![]() |
ilahi irade ve tercih bila mureccih
tereccuh bila mureccih farkini kabul etmemiz icin hangi deliller vardir? iradenin iki zidda nisbeti esit oldugu halde ikisinden birisi arasinda yeterli sebep olmadan tercih nasil meydana gelebilir? alemin kidemine karsi ne denmelidir?
|
Alıntı:
İki aynı şeyden mi söz ediyorsun? Eğer öyle ise: İki şey birbirine eşse o zaman o iki şey değil, bir şeydir. Bahsedilen şeylerin aynı türde, aynı nitelikte ve aynı konumda olmaları gerekiyor. Eğer bu şartlar sağlanmazsa onlar eş şeyler değildir. |
Alıntı:
Sonra bende dedim ki irade de beni yaratmaya yaratmamaya da elverisli, su vakitte degil de 5 yil sonra yaratmaya da elverisli. O zaman irade de yeterli degil iste. Bende diyorum tereccuh bila mureccih ile tercih bila mureccih farkini kabul etmeye goturecek bir delil var mi ki? |
Alıntı:
Ben Allah(c.c) neyi ne zaman yaratacağındaki hikmeti bilmem. İradesiyle dilediğini yapar. Senin başka bir iddian mı var? |
Alıntı:
Kudret sadece yapabilme gücü, yani yaratmaya da yaratmamaya da eşit olma gücüdür. İkisi de mümkündür. Ama irade, bu iki mümkün arasında birine yönelmedir. Allah dilediğinde yaratmaya yönelir ve o anda yaratma gerçekleşir. Dolayısıyla "tereccüh bila müreccih muhaldir" doğrudur, çünkü fiil müreccihsiz olmaz. Ama "tercih bila müreccih muhal değildir" çünkü iradenin yönelmesi zaten müreccihtir. Rabbimiz iradesini dilediği anda yaratmaya yöneltti ve o yönelişle birlikte alem/alemler var oldu. "Neden tam o anda?" diye sormak bu noktada anlamlı olmaz çünkü zaman dediğimiz şey zaten o yaratma iradesinin tecellisiyle başlamıştır. |
Alıntı:
Kudretin iki zidda nisbeti esit oldugu icin kudret iki ziddin birini tahsis edip diggerini terk edemiyor. ehli sunnet bunden dolayi irade sifatini ortaya atiyor. fakat problem su ki, irade sifatinin da iki zidda nisbeti tamamen esit, biri digerine racih degil. ve sorum zaten su, tercih bila mureccih ile tereccuh bila mureccihin farkli sey oldugunun delili nedir? siz tercih bila mureccih, failin tercihinde bir saikin olmadigini soyluyorusnuz, tereccuh bila mureccihte tercihin mureccihsiz gerceklesmesinden bahsediyorsunuz. yeter neden ilkesi geregi yeterli sebep olmadan birsey meydana gelemiyor. Peki iki mumkun arasindaki tercihte yeterli neden nedir ki, Allah birini terk ediyor digerini tercih ediyor? irade zaten irade olmasi bakimindan 2 zittan birini secip digerini terk edebilme yetisi. Bu birinden digerine olan tercihin zorunlu olmamasi icin savunuluyor, irade boyle bir kuvvedir zaten. Alıntı:
Mesele su vakitte yaratmasi da su vakitte yaratmasi da mumkunse, bu iki mumkune olan nisbette esitse birini tercih edip digerini terk etmenin imkansiz olmasi. Bana gore yaratma iki mumkun arsinda rastgele bir secim degil, zorunlulukla meydana geliyor. |
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
O'nun dileyişi, başka bir sebebe dayanmaz ki. Bizzat kendi iradesi yeter bir sebeptir. |
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
Daha muhattap almayacağım. Çünkü demogoji yapıp mantık hatalarına kılıf buluyor. |
Alıntı:
Tercih bilamüreccih caiz olmakla beraber, tereccüh bilamüreccih muhaldir. Bir şeyin veya şıkkın diğerine tercih edilmesi hâlinde, tercih edilen şeyin veya şıkkın tereccüh ettiğinden, meydana geldiğinden söz edilir. İşte bu tereccüh, müreccihsiz, yani tercih edici bir sebep veya zat olmaksızın olamaz. Herhangi bir şey yapıp yapmama hususunda bir karara varmamızdan önce, söz konusu şeyin yapılması ile yapılmaması müsavidir. Yapmayı tercih ettiğimizde, işin yapılması tereccüh etmiş olur. Mesela, bir cümleyi yazdığımız takdirde cümlenin yazılması yazılmamasına tereccüh etmiştir. İşte bu tereccüh, bir müreccihe yani tercih yapan bir kâtibe delalet eder ve onsuz olamaz. Aynen öyle de bu kâinatın varlığı gösteriyor ki, onun yaratılması, yoklukta kalmasına tereccüh etmiştir. Bu tereccühün müreccihsiz olması muhaldir. Kâinatın yaratılmasını tercih eden müreccih ise ancak ve ancak Kadîr-i Mürîd olan Allah-u Azîmüşşân’dır. Cenab-ı Hak, kâinatın var olmasını, yoklukta kalmasına tercih etmiştir. Bu -haşa- Allah’ın ihtiyacından değil, onun, lütuf ve kereminden dolayıdır. Tercih bilamüreccih muhaldir.” kaidesini kelam âlimleri, Allah’ın varlığını ispatta kullanmışlardır. Zira bu kâinatın varlığı gösteriyor ki, onun yaratılması ve varlık âlemine çıkması, yokluğuna tercih edilmiştir. Kâinat bir zamanlar yoktu, sonradan var edildi. Bu tercihin müreccihsiz (tercih edensiz) olması ve kâinatın kendi kendine vücut bulması muhaldir. Demek, “müreccih” kelimesinin iki farklı manası vardır. Birinci manası “tercih eden”dir. Bu manaya göre, tercih eden (müreccih) olmadan, bir şeyin varlığı, yokluğuna tercih edilemez ve o şey yok iken var olamaz. “Müreccih” kelimesinin ikinci manası ise, “tercih ettiren sebep, özellik ve üstün sıfattır.” Kelimenin bu manasına göre, tercih ettiren bir sebep (müreccih) olmazsa, tercih caiz olur. konuya saidi nursinin söyleminden alinti yaparak cevap verdim bende sana bir soru sorayim, kadere iman edenlerdenmisin? yoksa kader yoktur her sey unsanin yaptiklariyla şekillenir diyenlerdenmisin? |
Alıntı:
kader vardir, bu hususta esari mutekellimlerle gorus ayriligim yok. |
Alıntı:
benim sordugum seyin ta kendisi bu iste, Allahin iradesinin 2 zidda nisbeti esit oldugu halde, irade birini terk edip digerini secemez. sen diyorsun ki, Allah ikisinden birine yonelir onu secer, iste tartisma bu zaten. Allahin kendilerine yonelip birini terk edip digerini sectigi zitlarin tahsis edicisi "irade sifati" diyor ehli sunnet. Sikinti da orada ki, iradenin iki zidda nisbeti esit oldugu takdirde, iradenin kudretten bir farki kalmiyor, secim yapamiyor, eger yapacaksa ya yeter neden ilkesi reddedilip celiskiye girilecek, yahut iki ziddan birinin digerine ruchaniyeti kabul edilmek zorunda kalinilacak bu da icabi itiraf etmeyi gerektirecek, zira iki ziddan brinin digerine ruchaniyeti digerinin secimini imkansiz kilacak. zincire gelince, bu itibari teselsulu uskudari iddia ediyor fakat bu teselsul yine icabi gerektiriyor, cunku kendinden onceki irade her zaman ayni seyi irade ediyor. birde mesele itibari teselsulle de cozulmez zira benim sordugum kisim iradenin tallukuyla alakali tamamen. o oyle dedi oyledir diye savunma da olmaz, cunku o oyle dedi bizde diyebiliriz. Bize gore de zaten irade var, benim sorum iradenin mahiyetiyle alakali, bu tartisma semiyyatta degil akliyyatta bitiyor. |
Alıntı:
|
Alıntı:
Tercih-i bila müreccih, iki şeyden birini diğerine tercih etmeye hiçbir sebep yok iken, o iki şeyden birini diğerine tercih etmek demektir. Bu ise, batıldır. Kadi Beydavi buyuruyor ki, alemin yaratıcısının iki olduğu kabul edilse, her iki ilahın, bütün mümkinata kudretlerinin kâfi gelmesi, müsavi [eşit] olur. Çünkü, kudreti kâfi olmak, imkanın, yani var ve yok etmenin sebebidir. Var ve yok olabilmek, yani mümkin olmak ise, bütün varlıklar arasında müşterek bir vasıftır. Buna göre, alemde hiçbir varlığın olmaması icab eder. Çünkü mevcud olacak, yaratılacak şeyin vücudunda, yaratılmasında, iki ilahtan her ikisi de tesir etmez veya biri tesir edip, diğeri tesir etmez. Her iki surette de (tercih-i bilâ müreccih) olması lazım gelir. Mümkinin [mahlukların] yaratılmasına iki ilahın tesir etmemesi olamaz. Çünkü, mümkinin var olması ve yok olması arasında bu tesir olmayınca, mümkinin yok olması lazımdır. Tercih eden olmayınca, tercih edilen de olmaz. Yani, yaratan olmayınca, yaratılan da olamaz. İkinci hal olan, mümkinin yaratılmasına iki ilahtan birinin tesir edip, diğerinin tesir etmemesi halinde, mümkinin yaratılmasının, iki yaratıcıdan her birine nispeti müsavi [eşit] olduğu için, ikisinden birinin tesiri ile yaratılması muhakkak tercih-i bila müreccihdir. Tercih-i bila müreccih ise, batıldır. Eğer, iki ilahtan her biri aynı anda tesir ederse, iki müstakil müessirin, bir eser üzerine tesir etmeleri lazım gelir. Bu ise, muhaldir. Bu şekilde, iki ilahın mümkinattan bir şey üzerine, birbirine zıt olan iki tesir ile tesir etmeleri mümkin değildir. Bunlardan anlaşılıyor ki, burada lazımın yani iki müstakil müessirin (ilahın), bir eser üzerine tesir ederek, ikisinin de tesirlerinin neticelerinin meydana gelmesi batıldır. Bunun için, melzumun yani iki ilahın her birinin aynı anda bir esere tesir etmeleri de batıldır. Şu halde, alemin Yaratıcısı iki olamaz. buda büyuk alimlerden mehmet kırkıncı hocanin cevabi Menü Mehmed Kırkıncı Hocaefendi Arama yap ... Anasayfa/Kader Nedir? Kader Nedir? Tercih Bilâ Müreccih Admin fotoğrafı Admin0 3.979 1 dakika okuma süresi İlm-i kelâmla ilgilenen kimselere faydası olacağı kanaatiyle bu mesele üzerinde kısaca duracağız: “Tercih bilâ müreccih câizdir.” ifâdesindeki müreccih kelimesi, “tercih ettiren sebep, vasıf, özellik, kısaca üstün sıfat mânâsında kullanılmıştır.”79 Meselâ, altından yapılmış bir kâlemin gümüş kâlemden üstün ciheti, râcih sıfatı yani tercih edilme sebebi varsa da altından yapılmış aynı marka ve özellikteki diğer bir kâlemden hiçbir üstün tarafı yoktur. Eğer “tercih bilâ müreccih” muhal olsa, bizim bu iki altın kâlemden birini tercih edemememiz gerekir. Hâlbuki aynı değer ve özellikteki bu iki kâlemden birisini cüz’î irademizle seçebiliyor ve alabiliyoruz. O halde, müreccihsiz tercih câizdir ve daima tatbik edilmektedir. Yapılmış, meydana gelmiş şeylerde ise, tercih bilâ müreccih muhaldir. Buradaki müreccih kelimesi, tercih edici sebep veya zât, mânâsındadır. Mevcut bir eser, kendisinin var olmasını yoklukta kalmasına tercih eden bir müreccihi gösterir. O müreccih olmaksızın eserin meydana gelmesi muhaldir. İşte ilm-i kelâmdaki tercih bilâ müreccih muhaldir, ifâdesi bu kısım içindir. “Tercih bila müreccih” caiz olmakla beraber, tereccüh bila müreccih muhaldir. Evet, bir şeyin veya şıkkın diğerine tercih edilmesi hâlinde, tercih edilen şeyin veya şıkkın tereccüh ettiğinden, meydana geldiğinden söz edilir. İşte bu tereccüh, müreccihsiz, yâni tercih edici bir sebep veya zât olmaksızın olamaz. Herhangi bir şey yapıp yapmama hususunda bir karara varmamızdan önce, söz konusu şeyin yapılması ile yapılmaması müsavidir. Yapmayı tercih ettiğimizde, işin yapılması tereccüh etmiş olur. Meselâ, bir cümleyi yazdığımız takdirde cümlenin yazılması yazılmamasına tereccüh etmiştir. İşte bu tereccüh, bir müreccihe yâni tercih yapan bir kâtibe delâlet eder ve onsuz olamaz. Aynen öyle de, bu kâinatın varlığı gösteriyor ki, onun yaratılması, yoklukta kalmasına tereccüh etmiştir. Bu tereccühün müreccihsiz olması muhaldir. Kâinatın yaratılmasını tercih eden müreccih ise ancak ve ancak Kadîr-i Mürîd olan Allah-u Azîmüşşân’dır. Cenab-ı Hak, kâinatın var olmasını, yoklukta kalmasına tercih etmiştir. Bu hâşâ; Allah’ın ihtiyacından değil, O’nun, lütuf ve kereminden dolayıdır. Bediüzzaman Hazretleri bu hakikatı şöyle ifade eder: “Cenab-ı Hakk’ın ef’alinde, tercih edici bir garaza, bir illete ihtiyaç yoktur. Ancak tercih edici, Cenab-ı Hakk’ın ihtiyarıdır.”80 |
Alıntı:
"Meselâ, altından yapılmış bir kâlemin gümüş kâlemden üstün ciheti, râcih sıfatı yani tercih edilme sebebi varsa da altından yapılmış aynı marka ve özellikteki diğer bir kâlemden hiçbir üstün tarafı yoktur. Eğer “tercih bilâ müreccih” muhal olsa, bizim bu iki altın kâlemden birini tercih edemememiz gerekir. Hâlbuki aynı değer ve özellikteki bu iki kâlemden birisini cüz’î irademizle seçebiliyor ve alabiliyoruz. O halde, müreccihsiz tercih câizdir ve daima tatbik edilmektedir." bu kilit nokta tam olarak bunu soruyorum zaten, mutekelliminin delili kendisini aslan kovalayan bir adamin iki yol agzina gelince birbirine nisbeti esit olan iki yoldan birini mureccihsiz "saik veya herhangi bir dai" tercih etmesi. veya firindan cikan 2 ayni ekmegin mureccihsiz tercihi. fakat problem su ki, bizim bu kimsede mureccih gormememiz, veya bir mureccihin varligini bilmememiz onun yoklugunu nicin gostersin? bu gun psikolojik determinizm bu argumani kabul etmiyor, ki curcani de iradenin kendine mahsus zatiyyati icabla iki ziddan birini tahsis eder fakat bu icab irade sifatini iptal etmez diyor. |
@[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Merhabâ cân :) Tanrı senden râzî olsun :) Sağ ol var ol :) Lutfen İslâm filozofisi ile ilgili daha çok konu aç...Zihnî derinleşmenin ve genişlemenin tek yolu çok boyutluluktur...İslâm dunyâsında,15. yüz yılın başına dek üstün konumlu olan filozofi yeniden üstün konumlu yapılmalıdır...Saygılar,sevgiler :)
|
Alıntı:
|
Alıntı:
BİLA MÜRECCİH: tercih eden olmadan EMRİ İTİBARİ: hakikatte varlığı olmayan fakat var kabul edilen şeyler KESB-İ İNSANİ: insanın iradesi MÛCİB: gerekli kılan USUL-U KELAM: kelam ilminin usulü HEDMETMEK: bozmak MUHAL: imkânsız RÜCHANİYET: tercih ediliş |
Alıntı:
|
Alıntı:
ben burada 2 örnek versem çok kişi delalete düser... |
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
İşte aklın sınırlarından bahsediyorum. Mesela ben hayatımda hiç yeşil bir fil görmedim. Lakin fili ve niteledeğim yeşil rengini gördüğüm için bunu sentezleyebilirim. Mesela bunları yazmam bile beynimdeki bir dizi elektriksel ve kimyasal reaksiyon nedeniyle oluyor. Nedenselliği de aklım alıyor ve gözlemliyorum ve nedensellikle ilgi fikir sentezi yapabilirim. Lakin bana hiçbir zaman nisbet bakımından iki kavram tamamen eşit olmadı. Bunu algılayamadım. Bununla ilgili bir sentez yapamam. İki şeyin nisbet bakımından tamamen eşit olduğu bir senaryoyu benim aklım almaz. Çünkü böyle bir deneyimim yok. Eğer iki şey birbirine tamamen eşitse o iki şey değil tek bir şeydir(insan için). "İnsanın aklını aşıyor" denmesinin temel sebebi budur. Kör bir aklı reddediş değil, aklın sınırını aşmasından mütevellit kavrayamadığımız bir durum. Akıl kıyas yapar. Bilmediğini nasıl kıyas yapacak? |
Alıntı:
O öyle dedi bu böyle dedi diye savunma yapan kim kardeşim? Konuyu bilinçli biçimde manipüle ediyorsunuz. Bu da bir sınavdır, Elhamdülillah... Fakat açıkça görülüyor ki bu tartışma bir şeyi öğrenmek veya anlamak için değil, nefsinizin tatmininden ibaret. Rahman, Enbiya suresi 23ncü ayetinde "Allah yapacağından sual olunmaz. Onlar ise sual olunur." buyurur. Siz kim oluyorsunuz da Allahü Zül Celal'in iradesini mahlukatın ölçüsüne indirgiyorsunuz? Ehli sünnet sınırını çizmişken, siz hangi hakla o sınırı aşıyorsunuz? Unutmayın, Ehli sünnet iradeyi "illete" değil, doğrudan "Zat"a dayandırmaktadır. Bu yüzden sınırda kalmıştır. Zira o sınır, kulluğun sınırıdır. Siz nesiniz? Kul. Kölesiniz yani. Köle ne yapar? Efendisine teslim olur. Teslimiyetin kadar karşılığın verilir. Bizim inancımız budur. İslam, her şeyin akılla çözülebileceğini iddia etmez. Aksine, aklın bir noktada aciz kalacağını defalarca belirtir. Taha suresi 110ncu ayette Rabbimiz "O, onların önlerindekini ve arkalarında kalanı bilir, onlar O'nun ilminden hiçbir şeyi kavrayamazlar." buyrulur. Ve son olarak Yasin Suresinde şöyle buyrulur; "KUN FE YEKUN" OL DER, OLUR. |
Alıntı:
|
Alıntı:
aklin her seyi kavrayamayacagi mevzusuna gelince. kiyasin 4 turu var, ve kesin bilgi veren kiyasta hicbir suphe olamaz. eger kesin akli hakikatleri falanca mezhebin gorusune aykiri diye reddedeceksek bu hakkin hakikatin ustunu ortup taassub yapmak olur. Ki bu hakki hakikati inkar etmenin ta kendisidir. insan aklinin sinirlari vardir, ki bu kiyasin kesin sonuc vermeyecegi mukaddimelerden olusuyor. fakat ilahi irade tartismasinda biz muaallakta kalan birsey gormuyoruz akli deliller acik secik verilmis ve muhakkik alimler tarafinca da tartisilmis. konu basindan beri cok dagildi, benim kisaca sorum tereccuh bila mureccih ile tercih bila mureccih farkini neden kabul edelim? ve ehli sunnetin meshur delili olan aslandan kacanin birbirine nisbeti esit iki yoldan birini tercih ettiginde neden onun mureccihinde bir saikin olmadigini soyleyelimdi. ben Allah ol der olmaz mi dedim ki, Allah ol der olur gibi nasslarla imalarda bulunuyorsunuz? bunlar ilim meclislerine yakismayan seyler. ayrica ehli sunnet, istiva, yed, vech, unutkanlik ve Allah hakkinda cihet belirten nasslari aklen imkansiz olusundan oturu reddediyor. Yani beni bununla elestirip bu mezhebe teslim olacaksin diyorsunuz, ve bu teslimiyeti sanki mezhebe olan teslimiyet degil de, islama olan teslimiyet gibi lanse ediyorsunuz. ehli sunnet zahirinde tesbih ve tecsimle varid olan nasslari aklen imkansiz olusundan oturu tevil eder. ki zaten tevil edilmesi gerekiyor, aksi halde tutarsizlik ve celiski ortaya cikar. |
Alıntı:
Eger dersen ki, irade iki zidda esit nisbette oldugu halde, hicbir yeterli sebep olmadan, zidlardan birinin digerine ruchaniyeti olmadan tamamen rastgelelikle biri tercih edildi. Bu halde sen ehli sunnete de muhalif oluyorsun, cunku bu zaman irade sifatina gerek kalmiyor, kudret bile yeterli oluyor ayrica bunu kabul ettigin zaman once acikladigim gibi Allahi ispatlamanin yolu kapaniyor, eger tercih bila mureccih muhal degilse, mumkunler varliginde bir tercih ettiriciye ve illete muhtac olmazdi, yani kendi kendine var olmus olabilirdi. Bu ise dinin temelini sarsiyor. Dini sadee salt delilsiz bir inanc haline ceviriyor. Bu zaman hristiyanlikla Islam arasinda hicbir fark kalmaz. |
Alıntı:
şunu boşuna demedim: "bana hiçbir zaman nisbet bakımından iki kavram tamamen eşit olmadı. Bunu algılayamadım. Bununla ilgili bir sentez yapamam. İki şeyin nisbet bakımından tamamen eşit olduğu bir senaryoyu benim aklım almaz. Çünkü böyle bir deneyimim yok. Eğer iki şey birbirine tamamen eşitse o iki şey değil tek bir şeydir(insan için)." İnsanın aklının sınırını aşıyor bu durum. İnsan böyle bir şey düşünemiyor. O yüzden aklın durması gereken nokta burasıdır. "yeterli sebep yok" diyorsun, sen aklının sınırını aşan bir konuda hüküm veriyorsun. "Eger dersen ki, irade iki zidda esit nisbette oldugu halde, hicbir yeterli sebep olmadan, zidlardan birinin digerine ruchaniyeti olmadan tamamen rastgelelikle biri tercih edildi. Bu halde sen ehli sunnete de muhalif oluyorsun, cunku bu zaman irade sifatina gerek kalmiyor, kudret bile yeterli oluyor ayrica bunu kabul ettigin zaman once acikladigim gibi Allahi ispatlamanin yolu kapaniyor, eger tercih bila mureccih muhal degilse, mumkunler varliginde bir tercih ettiriciye ve illete muhtac olmazdi, yani kendi kendine var olmus olabilirdi. Bu ise dinin temelini sarsiyor. Dini sadee salt delilsiz bir inanc haline ceviriyor. Bu zaman hristiyanlikla Islam arasinda hicbir fark kalmaz." Allah(c.c) iradeyle tercih eder, kudreti her duruma yeter. " eger tercih bila mureccih muhal degilse, mumkunler varliginde bir tercih ettiriciye ve illete muhtac olmazdi, yani kendi kendine var olmus olabilirdi. Bu ise dinin temelini sarsiyor." Mümkünlere her zaman tercih ettirici sebepler vardır. Ben de sana bunu anlatmaya çalışıyorum. İnsana hiçbir zaman iki tercih, tercih ettiricilik bakımından birbirine eşit olmadı. Böyle bir durum aklın sınırını aşar çünkü akıl kıyas yapar. Bilmediğini nasıl kıyaslayacak? İnsan için 2 durum birbirine tamamen eşse o durum 2 kavram değil, 1 kavramdır. Lakin her şey gibi "ruchaniyet, öncelik" kavramları da yaratılmış olduğu için, yaratılmışlarla yaratıcının kuralları belirlenemez. O zaman senin iddian şuna geliyor: Ruchaniyet kavramı ezelden beri vardı, Allah(c.c) buna göre yaratır. O zaman ruchaniyet kavramını Allah(c.c) zatından bağımsız hale getirdin. Allah (c.c) kendi zatının dışında bir duruma veya bir varlığa ezeliyet yüklemek şirktir. Başka açıklaması yoktur. Senin yaptığın hata yaratılmış kavramlarla yaratma olayını anlamak. Lakin bu imkansızdır. Senin en büyük hataların şunlar: Aklın sınırlarını bilmemek, Allah(c.c) dışında herhangi bir şeye ezeliyet yüklemek. Seni yanlış anladığımı düşünerek af dilemiştim lakin ben seni gayet doğru anlamışım. Özrümü geri alıyorum. |
Alıntı:
|
Alıntı:
|
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 11:08. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com