![]() |
Alıntı:
Değerli kardeşim dini meselelerin bir, herkes tarafından bilinmesi gereken kısmı var; bir de belli kimselerin bilmeleri lüzumlu olan kısmı var. Sadece muayyen seviyedeki kimselerin bilmeleri icap eden dini konuları halk arasına yayanlar, Müslümanlara iyilik yapmış olmazlar. Bazan önüne geçilmesi zor fitne ve fesatların zuhur etmesine, en azından bir takım teşevvüş ve tereddütlerin meydana gelmesine sebebiyet verirler. Bu noktaya eskiden beri dikkat çekilmiştir. Bazı örnekleri şunlardır: Cüneyd, tevhid ilminin gizliliklerini ve ince taraflarını, kapalı kapıların ardında belli kimselere telkin eder. Söyledikleri sözlerin sahabenin suçlanmasına sebep olmasından endişe ederdi. Ariflerden biri şöyle derdi: «Biz öyle bir zümreyiz ki, yolumuzda bulunmayanların eserlerimizi okuma- ları haramdır. Hiçbir kimsenin sözümüzü, o söze inanandan başkasına nakletmesi caiz olmaz. Bu söze inanmayan bir kimseye sözlerimizi nakleden de, kendisine söz nakledilen de inkar cehennemine girmiş olurlar». Ehlullah, «sırrı ifşa eden katli hak eder», demişlerdir. Bir sözü, o sözü anlamayan veya yanlış anlayan kimseye nakleden, kafirlerin ülkesine Mushaf götüren kimse gibidir. Eğer bu Mushaf hafife alınır, hor ve hakir karşılanırsa, bunun vebali Mushafi oraya nakledene aittir. Şeriat bu yüzden küfür diyarına Mushafın götürülmesini yasaklamıştır. Kuşeyri: «Sufiler, bilgilerini na ehil olanlardan gizlerler, onun için fikirlerini remz, mesel ve şifre şeklinde ifade ederler» der (Kuşeyri Risalesi, s. 141.). Güneş ışığı yarasa için zararlı ise de birçok varlıklar için faydalı ve zaruridir. Dar düşünceli ve kısa görüşlü kimseler için zararlı olan fikirler başkaları için çok faydalı olabilir (Şa'rani, el-Yevakit,cilt 1 sayfa 21, 23.). Gazali, felsefede doğru ve faydalı fikirlerin mevcut olduğunu, ancak bunlardan faydalanmak için doğruyu yanlıştan, hakkı batıldan ayırt etme gücüne sahip olmak icap ettiğini, bu kudrete sahip olmayanların felsefe kitaplarını okumalarının caiz olmadığını anlattıktan sonra der ki: «Kalpazanla alışveriş yapmaktan sadece cahiller zarar görür, sarraf zarar görmez. Usta yüzgeçler ve dalgıçlar değil, sadece yüzme bilmeyenler denize girmekten menolunurlar. Çocuklar yılana dokunmaktan menolunurlar ama, zehirli yılan ile zehirsiz yılanı bilen ve bunun zararından korunan kimseler menolunmazlar». İsmail Hakkı Bursevi, Edirne'de üstadı Osman Fazlı'dan Fusulu'l-hikem okurdu. Ancak bu esnada odanın kapısı kapanır ve yabancı bir kimsenin içeriye girmesine müsaade edilmezdi. Zira o kitap yabancılar için «öldürücü bir zehir gibidir»( Sümm-i katil'dir). İlahi marifetten nasibi olmayanlara, o kitap içindeki sırları söylemek, «Domuzların boyunlarına elmas gerdanlık takmak gibi olur» (Ta'liku'l- cevahir ala a'naki'l-hanazir) (TÜRK AZİZLERİ I - İSMAİL HAKKI Mehmed Ali Ayni Marifet Basımevi, 1944 İstanbul sayfa 21 ). Hafız Şirazi diyor ki: Kıymet-i dürr-i giranmaye ci daned avam (sümm-i Hafiza, gevher-i yekdane medih cüz be-havas! (Değeri yüksek olan incinin kıymetini halk nereden bilsin? Ey Hafız, kıymeti ağır ve yüksek olan cevherleri aydınlardan başkasına anlatma). Çiçekle ot arasındaki farkı hayvanlar bilemezler. Tarih boyunca siyasi alanda olduğu gibi fikir meydanında da savaşlar yapılmış ve icab-ı hale göre hareket edilmiştir. Sahabe arasında Cemel ve Sıffin savaşları vukua gelmiştir. Bu savaşların sebeplerini, oluş şeklini ve doğurdukları neticeleri incelemek tarihçiler ve din hizmetlileri için faydalı ve zaruridir. Zira zaman zaman aktüel hale gelen Sünni-Sii ihtilaflarının kökü oraya dayanır. Fakat bu savaşların müslüman halk ve avam tarafından bilinmesinde ekseriya fayda değil, mahzur vardır. Onun için öteden beri halk bu konulardan menedilmişlerdir. Fikir savaşlarındaki durum da aynıdır. Bunların bilinmesi ve tetkik edilmesi faydalı ve zaruridir. Fakat halka intikal ettirilmesi mahzurdan hali değildir. Fikir ve inanç hareketleri sahasında dün ne oldu? Bunu bilmeyenler, bugün ne oluyor, yarın ne olabilir? konusunu hiç bilemezler. Geniş ve zengin bir tarih tecrübesinden istifade etmeyi lüzumsuz sayacak kadar saf olmak, sadece mahzur doğurur. İbn Haldun'un da işaret ettiği gibi mazi halin, hal de mazinin şahidi ve delilidir. Şahitlerin ifadelerine ve delillere göre hüküm vermekten daha tabii ve daha faydalı bir şey olamaz. Son olarak şunu da ilave edeyim. Bizzat Resulüllah Sahib-i sırr-ı Nebi Hz. Huzeyfe'ye (Buhari, Fe- záilu's-sahabe, B. 20; Müslim, Fiten, 6), Hz. Enes'e (Bk. Buhari, İstizan, 46; Müslim, Fazailu's-sahabe, 32), Hz. Ebu Hureyre'ye (Bk. Buhari, İlim, 6; Müslim, İman, 10) ve Hz. Abdullah b. Cabir'e (Bk. Buhari, Fazailu's- sahabe, 11) özel mahiyette bazı sırlar tevdi etmiş, bu bilgiler ve sırları herkese söylememişti. Halka, akıllarının anlayacağı ölçüde konuşmak gerekmektedir. Doğruya ulaştıran yalnız Allah Taala'dır. |
Alıntı:
|
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 20:03. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com