Havas Okulu  
Go Back   Havas Okulu > HavasOkulu Genel Bölüm > Sorularınız

Sorularınız her türlü soruyu buradan sorabilirsiniz.


amel imandan bir cüz müdür?

her türlü soruyu buradan sorabilirsiniz.


Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 07.12.25, 14:53
Üye
 
Üyelik tarihi: 03.10.25
Bulunduğu yer: bornova
Mesajlar: 38
Forum Puanı: 286
Etiketlendiği Mesaj: 1 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart amel imandan bir cüz müdür?

ehli sunnet kelamcilari amel imandan bir cuz degildir. iman kalb ile tasdik dil ile ikrardir demistir ayrica dil ile ikrar malin ve canin korunmasi icin sadece dunyada lazimdir demistir. Bu halde bir kimse puta secde etse, yahut sari'in hukumlerini uygulatmazsa fakat bunun yanlisligini kalben kabul ederse kafir olmaz demek gerekiyor. Nasslar bu konuda farkli manalara delalet ediyor. Bu problemin cozumu nedir?

Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 07.12.25, 19:16
imas - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Bilgili Üye
 
Üyelik tarihi: 18.01.20
Bulunduğu yer: her yer
Mesajlar: 22,485
Forum Puanı: 10206
Etiketlendiği Mesaj: 5352 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
edip Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
ehli sunnet kelamcilari amel imandan bir cuz degildir. iman kalb ile tasdik dil ile ikrardir demistir ayrica dil ile ikrar malin ve canin korunmasi icin sadece dunyada lazimdir demistir. Bu halde bir kimse puta secde etse, yahut sari'in hukumlerini uygulatmazsa fakat bunun yanlisligini kalben kabul ederse kafir olmaz demek gerekiyor. Nasslar bu konuda farkli manalara delalet ediyor. Bu problemin cozumu nedir?



İbadetin vazife olduğuna inanmak imandandır. İnanmak başka, yapmak başkadır. Bunları birbirlerine karıştırmamalıdır. İnandığı halde, tembellikle yapmayan kâfir olmaz. Vehhabiler, “Müslümanlar şirk üzere yaşadılar, bu yüzden, ölenleri müşriktir yani kâfirdir” diyorlar. Bir müslümana kâfir diyenin kendisi kâfir olur. Aslında bu itikadları yüzünden, yani vehhabi olmayan müslümanlara kâfir demeleri yüzünden bunlara cevap vermeye lüzum yok ise de, müslümanların bunları yakından tanımaları için bu hususlara açıklık getiriyoruz.

İmam-ı a’zam Ebu Hanife hazretleri, ameller imandan parça değildir buyurdu. İman, inanmak demektir. İnanmakta azlık çokluk olmaz. İbadetler, iman olsaydı, iman azalıp çoğalırdı.

Âyet-i kerimelerde, imanı olanlara, ibadet yapmaları, günahtan sakınmaları emrediliyor.
(Ey iman edenler, rüku edin; secde edin; Rabbinize ibadet edin.) [Hac 77]

(Ey iman edenler, Cuma günü namaz için ezan okununca, Allah’ı anmaya koşun.) [Cuma 9]

(Ey iman edenler, faiz yemeyin.) [Al-i imran 130]

(İman edip salih ameller işleyen kimseler için mağfiret ve bol rızık vardır.) [Hac 50]

(İman edip salih amel işleyenlere kesintisiz mükafat vardır.) [İnşikak 25]

(İman edip salih ameller işleyenlere Cennetler vardır.) [Tin 11]
Bu âyetler, imanın ibadetten başka olduğunu göstermektedir.

Şu âyet-i kerime de, amellerin imandan ayrı olduklarını açıkça göstermektedir:
(Erkek veya kadın, mümin olarak, iyi amel işleyeni mutlaka güzel bir hayata kavuşturacağız.) [Nahl 97]

İman edip, hiç ibadet yapamadan, hemen ölenin, mümin olduğu söz birliği ile bildirilmiştir. Cibril hadisinde de imanın [Amentü’deki altı esasa] inanmak olduğu bildirilmiştir.

Meşhur (Emali kasidesi) 43. beytinde diyor ki:
(Farz olan ibadetler, imandan sayılmaz.)

Ehl-i sünnet âlimlerinden bazıları, şu âyet ile hadis-i şerifi delil getirerek, iman [yani imanın nuru] artar eksilir dediler:
(Müminler ancak, Allah’ın âyetleri okunduğunda imanlarını artıran kimselerdir.) [Enfal 2]

(İman artarak, sahibini Cennete götürür. Azalarak da, Cehenneme sürükler.) [M. Nasihat]

İmam-ı a’zam hazretleri, bu âyet ve hadis-i şerifi şöyle açıkladı:
İmanın artması, devam etmesi, çok zaman sürmesi demektir. İmanın çok olması, inanılacak şeylerin çoğalması demektir. Mesela, Eshab-ı kiram, önce az şeylere inanırlardı. Yeni emirler gelince, imanları çoğalırdı. İmanın artması demek, kalbde nurunun artması demektir. Bu parlaklık, ibadet ile artar. Günah işlemekle azalır. (Şerh-ı Mevakıf , Cevheret-üt-tevhid)

Mutezile ile Vehhabiler ve diğer bazı bid’at fırkaları, (Amel, imandan parçadır) demişlerse de, amel, imanın parçası değildir. Küfrün zıddı iman, günahın zıddı ise ibadettir. İmanı bırakan kâfir olur, ibadeti terk eden günahkâr olur. Amelsiz iman makbuldür, imansız amel ise makbul değildir. Kadınların muayyen hallerinde olduğu gibi, namaz, oruç gibi ibadetleri bırakmak caiz ve gerekirken, imanı hiçbir zaman bırakmak caiz olmaz.

Yalnız iman ile Cennete girilirse de, yalnız amel ile Cennete girilmez. Amelsiz iman makbul, imansız amel ise makbul değildir. İmanı olmayanların yaptığı ibadetler, ahirette hiçbir işe yaramaz. İman başkasına hediye edilmez, fakat amelin sevabı, başkalarına hediye edilir. İman vasiyet edilmez, fakat kendi için amel yapılması vasiyet edilir. Ameli terk eden kâfir olmaz ise de, imanı terk eden hemen kâfir olur. Özrü olan kimseden amel affolur ise de, iman kimseden affolunmaz.

İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki:
Sapık fırkalar, (Onlar, iman edip salih amel işlediler) mealindeki (Rad) suresinin 29.âyet-i kerimesini delil gösterip, (Amel imanın parçasıdır) dediler. Halbuki bu ve benzeri âyetler, amelin, imanın içinde değil, dışında olduğunu gösterir. Eğer aksi olsaydı, (ve amilussalihat) sözü lüzumsuz tekrar edilmiş olurdu. Mutezile fırkasının [ve vehhabilerin], günah işleyenlerin ebedi Cehennemde kalacağını söylemesi yanlıştır. Çünkü hadis-i şerifte, (İkrar ettiği şeyi, inkâr etmeyen, kâfir olmaz) buyuruldu. Günah işleyen, tasdik ettiği imanın esaslarını inkâr etmiş olmaz. Ahirette yalnız imansızlara şefaat edilmez. Bu da, şefaat edilen günahkârların kâfir olmadığını gösterir. Hadis-i şerifte, (Büyük günah işleyenlere şefaat edeceğim) buyuruldu. Ebüdderda hazretleri, (Ya Resulallah, zina ve hırsızlık eden de, şefaate kavuşacak mıdır?) diye sual etti. Cevabında, (Evet zina ve hırsızlık edene de şefaat edeceğim) buyurdu. İman ile ölen herkes, er geç Cennete girer.

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Şirk üzere ölmeyen her mümine şefaat edeceğim.) [Bezzar, Hakim, Beyheki]

(Zina etmiş, hırsızlık yapmış, içki içmiş mümin de Cennete girer.) [Buhari]

Günahkâr mümin, cezasını çektikten sonra, Cennete girer. (Zina edenden, içki içenden iman çıkar) hadis-i şerifi, günahkârların kâmil mümin olmadığını bildirmektedir. (İman, kalb ile tasdik, dil ile ikrar ve azalarla ameldir) sözünün manası şudur: İnsanda iman, vücuttaki baş gibidir. El kol gibi uzuvlar da ameller gibidir. Elsiz, kolsuz insan olursa da, başsız insan olmaz. Normal bir insan tarif edilirken, bütün azaları ile tarif edilir. Yani bazı azaları eksik olsa bile insan yine insandır. Bunun gibi, kâmil mümin tarif edilirken, amel de dahil edilmiştir. Eli ayağı kesik kimseye (yaşayan ölü) dendiği gibi, büyük günah işleyene de, kâmil mümin değil manasına "mümin değildir" buyurulmuştur. (İhya)

İmam-ı Rabbani hazretleri de buyurdu ki:
İbadetler, imandan, parça değildir. Fakat ibadetler, imanın kemalini artırır. İmam-ı a’zam hazretleri, "İman artmaz ve azalmaz" buyurdu. Çünkü iman, kalbin tasdiki, kabul etmesi, inanması demektir. İnanmanın azı, çoğu olmaz. Azalan ve çoğalan inanışa, iman değil, zan ve vehim denir. Mümin büyük günah işlese de imanı gitmez, kâfir olmaz.

Günahı çok olan bir mümin, tevbe etmeden ölmüş ise, Allahü teâlâ dilerse, günahlarının hepsini affeder, dilerse günahları kadar azap eder; fakat sonunda yine Cennete koyar.
Ahirette kurtulmayacak olan yalnız kâfirlerdir. Zerre kadar imanı olan kurtuluşa kavuşur. (M. Rabbani 2/67

alinti

__________________
'Muhammedün Seyyidü’l-Kevneyni; / Ve’l-Ferikayni min Arabi’n ve min Acemi' (Muhammed (s.a.v)
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 07.12.25, 20:28
Yusufiyeli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Manevi
 
Üyelik tarihi: 24.09.16
Bulunduğu yer: Trabzon
Mesajlar: 4,915
Forum Puanı: 4547
Etiketlendiği Mesaj: 558 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
edip Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
ehli sunnet kelamcilari amel imandan bir cuz degildir. iman kalb ile tasdik dil ile ikrardir demistir ayrica dil ile ikrar malin ve canin korunmasi icin sadece dunyada lazimdir demistir. Bu halde bir kimse puta secde etse, yahut sari'in hukumlerini uygulatmazsa fakat bunun yanlisligini kalben kabul ederse kafir olmaz demek gerekiyor. Nasslar bu konuda farkli manalara delalet ediyor. Bu problemin cozumu nedir?
İman meselesi, kelam ilminde üzerinde çok durulan, ayrıntılı bir şekilde incelenen konuların başında gelmektedir. Bunun sebebinin de dinin temelinde, merkezinde imanın bulunması ve insan yaşamının bütün yönleri bu temel ilkeye (umdeye) göre anlam ve değer kazanmasıdır. Zira ilahi mesajın ana gayesi, amacı insanları "gerçek müminler"(Enfal suresi 2 ve 4, 74. Ayetler) seviyesine yükseltmektir. İslam düşünce tarihinde, Müslüman Alimler iman olgusunun niteliği, mahiyeti hakkında birbirinden farklı iman tanımları yapmışlardır. Bu bağlamda İmam Maturidi’ye göre iman, sadece kalbin tasdiki ve onayından ibarettir. O'na göre iman dilde değil, kalptedir. Dil kalpteki imanın tercümanı konumundadır. Asıl olan kalpteki imandır ve değişmemektedir.( Matüridi, Kitabü't-Tevhid, 373-380; Sabuni, el-Bidaye fi Usuli'd-Din, 174-175.)
Matüridi imanı şöyle tarif eder: "Allah'a ve Resulüne ve Onun Allah'tan getirdiğini söylediği şeylerin kesin ve doğru olduğuna kalpten inanmak ve bunların hak ve gerçek olduklarını kabul etmektir".( Ebu Mansur Matüridi, Te'vilatü'l-Kur'an (İstanbul: Mizan Yayınevi,
2005), 4.cilt sayfa227.) Matüridilere göre dil ile imanın ikrar edilmesi, imanın hiçbir şekilde asli şartı değildir. Dil ile ikrar edilmesi sadece dünyevi (hukuki) hükümlerin tatbik edilmesi için gerekli görülür. Dil ile ikrarın bunun dışında imanın aslı ile hiçbir ilişkisi yoktur. Eğer herhangi bir kimse kalp ile onaylar dili ile bunu söylemezse diğer kimseler (müminler) bunun mümin olduğunu bilmezler. Dil ile imanını söylemeyen kişi öldüğü zaman ve diğer dini hükümlerin uygulanmasında onun iman sahibi olduğu bilinemeyeceğinden dolayı Müslüman muamelesi yapılmaz. Fakat Allah nezdinde bu tür kimseler tam mümindirler.( Pezdevi, Usuli'd Din (Ehli Sünnet Akaidi), 214-217; Sabuni, el-Bidaye fi Usuli'd-Din, 170-171.)
İmanı tam ve kamildir. Çünkü imanın hakikati sadece kalbin onayından ibarettir. Matüridi ve Ebü'l-Hasan er-Rüstüfağni'ye göre Hz. Peygamber'in mucizelerini dikkate alarak iman eden kişinin başka bir istidlalde bulunmasına gerek yoktur. Gayba iman imkanı ortadan kalktığı için be's ve ye's halinde iman geçersizdir. (Nesefi, Tabsıratü'l-Edille, cilt 1 sayfa 38)
İman-Amel İlişkisi
Helal telakki etmeden ve hafife almadan büyük veya küçük günah işleyen Müslüman dinden çıkmaz. Çünkü Kur'an'da günah işleyen kimseden "mümin" veya "iman edenler" diye bahsedilmiş, selam veren kimseye "mü'min değilsin" demek yasaklanmış.( Bakara suresi ayet 178; Nisa suresi ayet 94; Hucurat suresi ayet 9.) Günah işleyenlerin tövbe etmeleri istenmiş ve günahta ısrar etmedikçe bağışlanacakları açıklanmış, Hz. Peygamber’e de müminler için Allah'tan mağfiret dilemesi emredilmiş(Tevbe suresi ayet 113; Nur suresi ayet 31; Muhammed suresi ayet 19.)
ve Allah'ın afüv, gafur, tevvab gibi sıfatları vurgulanmıştır. Müslümanın da nefsani arzularının baskısıyla ihmalden ötürü günah işleyip bağışlanma ümidi taşıdığı dikkate alınırsa kafir değil fasık mü'min olduğu anlaşılır. Veya Tövbe ederek veya etmeden ölen günahkar Müslümanın Ahiretteki durumu Allah'a havale edilir, dilerse bağışlar, dilerse azap eder, ancak cehennemde ebediyen kalmayacağı hususu naslardan anlaşılmaktadır. Allah'a isyan edenlerin ebediyen cehennemde kalacağına ilişkin naslar mutlak fasıkla ilgilidir, mutlak fasık ise kafirdir. Matüridilerin büyük çoğunluğu bu görüştedir.( Ebu Hanife, el-Fikhu'l-Ekber (İmamı Azam'ın Beş Eseri içinde orijinal metin), 55-56; Matüridi, Kitabü't-Tevhid, 323; Pezdevi, Usuli'd
Din (Ehli Sünnet Akaidi), 187. 477, Teftazani, Şerhu'l-Akaid, 37.)

__________________
Yunusça sevgimizden anlamayana cevabımız Yavuzca olacaktır...
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 26.02.26, 21:12
 
Üyelik tarihi: 06.11.25
Bulunduğu yer: Denizli
Mesajlar: 440
Forum Puanı: 320
Etiketlendiği Mesaj: 22 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Merhabâ cânlar
Evet,'amel,îmândan bir cuz'dur.Kurânın ve Ehli Beytin(Hazerât Muhammedin,Fâtimanın,'Alînin,Hasanın,Huseynin) aktarımı,anlatımı ''Îmân-'Amel Bütünlüğü'' yönündedir.Beyyine sûresinin 7. âyeti(Hayru'l-Beriyye),uş bu bütünlüğün delîlidir,huccetidir,isbâtıdır.
Saygılar,sevgiler cânlar

Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Yaradılış Celil Derin Konular & Beyin Fırtınası 2 08.04.24 00:11
PEYGAMBERLER Tarihi 2 Cazgircinx Peygamberler 10 13.02.24 20:25
Silsile-i Aliyye-i Nakşibendiyye-i Müceddidiyye-i Saminiyye Seyyid Emîr Külâl ks Kâf-u Nûn Allah Dostları & Evliyalar 0 02.10.20 00:46
Özgür iradenin Kader de Yeri Och Metafizik 1 14.09.20 16:45
Dünyâyı Terk etmek, Onu Kötülemek Swordsfish islam & islami Konular 1 21.06.20 20:31


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 11:06.


Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com