonlar inme riskini artırabilir. - · İnmeyle ilişkili uyarı niteliğindeki kısa süreli belirtiler (geçici iskemik atak) Aşağıdaki Durumlarda Hemen Yardım İsteyin : Kendinizde ya da tanıdığınız birinde inmeden kuşkulanıyorsanız hemen tıbbi yardım isteyin ve ambulans çağırın. İnmeye yönelik bazı tedaviler sadece kısa zamanda tanı konulup uygulanırsa yararlı olduğundan hemen tıbbi yardım sağlanması önemlidir. İnmeyle ilgili uyarılar şunlardır: - Özellikle vücudun tek yanında olmak üzere yüz kol ya da bacakta uyuşma ya da güçsüzlük - Ani konfüzyon (zihin karışıklığı) konuşma ve anlama zorluğu - Bir ya da iki gözde ani görme sorunu - Ani yürüme zorluğu baş dönmesi denge ya da koordinasyon kaybı - Ani ve nedeni bilinmeyen şiddetli baş ağrısı Yapılması Gerekenler: Uyarıcı belirtiler ortaya çıktığında hastaneye götürülmek üzere bir ambulans servisinin telefonunu arayın. Tedavi Karotis endarterektomisi karotisteki tıkanmayı ortadan kaldıran cerrahi bir işlemdir. İnme ya da geçici iskemik atak semptomları olan ya da olmayan bir ya da iki taraftaki karotiste %60 tan fazla tıkanma görülen hastalarda ameliyat önerilebilir. Ameliyat tam tıkanma durumunda ya da akut inmesi iyileşmekte olanlarda tavsiye edilmeyebilir. tPA gibi pıhtı eritici bir ilaç inmede acil tedavi olarak etkili olabilir. Bu ilacın etkili olması ve iyileşme şansını artırabilmesi için inme belirtilerinin başlangıcını izleyen ilk 3 saat içinde uygulanması gerekir. İnme vakalarının yaklaşık %80 i iskemiktir (beyin arterlerinde kan pıhtılarının oluşmasına bağlı) geri kalanları ise hemorajiktir (kan damarının yırtılmasına bağlı beyin kanaması). ABD de inme ölüm nedenleri arasında kalp hastalığı ve kanserden sonra üçüncü sırada yer almaktadır ve bu ülkedeki erişkinlerde önde gelen sakatlık nedenidir. Her yıl inme geçiren Amerikalılar ın üçte birinin bu hastalık nedeniyle öldüğü tahmin edilmektedir. İnme geçiren bir hastanın hemen tanı konarak hastaneye yetiştirilebilmesi için sadece risk taşıyanların değil herkesin inmenin uyarıcı belirtileri konusunda eğitilmesi gereklidir. |
INTUSSUSEPSIYON
İntussusepsiyon barsağın genellikle ince barsağın bir kısmının barsağın başka bir kısmının içine girdiği bir durumdur. 3 aylık il~ 6 yaşındaki çocuklardaki barsak tıkanmasının en yaygın nedeni budur. Belirtiler - Ani şiddetli karın ağrısı; - Kuvvetsizlik ve uyuşukluk; - Sık sık safra çıkararak kusma; - Kuşüzümü jelatinine benzer kanlı dışkı; - Yüzeysel nefes alma; - Şok. Nedeni bilinmemektedir ama bazı vakalarda intussussepsiyon ile bazı virüs enfeksiyonları arasında bir bağlantı vardır. Tipik olarak intussusepsiyon daha önce iyi olan bir çocukta aniden patlak verir. Çocuk birden bire sık aralıklarla ortaya çıkan şiddetli bir karın ağrısı duyar. Başlangıçta çocuk ağrılar arasında normal olarak oynamaya devam edebilir ama bir süre sonra kuvvetsizleşir ve uyuşuklaşır. Teşhis Çocuğunuzda bu belirtiler varsa doktoru aramakta gecikmeyin. Belirtiler ve fiziksel bulgular teşhiste bulunmak için yeterli olabilir. Ancak genellikle karın röntgeni ya da baryum röntgeni gibi başka testlere de gerek duyulabilir. Tedavi edilmeden bırakılırsa çok tehlikeli olabilir. Ancak tedavi ilk belirtilerin ortaya çıkmasından sonra 24 saat içinde başlarsa çocukların çoğu iyileşmektedir. Tedavi Teşhis için kullanılan baryumlu lavman birbirinin içine girmiş barsağı normal yerine itmek için yeterli olabilir. Ancak bu tedavi"den sonra tekrarlama oranı yüzde 10 kadar yüksektir. Birçok durumda ameliyat gereklidir; ameliyattan sonra genellikle tekrarlama olmaz. ---------- Post added 19.02.17 at 22:57 ---------- IRIS ILTIHABI (IRITIS) Sıklıkla genç erişkinlerde görülür ve vakaların çoğunda neden frengidir. Kornea yaraları şeker hasta1ığı romatizma diş apseleri ve burun iltihapları da iritis nedenleri olabilir. Belirtileri: Gözde şiddetli ağrı duyulur. Göz aşırı sulanır ve kızarır. Hasta parlak ışığa bakamaz. Korneanın rengi bulanıklaşır ve gözbebeğinin ışığa karşı refleksleri düzensizleşir. Seyri: Gözbebeğinin refleksleri zamanla tamamen kaybolur ve görme iyice bulanıklaşır. Böyle bir kriz birkaç hafta sürebilir. Tedavi: Nedene yöneliktir. Dinlenme camları koyu renkli gözlük kullanılması fazla okumaktan kaçınılması salık verilir. Ayrıca göze ılık pansuman yapılır ve ağrı giderici ilaçlar verilir. Atropinli damlalar ya da merhemler kullanılır. |
IRRITABL (HASSAS) MESANE
Sık sık aniden gelen ve bazen tuvalete yetişemeyecek kadar sıkıştıran idrara çıkma ihtiyacı hissediliyorsa nedeni mesane hassasiyeti irritabl mesane; zaman zaman kasılmaları kontrol edilemeyen mesane olabilir. Bazen durumun sorumlusu bir enfeksiyondur. Ama genellikle mesane kronik olarak iltihaplanmış gibi bir görünüm yerse de neden belirsizdir. Bu rahatsızlık bezdirici olsa da tehlikeli değildir. Mesane iltihabından farklı olarak düşünülmelidir. Belirtiler - Ani ve bazen kontrol edilemeyen idrara çıkma ihtiyacı; - Geceleri sık sık idrara çıkma ihtiyacı. Teşhis Doktor laboratuvarda incelemek üzere idrar örneği alır. İdrar yaparken özel bir röntgen filmi alınabilir (Bir boşaltma sistogramı). Ucu ışıklı ince bir boruyu uretra yoluyla mesaneye sokarak sistoskopi yapmak da bir başka olasılıktır. ilaç Tedavisi Enfeksiyonları tedavi etmek için antibiyotikler kullanılır. İmipramin veya kalsiyum kanal blokerleri mesanenin kasılmasını sağlayan kasları gevşetip rahatlatabilir. Başka ilaçlar da kasılmaları kontrol eden sinirlerin aktivitesini yavaşlatabilir. Mesane hassasiyeti (irritabl mesane) enfeksiyona bağlı değilse çoğunlukla mesane kaslarının egzersizi ve güçlendirilmesiyle çözümlenebilir. İdrar yaparken idrarı mümkün olduğu kadar uzun bir süre tutmaya çalışmak buna bir örnektir. ---------- Post added 19.02.17 at 22:59 ---------- ISHALLER İshal dışkılama sayısında artışla beraber dışkının şekilsiz bir hal alması olarak tariflenir. Normalde dışkı kuru ve şekilli iken ishal durumunda içerdiği su miktarı artarak şekilsiz olur. İshal nedeniyle bağırsak hareketleri artar normal süreden daha kısa aralıklarla dışkılama ortaya çıkar. Örneğin günde bir kez katı şekilli dışkılaması olan bir kişi günde 3-4 kez veya çok daha fazla dışkılıyorsa veya dışkı cıvıklaşmış su gibiyse ya da sümüksü olmuşsa ishalden bahsedebiliriz. İSHAL NEDENLERİ NELERDİR ? İshale neden olan pek çok durum mevcuttur. İshal nedenlerinin başında mikrobik ishaller gelmektedir ki yaz ishalleri de bu gruptandır. Mikroplar dışında başta antibiyotikler olmak üzere çeşitli ilaçlar çeşitli mide-bağırsak hastalıkları bazı hormonal hastalıklar bağırsak veya bağırsak komşuluğunda ortaya çıkan tümöral durumlar aşırı ve ani ısı değişimleri de ishale neden olabilir. Heyecanlanma üzüntü korku stres gibi durumlar da ishale neden olabilir. YAZ İSHALLERİNİN NEDENLERİ NELERDİR ? Yaz ishaline neden olan mikroplar bakteriler ile protozoon denilen gözle görülmeyen parazitlerdir. YAZ İSHALLERİ NASIL ORTAYA ÇIKAR ? Doğadaki sıcaklık artışıyla tüm canlıların su ihtiyaçları da buna paralel olarak artar. Dolayısıyla insanlar yaz aylarında daha fazla su tüketir. Böylece bu tüketimin beklenmeyen bir sonucu olan yaz ishalleri çoğunlukla mikroplu suların içilmesi veya bu sularla yıkanmış meyva ve sebzelerin yenilmesiyle ortaya çıkar. Bazen insanlar ishal olup bu mikropları dışkıları ile çevreye yayabilir. Dışkıyla bulaşmış ellerin ağıza götürülmesi sonucu da ishal olabilir. Her zaman kullanılan suların sağlıklı olup olmadığını bilmek mümkün olmaz. Doğada özellikle insan ve hayvan dışkılarıyla kirlenmiş sularda yaşayan ishal nedeni olabilecek çeşitli mikroplar bulunmaktadır. Bunlar özellikle durgun sularda kanalizasyonun karıştığı sularda iyi ilaçlanmamış içme ve kullanma sularında özellikle yaz aylarında uzun süre canlı kalarak çoğalır. Bu suların içilmesi veya böyle sularla bulaşık sıcak ortamda beklemiş gıdaların örneğin çiğ sebzelerle hazırlanmış salataların ve meyvaların tüketilmesi sonucu ishal yapan mikroplar ağız yoluyla alınarak insanların bağırsaklarına ulaşır. Bunların bir kısmı bağırsak duvarında iltihap oluşturarak hem bağırsak hareketlerini artırır hem de barsağa su ve iltihabi hücrelerin geçişine neden olur; bir kısmı da bağırsakta iltihap yapmadan salgıladıkları toksin denilen zehirli maddelerin etkisiyle su ve tuz geçişini artırmak suretiyle ishale neden olur. YAZ İSHALLERİNİN BELİRTİLERİ NELERDİR ? En önemli belirti dışkılama sayısının artması ve dışkı vasfının değişmesidir. Dışkı cıvık patates püresi görünümünde olabileceği gibi sümüksü ve iltihaplı veya su gibi olabilir. Dışkı miktarı ve su içeriği ince bağırsaklarda hastalık yapan parazit ve bakterilerin ishallerinde fazladır kalın bağırsakta hastalık yapanlarınkinde ise azdır; ayrıca bunlarda dışkılama sayısı diğerlerine oranla daha fazladır. Su gibi tariflenen ishallerin çoğunluğu paraziter nedenlidir. En sık giardia denilen protozoon neden olur. Bu tip ishallerin en ciddisi ve hayatı tehtid edeni ise dışkının pirinç suyu görüntüsü olarak tariflendiği kolera bakterisinin yaptığı ishaldir. İltihaplı dışkılamaya neden olan bakterilere ise tifo ve tifo benzeri hastalıklara neden olan salmonella bakterilerini örnek verebiliriz. Kalın bağırsakta ishale neden olan bakterilerin bir kısmı ve bazı parazitler dışkının iltihaplı sümüksü görünmesine aynı zamanda bağırsak duvarını da zedeleyerek damarların kanamasına neden oldukları için kanlı olmasına da neden olurlar. Dışkının böyle kanlı ve iltihaplı olması dizanteri olarak adlandırılır. Nedenlerinden birisi şigella denilen bakteri bir diğeri amip denilen protozoondur. İshalle birlikte bulunan diğer belirtiler karın ağrısı karında buruntu hissi bazen bulantı iltihabi durumlarda bunlara ilaveten ateş olarak karşımıza çıkar. Dışkılamadan sonra tam rahatlayamama da bir diğer belirti olabilir. Örneğin kalın bağırsak ishallerinde ağrı ve rahatlayamama sıktır. Aşırı su ve tuz kaybına bağlı olarak kalp damar sistemine böbreklere sinir sistemine ait kalp ritm bozuklukları böbrek yetmezliği şuur bozuklukları gibi belirtiler de olabilir. Dilin kuruması cildin parlaklık nem ve yumuşaklığını kaybetmesi gözlerin göz çukuruna çökmesi gibi belirtiler su kaybının işaretleridir. İSHAL OLUNCA NE YAPMALIYIZ ? İlk tedbir olarak kaybedilen su ve tuzu geri koymak için pratik olarak hazırlayacağımız şu solusyonu içebiliriz: Bir litre kaynatılmış soğutulmuş suya 1 çorba kaşığı şeker 1 tatlı kaşığı sofra tuzu ve 1 çay kaşığı karbonat konularak karıştırılır içilebildiği kadar sık aralıklarla içilir. Ancak mikrobik ishallerin hemen hepsi 24 saatten fazla devam eder ve hemen hepsi ilaç tedavisi almadan düzelmez. Bu nedenle 24 saatten fazla süren ishallerde en yakın sağlık merkezine başvurularak muayene ve tetkik olunması gerekir. Çünkü farkında olmadan dışkımız yoluyla çevreye mikrop bulaştırabilir ayrıca ishalin tedavisiz kalarak daha ciddi sağlık problemlerine yol açmasına neden olabiliriz. SAĞLIK KURULUŞUNDA NELER YAPILACAKTIR ? Sağlık kuruluşunda şüphelenilen gıdaların ve suyun olup olmadığı ve ne zaman tüketildiği ishalin ne zaman başladığı karın ağrısı ateş dışkıda iltihap ve/veya kan olup olmadığı yakınımızda başka hasta insanların olup olmadığı sorulacak; muayenenin ardından dışkı tahlili ve kültürü kan sayımı ve gerekirse diğer kan tetkikleri istenecektir. Tüm verilere göre hekim tedaviye karar verecektir. NASIL TEDAVİ EDİLİR ? Sıvı ve tuz kaybının az olduğu ishalin hastanın komforunu çok bozmadığı durumlarda hastaneye yatırılmadan genellikle sadece uygun bir diyetle hasta ayaktan tedavi edilir. Aşırı su ve tuz kaybı ağır dizanteri halleri kolera şüphesi olan durumlarda hasta mutlaka hastaneye yatırılarak öncelikle kaybedilen su ve tuzun yerine konması amacıyla serum verilir daha sonra uygun ilaçlara başlanır. İshal diyeti nasıldır? İshali olan kimselerin düzelene kadar posasız ve yağsız gıdalar alması gerekir. Yani sebze ve meyvalar kuru yemiş çikolata kızartmalar gibi gıdalar alınmamalıdır. Yağsız makarna pirinç pilavı haşlanmış patates-patates püresi haşlanmış yağsız et ve tavuk yağsız ızgara köfte yenebilir. Ayrıca bol miktarda içeçek alınmalıdır. İYİLEŞME ŞANSI NEDİR ? Uygun tedaviyle yaz ishallerinin tedavisi oldukça yüz güldürücüdür; hemen hepsinde iyileşme tamdır. Ancak mikroplu ortamla temas devam ediyorsa gerekli tedbirler alınmadıysa ishalin tekrarlama şansı her zaman vardır. YAZ İSHALLERİ NASIL ÖNLENEBİLİR ? Bu ishallerin önlenmesinin en önemli yolu menşei bilinmeyen suların tüketilmemesi ve kişisel temizliğe dikkat edilmesi özellikle ellerin her yemekten önce ve sonra yıkanmasıdır. Kullanılan ve içilen suların klorlanması pekçok mikrobun yaşamasını önler. Şüpheli suların şüpheli olmasa bile salgın olduğu bilinen yerlerdeki suların kaynatılarak kullanılması gereklidir. ---------- Post added 19.02.17 at 22:59 ---------- ISITME KAYBI (IS SARTLARI NEDENLI) 90 desibel (db) gürültünün (Sesin) uzun zaman etkisinde kalan bir insan kulağı zarar görür. Yüksek ses dalgalarının oluşturduğu güçlü vibrasyon iç kulaktaki kohleayı saran tüy hücrelerini zedeler. Bu tür bir tahribat duyma sinirine (hissine) bağlı olarak işitme kaybına neden olur çünkü iç kulağın çalışmasını etkiler. Bu tür işitme kaybı ekseriyetle düzeltilemez. Normal konuşmanın gürültü seviyesi aşağı yukarı 60 dbdir. 4 metre uzaklıktaki bir dizel kamyonun gürültüsü ise 90 db. 30 metre uzaklıktaki bir jet motorunun gürültüsü ise 130 db dir. Onun için bazı işlerin sağırlık riski olması sürpriz değildir. Belirtiler : Gitgide artan işitme kaybı Büyük inşaatlarda işitme kaybının sık rastlanır bir nedenidir. Hava alanları yer işçileri kulaklarını korumak için gerekli önlemleri almazlarsa işitme kaybı riski yüksek gruba girerler. Çiftlik traktörü operatörleri de bu gruptadır. Rak müziği çalanlar da bu müziği çok yüksek sesle dinleyenler de riskli gruba girer. Teşhis Eğer işitmenizde bir azalma olduğunu fark ederseniz bir kulak burun boğaz uzmanına başvurun. Doktorunuz kulağınızı muayene ettikten sonra işitme kaybının tipini belirlemek için testler yapacak olan bir odyologa (işitme uzmanı) gönderebilir. Tedavi Eğer işitme kaybınız işyeri koşullarından kaynaklanıyorsa işitme kaybının daha da artmaması için çalışırken uygun bir koruyucu malzeme kullanın. Eğer işitme kaybı diğer insanlarla iletişim kurmanızda sorunlar yaratıyorsa doktorunuz işitme aleti kullanmanızı önerebilir. ---------- Post added 19.02.17 at 23:00 ---------- ISITME KAYBI (YASLANMAYA BAGLI) 65 yaşın üstündeki kimselerde duyma bozukluğu yaygındır. Aşağı yukarı bu yaş grubundakilerin üçte birinde fark edilebilir işitme kaybı vardır. Bazılarında hafif azalma olur fakat diğerleri zor duyar. İşitme kaybı çok olunca buna presbiakusi denir. (Latince presbi yaşlı akusi de işitme demektir). Genel olarak 40 ila 50 yaşları arasında başlar ve gitgide kötüleşir. Her iki kulağın işitmesi de etkilenir. Özellikle yüksek (ince) frekanslı sesleri algılamaz zorlaşır. Erkeklerde kadınlardan daha çok görülür ve onlar daha kötü etkilenir. Belirtiler - Yavaş ilerleyen işitme kaybı. - Kulak çınlaması. Presbiakusi kohleada veya ona bağlı sinirlerde meydana gelen değişikliklerden kaynaklanır. Iç kulaktaki salyangoz şeklindeki bu bölüm minik tüylerle doludur. Bu tüyler titreşimleri elektriğe ait işaretlere dönüştürür. Bu işaretler beyine gönderilir ve orada ses olarak yorumlanırlar. Bu tüyler zedelendiğinde veya kohleada başka değişiklikler olduğunda işaret-ler gerektiği biçimde iletilemezler ve neticede işitme kaybı olur. Bu tür işitme kaybına iç kulak duyusuna bağlı işitme kaybı denir ve iç kulaktaki bir zedelenmeden kaynaklanır. Yaşlanmanın getirdiği işitme kaybı kalıcıdır iyileşmez. Teşhis Eğer siz kendiniz veya aileden biri sizin daha az işittiğinizi fark ederse doktora gidin İşitme kaybı iç kulak duyusuna mı bağlı yoksa iletişim mekanizmasından mı kaynaklanıyor bunu belirlemek için bir dizi test yapılacaktır. Ekseriyetle etkilenen kimseler bu problemin varlığını inkar ederler. Bazen de rahatsız edici kulak çınlaması insanları doktora gitmeye iter. Presbiakusili (yaşlılığa bağlı sağırlığı olan) bir çok kimse için kadınlar ve çocuklarla konuşmak daha zordur çünkü onların sesi daha yüksek frekanslıdır. Erkeklerde konuşmak sesleri daha alçak frekanslı olduğu için daha kolaydır. Ayrıca grup içinde karşılıklı konuşmak da zor olabilir. İki kişi karşılıklı görüşmek daha kolaydır. Şiddetli işitme kaybı sağlığınızı tehlikeye atmaz fakat yalnızlığa ve sosyal olaylardan uzaklaşmaya neden olabilir. Tedavi Presbiakusi ameliyatla ya da ilaçla tedavi edilemez. Tek tedavi yöntemi işitme aletleridir. Doktorunuz sizi bir dizi test yaparak uygun işitme aletini verecek olan bir odyoloğa gönderebilir. Ayrıca size yardımcı olabilecek bir dizi teknik de öğrenebilirsiniz. Bunlar arasında; dudak okumak konuşanın yüzüne bakmak arka plandaki sesi azaltmak (Örneğintelevizyonu kapatma ya da dışardan gelen gürültüyü azaltmak için pencereyi kapamak) ve insanların ne söylediğini anlamaya yardımcı olmak için jest ve yüz ifadeleri gibi ipuçlarını kullanmak bulunmaktadır. |
ISKELET BOZUKLUKLARI (DOGUMSAL)
"Konjenital kalça çıkığı" kalça ekleminin bir kısmının ya da tüm kısımlarının anormal bir gelişim göstermesinin sonucudur. Problem doğum sırasındaki ilk muayenede ya da daha sonra tespit edilebilmektedir. Konjenital kalça çıkıklı olarak doğan bebeğe kalça kemiğinin (femur) baş kısmını kalça yuvası (asetabulum) içine yerleştirilmesi için bağ ya da cebire benzeri bir aygıt takılır. Bu tedavi genellikle 6 ile 8 hafta içinde başarılı olmaktadır. Yeni doğan bebeklerin ilk dönemlerinde teşhis edilen kalça çıkığı vakalarının çoğu bu yolla gerektiği gibi tedavi edilebilmektedir. "Cücelik" (displazi) çoğunluğu kol ve bacaklarla gövde boylarının oransızlığını içeren çok çeşitli iskelet anomalisi durumlarını anlatır. Genellikle çocuğun kol ve bacakları başlangıçta kısadır çocuk büyüdükçe gövde de oransız bir biçimde kısa kalır. Çoğu displazi vakaları doğumdan hemen sonraki dönem içinde teşhis edilememektedir. Bu çocuklarda işitme bozukluğu böbrek sorunları ve bağışıklık noksanlığı gibi başka konjenital problemler de bulunabilir. Gerçek iskelet kusurlarının giderilmesi mümkün değildir ancak yan sorunların birçoğu tedavi edilebilir. Tedavi çocuğun hareket yetenek (mobilite) ve işlevini maksimuma çıkarmaya ve kol ve bacaklarla omurganın deformitelerini düzeltemeye yönelik bir ortopedik teknikler kombinasyonu içerir. Moral desteği ve danışma hizmetleri de genellikle yararlı olmaktadır. |
KABIZLIK (YETISKINLERDE)
Birçok faktör barsak hareketlerini etkilemektedir: bunların başlıcaları diyet ilaçlar fiziksel aktivite durumu stres ve sıkıntıdır. Çok yaygın bir durumdur ve kadınlarda daha sık gibidir. Hayatınızda yapacağınız basit bir kaç düzenleme ile bu rahatsızlıktan kolayca kurtulabilirsiniz. Daha çok su için. Yetersiz sıvı alımı dışkının sertleşmesinin en sık nedenlerinden birisidir ve dışkının barsaklarda ilerlemesini zorlaştırır. Daha çok lifli besin tüketin. Parçalanmayan lifli besinlerin diyetinizde az olması da kabızlığın önemli bir nedenidir. Normal diyetten daha çok bitkisel kaynaklı besinlere doğru kayan kişilerin barsak hareketlerinde de önemli değişiklikler meydana gelir. Daha çok egzersiz yapın daha hareketli olun. Az hareket edenlerin barsak tonusunda da azalma meydana gelir. Kafeinli içecekleri bağımlılık derecesinde kullanmayın. Kahve ve diğer kafein içeren içecekler barsak hareketleirni son derece güçlü bir şekilde uyararak dışkı çıkışını kolaylaştırırlar. Bunun nedeni de kafeinin barsak hareketlerini düzenleyen sinirleri uyarmasıdır. Ancak sürekli ve fazla miktarlarda alındığında barsakların normal hareketi bozulur ve etkinliği azalır. Düzenli bir kahve içicisi değilseniz bir bardak kahve içmek kabızlığı kısa sürede düzeltir. Tütün kullanmayın. Nikotinin barsaklar üzerine etkisi tıpkı kafein gibidir. Diğer bazı maddelerin de bağımlılık derecesinde kullanılması (kokain amfetamin efedrinfenilpropilamin gibi) kronik (sürekli) kabızlığa neden olabilir. Kabızlık yapan ilaçardan uzak durun. En yaygın oalrk kullanılanları opiatlar ve atropin skopolamindir. Barsakları irrite edici laksatiflerden uzak durun. Bu tür ilaçlar genelde kısa sürede ishal yapması için kullanılırlar ancak barsaklar kısa sürede bunlara bağımlı hale gelebilir. Bu durum kişide kısa sürede tekrar kabızlık meydana gelmesine neden olur. Bu tür ilaçlar arasında en sık kullanılan madde fenolftaleindir. Bu amaçla en sık kullanılan bitkilerden birisi de sinameki bitkisidir. Bazı insanlar bitkilerden elde edilen ürünlerin kesinlikle zararsız olduğunu düşünürler ancak hamilelikte bile kullanılan sinameki bitkisinin de aşırı miktarda ve çok uzun süre kullanımı sonucunda çeşitli problemlerle karşılaşıldığı görülmüştür. Mineral yağ içeren laksatiflerden uzak durun. Bunlar yağda çözünen vitaminlerin emilimini engelleyerek zarar verirler. Magnezyum sitrat ve magnezi sütü gibi tuz türündeki laksatiflerden uzak durun. Bunlar çok miktarda sıvıyı barsaklara çekerek etkilerini gösterirler. Diğer irrite edici laksatiflere göre daha az zararlı olmalarına rağmen sıklıkla kullanılmaları gerektiğinden zararlıdırlar. Lavman tipi ilaçlardan uzak durun. Bunlar ancak gerektiğinde ve bir defalık kullanılmalıdır hiç bir zaman normal barsak hareketlei oluşturmazlar. Dışkınız çok sert ve ıkınma büyük bir sıkıntı haline geldi ise yukarıdaki ilaçların yerine yumuşatıcı (purgatif) ilaçlar kullanın. Ancak bunların kısmen irrit eedici olduğunu unutmayın. Kabızlık sizde sürekli bir problemse ve çok fazla ilaç kullandıysanız artık başka yöntemler deneme zamanınız gelmiş demektir: stresten uzak durun solunum egzersizleri yoga gibi yöntemleri deneyin. Bunların faydalı olduğu gösterilmiştir. Özellikle sürekli kabızlığı olan ve bunun yanıda el ve ayakları sürekli soğuk olan ve üşüyen bayanlarda otonom (autonomic) sinir sisteminde bozukluk olabilir. Her gün dışkılamanız gerekmez deseler de siz itibar etmeyin. Her gün en az bir kez rahat bir şekilde dışkı çıkarabilmeniz sağlıklı olduğunuzun bir göstergesidir. Diyetiniz sağlıklı su tüketiminiz yeterli egzersizleriniz uygun düzeyde ise vücudunuz için gerekli olmayan ve büyük olasılıkla da zararlı olan maddeleir barsaklarınızda tutmanızın bir gereği yoktur. ---------- Post added 19.02.17 at 23:02 ---------- KALSIYUM VE OSTEOPOROZ Kadınsanız menopozdan sonra osteoporoz olma şansınız dörtte birdir. Osteoporozda kemikler zayıf ince ve kırılmaya eğilimli olurlar. Omurga bilek ve kalçanın eğri duruşu ve kırılmaları yaygındır. Daha yaşlı bazı insanlar için bu tür kırılmalardan kaynaklanan komplikasyonlar ölümcül olabilir. Osteoporozun nedeni henüz tam olarak bilinmemektedir. Bir faktörün hayatınız boyunca tükettiğiniz kalsiyum miktarı olduğunu biliyoruz. Bu nedenle diyetiniz yeterli miktarlarda kalsiyum içermelidir. 11 ilâ 24 yaşlarında erkekler ve kadınlar için kalsiyumun tavsiye edilen miktarı günde 1200 miligram 25 yaşın üzerinde ise günde 800 miligramdır. Ancak kadınların birçoğu bu miktarın ancak yarısını tüketmektedirler. Kalsiyum kemik diş ve tırnak sağlığında önemli rol oynar. Sağlıklı kemik oluşumu bunun devamı ve kemik kaybının önlenmesi için kalsiyum dengesi çok önemlidir. Büyüme dönemindeki çocuklar ergenler gebeler ve emziren kadınlar kalsiyuma en çok ihtiyacı olanlardır. Kemik kütlesi otuzlu yaşlarda maksimum miktarına erişir. Araştırmacılar özellikle genç yaşlarda bol kalsiyum alınmasının ileri yaşlarda osteoporoz riskini azalttığını belirtiyorlar. Yaşla birlikte kalsiyum emilimi azalır. Eğer 65 yaşın üzerindeyseniz D vitamini yapımı da azalmıştır. D vitamini kalsiyumun kemiklere ulaşması için gerekli bir vitamindir. Kadınlarda östrojen düzeylerinin düşmesi kemik yıkımını hızlandırır çünkü östrojen kemiklerdeki kalsiyumun azalmasını önleyen bir hormondur. Menopozda östrojen düzeyleri düşünce kemik yıkımı artar. Süt peynir ve yoğurt gibi süt ürünleri kalsiyum açısından özellikle zengindir. Birçok Kadın şişmanlatıcı olduğu varsayımıyla süt ürünlerinden kaçınır. Kaygınız buysa şunu düşünün: kaymağı alınmış sütten yapılan süt ürünleri tam yağlı sütten yapılan yüksek kalorili ürünlerle aynı miktarda ya da biraz daha fazla kalsiyum içermektedir. Diğer kalsiyum kaynakları arasında konserve som balığı ve sardalye (kılçıklarıyla birlikte) brokoli lahana ıspanak gibi koyu yeşil sebzeler fasulye küçük kuru fasulye benekli fasulye soya ve börülce gibi fasulyeleri içerir. Özümseme farklılıkları nedeniyle lif açısından zengin sebzelerde muhtemelen vücudunuzun kullanabileceği daha az kalsiyum vardır. Bu nedenle lif açısından zengin bir diyet uyguluyorsanız kalsiyum açısından zengin başka gıda kaynaklarını dahil etmeye dikkat edin. (Not: psyllium içeren hacim oluşturucu bir ilaç alıyorsanız yemek zamanı dışındaki zamanlarda alın.) Bazı yoğurt portakal suyu ve süt markaları kalsiyum takviyelidir. Genellikle biraz daha pahalıdırlar ve başka kaynaklardan aldığınız kalsiyum miktarı düşükse buna değebilir. Ek kalsiyum gerekir mi? Genel olarak mümkün olduğu kadar çok kalsiyumu diyetinizden almanız daha iyidir. Ancak yiyeceklerle gereken miktara ulaşamıyorsanız ek kalsiyum farkı kapatmaya yardımcı olabilir. Osteoporozu önlemek için tavsiye edilen en yüksek ek doz günde 1000 ilâ 1200 miligramdır bu 25 yaşında ve daha yaşlı insanlar için gereken miktarın çok az üzerindedir. Özellikle menopoza girdiyseniz diyetiniz için gereken ek kalsiyum alma konusunu doktorunuzla görüşün. Ek kalsiyum desteği : Günlük besinleriniz arasında süt ve süt ürünleri fazla yer tutmuyorsa kalsiyum desteği almanız gerekir. Kalsiyum desteği alırken dikkat etmeniz gerekenler: -Küçük dozlarda alın Her bir doz 600 mg ı aşmasın. Küçük dozlar daha iyi emilir. -Yemekle birlikte alın Yemek yenilirken asit üretiminin uyarılması kalsiyum emilimini artıran bir faktördür. -D vitamini ile birlikte alın Bir multivitamin almıyorsanız kalsiyumun yanı sıra 200-400 IU D vitamini içeren bir kalsiyum desteği seçin. Yeterli kalsiyum alınması kemik yıkımının yavaşlamasını sağlayarak osteoporoz riskini azaltacaktır. Kalsiyum ve D vitamini desteğinin yanı sıra düzenli ağırlık kaldırma egzersizleri yapılması kemikleri güçlendirecektir. Kadınlarda egzersiz ve yeterli kalsiyum alımı ile kombine edilen östrojen tedavisi kemik erimesi ve kırıklara karşı en iyi savunmadır. ---------- Post added 19.02.17 at 23:03 ---------- KANCALI KURT Parazit adı verilen küçük canlılar tarafından meydana getirilen ve cilt ince barsaklar ve akciğerleri etkileyebilen hastalıklardır. Necator americanus Ancylostoma duodenale Ancylostoma ceylenicum ve Ancylostoma braziliense adı verilen parazitler hastalığa neden olabilir. İlk iki parazit sadece insanlarda son ikisi ise hem insanlarda hem de hayvanlarda hastalık yapabilir. Bu yazıda ilk iki tür üzerinde durulacaktır. Kancalı kurt hastalığı son derece yaygındır ve nemli tropikal ve subtropikal bölgelerde yaklaşık olarak 700 milyon insanı etkilemektedir. Dünya genelinde günde 700 milyon insandan ortalama 7 milyon litre kan emmektedirler. Özellikle gelşmekte olan ülkelerde çocuklarda meydana gelen kancalı kurt enfeksiyonu sonucu normalde ölümcül olmayan bir çok hastağa karşı çocukların direnci düşmekte ve ölüm meydana gelebilmektedir. Her iki türün de uzunluğu ortalama 10 mm civarındadır. Kancalı kurtlar açık pembe veya pembemsi beyaz renktedirler. Baş ev gövdeleri ters yönlere doğru bükülüdür. Erkeklerinde yelpaze şeklinde (başka parazitlerde olmayan) keseleri vardır. Döllenmiş bir dişi 60 x 40 mikrometre boyutlarındaki yumurtalarından günde 10.000-20.000 arasında yumurtlayabilir. Kancalı kurtlar 30 oC güney ve 45 oC kuzey enlemleri arasında bulunurlar. Hastalık; ılık nemli ve oksijenli toprakta gelişen yavru kancalı kurtlarla (larva) deri yoluyla bulaşır. Cilde giriş yerlerinde kaşıntılı bir kızarıklık meydana gelebilir. Özellikle kapalı ve kalabalık topluluklarda daha sıktır. Deriden kan damarlarına geçen kancalı kurtlar akciğerlere ulaşabilirler. Akciğerlere ulaştıklarında küçük hava yollarına giderek öksürüğe neden olabilirler. Öksürük sırasında yukarı doğru çıkan larvalar yutularak sindirim sistemine geçerler. Bu sayede ince barsaklara yerleşen larvalar (yavrular ?) gelişimlerini tamamlayarak yetişkin (olgun) kancalı kurt haline gelirler. Olgun ve yavru larvalar dışkı ile dışarı çıkarlar. Deriye giriş yerinde meydana gelen şişlik kızarıklık ve kaşıntı genelde Necator americanus paraziti ile meydana gelir ve allerjik bir olaydır. Aylarca devam edebilir. Belirti ve bulgular - Bu parazitin bulunduğu kişilerde genelde belirti ve şikayet bulunmaz çünkü sayıca azdırlar. Bununla birlikte zaman içerisinde ileri derecede demir eksikliği anemisi (kansızlığı) meydana gelebilir. - Akciğer tutulumunda: öksürük hırıltılı solunum ve hafif bir ateş ortaya çıabilir. Genelde hafif seyreder. - Sindirim sistemi tutulumunda: şiddetli hastalık durumunda iman tahtasının aşağı kısmında şiddetli ağrı ve barsak hareketleirinin artışı dikkat çekicidir. Sürekli kan emileceğinden kansızlık ve albümin eksikliği meydana gelebilir. Meydana gelebilecek diğer şikayetler: iştah kaybı ishal solukluk halsizlik dışkıda yumurta ve kan görülmesi ağızdan kanlı salya gelmesi. Tanı Hastanın taze dışkısının mikroskopla incelenmessonucu eğer parazit yumurtaları görülebilirse tanı konur. Bu hastalıkta D-xylose testinin sonuçarı da değişebilir. Korunma Özellikle kanalizasyon sisteminin ve genel çevre hijyeninin iyileştirilmesi gerekir. Tedavi Hastalığın tedavisinde pyrantel pamoate ve mebendazole etken maddeli ilaçlar son derece etkilidir. Ayrıca meydana gelen kansızlık ve beslenme yetersizliği gibi durumların da tedavi edilmesi gerekir. ---------- Post added 19.02.17 at 23:03 ---------- KANSIZLIK (ANEMI) Kanda bulunan kırmızı kan hücreleri (eritrositler) dokulara ve hücrelere oksijen taşırlar. Bunu içlerinde bulunan hemoglobin maddesi sayesinde yaparlar. Hemoglobin aynı zamanda kana kırmızı rengini de veren maddedir. 1 gram hemoglobin 1.4 mL oksijen taşır. Normalde kanda 13-15 gram / 100 mL hemoglobin bulunur. Kırmızı kan hücrelerinin ömürleri 4 ay kadardır. Böbreklerimizden salgılanan eritropoetin adlı hormon kemik iliğine etki ederek kırmızı kan hücrelerinin yapımını başlatır. Kansızlık (anemi) kan hemoglobin düzeyinde veya kırmızı kan hücreleri sayısında azalma ve sonucunda ortaya çıkan bulgulardır. Genelde başka bir hastalığın neden olduğu bir durumdur. Bu nedenle sadece anemi ifadesinden ziyade demir eksikliği anemisi akdeniz anemisi gibi altta yatan hastalığı da belirtecek terimler kullanılır. Ortaya çıkan şikayetler ve saptanan bulgular doku ve hücrelere yetersiz oksijen taşınmasına bağlı olarak gelişmektedir. Anemili hastalarda yorgunluk hafif çarpıntı ve nefes darlığı gelişebilir. İleri düzeyde bir anemide ise bütün bu bulgular istirahat halinde görülmesinin yanı sıra; kulak çınlaması baş dönmesi baş ağrısı uyuma güçlüğü iştahsızlık kilo kaybı adet kanamalarının düzensizliği veya fazlalığı adet görmeme ve iktidarsızlık gibi bulgular ortaya çıkabilir. Aneminin sık görülen bulgularından çarpıntı anemi yüzünden dokularda oluşan oksijen açlığını gidermek amacıyla kalbin atım hızını ve her atımda pompaladığı kan miktarını artırması nedeniyle ortaya çıkar. Buna rağmen dokularda yeterli oksijen sağlanamıyorsa solunum sayısının artması ve nefes darlığı ortaya çıkar. Uzayan anemilerde ve yaşlı kişilerde veya kalp hastalığı olanlarda kalp yetmezliğine ait bulgular gelişebilir. Anemideki en belirgin bulgulardan birisi de solukluktur. Aneminin şiddetine bağlı olarak ağız ve göz kapağı içindeki deride ilk olarak fark edilebilen solukluk aneminin ilerlemesi ile avuç içinde tırnak yataklarında ve deride de belirginleşir. Anemiye yol açan nedene bağlı olarak çok çeşitli bulgular gelişebilir. Laboratuvar Testleri - Kırmızı küre sayısı (erkek: 4.5-6.0 milyon)-(bayan: 4.0-5.5 milyon)adet/ml - Hemoglobin (erkek: 14-18)-(bayan: 12-16)gr/dL - Hematokrit (erkek: 41-51)-(bayan: 37-47)% - MCV (Mean Corpuscular Volume); (87 ± 7 fl). Kırmızı kan hücrelerinin ortalama hacmi. Buna göre anemi mikrositer normositer ve makrositer olarak tanımlanabilir. - MCH (Mean Corpuscular Hemoglobin); (29 ± 2 pg). Kırmızı kan hücrelerinde bulunan ortalama hemoglobin miktarıdır. Yani kırmızı kan hücresindeki hemoglobinin ağırlığıdır. - MCHC (Mean Corpuscular Hemoglobin Concentration); (34 ± 2 gr/dL). Bir kırmızı kan hücresinde bulunan ortalama hemoglobin konsantrasyonudur. Yani birim hacimdeki ağırlıktır (g/dl). MCH ve MCHC sonuçlarına göre anemi hipokrom ve normokrom olarak sınıflanabilir. - Periferik yayma kanın şekilli elamanlarının mikroskopla incelenmesidir. - Serum demiri toplam demir bağlama kapasitesi folik asit ferritin vitamin B12 düzeyleri ve serbest eritrosit protoporfirin de gerekirse tanı için incelenebilir. Anemi Nedenleri - Kan kayıpları - Kırmızı kan hücrelerinin aşırı yıkımı - Kurşun ve diğer toksik maddelerle olan zehirlenmesi - Glutatyon veya globulin sentezlerinin bozulması - Glikoliz veya hücre zarı bozuklukları - Bazı enfeksiyonlar - Dalağın fazla çalışması - Bazı ilaçlar - Yetersiz kırmızı kan hücresi üretimi - Temel yapım maddelerin eksikliği (demir folik asit B12 protein niasin bakır vs) - Kronik hastalıklar (Kronik böbrek hastalığı kollajen doku hastalıkları siroz) - Eritroblast eksikliği(aplastik anemi kimyasal ajanlar antikorlar) - Kemik iliğinin diğer hücreler tarafından işgali (lösemi lenfoma multipl myeloma) - Endokrin hastalıklar (Miksödem hipofiz yetmezliği adrenal yetmezlik) Anemi Türleri Mikrositer anemiler - Demir eksikliği anemisi - Talassemiler - Kronik hastalık anemisi - Sideroblastik anemi Normositer anemi - Kronik hastalık anemisi - Hemolitik anemiler - Kemik iliğinin infiltratif hastalıkları - Kronik böbrek hastalıkları - Kronik karaciğer hastalıkları - Malign hastalıklar Makrositer - Kronik karaciğer hastalıkları - Hipotroidi - Postsplenektomi - Vitamin B12 eksikliği - Folik asit eksikliği - İlaçlar (kemoterapi) Tedavi Altta yatan nedene göre tedavi edilir örneğin demir eksikliği anemisinde demir preparatları verilir kanamaya bağlı olanlarda kanama odağı tedavi edilir |
KANSIZLIK (ANEMI) TEDAVISINDE BESLENME ONERILERI
1. Kırmızı et kuru baklagiller kuru meyve (kuru üzüm kuru incir gibi) yeşil yapraklı sebzeler pekmez ve kakao yu daha çok yiyin. 2. Vitamin - C (günde 100 miligram) alın. C-vitamini demirin barsaklardan emilmesini arttırır. 3. Demir bakımından zengin besinler alın (baklagiller mercimek darı nohut koyu yeşil renkli sebzeler pekmez demirle zenginleştirilmiş tahıl ürünleri kuru kayısı kuru şeftali balkabağı ayçekirdeği fıstık ceviz badem soya fasülyesi gibi). 4. Demir hapı alanların yoğurt alması faydalıdır. Yoğurtta bulunan laktik asit demirin vücutta depolanmasını kolaylaştırır. 5. Demir emilimini azaltan besinlerden uzak durun: kafeinli içecekler yumurta süt ve kepek (kepekli ekmek gibi). 6. Eğer demir eksikliği aneminiz yoksa demir almanıza gerek yoktur; ayrıca demir damar sertiğine neden olabilir bu nedenle demir eksikliği aneminiz yoksa demir içermeyen vitamin hapları kullanın. ---------- Post added 19.02.17 at 23:04 ---------- KARBON MONOKSIT (CO) ZEHIRLENMESI Karbon monoksit renksiz tatsız kokusuz yanıcı zehirli bir gazdır. Duvarlardan bile sızabilir. Vücuda solunum yolu ile girer. Karbon monoksit vücutta parçalanmaz solunum yoluyla dışarı atılır. Karbon monoksit zehirlenmeleri sıklıkla kapalı bir ortamda meydana gelen yanma sırasında olur (bacası çekmeyen şofben soba ocak gibi) ayrıca karbon monoksidin kullanıldığı veya üretildiği iş kollarında da meydana gelebilir. Solunum zehiri olan karbon monoksitle meydana gelen zehirlenmelerde kısa süre içerisinde tıbbi müdahele yapılmazsa zehirlenemeler ölümle sonlanabilir. Tehlike kaynakları - Kapalı ortamda meydana gelen yanmalar (açık ocaklar bacası çekmeyen soba - şofbenler bacasız gaz sobaları gibi). - Isıtma amacıyla kullanılan her tür soba ve ocakta (havagazlı linyitli kok kömürlü v.b.) yanma sırasında oluşur. - Karbon monoksit havagazı ve jeneratör gazlarının bileşiminde bulunur. Ayrıca kokhane gazlarında yangın ve patlamalarda çıkan dumanlarda vardır. - Motorların ekzos gazlarında vardır (benzinli motorlarda çok di esel motorlarında daha az.). Özellikle kapalı garaj park binaları feribotlar motor onarım ve bakım işlikleri bu bakımdan tehlikelidir. Ayrıca: - Yanlış yapılmış ve defektli her tür ısıtma sistemleri - Açık ocaklar - Karbon monoksitli gazların üretimi dağılımı kullanımı - Tünel maden ocağı gibi yerlerdeki yangın ve patlamalar - Kimya endüstrisinde karbon monoksit kullanılan işlemler başlıca tehlike kaynaklarıdır. Etki Şekli Karbon monoksidin zehirli etkisi hemoglobine (Hb) (kanda oksijen taşıyan eritrositlerin (kırmızı kan hücrelerinin) içeriğinde bulunan bir madde) oksijene göre çok daha fazla bağlanmasından kaynaklanır. Ortaya çıkan karboksihemoglobin (CO-Hb) hipoksemiye neden olur. Bu birleşme geri dönüşümlüdür yani ayrılabilir. Karbon monoksidin hemoglobine olan bağlanma kapasitesi oksijeninkinden ortalama 300 kez daha güçlüdür. CO-Hb bileşiminin tüm vücut genelindeki durumu zehirlenmenin derecesini belirler. Bu da şu etkenlere bağlıdır: - Soluk alma havasındaki CO konsantrasyonu - Solunum dakika hacmi etki süresi - Hemoglobin miktarı. Zehirlenme (Akut) Hemoglobinin % 20si CO-Hbe dönüştükten sonra belirtiler giderek şiddetlenir: - başağrısı - baş dönmesi - bulantı kusma - taşikardi ve kan basıncı yükselmesi - bazen pektanjinöz yakınmalar - kulak çınlaması - dalgınlık - genel bitkinlik - apati - bazen kas kranpları - cildde kiraz kırmızısı renk - bilinç kaybı (% 50 CO-Hb oluşumunda) - Ölüm (% 60-70 CO-Hb oluşumunda) Kronik Sağlık Bozukluğu Düşük miktarlarda uzun süre maruziyete bağlı zararları öncelikle merkezi sinir sistemi ve kalpte ortaya çıkar.Dar anlamda kronik karbon monoksit zehirlenmesi tartışmalıdır. Ne var ki yinelenen az miktarda ancak uzun süreli maruziyetlerde psikolojik ve sinirsel bozukluklar ortaya çıkmaktadır. Akut zehirlenmelerinin bıraktığı sekeller de bunlara katılabilir. - Uyku bellek bozuklukları parkinsonizm - görme ve konuşma bozuklukları - kalpte aritmiler miyokard zararları. Özel Laboratuvar Testleri Kanda karboksihemoglobin (normalde kandaki Hbnin % 1i COHbdir sigara içenlerde % 10a kadar saptanabilir tolere edilebilen üst sınır: % 20 eksitus: % 60-70) Solunum (dışarı verilen) havasında karbon monoksit. İlk Yardım - kazada yerinden uzaklaştırma temiz havaya çıkarılmalıdır - suni solunum - gerekirse entubasyon - oksijen verilir - solunum ve dolaşıma yardımcı ilaçalr verilir - hasta sıcak tutulmalıdır. Suni solunum ve gerekirse kalp masajı uzun süre yapılmalıdır. Karbon monoksitle ilgili bazı teknik bilgiler: Formülü : CO Rölatif Molekül ağırlığı : 281 Kaynama noktası : -1915C Ergime noktası; : -205°C Yoğunluk (0°C) : 125 g/It. Buhar yoğunluğu (hava = 1) : 097 MAK değeri: 50 ppm (sm3/m3)= : 55 mg/m3 ---------- Post added 19.02.17 at 23:05 ---------- KARPAL TUNEL SENDROMU Karpal Tünel el bileğinden geçen geçittir. (Yunanca bilek anlamındaki karpalisden gelir.) Kemikler ve bağlarla çevrelenmiş olan bu geçit ele uzanan sinir ve tendonları korur. Belirtiler - Parmaklarınızda ve elinizde hissizlik veya yanma duygusu - El bileğinde ön kota doğru çıkan veya avuca veya parmaklann yüzeyine giren ağrı - Hissizlik veya ağrı gece daha kötü olabilir ve sizi uyandırabilir. Sıklıkla bu durum elinizi veya bileğinizi zorlayarak kullandığınız bir günün sonrasında olur ve eli sarsmak veya kalkıp biraz dolaşmakla rahatlar. Bu tüneli meydana getiren dokular şişliği veya iltihaplandığı zaman medyan sinir basınç altında kalır. Bu temel sinir başparmak işaret parmağı orta ve yüzük parmaklarınıza duyu sağladığı için bunun üzerine gelen basınç bu sendromun özelliğini veren uyuşukluk ve ağrıyı doğurur. Çoğu zaman her iki bilek de etkilenir. Bu sendrom el bileğinin tekrarlanan zorlamalara maruz kaldığı özellikle bilek eğik tutularak kavrama hareketi yapılan belirli mesleklerde yaygındır. Böylece demir işçilerinin (demirci nalbant) geleneksel olarak bu hastalığa tutulma yüzdeleri yüksektir. Daktilo yazanlar marangozlar tezgahtarlar fabrika işçileri et kesme işleri yapanlar viyolonistler ve sık görülmemekle birlikte golf oynayanlar bu sendromla karşı karşıya kalabilirler. Fakat problem her zaman tek başına görülmez sıklıkla diğer hastalık veya olaylarla birlikte görülür. Bazı hamile kadınlar su toplama ve kilo alma eğilimlerinin bu sendroma yol açtığını fark edebilirler fakat doğumdan sonra belirtiler kaybolur. Şeker hastalığı gibi bazı hormonal bozukluklar ve ender olarak hipotiroidizm ve akromegalidede bu sendrom bulunur; romatoid artritte olduğu gibi. Genelde bu sendrom en fazla orta yaşa yaklaşan kadınlarda görülür. Teşhis Parmaklardaki hissizlik küçük parmağın tutmaması teşhiste önemlidir. Karpal tünelden geçen medyan sinir boyunca elektriksel uyarıların taşınıp taşınmadığını gösteren bir elektromiyogram gerekebilir; uyarıların yavaşladığının ortaya konması sinire bası olduğunu gösterir. Tünel belirtisi testi de yapılabilir: Doktorunuz bileğinizin iç bölümüne hafifçe vurduğunda elde ve önkolda ağrı oluşması pozitif bir belirtidir; bu test genellikle hastalığın varlığının güvenilir bir göstergesidir. Başparmak kaslarında erime de olabilir. Uygun tedaviyle ağrı geçebilir ve el ya da bileğinizde kalıcı hasar oluşmaz. Tedavi Konservatif tedaviler arasında eklemi dinlendirmek ve bileği hareketsiz bıraktığı halde elin hareket etmesine olanak veren ve normal faaliyetlere devam etmeyi sağlayan ve araç takılması bulunur. Böyle bir destek çoğu zaman özellikle belirtileri azaltmaya yardımcı olur. İlaç Tedavisi Etkilenen bölgeye kortizon gibi bir ilaç zerkedilebilir. Fakat genellikle bu tedavi sadece konservatif tedaviler başarısız kaldığı zaman kullanılır. Eğer iki kere kortizon enjekte edildikten sonra problem nüksederse doktorunuz ameliyat tavsiye edebilir. Ameliyat Karpal Tünel sendromunun ağrısı geçmiyorsa ameliyat en uygun seçim olabilir. Bu işlem sinire baskı yapan bağ dokusunu kesmeyi içerir. Nekahat devresinden sonra genellikle birkaç hafta veya bir kaç ay içinde bilek ve el normal kullanılmaya başlanabilir. ---------- Post added 19.02.17 at 23:05 ---------- KAS GEVSETME YONTEMLERI İnsanlar bazen strese karşı çeşitli kaslarını kullanarak adeta bir tepki meydana getirirler. Bu bir gerilim alışkanlığıdır. Kas gerilmesinden kaynaklanan ağrılarla başa çıkabilmek için bazı kas gevşetme yöntemleri geliştirilmiştir. Bu yöntemler özellikle gerilimden kaynaklanan baş ağrıları ile sırt ağrılarının tedavisinde başarıyla uygulanabilmektedir. Özellikle yorucu geçen bir günden sonra "acaba ne zaman başım ağrımaya başlayacak?" diye düşünürüz. Disiplin ve gerekli yöntemlerin uygulanmasıyla bu bir gerilimden başka gerilime geçen fasit daireyi kırabiliriz. Gevşeme kursları yoga yürüyüş yapmak jogging insanların kendi kendilerine yardım etme yöntemlerinden bazılarıdır. Birçok kişi için uygulanan gevşeme yöntemleri stres atmada başarılı olmuştur. Yöntemler çeşitlidir ve size yardımcı olacak kasetler kitaplar ve video bantları vardır. Ne kadar çok pratik yaparsanız stresle başa çıkmakta o denli başarılı olursunuz. Eğer kendinizi tedirgin hissediyorsanız rahat bir koltuğa oturun veya bir yere uzanın. Gözlerinizi kapatın. Derin ve yavaş yavaş nefes almaya çalışın. Süre boyunca derin ve ritmik olarak nefes alıp verin. Nefes alırken mide ve göğsünüzün hava ile şişmesine gayret edin. Nefes verirken ise bu organlarınızı boşaltın. Nefes alıp verme arasında bir-iki saniye için nefesinizi tutun. Biraz çalıştıktan sonra göreceksiniz ki stresli durumlarda kullanacağınız bu yöntem rahatlamanızı sağlayacaktır. şimdi de ayak parmaklarınızın kaslarını iyice gerin ve yere sıkıca basın ayağınızdaki ve ayak parmaklarınızdaki gerilimi hissedin. Sıkışmanın nerede olduğuna dikkat edin. Kasları gergin tutarak 20 saniye kadar öyle kalın. Sonra kasları ve ayakları gevşetin. Gerilimin kaslarınızı terk edip gittiğini hissedin. Ayaklarınızın giderek gevşediğini ve ağır bastığını hissedin. Gerilim sizi terk ettikçe ayaklarınızda bu sıcaklığın dolaştığını göreceksiniz. İçinizden "sakinleş" ve "rahatla" sözcüklerini tekrarlayın. Başka tüm düşüncelerden arının. Kendinizi giderek daha serbest bırakın. Ayak ve ayak parmaklarınız iyice gevşeyince aşağı yukarı 30 saniye sonra başka bir kas kümesi ile aynı yöntemi tekrarlayın: Ayak bilekleri baldırlar kalça mide yumruk kollar ve omuzlar için aynını yapın. Acele etmeyin. Başınızı bir yastığa bastırarak boyun kaslarınızı gevşetin. Tüm vücudunuz gevşeyince gözlerinizi yumup kendinizi ne kadar ağır hissettiğinizi düşünün. Bu ağırlığı üzerinde bulunduğunuz yüzeye bastırın. Derin derin nefes alırken kendi kendinize çok dinlenmiş olduğunuzu üst üste tekrarlayın. Üçe kadar sayın ve gözlerinizi açın. Bazı kişiler gün ışığının ya da idman yapmanın krizleri harekete geçirdiğini söylemektedirler. |
KATARAKT
Normal göz mercekleri saydamdır. Göz merceklerinin dumanlanmasına katarakt adı verilir. Normalde siyah olan gözbebeğinin grimsi beyaz ya da dumanlı bir görünüm a1dığı katarakt doğma1ık ve sonradan kazanılan katarakt olmak üzere ikiye ayrılır. Sonradan kazanılan kataraktların nedenleri yaralanmalara ışın zedelenmelerine (aşırı sıcak röntgen ışınları şimşek kaynak ışığı) ya da göz merceklerinin yetersiz beslenmelerine (yaşlılık şeker hasta1ığı) bağlanabilir. Belirtileri: Yaşlılıkta gözbebeğinin hafif bulanık olması normaldir. Görme güçlükleri başladığı andan itibaren katarakttan söz edilir. Yaşlılık kataraktı yanlardan başlayarak gözbebeği bölgesinde ilerlemeye başlar ve bulanıklık giderek artarken buna bağ1ı olarak görme yeteneği de azalır. Sonunda bulanıklık bulut şeklini alır ve bütün göz merceğini kaplar. Bu durumda hasta açık ve koyu ayrımını yapamaz. Seyri: Kataraktın ilerlemesi hastanın yaşına bağ1ıdır. Has ta1ığın son evresi birkaç yıl durumunu korur. Fakat zamanla çözülme ve göz merceğinin kenarlarında sıvılaşma görülür. Tedavi: İlaç tedavisiyle başarılı sonuçlar alınamamaktadır. Bunun için yalnız ameliyat yöntemine başvurulmaktadır. Mercek mercek kapsülünün yırtılmasından sonra çıkartılır. Eğer mercek parçaları kalırsa kataraktın tekrarlama olası1ığı vardır ve ikinci bir ameliyatı gerektirir. Ameliyattan altı hafta sonra katarakt göz1üğüy1e gerekli keskin görüş yeniden sağ1anabilir. ---------- Post added 19.02.17 at 23:05 ---------- KATARAKT KAHVERENGI GOZLULERDE DAHA SIK GORULUYOR Kahverengi gözlülerde katarakt olma riskinin daha fazla olduğu bildirildi. Sydney Üniversitesinden Christine Younan ve ekibinin yaptığı araştırmada kahverengi gözlülerin katarakt olma risklerinin mavi ve yeşil gözlülere oranla yüzde 80 fazla olduğu saptandı. American Journal of Ophthalmologyde yayımlanan araştırmada 49 yaş ve üstündeki 3 bin 654 kişinin göz sağlığı incelendi. Beş yıl sonra bu kişilerden hayatta olanların 2 bin 335 inde katarakt olup olmadığına bakıldı. Araştırmanın yapıldığı 5 sene içinde kahverengi gözlülerde katarakt oluşması olasılığının mavi ve yeşil gözlülere oranla çok daha yüksek olduğu belirlenirken kahverengi gözlülerin ameliyat olma gereğinin de 2.5 kat yüksek olduğu saptandı. Araştırmacılar göz rengiyle katarakt arasındaki bağlantının biyolojik açıklamasının yapılması için araştırmaya ihtiyaç olduğunu hatırlattılar. ---------- Post added 19.02.17 at 23:06 ---------- KIL DÖNMESİ Kıl dönmesi kılların kuyruk sokumu ve nadiren göbekte cilt altına geçip yara abse ve fistül oluşturmasıdır. Kıl dönmesi yani DERMOİD KİST veya PİLONİDAL SİNÜS cilt altı kıl yuvası demektir. Sırt ve baştan dökülen kılların kuyruk sokumundaki iki kaba et arasında kıllı ve terli oluğa takılıp sürtünmelerle oluğun en dibindeki ter bezi deliklerinden vida gibi dönerek cilt altı yağ dokusu içine hissettirmeden girmesi labirentler açması peşinden labirentlere giren bakterin de katkısı ile etrafı iltihaplandırması; cerahatlı veya kanlı pis kokulu akıntılar ve abseler oluşturmasıdır. Sert büro koltuklarında ve bilgisayar başında özellikle kaykılık pozisyonda uzun süre oturanlarda veya uzun süre jip sürenlerde veya uzun süre otobüs yolculukları yapanlarda daha sık olur. Kıl dönmesi 16 ila 30 yaş arası kıllı ve gürbüz genç erkeklerde nadiren de genç bayanlarda oluşur. Oluş şekline gelince; kıllar yılan derisindeki gibi yivli veya pullu olup dar ve sıkışık veya sürtünmeli ortamlarda kıpırdandıkça tek yönde ilerler. Saç telini iki parmak ile tutup hafifçe oğuşturunca bu hareketi açıkça görmek mümkündür. Benzer şekilde iki kaba et arasındaki herhangi bir serbest kıl sürtünme itelenme ve dönme mekaniği ile oluğun dibine doğru hareket eder. Hiperkeratoz ve aşırı terleme nedeni ile genişlemiş bir ter bezi ağzından deri içine girebilir peşinden başka bir kıl geçebilir. Giderek bu minik ağız kılların minik zorlaması ile genişler deri hücreleri ter bezinin ve deliğin içine doğru yürür ve deliklerin iç yüzeyi cilt epiteli ile döşenerek minik bir tünel oluşur ve peşpeşe kılların buraya girmesi kolaylaşır. Uzun saç kılları bile girebilir. Bazan bir kaç kıl girdikten sonra tünel girişi iyileşip kapanabilir. Ama tünel içindeki kılların ve bakterilerin cilt altında derinlere doğru ilerlemesi ve iltihaplanmalar devam eder. Günün birinde mutlaka abseleşme ve fistülleşme olur. Fistül ağızlarının % 78 i oluğun sol kenarında ve % 82 si kıl giriş deliklerinin yukarı tarafında yer alır. Kıl dönmesinde Kuyruk Sokumu Neden Tercih Nedeni? Kuyruk sokumunu tercih nedeninde 1. teori; sırttan dökülen kılların kaba etler nedeni ile oluşan derin olukta birikmesi; iki kaba etin birbirine veya oturulan zemine veya sert ve dar giysilere sürtünmesi ile kılların yürüyebilmesi; kapalı ortam nedeni ile oluktaki cildin incelmesi ve kolay delinip tahriş olması ve sert kuyruk kemiğinin baskısı nedeni kılların daha da kolay ilerlemesidir. 2. teori; insan vücuduna ana rahmindeyken cilt elbisesi pelerin şeklinde yukardan aşağıya giydirilir; cilt pelerinin fermuarı gibi kuyruk sokumunda kapatılır. Kapanma sırasında bir kısım cilt dokusu kıl olarak altta kalabilir. Kıllanma yaşına gelince bu bölgede kıllar büyüyerek dermoid kist oluşturabilirler. Kıl dönmesinin bir başka görüldüğü yer göbek çukurudur. Göbek çukuru derin ve kişi kıllı ise akıntı ve apse olabilir. Buraya da kıllar yürüyerek pis kokulu akıntılar hatta nadiren göbek etrafında veya karın içinde abse ve fistüller oluşturabilir. Kıl Dönmesinin Belirtileri Nelerdir? Kuyruk sokumunda veya anüsün arka yukarı tarafında az hassas küçük şişlikler kaşıntı akıntı veya akıntısız kıllı kılsız milimetrik delikler ve bazan de abse oluşmasıdır. Muayene ve tetkiklerde içi iltihabi granülasyon dokusu ve kıl dolu kese ve fisütller ve olayı çepe çevre sınırlayan ve kılların daha derinlere gitmesini önemli ölçüde önleyen kalın fibrotik kılıf görülür. Abselerin hacmi 1 cc den 100 cc ye kadar değişir ve kendini lokal ısı ve ağrı sistemik ateş ve halsizlik ile belli eder. Kıl Dönmesi Doğuştan Olabilir Mi? Son yıllardaki araştırmalar 16 yıllık tecrübemiz ve histopatolojik incelemeler hastalığın doğuştan değil sonradan kazanıldığını göstermektedir. Tedavi ve takiplerini yaptığımız 1000 den fazla hastanın hiç birinde kıl ve iltihabi tahriş ile oluşan granülasyon dokusu dışında farklı dokuya örneğin kıl ve ter üreten follikül ve ter bezlerine müstakil deri dokusuna rastlanmamıştır. Bu bulgular hastalığın doğuştan olmadığını gösterir. Ancak kuyruk sokumunda doğuştan kalan çukur ve delikler varsa bunlar kıllanma dönemi gelince az da olsa risk teşkil eder. Tedavi Edilmezse Ne Gibi Sorunlar Gelişebilir? Kuyruk sokumunda abse ve akıntılar eksik olmaz. İkide bir ağrılı abseler nüks eder. Hastalık sağa sola genişler bölge köstebek yuvasına dönüşür. Yani; dermal epitel denilen deri hücreleri kılları peşinden kıl kesesinin ve deliklerin içine girip yeni yeni tüneller veya labirentler oluşturur; daha çok yatay nadiren dikey yönde çok yönlü olarak deri dokusu içinde ilerler. Labirentler içine giren kıl sayısı da tahriş de artar; hastalık durmadan genişler pek çok delikten zuhur eden pis kokulu akıntılar dayanılmaz olur. Yıllarca süren kronik iltihabi akıntılar nihayette epidermoid kanser geliştirebilir. Veya hastalık nadiren de olsa derinleşerek kalın bağırsak rektum ve mesane içine ilerleyebilir hatta mesane kanserine dahi yol açabilir. Haliyle bu durumda tedavi zorlaşır ve olaya multidisipliner yaklaşmak gerekir. Kıl Dönmesi Nasıl Tedavi Edilir? Bu güne değin fazla uygulanmış olan tedavi şekli cerrahidir. Cerrahi tedavi şeklileri çoktur ve hemen hepsinde sağlam çevre doku ile birlikte hastalıklı dokular genişçe çıkarılır yara açık bırakılarak aylar süren pansuman ile kapanbası beklenir. Ya da yara çeşitli tekniklerle kapatılır. Kapalı yöntemlerden Limberg in tarif ettiği derin olduğu düzleyici flep rotasyonu en radikal yöntemdir. Ancak 2 - 3 günü hastanede olmak üzere 5 ila 10 gün yatak istirahati iki gün süreli hemovak dren geniş spektrumlu antibiyotik tedavisi on gün yüz üstü yatılması ve üzerine oturulmaması bir hafta su değdirilmemesi ve operasyon sırasında en ufak bir kıvrım gamze veya oluk bırakılmaması gerekir. Değilse nüks riski %10 u bulur. Bu nedenle alternatif yöntem araştırmaları devam etmiş ve Fenol ile oldukça etkili tedaviler yapılmıştır. KIL DÖNMESİNDE ALTERNATİF TEDAVİ: GÜMÜŞ NİTRAT ve FENOL Kıl dönmesinde alternatif tedavi olarak tarafımızdan geliştirilen sklerotik ve litik bir kimyasal ajan olan fenol ve ondan daha güçlü olan gümüş nitrat uygulamalarımız klasik cerrahi yöntemlere göre çok daha etkili olmuştur. Bu yöntemde eritilen gümüş nitrat aynen veya fenol fistül ağızlarından veya foliküllerden içeriye verilir. Kılların yuvalandığı piyojenik granülasyon dokuları ve diğer patalojik dokular; ilaç etkisi ile hızla erir ve gri bulamaç halinde dışarıya akar. Mikro enstrümantasyonla labirentler ve fistüllerin içi temizlenir. Fistül girişleri gerekirse eksize edilir ve tekrar kıl girmemesi için sütüre edilir. Bu işlemler 15 dakikada tamamlanır. Hastalığın çok ilerlediği bazı hastalarda gerekirse labirentler kısmen veya tamamen açılır kılların ilerde sorun çıkartabileceği gamzemsi çukurluklar ve kıvrımlar varsa küçük plastik ve estetik müdahale ile düzeltilir. Ama eskiden beri mevcut ve pilonidal sinüs oluşturmamış geniş çukurlara müdahale tavsiye edilmez. İşlem bitince labirentler antibiyotikli pomatla doldurulur ve hasta evine gönderilir. Günlük pansuman ve temizlik ve 1 hafta sonunda kontrole gelmesi öğütlenir. İyi kürete edilmiş labirentler genellile 1 haftada iyileşir. Ancak tavanı açılmış labirentelerin ve sinüslerin tamamen kapanması pansuman yardımı ile 2 ila 3 haftayı bulur. Bu sürenin illa da kısaltılması isteniyorsa fistüllerin fibrotik duvarları lokal anestezi altında kürete veya eksize edildikten sonra sütüre edilir. Bu durumda işlem süresi 30 dakikayı bulur. Alternatif Tedavide Tam Başarı Şansı Nedir? Her işte olduğu gibi başarı dataylarda gizlidir. İşin püf noktalarını iyi bilmek titizlik yakın ilgi hasta ve hekim işbirliği başarıyı belirleyen başlıca faktörlerdir. Sadece labirentleri kıldan arındırmak yetmez. Yeni kıl girişimlerine yol açacak mikro girişleri en küçük şüphe arzeden gamzeleri potansiyel çukurları gidermek şarttır. Kurallara uyulursa başarı tamdır. Nüks İhtimali Nedir? Kıl dönmesinin alternatif tedavisinde kurallara uyulduğu takdirde nüks (tekrarlama) ihtimali sadece % 3 - 5 tir. Sebebi de gözden kaçabilecek bazı mikroskobik kıl girişlerinin kalabilmesi veya hijyenik bakım kusuru sonucu oluşabilecek yeni kıl giriş delikleridir. Çaresi dikkat ve hijyenik bakımdır. Nüks halinde metodu değiştirmeye gerek yoktur. Hatta verilen eğitim sayesinde henüz başlangıç halinde iken yakalanacağı için çözüm daha basit ve sonuç kesindir. Nüksü Önlemek için Hastanın Uyması Gereken Kurallar ve Hijyenik Bakım Nedir? Hijyenik bakım ince sıhhi temizlik demektir; şöyle ki; 1 - Hekimin önerdiği şekilde hastalar temizlik ve pansumanlara riayet etmeli. Yara veya kıl giriş delikleri iyileştikten sonra kuyruk sokumu oluğu hergün taharetlenirken yıkanıp silinerek boşta gezen kıllar temizlenmeli. 2 - Kuyruk sokumu sabah akşam giyinirken el ile 3 - 5 saniye fırçalanıp kıl hav yün ne varsa uzaklaştırılmalı 3 - Çok kıllı olanlar 30 yaşına kadar kuyruk sokumu oluğunu haftada bir kez kıl dökücü krem ile veya cımbızla temizlemeli kaba etlerini genişçe traş ettirmeli. Otuz yaşından sonra kuyruk sokumu cildi nispeten daha az terler ve kurur giderek sertleşip kalınlaşır ve delinme riski kalkar. İster ameliyatla ister ilaçla tedavi olsun tedavi sonrası hijyenik bakım tedavisinin uzun süreli başarı şansını doğrudan etkiler. Alternatif Tedavilerin Yan Etkileri Nelerdir? Fenol ve gümüş nitrat; labirent dışında kaçırılmadığı sürece hiç bir yan etki oluşturmaz. Kaçırıldığında birkaç gün içinde aynı yerde enflamasyon ağrı ve akıntı yaparsa da tedavisi lokal anestezi altında debridmanla sağlanır. İlaç hiç bir zaman damar içine verilmediği için sistemik etki oluşturmaz; dokulardan damar içine geçiş veya emilim olmaz; harici yan etki olmaz. Kıl Dönmesinde Alternatif Tedavinin Avantajları Nelerdir? 1- Narkoz yani genel anestezi gerektirmeyen az invaziv konservatif ve pratik bir küçük operasyondur. 2- Hastanede veya evde yatmayı veya istirahati; tahlil ve tetkik gibi bir ön hazırlık gerektirmeyen günübirlik uygulanabilen bir tedavidir. 3- Nüks ihtimali çok düşük olup nüksetse bile aynı yöntemle hem de çok daha kolay bir şekilde tedavisi kesinliğe kavuşturulabilir. 4- Müdahale iz bırakmaz ve çok iyi estetik sağlar anatomi bozulmaz. 5- Hastaların bu alternatif müdahale için hekime yarımşar saatten birer gün arayla 2 veya 3 kez uğraması yeterlidir; işten ve yolculuktan alıkoymaz. ---------- Post added 19.02.17 at 23:06 ---------- KIZAMIK KABAKULAK KIZAMIKCIK (MMR) Kızamık Kızamık ates döküntü nezle öksürük ile gözlerde agrı ve kızarıklıga neden olan ciddi ve çok bulasıcı bir viral hastalıktır. Kızamık bazen zatürree gibi tehlikeli komplikasyonlara neden olabilir. Hastalıga yakalanan 2000 çocuktan yaklasık bir tanesinde beyin iltihabı görülmektedir. Bu sekilde etkilenen her on çocuktan birisi yasamını kaybetmekte ve dördünün beyninde kalıcı hasar olusmaktadır. Kızamık hasta olan kisinin öksürme ve aksırması sırasında çıkan tükürük damlacıkları aracılıgıyla geçebilir. Çocuklarda kızamık hastalıgından birkaç yıl sonra SSPE olarak adlandırılan ender bir saglık sorunu ortaya çıkabilir. Hızlı bir sekilde beyni tahrip eden SSPE her zaman öldürücüdür. Kabakulak Kabakulak ates basagrısı ve tükürük bezlerinin iltihaplanmasına neden olur. Bazen beyni çevreleyen zarda iltihaplanmaya yol açar. Ancak hastalıgın kalıcı yan etkileri ender olarak görülmektedir. Bu hastalık ayrıca kalıcı sagırlıga da neden olabilir. Kabakulak hasta olan kisinin öksürme ve aksırması sırasında çıkan tükürük damlacıkları aracılıgıyla geçebilir. Hastalıga yakalanan bes ergin ya da yetiskin erkekten yaklasık birisinde erbezlerinde (testislerde) agrılı iltihap ve sislik görülmektedir. Bu durumdaki erkekler genellikle tamamen iyilesmekte ancak bu komplikasyon ender olarak kısırlıga yol açabilmektedir. Kızamıkçık Kızamıkçık hafif bir çocukluk dönemi hastalıgıdır. Ancak ergenlik çagındaki gençleri ve yetiskinleri de etkileyebilir. Hastalık lenf bezlerinde sisme eklem agrısı ile yüzde ve boyunda iki üç gün süren döküntüye neden olur. Hasta her zaman hızla ve tam olarak iyilesir. Kızamıkçık hasta olan kisinin öksürme ve aksırması sırasında çıkan tükürük damlacıkları aracılıgıyla geçebilir. Kızamıkçık kadınların hamileliklerinin ilk 20 haftasında hastalıga yakalanmaları durumunda çok tehlikelidir. Bu bebekte ciddi olusum bozukluklarına neden olabilir. Ísitme ve görme özürlülügü ile kalple ilgili olusum bozuklukları ve zihinsel özürlülüge yolaçabilir. Kızamıkçık çok bulasıcı bir hastalık olup hamile kadınları ve bebeklerini korumanın en uygun yolu kadınların hamile kalmadan önce ası olmalarını saglamak ve hastalıgın yayılmasını önlemek için tüm çocukları asılamaktır. Dogurganlık yasında olan ve özellikle hamile kalmayı düsünen kadınların doktora basvurmaları ve kızamıkçık kan testi yaptırmaları gerekir. Kan testi baska bir MMR asısının gerekip gerekmedigini gösterecektir. Bir diger MMR asısı yapılmasının gerekmesi halinde asının koruma sagladıgından emin olmak için asının ardından bir kan testi daha yapılmalıdır. Hamile olan veya iki ay içinde hamile kalmayı planlayan kadınlara ası yapılmamalıdır. Kadınların her hamilelikten önce koruma düzeyinin halen yeterli olup olmadıgının belirlenmesi için kızamıkçık kan testi yaptırmaları önemlidir. MMR ’nin Olası Yan Etkileri MMR asısının yan etkileri hastalıkların komplikasyonlarından çok daha az sıklıkta görülmektedir. En yaygın yan etkiler kisinin kendisini iyi hissetmemesi hafif ates ve muhtemelen asıdan sonra yaklasık altı ile onbir gün süren döküntülerdir. Bu süre içinde döküntüleri olan kisiler hastalıgı baskalarına bulastırmaz. Ası olan kisilerde bazen asının bilesimindeki kabakulak virüsü nedeniyle asıdan yaklasık üç hafta sonra tükürük bezlerinde hafif sisme görülebilir. Beyin iltihabı gibi asının en önemli yan etkisi çok ender olarak görülmekte ve muhtemelen milyonda bir ya da daha az sıklıkta olusmaktadır. Yaygın Yan Etkiler asagıdaki uygulamalarla azaltılabilir: • Fazla miktarda sıvı içilmesini saglama. • Fazla kalın giyinmeme. • Ası yapılan yere soguk ıslak bir bez parçası koyma. • Herhangi bir rahatsızlıgı azaltmak için parasetamol alma (ya da çocugunuza verme)(yasa göre uygun dozda vermeye dikkat ediniz). Yan etkilerin ciddi olması veya geçmemesi ya da kaygı duymanız halinde doktorunuza ya da hastaneye gidiniz. Aşı Öncesi Kontrol Listesi Sizde ya da çocuğunuzda aşağıda belirtilen durumların olması halinde aşı olmadan önce bunları doktor ya da hemşireye iletiniz: . Son bir ay içinde başka bir a. ı olunması. . A. ı yapılacağı gün hasta olunması. . Herhangi bir aşıya karşı ciddi yan etkilerin olması. . Herhangi bir ciddi alerjinin olması. . Herhangi bir tür steroid ilaç kullanılması (sözgelimi kortizon gibi). . Son üç ay içinde gamaglobulin a. ısı veya kan nakli yapılması. . Bağışıklık sistemini zayıflatan bir hastalığın olması ya da tedavinin uygulanması (sözgelimi kan kanseri kanser HIV/AIDS radyoterapi ya da kemoterapi gibi). . Halen ara. tırmaları süren merkezi sinir sistemiyle ilgili bir hastalığın olması. . Hamile olmanız veya aşıdan sonra iki ay içinde hamile kalmayı planlamanız. Aşının farklı bir şekilde yapılması gerekebileceğinden yukarıda belirtilen durumların doktor ya da hemşireye iletilmesi gerekir. |
KIZIL (SCARLET FEVER)
Streptokoklarların (A grubu beta hemolitik streptokok veya streptokokus piyogenes (beta mikrobu)) neden olduğu bir enfeksiyon hastalığıdır. 3-5 günlük kuluçka süresinden sonra aniden yükselen ateş kusma boğaz ağrısı baş ağrısı bitkinlik belirtileri ve 12-48 saat sonra cilt döküntüleri görülebilir. Bazen şiddetli karın ağrısı nedeniyle apandisit sanılabilir. Ateş 40 C ye kadar çıkabilir ve penisilin tedavisinden 24 saat sonra normale döner. Ağız içinde bademciklerde ağız arka duvarında dil ve damaklarda renk değişiklikleri görülür. Dil büyük ödemli kırmızıdır ilk günlerde beyazdır. Şiddetli vakalarda bademciklerin üzerinde ve ağız arka duvarında zar görülebilir ve difteriden ayırmak zordur. İlk 1-2 gün beyaz renkli olan dil (beyaz çilek) daha sonra soyularak kırmızı renk alır (kırmızı çilek). Üst damak kırmızı noktacıklarla kaplı olabilir. Hastalığın başından itibaren 12-48 saat içinde ciltte döküntüler başlar. Yüzden başlar 24 saat içinde bütün vücuda yayılır. Alın ve yanaklar çok kırmızı buna karşılık burun ile ağzın birleştiği üçgen ve ağız kenarında döküntü yoktur (ağız kenarı soluktur). Kıvrım yerlerinde (koltuk altı kasıklar diz arkası dirsek önü) döküntüler üst üste geldiği için bir çizgi halini alır (pastia çizgisi). Bu döküntüler üzerine bastırıldığında kısa süre için kaybolur. Şiddetli hastalarda kabarcıklar şeklindeki döküntüler karında ellerde ve ayaklarda görülebilir. Döküntüler başladığı yerden itibaren solmaya başlar ve şiddetli biçimde soyulmalar olur. Döküntü genellikle bir haftanın sonunda kaybolur. Muayene sonucunda kızıldan şüphelenilen hastadan örnek alınarak kültür yapılır. Ayrıca antistreptozilin (ASO) titresinin 1/200 Todd ünitesinin üzerinde olması teşhiste yardımcıdır. Anti DNA titresine de bakılabilir. Kanda beyaz küre artmıştır. Sedimantasyon hızı artmıştır. Zamanında ve uygun bir şekilde tedavi edilmezse; servikal adenit otitis media sinüzit bronkopnömoni mastoidit septisemi osteomyelit romatizmal ateş akut glomerulonefrit gelişebilir. TEDAVİ Penisilin tedavide ilk seçenektir. Allerjisi olanlara Eritromisin ve Sefalosporinler kullanılabilir. Genellikle 10 günlük tedavi yeterlidir. Derideki döküntüler için merhem ve losyonlar doktorunuz tarafından önerilebilir. |
KOLESTEATOM
Kolesteatom mastoid çıkıntının ve orta kulağın rahatsızlığıdır. Östaki borusunun tıkanması sonucu orta kulakta hava basıncı düşer ve kulak zarı içeri doğru çöker. Bu durum kulak zarındaki bir delikten kulak kanalı derisinin orta kulağa doğru ilerlemesi nedeniyle de olabilir. Normalde atılacak olan deri hücreleri (epitelial hücreler) orta kulakta tutulur ve burada bir kist veya kolesteatom denilen bin tümör oluştururlar. Kolesteatom bu bölümü çevreleyen kemikleri aşındırır ve orta kulaktaki ufak kemiklere zarar verir. Belirtiler - işitme kaybı - Kulaktan cerahat akması - Baş ağrısı veya kulak ağrısı - Baş dönmesi Bazı vakalarda bu doğuştan vardır. Gelişme sırasında deri hücreleri kulak zarının gerisinde sıkışıp kalmıştır. Kolesteatom eğer bir çocuğun kulağında oluşursa çabuk büyür. Yetişkinlerde bu problem yavaş ilenler. Teşhis Doktorunuz kulağınızı otoskopla kulak kanalının bütününü görmesini sağlayacak bir ufak aletle muayene eder ve kulak enfeksiyonu geçirip geçirmediğini öğrenmek ister. Eğer bir kolesteatomdan şüphelenirse sizi bir kulak-burun-boğaz uzmanına gönderir. Böylece daha geniş bir muayeneden ve işitme testinden geçersiniz. Kolesteatom selimdir başka yerlere yayılmaz. Ancak kalıcı işitme kaybına neden olabilir. Ayrıca yüz sinirlerini etkileyebilir ve tedavi edilmediğinde nadiren menenjite sebep olabilir. Tedavi Bu durum kroniktir ve ancak ameliyatla geçer. Kolesteatom küçükse daha basit (minör) bir ameliyatla alınır. Daha büyük ve ilerlemiş bir kolesteatom orta kulak kemiklerindeki bozuklukların giderilmesi için daha büyük çapta bir ameliyat veya ameliyatlar dizisi gerektirebilir. Bu uygulama kistin tüm parçalarını alabilmek için çok titiz çalışma gerektirir. Kist tekrar oluşabilir onun için tekrar tekrar ameliyat gerekebilir. İşitmeyi sağlayabilmek için orta kulak kemiklerinin yeniden yapılması da ameliyata dahil olabilir. Orta kulağı yeniden şekillendirmek için başka kimselerin kulak kemikleri veya yapay (prostetik) gereçler kullanılabilir. Şiddetli vakalarda radikal (kökten çıkaran) mastoidektomi yapıp belli aralıklarla temizlenebilecek bir bölüm bırakmak uygulanabilir bir seçenektir. Bu metot kemikleri tedavi etmez ve işitme kaybını düzeltmez. |
KOLOBOM (COLOBOMA)
Kolobom; gözle ilgili herhangi bir oluşumun (göz kapağı retinairis gibi) doğumsal gelişim kusurudur. Genelde yarık şeklinde kendini gösterir. Gözün embriyolojisinde 4 haftalık fötus evresinde gözü oluşturmak üzere ön beyinden çıkıntı yapan parçacık gözün küresel bir yapıya dönüşmesi için kendi içine çökerek birleşir. Bu kapanma (birleşme) kusurları kolobom olarak bilinir. Durumun ağırlığına göre retina makula optik sinir koroid lens iris kapak kolobomu tekil olarak veya birkaçı bir arada ortaya çıkabilir. Ancak olay herzaman gözlerde belirgin bir yarık şeklinde algılanmamalı göze ait herhangi bir oluşumun gelişiminin tam olarak tamamlanmadığı şeklinde algılanmalıdır. Koloboma neden olarak ailevi geçiş kesin bir neden olarak saptanmamıştır ancak hastalıkların belirli kromozomal hastalıklarla ilgili olduğu bilinmektedir. Schmid Fraccaro sendromu Trisomy 18 (E- sendromu) gibi kromozomal hastalıklarda kolobom meydana gelebiir. Sebebi açıklanamayan tüm doğumsal anomalilerde olduğu gibi ailevi risk olup olmadığı dikkatlice araştırılmalıdır. Kolobomun etkileri hastalığın şiddetine ve problemin yerine bağlı olarak değişir. Açıklık genelde gözün alt kısmındadır. Lens kolobomu; eğer büyükse iris ve koroid tabakada kusurlara eden olabilir ve retina tabakasında yırtılma meydana gelme olasılığını biraz arttırır. Şiddetli olgularda gözün büyüklüğünde azalma meydana gelebilir. Buna mikroftalmus adı verilir. Ancak mikroftalmus kolobom olmadan da meydana gelebilir. İris kolobomu pupilde anahtar deliği görünümü verebilir. Merkezi görmede hasar oluşabilir. Bazı kolobom olgularında nörolojik ve kromozomal problemler de var olabilir. Bunlardan birisi son derece nadir görülen CHARGE hastalıklar grubudur. (C - Coloboma; H - Heart defects (kalp problemleri); A - Atresia of the choanae (arka burun deliklerinin kapalı olması); R - Retarded growth and development (büyüme ve gelişme geriliği); G - Genital hypoplasia (yetersiz cinsel organ gelişimi inmemiş testis gibi); E - Ear anomalies (kulak anomalileri)). Yine küçük göz fazla parmak ve zeka geriliği koloboma eşlik edebilir. Görme yeteniğinde azalma nistagmus şaşılık fotofobi ve görme alanı kaybı hastalarda bulunabilir. Tedavi Hastalığın durumuna göre tedavi yöntemleri farklılık göstermektedir. Retina dekolmanı (ayrılması) durumunda vitrektomiyi takiben lazer (argon veya kripton) ile retina altta yatan yapılara tutturulur. İris kolobomunda kozmetik amaçla kontakt lensler kullanılabilir. KOLOBOM KONUSUNDA BİR GÖZ UZMANI HEKİME BAŞVURULMALIDIR ---------- Post added 19.02.17 at 23:10 ---------- KONJENITAL ADRENAL HIPERPLAZI Böbrek üstü bezlerinin aşırı büyümesi ve buradaki bazı enzimlerin eksikliği sonucu meydana gelen bir hastalıktır. Ortaya çıkan bulgular eksik olan enzime göre değişiklik göstermektedir. 21 Hidroksilaz Eksikliği Çekinik geçiş gösterir yani hem anne hem de babanın hastalığı taşıması gerekir. Konjenital adrenal hiperplazi hastalarının %95 inde bu enzik eksiktir. 6. kromozomun kısa kolu üzerindeki bir gen hastalıktan sorumludur. 15000-20000 bebekte bir gözlenir. Topuk kanından alınan kan analizi ile tanı konabilmektedir. Hastalığın genelde iki tipi bulunur : tuz kaybettiren tip (%75) ve virilizan (erkeksi özellik veren) tip (%25). 1) Klasik Tuz Kaybettirici Tip : bu hastalarda kortizol ve aldesteron enzimi azalmış ACTH ve 17-OH Progesteron artmıştır. Artmış andorjenlerden dolayı kızların cinsel organlarının olmasına rağmen yapışıklık ve anormallik gözlenir ve kız bebekler yanlışlıkla erkek bebek sanılabilirler. Erkeklerin cinsel organlarında anormallik olmaz. Tuz kaybına bağlı olarak yaşamın ilk haftalarında aşırı su kaybı ve şok gelişebilir. Laboratuvarda kan analizi ile tanı konur. Tedavide kortizon ve fludrokortizon verilir kızlardaki cinsel anormallikler ameliyatla düzeltilir. 2) Virilizan 21 Hidroksilaz Eksikliği : Tuz kaybı olmaksızın sadece androjen artışına bağlı bulgular vardır. Kızlar cinsel organlarında anormallikle doğarlar. Tedavide kortizol verilir. 11 Beta Hidroksilaz Eksikliği 8. kromozomun uzun kolunda hasar vardır. Bu hastalığı diğerlerinden ayıran özellik hastalarda tansiyon yüksekliği olmasıdır. Erkeksi özellikler gelişmiştir. Kanda 11-deoksikortizol ve DOC artmıştır. DOC tansiyon yüksekliğine neden olur ve tuz kaybını engeller. HAMİLE BAYANIN İDRARINDA VEYA AMNİYOTİK SIVIDA ARTMIŞ 11 DEOKSİKORTİZOL SEVİYESİNİN TESPİTİ İLE DOĞUM ÖNCESİ TANI (PRENATAL TANI) MÜMKÜNDÜR. 17 Alfa Hidroksilaz Eksikliği Bu enzimin eksikliğinde DOC seviyeleri artar ve tansiyon yüksekliği ile potasyum seviyelerinde düşme meydana gelir. Cinsel hormonların sentesi yetersizdir ve bunun sonucunda; erkeklerde psödohermafroditizm (yalancı çift cinsiyet) kızlarda cinsel gelişim geriliği meydana gelir. 3 Beta Hidroksisteroid Dehidrogenaz Eksikliği Kortizol aldesteron ve androjen sentezinde azalma vardır. Klasik tipinde tuz kaybına ek olarak erkeklerde üretra ucunun normalden farklı olarak penisin üstünde olması (hipospadias) ve erkeksi özelliklerin tam gelişmemesi (kıllanma kas gelişimi gibi); kızlarda da hafif derecede erkeksi özellik gelişimi bulunur. Hastaların bazılarında tuz kaybı yoktur. Hasta kızlar adet düzensizlikleri ve aşırı kıllanma şikayeti ile doktora başvurduklarında tanı konabilir. Artmış delta-5 steroidleri ile tanı konabilir. |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 11:52. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com