Alıntı:
Mentalakon Nickli Üyeden Alıntı
(Mesaj 700932)
Selamun Aleyküm, Herkese hayırlı ramazanlar. Biraz yaşadığım durumu anlatacağım dert mahiyetinde çünkü hem anonimim hem de dostlarım dost değil. Akıl hocalığı yapan kimsem yok.
Abiler/Ablalar ben bir dua ettim. Bizim mahallemizde markette çalışan bir kıza tutuldum gerçekten aşık oldum dualarımda yer vermeye başladım. "Allahım adı bu sanı bu o benim için hayırlıysa yolumuzu birleştir sohbetimizi koyulaştır bizi bir araya getir" tarzında dualarımda yer verdim. Birkaç gün sonra 2 gün içinde tanıştık kahve içmeye çıktık ama evlerimize gittiğimizde hiç mesajlarıma bakmıyor baksa bile tane cevap verip konuyu kapatıyor umursamıyor ilgi sıfır gösterdiğim ilgiyi umursamıyor vs. Ben biraz gözlemci ve 6. hissi kuvvetli olan birisiyim ve hislerimde yanılmamışım benimle konuşurken başkalarıyla konuşmalar zina etmeler vs. ben de ise tam tersi ben hayatımda hiç bir zaman bu tür şeylere izin vermedim. Yani ben anlamlandıramıyorum. Yaradana hayırlısıyla diye dua ediyorum ama yaradan bunu kendi gözlerimle mi görmem için yoksa gerçekten ben bunu mu hak ediyorum mu ki böyle oldu bilemiyorum. Bu durumun içinden nasıl çıkacağımı bilmiyorum. Ne anlamalıyım onu da bilmiyorum Allah sonumu hayırlı etsin.
|
Sen dua etmişsin ve duanda “hayırlıysa” kaydını da koymuşsun. Bu kayıt çok mühimdir; çünkü kul talep eder, kader ise terbiyeyi getirir. Bazen dua bir kapıyı açar; ama o kapı, sandığın odaya değil, seni koruyacak bir koridora çıkarır. İki gün içinde tanışmanız ve kahve içmeniz “dua kabul oldu” diye okunabileceği gibi, daha sahih bir okumayla “Allah sana bu meseleyi uzatmadan gösterdi” diye de okunabilir.
Asıl dikkat etmen gereken yer şurası: Sen “hissederim, yanılmam” diyorsun ve onun başkalarıyla yaşadıklarına dair çok ağır ifadeler kullanıyorsun. Kardeşim, burada iki tehlike var. Birincisi, zanna dayanarak hüküm kurmak insanı yakar; Kur’ân zanna kapı bırakmaz. İkincisi, gördüğünü sandığın şeyler doğru olsa bile, senin vazifen yargıçlık değil; kendi istikametini korumaktır. Yani bu mesele “onu düzeltmek” değil, “kendini kirletmeden çıkmak” meselesi.
Şimdi gelelim “Ne anlamalıyım?” soruna. En sade ve gerçek cevap şu: Karşındaki kişi sana aynı ciddiyetle yönelmiyor. Bu kadar. Bu, senin değersiz olduğun anlamına gelmez; bu, uyumsuzluk ve niyet ayrılığı demektir. Senin mizacın belli: helal daire, sadakat, sınır, edep. Karşındaki kişi (en azından anlattığın kadarıyla) bu çizgiyi taşımıyor ya da taşımaya niyeti yok. Böyle bir tabloda “neden böyle oldu” diye kendini yemen, seni daha da dağıtır. Bazen Allah kulunu, kapıyı açarak değil; kapının ardını göstererek korur. “Hayırlıysa” diye dua eden kulun kazancı da budur: Hayırsızsa, hayırsızlığı erken görür.
“Ben bunu mu hak ediyorum?” demişsin. Kardeşim, bu da nefsin sana kurduğu ağır bir cümle. Senin hak ettiğin şey, senin ahlâkına uygun bir birlikteliktir. Allah seni kendinle aynı yolda yürüyebilecek birine nasip eder; insanın her gördüğüyle imtihan olması, o gördüğünü hak ettiği anlamına gelmez. Bazen imtihan, “kapıyı erken kapatmayı” öğretir.
Bu noktadan sonra sana düşen: Karşındakini ne itham ederek büyüt, ne de kendini küçülterek yerle bir et. Sonunu çok doğru bağlamışsın: “Allah sonumu hayırlı etsin.” Ben de aynı duayı edeyim: Rabbim kalbini muhafaza etsin, seni zanna ve karanlığa düşürmesin, helal ve temiz bir nasibi vaktinde önüne koysun. Sen de bu imtihandan “kırılarak” değil, “ölçü kazanarak” çık.
Doğrusunu Allah bilir.