![]() |
Alıntı:
Pohpoh dan kastınız benim yazdıklarımsa siz gibi kendimi âlim sanmaktansa cahilliğimle gurur duyarım. Vesselam. |
Alıntı:
savunduğu er razi nasları inkar eden biri savundukları ve fikrini benimsedikleri kişi putperest sapık yunan aristo gelmişte bunların fikirlerini savunuyor, işin içinden çıkamayınca pohpoh yağcılık iftiraları atıyor, merak etme bu ilk değil büyük ihtimal son olmayacak... |
Fikirler tartışılabilir itiraz da edebilirsin eyvallah, ama önüne geleni hemen "müşrik, putperest, sapık, cahil, hezeyan" gibi aşağılayıcı ifadeler kullanarak konuyu bu noktaya taşımak ilmin kenara çekilmesine sebep oluyor, çünkü konular kişiselleşiyor ve derinlik kayboluyor. İlmi olarak delille konuşmak var iken taraflar birbirlerine sen şusun, sen busun gibi yaftayla konuşuyor. Bu forumda bir çok konuda öne çıkan bir durum. Hal böyle olunca ilim konuşulamıyor, sürekli taraflarda "ben hep haklıyım" durumu meydana geliyor. Bu çok tehlikelidir.
Bu tartışmada ön plana çıkan geçmiş mesajlardan gördüğümüzden hareketle akıl konusuna aklımız yettiğince açıklık getirmeye çalışalım. Akıl vahyin Rabbimizden geldiğini anlamanın ilk şartı. Bu şart ile aklı vahyin üstüne koymak değil, aklı yerli yerine koymak amaçlanır. Akılsız birinin vahyi anlamasını beklemeyiz değil mi? Diğer bir deyişle, aklı kenara atarsak Rabbimizin "akletmez misiniz?" sorusunu da boşa çıkarmış olmaz mıyız? Akıl bu haliyle elbette mantık ilmiyle iniltilidir. Mantık konusunda da birkaç kelam etmek isteriz. Mantık, fıkıh usulümüzde kullanılan bir yöntem ya da bir araç, alet gibi değerlendirilebilir. Kıyas yapmak, tanımlamak veyahut herhangi bir çelişkiyi birbirinden ayırmak için kullandığımız bir alet. Bu olmadan usulümüz tam olmaz. Keza Gazali gibi ehli sünnet alimlerimiz de kendi dönemlerinde kullanmıştır. Hatta Gazali hazret "Mantık bilmeyenin ilmine güven olmaz." demiştir. Belki aranızdan bazıları "iyi diyorsun hoş diyorsun da tevekkül var, biz Rabbimize tevekkül etmişiz. Sen şimdi aklı, mantığı ön plana çıkarıp tevekkülümüzü mü bozmaya niyet edersin?" diye düşünebilir. Onu da şöyle izah ediverelim... Tevekkül edip teslim olmak, aklı kapatıp her şeyi Allah'a bırakmak değildir. Eğer böyle olsa idi bunun adı tevekkül olmaz kadercilik olur idi. İdrak etmek pek kıymetlidir. Sahabelerimiz, Efendimiz Aleyhisselama gelen vahyin Allah'tan geldiğini nasıl anladı? Onun Muhammedul Emin olmasıyla anladı... Yani efendimizin yalancı olmadığını aklıyla anladı ve iman etti. Aklı tamamen devreden çıkarsalardı inanabilirler miydi? İşte Rabbimize olan tevekkül de böyledir. Akli iman şarttır. Tartışmada bir diğer esas konu da aristo üzerinden gitmiş ancak burada da yine mevzuyu kişiselleştirme ön plana çıkmış. Aristo ya da bir başkasının her söylediğinin dinimize eklenmesi diye bir yaklaşım zaten söz konusu değil. Aristonun kişisel olarak putperest, imansız olmasının bu noktada bizler için hiç bir kıymeti yoktur. Aristonun belirlemiş olduğu yöntem yukarıda anlattığımız akıl ve mantık doğrultusunda uygun bulunabilir. Bir miktar detaya girecek olursak Aristo, bir şey hem var hem yok olamaz der yada bir ifade, hüküm ya doğrudur ya yanlıştır der. Şimdi burada İslam'a aykırı bir şey var mı? Aristonun dini hayatıyla ilgili bizi ilgilendiren bir durum var mı? Elbette yok. Aristoyu yargılamak Rabbimize aittir. Usulümüzde doğru olan alınır, yanlış olan bırakılır. Ehli sünnetimiz konuya bu şekilde yaklaşmıştır. Örneğin, matematiği Yunanlılar buldu diye kullanmaktan vazgeçiyor muyuz? İslam geleneğimize ilmi açıdan bakmamız elzemdir. Akıl bir kapıdır, kapıyı açmadan vahyi göremeyiz, kapıdan içeri girdikten sonra da vahiy bize rehber olur. Ehli sünnet çizgimiz akıl ve vahyi karşı karşıya koymamış aksine birbirini tamamlayan iki unsur olarak ele almıştır. Bugün islami ilimleri konuşacaksak, delillendirerek, yanlış görülen noktaları gerekçesiyle ortaya koyarak açıklamak gerektir. Birbirini itham etme, niyet okuma şeklinde yapılan tartışmalar kimseye fayda sağlamadığı gibi hakikat yoluna da yaklaştırmaz sadece tarafları birbirinden uzaklaştırır. Bu yüzden mevzuları değerlendirirken bilgi ve sukunet içerisinde ele almak herkes için daha hayırlı olacaktır kanaatindeyiz. |
konuyu bütün olarak okumayınca veya okuduğunu anlamayınca oradi ithamların kime niye yapıldığınıda anlayabilmek maharet olur ,
islama aristo felsefesini sokmaya çalışan müşriktir. orada ki putperest diye itham edilen gerçekten putperestir, fıkhın içine felsefe sokan cahildir, ayrıca konudaki islamın özü olan akıl ve nakli sözlerinden aklı süzüp sadece nakli cımbızlamak çok kurnaz bir takiyyedir insanların kendi otorite sayar gibi bizim kanaatimizce gibi kelimeleri kullanmak kendine paye biçmeside çok acı bir durum, çünkü konuda kimsenin kanaati sorulmadı, ayrıca konuya bu tür bir yaklaşım yapanın aristoyu, ibni rüştü, razi yi hiç tanımadıkları fikirerini bilmedikleri halde laf kalabalığı yaptığı anlaşılıyor, ayrıca gazalinin sözünü söyleyenin , gazalinin felsefecileri tekfir ettiğinide bilmediği anlaşılıyor, |
ayrıca aristonun şu lafında ne var bu lafında ne var diyenlerin son hali babalarının bile reddettiği evlatlar haline dönmektir, ( aristonun şu laflarında ne var ki diyenler kimlerden bahsettiğimi anlamıştır )
dahada garip olanı ilk çağ sapık bir Yunan filozofunun 2 lafında ne varki bunda diye İslam'a yamamaya çalışmak çok acı değil 2 lafı 99 lafı doğru olsa bile adam putperest, Aristo felsefesinde her şey sorgulanmalıdır , fakat islamda her şey sorgulanmaz eğer öyle aristonun 2 lafı doğru diye benimseniyorsa,müceddit olan ibni teymiyeyi alıp baştacı yapmak gerekir çünkü onun 2 lafı yanlış gerisi doğru |
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Bilginin kaynağı olarak akıl, bilgilerimizin kaynağı olması bakımından oldukça önemli bir mevkiye sahiptir. İlk bilgi kuramından bahseden Matüridi, aklı, analiz (tahlil) ve sentez (terkip) yapma kabiliyeti olarak görür. Yani Matüridi'ye göre akıl, "aynı özellikte olup bir araya gelmesi mümkün olan şeyleri birleştiren ve ayrılması mümkün olanları da ayıran şey" olarak tanımlar.( Matüridi, Kitabü't-Tevhid, 5.) Matüridi'nin en önemli takipçilerinden biri olan Nesefi'de aklı bir bilgi sebebi, bir bilgi kaynağı olarak kabul eder. Nesefi, akıl ile nazar ve istidlal etmekten, bilgiye götüren, bilgiye ulaştıran "bir bilgi elde etme yolu” olarak görür.( Nesefi, Tabsıratü'l-Edille, 1.cilt sayfa 27.) Dolayısıyla Nesefi'ye göre akıl, bilinmesi mümkün olanları sınıflayarak onlardan mantıki sonuçlar çıkaran ve insana kıyas yapma gücü veren bir araç olarak kabul edilmektedir. Pezdevi de aklı, duyu organları gibi nesnelerin bilinmesinde bir vasıta (araç) olarak değerlendirir. Allah, insanların eşyanın hakikatini tanımaları için aklı bir vasıta olarak yaratmıştır. Pezdevi, aklın mahiyetine ilişkin olarak şöyle der; Akıl parlak, latif bir cisimdir. Aklın yeri beyin olup, etkisi kalptedir. Kalp, gözün, güneşin ve eşyanın ışığıyla algılayıcı olması gibi aklın nuruyla nesne ve eşyaları idrak eder. Nur azalır veya zayıflarsa idrak de o oranda azalır veya zayıflar.( Pezdevi, Usuli'd Din, 297-298) Ancak aklın işlevleri çok çeşitlidir. Akıl kendi başına bağımsız bir bilgi kaynağı olmakla birlikte, diğer bilgi elde edilen kaynakların kontrolünü de yapar.
Bütün bilgi kaynaklarından gelen bilgileri tasnif eder ve kendisine iletilen bilgilerin güvenirliği ile ilgili kararlar verir. Akıl bununla da yetinmez kendisine ulaşan bilgilere dayanarak başka bilgilerde üretir. Aynı zamanda akıl bazı şeyleri bedihi (apriori) olarak anlatılan, bir şeyin aynı anda iki farklı yerde olmayacağı, bir bilir. Bu bilgiler zorunlu bilgilerdir.( Nesefi, Tabsıratü'l-Edille, cilt 1 sayfa 27; Sabuni, Bidaye fi Usulid-Din, 49-50.) Örneğin mantık ilminde anlatılan bir şeyin aynı anda iki farklı yerde olmayacağı bir şeyin kendisiyle özdeş olduğu, üçüncü ihtimalin yokluğu, bütün parçasından büyüktür vb. şeyler bu tür bir bilgidir. Akıl duyularımızın verileri ile apriori bilgileri kullanarak yeni düşünceler/fikirler üretir. Fakat bu fikirlerin bilgi olabilmesi için diğer bilgi kaynaklarıyla kontrolü gerekir. Akıl gerek bilgi kaynağı olarak gerekse diğer bilgi kaynaklarının güvenirliğini sağlayan bir yeti/güç olarak bilgi epistemolojisinde çok önemli bir konuma sahiptir. Eğer akıl kabul edilmez, ona ve verdiği bilgilere güvenilmezse o zaman her türlü bilgi ve değer de geçerliliğini yitirir. Bu bağlamda Kur'an; asla aklı küçümsemez, değersiz hale getirmez, aksine inkarcılığı, sapkınlığı, günahkarlığı ve cehaleti aklı kullanmamaya ve akletmemeye bağlar. "... ancak bilginler düşünüp anlar" (Ankebut suresi ayet 43)". Allah azabı akıllarını kullanmayanlara verir.",(Yunus süresi ayet 100) ölen açık bir delille ölsün, yaşayan da açık bir delille (beyyine) "(Enfal suresi 42. Ayet) Dolayısıyla aklı küçümsemek, atıl bırakmak, karşı çıkmak, Allah'ın insana yol gösterici (hidayeti amme) olarak lütfettiği bu niteliğin kıymetini bilmemek anlamına gelir. Çünkü Kur'an kendisinde akıl bulunanları, aklı kullananları diğer varlıklardan daha saygın, değerli olduğunu ifade eder. Ayrıca Kur'an, yüzlerce ayette akla direk veya dolaylı vurgu yaparak aklın önemini, akıl yürüterek doğru bilgiye ulaşabileceğini haber vermektedir.(Bakara suresi ayet 164; Fussilet suresi 53 ve 54. Ayetler; Zariyat suresi 20 ve 21. Ayetler; Gaşiye suresi 17 ve 20. Ayetler) Birçok ayette duyu ve tecrübeyle elde edilemeyen bilgilerin aklın istidlal/nazar yaparak bilgiye ulaşılabileceğine vurgu yapılmaktadır. Neticede akıl, haber ve duyu alanlarının dışında kalan birçok konuda insana doğru ve güvenilir bilgi verir. Böylece insanın bilgiye erişmesinde önemli bir role sahiptir. Yani insan için vazgeçilmez bir bilgi kaynağıdır. |
Kıymetli @[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] kardeşim bir soru soracağım. Yazınızın sonunda okuduğum kanaatindeyiz kelimesi sizi mi temsil ediyor? Değilse kanaatindeyiz derken kimler bu çoğul kullanıma sebep olanlar. Sizi temsil ediyorsa kanaatindeyim demek yerine neden kanaatindeyiz olarak kullandınız.
|
Alıntı:
|
Alıntı:
|
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 21:02. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com