Havas Okulu  
Go Back   Havas Okulu > Serbest Bölüm > Off Topic > Sizden Gelenler


illuminatinin Doğuşu ve Sır Perdesi


Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #41  
Alt 11.05.16, 17:39
Jq Jq isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Üyelik tarihi: 19.08.14
Mesajlar: 495
Forum Puanı: 4528
Etiketlendiği Mesaj: 13 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Berlusconi ile Kaddafi arasında ne fark var? Bir tek o diktatördü, o seçimle gelmedi diğeri seçimle geldi. Ohh ne güzel! Ben Berlusconi’nin daha kötü olduğunu düşünüyorum; çünkü o bir emperyalisttir. Kaddafi hiç kimseye saldırmadı. Halkına karşı kötü olabilir ki orası da tartışmalıdır. Ama emperyalist bir ülke değildir. Kimseye saldırmadı, kimseyi işgal etmedi, kimseye savaş ilan etmedi. Ya da Mübarek ya da Tunus’taki Bin Ali diktatördü. Ben böyle bir demokrasi tanımına ve kriterine karşıyım. Dolayısıyla hikâye demokrasi değildir. Hikâye, Batı bu coğrafyadan nefret ediyor, kıskanıyor bu da sonunda cinayete kadar götürüyor işi. Cinayet dediğimiz şey bizi öldürmesi ama kendisi de tenezzül etmiyor, kendi elini kirletmiyor. Çünkü bizi kirli malzeme olarak gördüğü için kendisi öldürmüyor, birbirimize öldürtüyor. ‘Birbirinizi boğazlayın, ben de sizi seyredeyim’ diyor. Mısır’da olduğu gibi, Kaddafi’de olduğu gibi, Afganistan’da, Pakistan’da olduğu gibi.
Türkiye büyük balık teziniz vardı bunu biraz açabilir miyiz?
Kesinlikle. Türkiye büyük balık. Çünkü diğer ülkelerin bir değeri yok Türkiyesiz. Yani Türkiye İran’a, Irak’a, Suriye’ye sınır olmasa Türkiye beş paralık bir ülkeydi. Ama Türkiye, Osmanlı gibi devletin bin yıllık mirasçısı olduğu için, etrafında Rus İmparatorluğu olduğu için Greklerin Romalıların, Acemlerin olduğu için devamı olan halklar ve ülkeler olduğu için Türkiye önemlidir. Bugün Türkiye ile Suriye arasında 9 kilometre sınır olduğu için, Erdoğan bu kadar bağırıp çağırıyor. Niye Batı, niye Sarkozy demiyor ki bunları? Umurunda bile değil Sarkozy’nin. Nasılsa ben Türkiye’yi oraya saldırttırırım ve biter. İngiliz Başbakanı Cameron’un ya da Obama’nın bir gün çıkıp bir şey dediğini duydunuz mu?
Dedirtiyorlar mı?
Elbette, belki direkt dedirtmiyorlar ama öyle bir halde gaz veriyor ki; Allah Allah deyip gidiyorsun. Çünkü bir daha söylüyorum adamın derdi kırdırtmaktır. Türkiye’yi Suriye’ye, Suriye’yi İran’a, Acem’i Araba, Arap’ı Kürde. Bu ilk defa değildir, yüz yıldır böyle. Biz her şeyi unuttuğumuz için; okuma, tarih, anlama, algılama sıfır. Böyle olunca tabi ki bunlar oluyor. Bugün Suriye dağılsa ilk etkilenecek olan ülke Türkiye’dir. Amaçları da odur Suriye’deki dağılma iç savaş Alevi – Sünni çatışmasının ilk yansıması Türkiye’de olacaktır. Çünkü Türkiye’de 15-20 milyon Alevi var. 2. Etkileme Kürt meselesidir. Kamışlı’da bir operasyonla oradaki Kürtler ayaklandırılırsa oradaki özerklik ilan ederse ve yanda da Kuzey Irak Devleti varsa; tabi ki kim etkilenecek en güneydeki.
Suriye’deki Kürtler içinde en etkili örgütte PKK’dır. Suriye olaylarında bu iki nedenden dolayı ve diğer farklı nedenlerden dolayı Antalya’ya bir tane turist gelir mi? Bugün Arap ülkelerine milyarlarca dolar mal satıyorsun, bu mal nerden gidiyor? Hepsi kara yolu ile Suriye üzerinden gidiyor. Bugün Arap ülkelerinden buraya milyonlarca turist geliyor, eğer savaş olursa bir tane turist gelir mi?
Batı etrafını çökerterek böyle ele geçirmeye çalışıyor, zayıflatmak istiyor. Bu savaşa taraf kılmak istiyor. Tarihi bir hesaplaşmaya götürmek istiyor. Taa, Safeviler, Osmanlı’lar meselesine. Daha geçen sene yazmıyor muydu? Yeni Osmanlı’lar. Hem de geçen sene, 20 sene değil o kadar olsa biz unuturuz. Biz de onun, burada kavgasını veriyorduk; yok öyle bir şey diye. Şimdi öyle bir hale geldi ki biz öyle demeye başladık, ‘Osmalılık yapıyor Türkiye’ diye. Ama onlar yaptırıyorlar.
Başbakan’ı o şekilde görüyorlar Ortadoğu’da?
Görüyorlar değil; göstermek istiyorlar. Öyle hissettirmek istiyorlar. ‘Ben yeni Osmanlıyım her şeyi yaparım, ben giderim, ben gelirim’ havasına sokmak istiyorlar. Time niye kapak yapar ki

Alıntı ile Cevapla
  #42  
Alt 11.05.16, 17:39
Jq Jq isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Üyelik tarihi: 19.08.14
Mesajlar: 495
Forum Puanı: 4528
Etiketlendiği Mesaj: 13 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Ünlü Time Dergisi Erdoğan’ı kapak yaptı – Kasım 2011
Peki, Türkiye zafer sarhoşu mu?
Yani henüz zafer sarmış değil, gaza gelmekle zafer elde edilmez. Televizyonlarda reyting diye bir şey var. Eğer bugün zafer varsa, çıkar Başbakan, ‘Suriye gitsin’ der, ya da Irak’a gitsin. Elli tane anlaşma imzalandı geçen sene bu olaylar olmadan önce. Sınırlar kalkmış birleşiyordu. Lübnan ile Ürdün ile ne oldu? Birleşiyorlardı.
Yani yalnız ve yalnız bu ülkelerdeki İslamcıları kazanmak ya da Erdoğan’ın fotoğrafını taşıtmak ile olmaz. Eğer siz dost olmak istiyorsanız halklarla daha samimi olacaksınız. Yalnız Müslüman kardeşlerle olmaz. Suriye’de yüzde 15 Alevi, yüzde 15 Hristiyan, yüzde 10 Dürzi, yüzde 10 Kürt var. Hepsiyle dost olmak gerekir.
Nitekim de böyleydi, bu işler bu hale gelmeden önce. Sayın Başbakan, Sayın Cumhurbaşkanı, Esad ile dostken herkes Türkiye’yi seviyordu. Kimse de demiyordu Erdoğan Müslüman kardeş, çünkü dostuz. Şimdi git bakalım Suriye’ye birisi sana Türkiye’yi seviyorum desin. Mümkün değil; diyen de tekrar söylüyorum İslamcılardır. Hatta İslamcıların bir kısmı diyelim. Suriye’nin tümü Sünni, Suriye’de bir tane gösteri yapılmıyor.
Niye Türkiye sevilirken bir bütün olarak seviliyor. Tüm Arap ülkelerinde özellikle Suriye’de Irak’ta, Ürdün’de, Filistin’de neden Kurtlar Vadisi izleniyor. Çünkü Türkiye presfektifi çiziyor. Genel görüntünün perspektifi olduğu için izleniyor. Tıpkı Aşk- Memnu dizisini seyrettikleri gibi, çünkü orda da bir Türkiye presfektifi görüyorlar. Hatta çok tartışıldı Arap âleminde, bana soruyorlardı hatta herkes herkesle yatıyor mu? Çok tartışıldı.
Peki, ne olacak? Türkiye-Suriye ilişkileri nasıl olacak? Esad gidecek mi?
Esad kolay kolay gitmez. Esad ancak Türkiye’nin taraf olduğu bir iç savaşla Esad zayıflatılır. Bu da iç savaş demektir, iç savaşı kim kazanır? Nasıl kazanır? Ne kadar sürer? Bunu bilemem. Yani işte Bosna’da hep beraber yaşadık o iç savaşı. Yani o iç savaşta İran, Hizbullah ve başkaları taraf olur, onu bilemem ama Batı onun peşindedir. Batı onun projenin alt yapısını hazırlıyor. Bu ne kadar başarılı olur, onu bilemem. Ama fotoğraf ona doğru. Tabii bir şey olmazsa Rusya, Çin bu işin tarafı, Batı bir sürü pislik oyunun içinde.
Ben esas hedefin Türkiye olduğunu düşünüyorum. Suriye’yi çökertip, Irak’ı da bu işin içine katıp, yani Irak’ta ki Sünni–Şii çatışması yetmedi, birazda Alevi Sünni savaşı peşindeler. Alevi-Sünni savaşı çıkarsa Suriye’de ilk etkilenecek olan Alevi’ler, Hatay’da ki Alevilerdir.
Dersim’i buna mı bağlıyorsunuz?
Evet. Ben iç-dış politika meselesi olarak görmüyorum. Birileri provoke etti. Alevi meselesini tekrar fokurdatmak için. Suriye’deki Alevi-Sünni çatışmasına yardımcı olsun diye. Belki birkaç yıl sonra da olsa Alevi meselesinin Türkiye’de gündeme getirileceğine ön zemin hazırladığını düşünüyorum. Bence bu tartışma onla ilgilidir. Bu yetmezse de esas mesele Osmanlı’nın 1700′ lü yıllarda imzaladığı Kasr-ı Şirin antlaşmasının rövanşının alınması. Osmanlı Acem savaşı peşinde olduklarını düşünüyorum.
Bir televizyon programında Suudi Arabistan ve Katar’ın Türkiye’ye kazık atacağını söylemiştiniz?
Şimdi, Suud ailesinin tarihine bakacak olursanız, nasıl bu ailenin kral olduğunu görürsünüz ve Osmanlı’ya nasıl kazık attıklarını ve Katar’daki Hamed ailesinin nasıl Osmanlı’ya düşman olduğunu tarih boyunca; siyasal anlamda, mezhepsel anlamda, dini anlamda.

Alıntı ile Cevapla
  #43  
Alt 11.05.16, 17:40
Jq Jq isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Üyelik tarihi: 19.08.14
Mesajlar: 495
Forum Puanı: 4528
Etiketlendiği Mesaj: 13 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

İkincisi bu iki ailenin asla özgür iradelerinin olmadığını ve Amerikan uşağı olduğunu görürsünüz. Bir araştırın bunların nasıl Amerikan hatta İsrail kölesi olduklarını görürsünüz. Onlar mutlaka Türkiye’ye kazık atacaklardır.
Nasıl 1991′de Bush, rahmetli Özal’ı kandırarak, ‘ Irak’a gir. Sana Musul’u ve Kürdistan’ı vereceğiz’ deyip, Türkiye’ye kazık attıysa ve bu çekiç güç bir araya gelip 12 yıl burada kaldıktan sonra K. Irak’ta bir Kürt devleti kurulduktan sonra aynı şekilde, bu iki ülke Türkiye’yi gaza getirip parayla pulla, uygun bir zamanda da Türkiye kazık atacaklardır. Türkiye’yi ister Kürt meselesinde, ister Alevi meselesinde, ister başka bir meselede ciddi bir şekilde rahatsız edeceklerini hep beraber göreceğiz.
Türkiye–İsrail ilişkilerinin geldiği nokta ve sonrası ne olacak?
Ben Türkiye İsrail ilişkilerinin, Türkiye bugün ki politikalarını devam ettirdiği sürece yani; Suriye karşıtlığı, Amerika ve Batı’yla birlikte bu oyunun içinde Türkiye devam ederse bu şekilde; İsrail ile er ya da geç dost olmak zorundadır.
Birkaç gün sonra açıklanacak demiştiniz?
Evet, ben Mavi Marmara sorununun biteceğini ve İsrail’in Türkiye’den olarak özür dileneceğini, farklı bir formülle tazminat ödeneceğini, Gazze’ye ambargo kaldırma şartından vazgeçeceğini ve böylece Türkiye–İsrail ilişkilerinin yumuşayacağını düşünüyorum.
Yani 3 şartından 2 şartını kabul edeceğini mi düşünüyorsunuz?
Evet, Türkiye Gazze olayından vazgeçecek, öyle bir beklenti içindeyim. Çünkü siz hem Suriye’ye saldıracaksınız ve Suriye’nin bölgedeki tek düşmanı olan İsrail ile de kavgalısınız. Hem Suriye hem İsrail ile kavga olmaz, birisiyle olursunuz. Kaldı ki baskı var; hem Amerika’dan hem Katar’dan İsrail ile dost olun diye. Dolayısıyla böyle bir sürecin olacağını düşünüyorum yakın bir gelecekte. Türkiye, batı Türkiye’yi tümüyle kendi kampına çekme peşindedir. Şu anda Türkiye’de Sayın Başbakan ve Sayın Cumhurbaşkanı’nın ne kadar uyumlu bir halde çalışıp çalışmadığını bilemiyoruz.
Ayrıca bu oyunun ne kadarında ve ne kadar sürede oyunun içinde olup olmayacağını bilmiyoruz; ancak Batı bu arzusundan asla vazgeçmeyecektir. Büyük oyun budur. Bir daha söylüyorum büyük balık Türkiye’dir ve mutlaka Türkiye’yi oltanın ucunda tutmak isteyecektir. Oltaya geldiği andan itibaren, zaten kımıldayamıyorsunuz; çünkü kımıldadığınız anda olta sizin her tarafınızı parçalıyor. Onun için oltaya geldiğiniz anda sessiz kalacaksınız.
Batı hep böyle yapar, tarih boyu hep böyle yapmıştır. Mübarek’e yapmıştır, Saddam’a yapmıştır, İran Şah’ına yapmıştır.
AB’den vazgeçti ama Türkiye
AB zaten hiçbir zaman Türkiye’nin gündeminde olmamıştır. Bütün bu 50 yıllık süreç senaryonu ötesine geçmemiştir. Önemli olan Türkiye–ABD ilişkileridir. AB ilişkileri asla önemli değildir bunlar detaydır.
Yani dandik Bulgaristan’ı alıyor seni almıyor. Hırvatları alıyor, seni almıyor. Sırpları alacak yakında daha ne diyeyim. Biz hala Batı AB kavramıyla konuşacaksak, bunlar bence eğlence için Türkiye’nin gündemine oturtulan konulardır. Samimi ve stratejik konular değildir. Hatta değer denilen şey NATO’dur. NATO-AB ile asla evlilik masasına götürmeyen bu flörtü kullanacaklardır. Bunu yaşatacaklardır. Nasıl bir genç kızla eğlenirsin, gezersin sonra 50 yaşına gelince hadi güle güle dersin. Batı Türkiye’ye bu gözle bakıyor. Türkiye’nin bu ilişkiden de doğal olarak ekonomik çıkarı olmuştur. Başka çıkarı olmuştur yani karşılıklı; cinsel ilişkide de tek taraflı tatmin olmaz bu da böyle bir şeydir
İlaç Firmaları 4 Yılda 23.607 Kişiyi Kurban Etmiş
Dün, İngiliz The Independent gazetesi, ilaç firmalarının, Türkiye’nin de içinde bulunduğu 18 ülkede yaptığı katliamı yazdı. Bugünse bazı gazeteler, konuyu manşetlerden Türkiye’ye duyurdu. Habere göre, insanları kobay olarak kullanarak öldüren, sakat bırakan firmalar arasında; Pfizer, Bayer, Bristol Myers, PPD, Squibb, Amgen, Eli Lilly, Quintiles, Merck, KGaA, Sanofi-Aventis, Wyeth gibi ünlü ilaç üreticileri var.
İddiaya göre, bu ilaç üreticilerinin Türkiye’de yaptıkları 2007-2010 yılları arasındaki gizli ilaç deneylerinde 893 kişi ölmüş. Meksika’da 1488, Porto Riko’da 1231, Ukrayna’da 722, Rusya’da 1776, Mısır’da 274, Brezilya’da 2521, Uganda’da 163, İran’da 387, Çin’de 2520, Güney Kore’de, 2861, Tayvan’da 2367, Filipinler’de 487, Hindistan’da 1727, Tayland’da 958, Şili’de 663, Arjantin’de 1223 ve Güney Afrika’da 1346 kişi yapılan deneylerinde ölmüş.
Şaka gibi ama ne yazık ki, 23.607 kişi bu vahşi deneylerde katledilmiş. Bu rakamlar son üç-dört yılda tespit edilebilenler. Kim bilir, daha bilinmeyen ne kadar cana kastedildi? Ne kadar kişi kalıcı hastalığa maruz bırakıldı? Ne kadar kişi bu nedenle aklî melekelerini yitirdi? Ne kadarı da bilinmeyen sorunlara maruz bırakıldı? Şimdilik bilmiyoruz. Belki de hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz.
Hiç kuşku yok ki, The Independent’in haberi ve cesareti her türlü takdirin üstünde. Aynı şekilde, haberi Türkiye kamuoyuna aktaran, başta Vatan gazetesi de büyük bir alkışı hak ediyor. The Independent’te yer alan ancak bizim gazetelerin tercüme etmediği bir diğer ayrıntı ise, dünya çapında aşı kampanyaları yürüten Bill Gates Vakfı’nın cinayetleri.
Habere göre, Bill ve Melinda Gates Vakfı, ailelerinden izinsiz olarak birçok genç kızı aşılamış. Bu aşılar sırasında kızların bir bölümü ölmüş ve bunlar kamuoyundan da gizlenmiş. Birçok çalışmamızda, Bill Gates’e dikkat edilmesi gerektiğini belirtmiştik. Çünkü bu aşıların asıl amacı: İstenmeyen toplumlarda kısırlaştırmayı artırma

Alıntı ile Cevapla
  #44  
Alt 11.05.16, 17:40
Jq Jq isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Üyelik tarihi: 19.08.14
Mesajlar: 495
Forum Puanı: 4528
Etiketlendiği Mesaj: 13 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Microsoft bilgisayar şirketinin kurucusu olarak bildiğimiz dolar milyarderi Bill Gates’in
hayırseverlik adı altında şüpheli GDO ürünleri ile uğraşması tesadüf olabilir mi?
Gıdalara, ilaçlara, şampuanlara, kadın petlerine, çocuk bezlerine, kozmetik ürünleri, ev deterjanlarına ve aşılara eklenen bazı kimyasalların, ne yazık ki kadın ve erkekleri kışırlaştırdığı artık sır değil. Bu durum kimsenin işine gelmediği için umursamıyor olsa da, şüphe götürmez bir gerçek. Bu gözü dönmüş canavarlar, kendilerinden başka kimsenin yaşamasını istemiyorlar. Özellikle de, bazı ırk ve dinlere mensup kimselerin yaşamasına hiç tahammülleri yok. Bütün bu gerçekler şayet Türkiye’yi yönetenlerce bilinmiyorsa, vay halimize! Yok, biliniyor da görmezlikten geliniyorsa, işte burada söz biter.
Geçenlerde bir eczacı anlattı. Bazı eczacılar, başkaları adına kayıtlı araçlar alıp, eczane yakınlarında bir yere park ediyorlarmış. Ruhsatsız ve kaçak ilaçlar bu araçta saklanıyormuş. Müşteri gelip ilaç sorduğunda, şayet müşterinin resmi bir görevli olmadığını anladıklarında, ‘bir çay için, depodan getirelim’ diye oyalayarak, ilaç depodan getiriliyormuş gibi, bu araçtan getirilerek, hastaya veya hasta yakınına satılıyormuş. İş bununla da sınırlı değilmiş. Bu ruhsatsız ve kaçak ilaçları yazan doktorlar, hastayı bu ilaçları satan eczanelere yönlendiriyorlarmış. Eczanedekiler bu ilacı kimin yazdığını ise, bu sahte reçeteye düşülen bir işaretten anlıyormuş. Bu gerçek sokağa yayıldığına göre, durumdan tüm sorumlularda haberdâr olmalı.
Monsanto’nun, genetik ürünleri Türkiye’de yasallaştırmak için; ABD’nin Ankara elçiliği üzerinden Türkiye’yi nasıl tehdit ettiği ve TÜBİTAK, bazı üniversiteler, bazı dergiler ve bazı akademisyenler üzerinden Türkiye’yi nasıl kıskaca aldığı birkaç gündür basında yer alıyor.
The Independent’in haberine göre, ilaç denemesi yapılan ülkeler arasında Türkiye 6. sırada. Demek ki ne kadar sorunlu iş varsa bu ülkede deneniyor. Görüleceği üzere bu konularda, ne bu ülkeyi yönetenlerden, ne yönetmeye talip olanlardan, ne de isimlerinin başına şatafatlı titrler ekleyerek çaka satanlardan ne yazık ki çıt yok.
Vatan gazetesinde, bizim Sağlık Bakanlığı’nın konuyla ilgili duyunda inanmayın cinsinden bir açıklaması yer alıyor. Haberi yalanlamayan Bakanlığa göre, Türkiye bu konunun en sıkı denetlendiği ülkelerden birisiymişmiş. Dahası ölüm, hastalık olsa canına okurlarmışmış. Keşke bu kadarla kalsa ama daha fazlası varmış. Sıkı durun, SGK’ın insanlara verdiği ilaçları veteriner denetletiyormuş.
Diğer yandan bir acı itirafta, Klinik Farmakoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Cankat Tulunay’dan geliyor: “Gönüllü olarak Türkiye’de ilaçlara kobay olan binlerce insan var. İmzaladıkları formlarla, ölümle sonuçlanabilen deneylere maruz kalıyorlar. Bundan daha da tehlikelisi, hastanın ve hastanın yakınlarının haberi olmadan ilaç şirketleri aracılığıyla doktorlar tarafından gizlice yapılan ilaç araştırmaları.”
Aslında bütün bunlar hem gerçek, hem de büyük ölçüde yasal. Çok değil bundan altı ay önce (Nisan’da) “Deney faresi olmaya hazır mısınız?” diye sorduğumuzda çoğu kimse dudak büküp geçmişti. Umarız gerçek şimdi daha iyi anlaşılmıştır. Görülüyor ki, kabul edilse de esilmese de zaten hep birden kobaymışız.
Bu olay nedeniyle bir kez daha hatırlatalım. Bu yıl içerisinde önemli ve tarihi iki yasal düzenleme yapıldı. Birincisi, RTÜK Kanununa eklenen 11. madde. İkincisi ise ‘insanların kobaylığına izin veren 6212 sayılı Biyotıp Araştırmalarına İlişkin İnsan Hakları Kanunu.
• İlki: RTÜK Kanunu’na eklenen 11. madde. Bu madde en az alkol ve tütün kadar tehlikeli olan reçetesiz ilaç reklâmını serbest bırakıyor. Bu madde sayesinde, reçetesiz ilaç tüketiminde yaşanan artış, ilaç firmalarının ilgisini yeniden Türkiye’ye yöneltti.
• İkincisi ise 73 milyonu kobay yapacak olan Biyotıp Araştırmalarına İlişkin Kanun. Ne yazık ki bu kanun gönüllü kobaylığı yasal hale getirdi.

Alıntı ile Cevapla
  #45  
Alt 11.05.16, 17:41
Jq Jq isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Üyelik tarihi: 19.08.14
Mesajlar: 495
Forum Puanı: 4528
Etiketlendiği Mesaj: 13 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Kobay Öğrencilik
Ege Üniversitesi ARGEFAR İlaç Geliştirme ve Farmakokinetik Araştırma-Uygulama Merkezi Araştırma Kliniği’nde, ilaçların geliştirme ve araştırılmasında kobaylık yapan birçok öğrenci bulunuyor. Sosyoloji Bölümü öğrencisi G.Y. şu zamana kadar iki defa kobaylık yapmış, karşılığında da 300 lira almış: “İlaç denekliği diğer adıyla kobaylık Ege Üniversitesi’nde çok bilinen bir şey ama aleni yapılmıyor. Genellikle arkadaşlarınızdan duyuyorsunuz böyle bir şey olduğunu. Ben de bir arkadaşım vesilesiyle haberdar oldum. Ailemle yaşıyor olmama rağmen mecbur kaldım deneklik yapmaya. İş başına göre aldığınız para 200 ile 300 lira arasında değişiyor. Birçok öğrenci para kazanmak için gitmek zorunda kalıyor.”
Van’da yaşanan iki depremde bile ölenlerin sayısı 700’ü bulmadı. Ama ilaç firmalarının kobaylarından 893’ü öldü. Belki daha fazlası. Van depremi için neredeyse bütün bir ülkede yapılar baştan sona yıkılacak. Umarız bu vesileyle, bu kobaylık rezaletine de bir son verilir.
Öte yandan şunu da biliyoruz. Ölümlerin ez az üçte biri doktor hatasından, bir o kadarı da ilaç hatasından. Buna da modern tıp diyorlar. Bir kimse doktor olmadan bir işlem yapsa, bir kişinin ölümüne sebebiyet verse, haklı olarak bütün ülke o kişiyi yok etmek için işbirliği yapar. Lakin ilaç firmaları bütün bir insanlığı yok etmek için işbirliği yapınca, hiç kimseden ses seda çıkmıyor. Bari bu kez ateş düştüğü yeri yakmasın!

Alıntı ile Cevapla
  #46  
Alt 11.05.16, 17:41
Jq Jq isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Üyelik tarihi: 19.08.14
Mesajlar: 495
Forum Puanı: 4528
Etiketlendiği Mesaj: 13 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Dünyayı Yöneten Üç Gizli Örgüt
Uluslararası dev tröstler adına dünyayı yöneten üç gizli örgüt vardır. Bu yapılanmanın en üst örgütü Dış İlişkiler Konseyi (CFR), onun bir alt örgütü Üçlü Komisyon (TC) ve bunun bir alt örgütü de Bildererg Grubu (BG)’dur. Her üç örgütün de Kuzey Amerika, Batı Avrupa ve Japonya’dan olmak üzere toplam beş bine yakın üyesi vardır. Türkiye’nin Bilderberg Grubu‘na mensup yaklaşık 40′a yakın yaşayan üyesi vardır.
ABD’NİN ÜSTÜNLÜĞÜNÜ ASKERİ GÜÇLE SÜRDÜRMEK
Dış İlişkiler Konseyi‘nin amacı:
Zbigniev Brzezinski, “Ulus devletlerin geneksel bağımsızlık tanımlamaları uluslararası güçlerce hızla değiştirilmeye başlanmıştır. Bir süreden beri uluslararası şirketler, bankalar ve organizasyonlar küresel ekonomiyi yönlendirmektedir. Bu örgütlerin sahip ve tepe yöneticileri olan seçkinler bunda başat rol sahibidirler.”
Amerikan kapitalist sınıfı, Dış İlişkiler Konseyi’nin bir imparatorluk politikasını uygulayarak Amerikan kapitalizminin dünya hakimiyetini sürdürmesini talep etmektedir. “Konsey, bunu; demokrasi, özel teşebbüs, serbest piyasa ekonomisi ile gerçekleştirmelidir. Dünyayı kendi ihracat pazarı haline dönüştümek adına tüketim ile demokrasiyi özdeşleştirmelidir.”
Paul Wolfowitz, “Tek süper güç kalitesi, yapıcı bir davranış biçimi, ayrıca ABD’nin üstünlüğüne kafa tutabilecek herhangi bir milleti ya da milletler grubunu caydırmaya yeterli askeri güçle sürdürülmelidir. ABD’nin önderliğine karşı çıkmasınlar, yerleşik ekonomik ve siyasi düzeni değiştirmeye kalkmasınlar diye gelişmiş endüstri ülkelerinin çıkarlarını da yeterince hesaba katmalıdır.”
HAMMADDE VE İŞGÜCÜ VE PAZAR GARANTİSİ
Üçlü Komisyon‘un amacı:
Zbigniev Brzezinski; “Uluslararası şirketler, bankalar ve organizasyonların küresel politikaların oluşturulmasında ve uygulanmasında çok önemli roller oynadığını, bu güçlerin gözetiminde bulunan insanların Jet Çağı’nın uluslararası seçkinleri olduğunu ve Jet Çağı’nı inşa etmeleri gerektiğini” söylemektedir.
Üçlü Komisyon seçkinleri hammadde ikmal yollarının güvenliğini, ucuz işçiliği ve küresel şirketlerin pazarlarının genişlemesinin garanti edilmesini amaçlar. Bunun için genellikle gelişmiş Üçüncü Dünya ülkelerini gelişmiş veya gelişmekte olan ülkeler kategorisinde tanımlar.
YENİ DÜNYA DÜZENİ İÇİN ULUSLARARASI KOORDİNASYON
Bilderberg Grubu‘nun amacı:
Bilderberg Grubu, Yeni Dünya Düzeni’nin sadece bir aracı değil, uluslararası koordinasyonunu da gerektiren sistemin bir parçasıdır. Ulus devletlerin dış politikaları genellikle ekonomi ve para politikalarıdır, bunlar da yüksek düzeyde seçkinci dar bir çevrenin oluşturduğu temel politikalardır.
Petrol krizinden 6 ay sonraki 1974′teki Bilderberg toplantısında, bir Alman Bilderberg üyesi, toplantıda kabul gören şu konuşmayı yapmıştır:
Yarım düzine seçkin bilgili kişi dünya mali sisteminin rayına sokmalıdır. Bu maksatla ilişkilerimizi bu yönde geliştirmeliyiz. Enstitücülüğe, bürokrasiye yeni prosedür ve komitelere direnmeliyiz. Bunların yerini alacak yapılanmaları önceden hazırlamalıyız.”

Alıntı ile Cevapla
  #47  
Alt 11.05.16, 17:42
Jq Jq isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Üyelik tarihi: 19.08.14
Mesajlar: 495
Forum Puanı: 4528
Etiketlendiği Mesaj: 13 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

BATININ DEĞERLERİNİ SAVUNANLAR
Bilderberg fikrinin mimarı Dr. Joseph Retinger, kural haline getirilen görüşlerini şöyle açıklamıştır:
“Batı’nın etik ve kültürel değerlerini paylaşan ve savunan herhangi bir ülke vatandaşı Bilderberg toplantılarına davet edilmelidir. Davetleri saygu duyulan, derin bilgi ve yetenek sahii, ulusal ve uluslararası çevrelerle yakın ilişkide bulunan kişilere yapılmalıdır. Toplantıların başarısı katılımcılar düzeyine yakından bağlıdır. Siyasi parti katılımcıları, arasında bir denge kurulur. Sosyalist ve işçi partilerinden çok az sayıda üye davet edilir. Katılımcılar genelde liberal ve sosyal demokrat çevrelerden seçilir. Toplantılarda çeşitli ülkelerin gündeminde yer alan konulardan genelde 1/3′ü ele alınır. Toplantılara 1/4 veya 1/5 oranında işadamı, kalan oranda ticari örgüt temsilcileri, diplomat ve medya mensubu katılır.”
Ancak Retinger, toplantılara banka temsilcilerinin katılımından, bunların Bilderberg Grubu’nun en etkin üyeleri olduğundan ve sadece seçkinlerin toplantılara katıldığından söz etmez. Çok gizli olan toplantıların işleyiş düzeni şöyledir:
“Konular raportör tarafından belirlenir. Program toplantılardan önce üyelere dağıtılır. Her toplantı sonunda gizli bir rapor hazırlanır. Raporda isim zikredilmez, sadece konuşmacının milliyeti ve katkısı yer alır. Konuşmacılara 5 dakikalık bir süre tanınır. Dikkate değer katkıda bulunan katılımcılar, yönetim kuruluna gizlice bildirilir. Bunlardan yararlanılarak müteakip toplantı gündemleri tespit edilir.”
ULUS DEVLET YÖNETİMİNİ ULUSLARARASI GÜCE DEVRETMEK Mİ?
Dış İlişkiler Komisyonu ve Beyaz Amerika Anglo-Sakson Protestan (WASP) uluslararası dev kartellerin gizli örgütleri olduğunu kendi belge ve üyeleri ağzından kısaca açıkladığımız Dış İlişkiler Konseyi, Üçlü Komisyon, Bilderberg Grubu esas itibariyle;
• Amerikan kapitalist sınıfının dünya hegomonyasının askeri güçle sürdürülmesini,
• Dünyanın halklarla değil Jet Çağı’nın seçkinlerince yönetilmesini,
• Ulus devletlerin ortadan kaldırılıp, uluslararası örgütlerce yönlendirilmesini,
• Dünyaya demokrasi adına sahte bir “Serbest Piyasa Demokrasisi”nin dayatılmasını,
• Dünyada liberal ve sosyal partiler dışında hiçir partiye hayat hakkı tanınmamasını amaçlamaktadır. Bu bağlamda bu örgütlere üye olmak ve örgüt amaçları doğrultusunda faaliyette bulunmak, şüphesiz ki, Amerikan kapitalizmine hizmet, buna karşın Türkiye’nin ulusal çıkarlarının karşısında yer almak anlamaına gelecektir.
(Erol Bilbilik, Ekim 2011
Uyuşturucu Lordu CIA’den Bordrolu
ABD’de 2008′den beri tutuklu olan Afganistan’ın en büyük uyuşturucu tacirinin Amerikan Merkezi Haberalma Teşkilatı CIA ve Uyuşturucu Önleme İdaresi DEA’dan maaşlı olduğu ortaya çıktı. Uyuşturucu lordu Hacı Cuma Han, yüksek mevlalar karşılığında ABD’ye Taliban birlikleri ve uyuşturucu trafiği hakkında muhbirlik yapıyormuş.
New York Times’ın ortaya çıkardığı rapora göre, ABD’nin 2001′de işgal ettiği Afganistan’da küçük bir uyuşturucu dağıtıcısı olan 50 yaşındaki Han, işgalden sonra ülkenin en büyük uyuşturucu taciri oldu. Çünkü Han’ın büyüyüp ülkenin en güçlü uyuşturucu lordu olabilmesi için ABD, Taliban yetkilileri ve devlet yetkililerine yıllarca rüşvet verdi. Bu sürede Han, CIA ve DEA’ya Taliban ve uyuşturucu trafiği hakkında muhbirlik yaptı.

Alıntı ile Cevapla
  #48  
Alt 11.05.16, 17:43
Jq Jq isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Üyelik tarihi: 19.08.14
Mesajlar: 495
Forum Puanı: 4528
Etiketlendiği Mesaj: 13 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Afganistan Haşhaş Tarlaları ve Nato Askerleri
2006′da Han ile ABD’de daha üst düzeyde muhbirlik konusunda müzakereler yapıldı. O tarihte hakkında hiç bir soruşturma olmadığı elini kolunu sallayarak ABD’de serbestçe dolaştı, hatta New York’ta alışveriş yaptı. Her şey 2008′de ABD birliklerinin uyuşturucu trafiği hakkında kazayla bilgi elde etmesiyle değişti. Han deşifre oldu. 2008′de DEA ile bir görüşme için çağrıldı. Bunun için Cakarta’ya bileti alındı, ama orada gözaltına alınıp ABD’ye getirildi.
Han, şu anda 2006′da uyuşturucu trafiğinde aldığı görevden dolayı narko-terörizm suçundan yargılanıyor. CIA, buna rağmen skandal ortaya çıktıktan sonra “CIA, kural olarak ABD mahkemesinde olan bir durumla ilgili açıklama yapmayacak” demekle yetindi.
Wikileaks’in yayınladığı bir gizli ABD Dışişleri Bakanlığı belgesinde ise, Afganistan Devlet Başkanı Hamid Karzai’nin, güçlü kişilerle ilişkileri olduğu için tehlikeli tutukluları azlettiği, uyuşturucu tacirlerini bağışladığı ortaya çıkmıştı
Afganistan ve Büyük Oyun

Yeni Dünya Düzeni’nin en büyük oyununa sahne olan Afganistan. Ne yazık ki daha başına gelecekler bitmedi. Son NATO zirvesinde de en çok ondan söz edildi. Obama “cihanda sulh” dedi ama Afganistan’a bombalar inmeye devam etti. “İslamla savaşmayacağız” diyen Amerikan yönetimi, NATO’nun başına bir İslam düşmanını getirdi.
Obama Amerikanın İslam Karşıtlığı Tutumunu Devam Ettiriyor
Afganistan yüzlerce yıldır Batı’nın hedefi. Çünkü Batı, Orta Asya’nın ortasına yerleşmeli. Çünkü Orta Asya tüm zenginliklerin merkezi. Afganistan’ın güneyi denetim altına alınırsa, Orta Asya petrolleri, Hint Okyanusu’na kolayca çıkabilir. Ama bu ülkenin kolay lokma olmadığı tarihinde saklı. Hele hele Afganistan’ın güneyinde 200 yıldır hiçbir Batı ordusu zafer kazanamadı!
Richard Holbrooke, Clinton’ın da, Obama’nın da dış işleri danışmanı. Yahudi lobisinin en önde giden adı. Diyor ki, “Hedef coğrafyada önce bir boşluk yaratır sonra o boşluğa otururuz. Hedef bölgede sınır boylarına el atarız. Önce destek verdiğimiz aşiretler arasında bir kavga çıkarır, sonra kavgayı ayırır, ayırdığımız yerde de kalırız. Amacımıza ulaşmak için NATO’yu da Birleşmiş Milletleri de devreye sokarız!” Böyle diyor bankerler örgütü CFR’nin en önemli adamı.
Richard Holbrooke (1941 – 2010) ve Obama
Eski bir yntemden bahsediyor Holbrooke. İngilizler bu yöntemi yüzlerce yıl uyguladı. “Böl ve yönet!”ti kuralın adı! Koca Hindistan böyle üçe ayrıldı. İsrail Filistin’e böyle konuşlandı. Uzak Asya böyle parçalandı. Peki neden bütün oyunlar Asya’da oynandı?
Dünya enerji kaynaklarının dörtte üçü Asya’da. Bugün dünyayı yönetenler bu nedenle Afganistan’da! Afganistan Orta Asya’nın ortası. Hindikuş ve Karakurum dağlarının zirvelerinden Çin’i de, İran’ı da, Rusya’yı da, Hindistan’ı da görüyor.
İleriki zamanlarda el konacak Orta Asya petrollerini Hint Okyanusu’na ulaştırmanın yollarını arıyor. Bu yol Afganistan’la Pakistan’ın ortasından geçiyor. O nedenle sınır bölgelerindeki aşiretlerin yaşadığı topraklar ve o bölgelerdeki isyanlar büyük önem taşıyor.
Mart 2009’da Lahey’de yapılan Afganistan zirvesinde, Amerikan yönetimi yedi yıllık işgalin başarısızlığını, kendinin koltuğa oturttuğu başkan Hamid Karzai’ye yükledi.
Amerikan dış politikasında yeni bir merkez doğuyor. Afganistan Yeni Dünya Düzeni’nin kalbine oturuyor.
170 yıl önce, 1839’da İngiliz askeri Hindistan’la yetinmeyip Afganistan’a girdi. Kabil işgal edildi. Kukla bir emir başa geçirildi. Halk işgale karşı direndi. Üç yıl süren savaşın sonunda 16 bin kişilik İngiliz ordusundan geriye kimse kalmamıştı.
1989’da, Sovyetler Afganistan’dan çekiliyor ve ardından koca SSCB tarihe karışıyordu.
Bakalım tarih bu kez işgalcilere ne kadar zaman biçecek? Atatürk’ün müttefiki Afganistan eriyip parçalara mı bölünecek, yoksa her şeye rağmen Batı’ya bir kez daha haddini mi bildirecek!

Alıntı ile Cevapla
  #49  
Alt 11.05.16, 17:43
Jq Jq isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Üyelik tarihi: 19.08.14
Mesajlar: 495
Forum Puanı: 4528
Etiketlendiği Mesaj: 13 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

En Fazla Sansürlenen 25 Haber
ABD’de yürütülen proje kapsamında 2010-2011 yılının en fazla sansürlenen 25 haberi belirlendi. Projede yer alan yüzlerce akademisyen ve öğrencinin duyarlılıklarının da etkilediği listede ağırlığı çevre ve sağlık haberleri oluşturuyor. 2010-2011 akademik yılı içerisinde ABD anaakım medyası tarafından en fazla sansürlenen 25 haber, Kaliforniya Sonoma Devlet Üniversitesi’nin “Sansürlü Proje” adlı araştırması sonucunda tespit edildi. İlk defa 1976′da yapılan ve 35 yıldır devam eden projede bu sene 19 üniversiteden 105 akademisyen ve 244 öğrenci çalıştı.
Proje kapsamında en çok sansürlenen haberler listesinin ilk 10 sırası şöyle:
• İntihar ederek ölen ABD askerlerinin sayısı, savaşta ölenlerden daha fazla: 2010 yılı boyunca savaşta 462 ABD askeri ölmüşken, 468 ABD askeri intihar ederek öldü. Bu durum, 2009 yılında da yaşanmıştı. Bu haber, 2010 yılının en fazla sansürlenen haberi oldu. Hemen hiçbir “önemli” ABD yayınında yer almayan bu haberin sansürlenmesi manidar. Zira zorunlu askerlik sisteminin olmadığı ABD’de, ordunun yeni askerler kazanması için kendini bir “cazibe merkezi” olarak sunması gerekiyor. Gerçi bu “cazibenin” büyük kısmı, işsiz kalan yoksul Amerikalı gençlerin orduya girip düzenli maaş alma şansını kullanmak istemesi oluşturuyor ama, yine de yabancı ülkelerde savaştaki ABD askerlerinin psikolojik olarak vahim durumda olduklarının bilinmemesi gerekiyor. Bu, ülke kamuoyunun bu savaşlara desteğinin daha da düşmemesi için de önemli.
• ABD ordusu sosyal medya sitelerini manipüle ediyor: ABD ordusu, sosyal medya sitelerinde istihbarat toplamak ve propaganda yapmak amacıyla sahte karakterler yaratan bir yazılım geliştirdi. Konuyla ilgili soL haberi: Facebook ve Twitter’dan propagandada son nokta!
• Obama’nın ölüm listesi: Bu sene özellikle El Kaide lideri Usame Bin Ladin’in Afganistan’da ve bir diğer El Kaide yöneticisi ve ABD vatandaşı Enver el Avlaki’nin Yemen’de ABD kuvvetlerince düzenlenen operasyonlarda öldürülmesi, uluslararası hukuk ve insan hakları bağlamında ciddi tartışmalar doğurdu. İnsan Hakları İzleme örgütü ve Birleşmiş Milletler’in ele geçirdiği bazı belgeler, ABD hükümetinin “terör şüphelisi” ABD vatandaşlarından oluşan bir “ölüm listesi” oluşturduğunu ortaya koydu. Obama’nın eski Ulusal İstihbarat şefi Dennis Blair, söz konusu listenin varlığını doğrulayarak, hükümetin buna hakkı olduğunu ve listede yer alan isimleri açıklamayacaklarını belirtti.
• Gıda krizi büyüyor: Birleşmiş Milletler Gıda ve Ziraat Örgütü’nün (FAO) verdiği bilgilere göre, geçtiğimiz sene dünya çapında gıda fiyatlarındaki artış, 2007-2008′deki artışı da geride bırakarak rekor kırdı. 2010 Şubat itibariyla gelinen nokta, en azından 1990 yılından bu yana gıda fiyatlarının en pahalı olduğu fiyat olarak kayda geçti. Böylece resmi verilere göre halihazırdaki 925 milyon aç insana geride bıraktığımız senede 44 milyon kişi daha katıldı. Böyle giderse gıda krizi, dünyanın yoksulllarını feci şekilde vuran, çok büyük bir kriz haline gelecek. (Konuyla ilgili soL haberi: Gıda fiyatları neden sürekli artıyor?)
• Özel göçmen hapishaneleri, kamu kaynaklarından finanse ediliyor: Son 4 senede ABD’de bir milyon göçmen hapse atıldı. Özel sektöre ait olan bu hapishanelerde göçmenler kötü muameleye uğruyor, sağlık ve beslenme dahil temel haklarının eksikliğinden dolayı ölümlerle karşılaşıyor. Bu “özel” hapishanelerin paraları ise, kamu kaynaklarından sağlanıyor. Bu hapishaneleri işleten en büyük iki şirket olan CCA ve GEO Group, bu mükafatın karşılığı olarak Arizona Valisi Jan Berger’in seçim kampanyasına yüklü miktarda bağışta bulundu.
• Google casusluğu: 2010 yılı başlarında Federal Ticaret Komisyonu (FTC), internet devi Google’ı yasadışı biçimde kişisel bilgileri toplamakla suçladı. Google ise, aralarında şifreler, elektronik posta kayıtları gibi bilgiler olan bu bilgileri “sehven” kaydettiğini öne sürdü. Şirkete göre hata, “Sokak Görüşü” isimli uygulamalarının düzenlenmesi sırasında yapılmıştı. Bu bilgi toplama durumu büyük bir suç olmasına rağmen, ABD yetkili makamları konunun üzerini kapadı
• Orduda psikolojik deneyler: Ocak 2011′de American Psychologist dergisinde çıkan makaleler, Amerikan Psikoloji Derneği’nin (APA) 117 milyon dolarlık bir proje kapsamında ABD ordusunda savaşa giren askerlerin dirençlerini düşürmek ve tehlikeli psikolojik durumlara girmelerini önlemek, kısaca askerleri “olumlu psikolojide” tutmak için kitlesel deneyler yaptığını ortaya koydu. Bu deneyler, en fazla sansürlenen haber olan intihar sayısıyla birlikte düşünüldüğünde manidar.

Alıntı ile Cevapla
  #50  
Alt 11.05.16, 17:44
Jq Jq isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Üyelik tarihi: 19.08.14
Mesajlar: 495
Forum Puanı: 4528
Etiketlendiği Mesaj: 13 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

• Temiz ve güvenli nükleer enerjiye dair peri masalları: Nükleer enerji sektöründeki şirketlerin girişimleri sonucu medyada nükleer enerji, sürekli olarak temiz ve güvenli olarak anılıyor. Ancak daha önce görülmemiş tehditleri beraberinde getiren nükleer enerjinin “temiz” sayılmasını sağlayan, enerji üretimindeki temizlik kıstaslarının manipüle edilmesi.
• HAARP İklim yönetme teknolojisi: ABD hükümeti, yaklaşık yarım asırdır iklime müdahaleyle ilgili deneyler yürütüyor. Su kaynaklarının azalması ve iklim değişikliğinin daha ciddi bir tehlike haline gelmesiyle birlikte, özellikle silah sanayisindeki şirketler de bu alana yatırım yapmaya başladı. Son araştırma programlarından biri olan HAARP, iyonosferde yaptığı müdahalelerle geniş alanlarda sel, kuraklık, fırtına ve deprem gibi doğa olaylarını tetikleyebilecek bir teknoloji üzerinde çalışıyor. Program, askeri gizlilik gerekçeleriyle kamuoyundan gizli tutulmaya çalışılıyor. Fakat böyle bir programın ABD hükümetinin elinde yeni bir kitle imha silahına dönüşebileceği ortada.
• ABD’deki gerçek işsizlik oranı: 5 kişiden 1′i işsiz. Piyasaları ve kamuoyunu tedirgin etmemek amacıyla Amerikan medyası ekonomide kötü giden işleri olabildiğince küçülterek yansıtıyor. Bunların başında da ABD’deki işsizlik oranı geliyor. Resmi istatistikler Aralık ayında yüzde 9.4 olan işsizlik Ocak ayında yüzde 9′a gerilediğinde, medya toparlanma haberleri yaptı. Oysa bir sene boyunca iş bulamayan kişilerin resmi istatistikte işsiz tanımının dışına düşmesi ve Aralık-Ocak sezonunun tatil ve bayramlar nedeniyle geçici iş açısından verimli olması nedeniyle işsizlik oranının düştüğü bu dönem dışında işsizlik oranları pek haber konusu yapılmadı. Shadowstats.com gibi çeşitli istatistik sitelerine göre ABD’de gerçek işsizlik oranı yüzde 22.2 civarında.
• Iraklı kadınların maruz kaldığı insan kaçakçılığı.
• Düzenli olarak Pasifik Okyanusu’nun ortasına boşaltılan milyonlarca ton çöp.
• Yakın zamanda, Eisenhower döneminde nükleer saldırı olasılığına karşı oluşturulmuş ve insanları toplama kamplarına doldurmak gibi uç durumları öngören bir acil durum planının, çeşitli felaket durumlarında hükümetçe uygulanmasına yetki veren karar.
• Kenya’da kız çocuklarının cinsel organlarını sünnet ettirme konusunda süregiden aile baskısı.
• Obama yönetiminin ekonomiyi canlandırma kapsamında en fazla çevresel kirlilik yaratan bazı şirketlere büyük krediler sağlayıp, bu şirketlerin “çevre konusunda basit hatalar” yapmaları durumunda bu giderlerin vergi indirimiyle kapatılmasını getiren yasal düzenleme.
• Çin’de Apple’ın iPod ürünlerinin üretildiği fabrikalardaki çalışma koşulları ve işçilerin düzenli olarak zehirlenmesi.
• Yeni Delhi’de nehirleri kirleten ve Pakistan’da da görülen, Dünya Sağlık Örgütü’nce de tehlikesine dikkat çekilen, antibiyotiklere genetik dayanıklılık sahibi süperbakterilerin büyük bir hızla yayılmakta olması.
• Dev Amerikan şirketi Monsanto‘nun Haiti’deki depremi rant kapısı olarak görerek yaptığı icraatlar.
• Oxfam‘ın, dünyada yapılan uluslararası mali yardımların büyük kısmının yoksullara ulaşmak yerine, siyasi-askeri alanları besliyor olduğuna dair raporu.
• ABD’li gıda üreticileri birliği ve Tarım Bakanlığı’nın, BM’nin “yiyecek kitabı” olan Codex Alimentarius’ta ve diğer ülkelerde, GDO içeren besinlerle içermeyenlerin ayrılmasını sağlayan etiketlerin kullanımını zorunlu kılan yasaların kaldırılması yönündeki çabaları
• Lyme hastalığının giderek yayılması ve hastalığın uzun erimli tedaviyle yok edilmesi yerine kısa antibiyotik tedavisiyle karşılanmasının dayatılması.
• Dünyanın çeşitli yerelliklerinde uygulanan katılımcı bütçe deneyimleri.
• Plastik poşetlerin kullanımının yasaklanması için dünya genelinde yürütülmekte olan kampanya.
• Güney Dakota’yı kürtaj karşıtlığında şampiyon eyalet haline getiren aşırı önlemler.
• Libya’da sivil nüfusun yoğun yaşadığı bölgelerde Obama yönetiminin seyreltilmiş uranyum içeren silahlar kullanması.

Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
dousu, illuminatinin, perdesi, sir


Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Sır tutmak nedir, neler Sır sayılır? baykartalizma Sorularınız 10 28.12.22 23:57
İki Kişiyi Aşan Sır, Sır Değildir baykartalizma Hayat Dersleri & Hikayeler 1 07.05.22 00:21
Kalp, Ruh, Sır, Hafi, Ahfâ Lâtifeleri Naim Tasavvuf Sohbetleri 0 10.05.21 02:13
Sır; kişinin özeli, mahremidir.. Naim Kadim Bilgelik 3 03.02.20 23:59
Okültizm, Sır ve Gizlilik SiLence Parapsikoloji & Spiritüalizm 1 21.03.17 14:23


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 17:26.


Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com