![]() |
Harflerin Esrarı...
Eğer “esmâ” ile “harflerin esrarı” arasında hakikî bir bağ varsa, isim harften mi doğar, yoksa harf ismin zuhurdaki gölgesi midir? Harf bilinmeden esmânın bâtınına, esmâ bilinmeden de insanın halifelik sırrına varılabilir mi?
|
Hoş geldin mnks
|
Alıntı:
Harflerin sırlarının incelenmesiyle Kur’an ayetlerinin sırları, iman şubelerinin sırları, yaratmanın sırları öğrenilebilir. Bu sırları öğrenmek o kadar kolay değildir. Bu sırları öğrenebilmek için, ölmeden önce ölen kullardan olmak gerekir. Bu da ancak gerçek bir Sufi olmakla mümkündür. Kelimelerin sırları Kur’an’daki Harflerin Sırları Besmeledeki harflerin sırları Allah İsmindeki Harflerin Sırları Her harfin özel sırları ancak bu sırları öğrendikten sonra Allahın ilminden bize verilen çok az kısmın sırlarına erişebiliriz bu sırların bizden 1 nebze üstüne erişen kişi büyük şeyh ibni arabi hz gibi olur, onun bir nebze daha üstünü düşünmek insan aklına sığmaz.. |
Alıntı:
İbn Arabî Hazretleri’ni büyük yapan da yalnızca harflerin esrarına temas etmesi değildir; harften mânâya, mânâdan isme, isimden müsemmâya geçebilen bir kalb sahibi olmasıdır. |
Alıntı:
ya şeyhül ekber gibi idam edilir ya hallacı gibi önce kolları bacakları sonra kafası kesilir ya da seyyid nesimi gibi derisi yüzülür yada en masum haliyle şeyh ahmed Yesevi gibi 63 yaşından sonra bana yaşamak zül gelir diyerek yerin 4 metre aldında bir hücrede ömrünü tamamlar |
Alıntı:
|
Bu sohbeti çok beğendim :)
|
Sohbet çok güzel ilerliyor çok hoşuma gitti
|
Alıntı:
Esmâ bâtındır, harf zâhirdir. Esmâ, ilâhî nisbetler ve hakikatlerdir; harf ise o hakikatlerin işitilebilir, yazılabilir ve okunabilir biçimde görünmesidir. Bu sebeple “Âdem’e esmâ öğretildi” ayetini harflerin esrarına işaret sayan çizgi de aslında şunu söylemektedir: Âdem’e salt kelime ezberi değil, hakikatlerin anahtarı verilmiştir; harfler de o anahtarın zâhirdeki tertibidir. Metinde açıkça, harflerin esrarının Âdem’e öğretildiği, bunun da onu hilafete ehil kıldığı söylenir. Fakat burada en mühim incelik şudur: Harf bilmek ile harflerin hakikatine ermek aynı şey değildir. Harfin sayısını, tertibini, mahrecini bilmek başka; onun hangi isme, hangi mertebeye, hangi tecelliye işaret ettiğini bilmek başkadır. Nitekim “bütün esrar bu harflerin altındadır” derken, herkesin bunların tamamını kuşatamayacağını, herkese derecesine göre bir sır verileceğini söyler. Yani harf ilmi mekanik bir hesap değil; nasibe, idrake ve tahkike bağlı bir sır alanıdır. O halde “harf bilinmeden esmânın bâtınına varılır mı?” sualinin cevabı bizim nazarımızda, harfin zâhirini bilmeden esmânın bütün remzine varılamaz; fakat sırf harf bilgisiyle de esmânın bâtını açılmaz. Çünkü esmânın bâtını, yalnız lafızda değil; kulun kalbinde, hâlinde ve tecelli kabiliyetinde açılır. Harf kapıdır, isim mânâdır, marifet ise o mânânın kulda dirilmesidir. Bu yüzden harf, bâtına geçişte lazımdır; ama tek başına yeterli değildir. İnsanın halifelik sırrı da burada düğümlenir. İnsan halife olduğu için esmâyı bilir; halife olduğu için harfi çözer değil. Daha doğrusu, insanın hilafeti harfte değil, hakikati taşıma istidadındadır. Fakat o hakikatin zâhirdeki düzeni de harf, kelime ve isimle kurulur. Bu yüzden halifelik sırrı ne yalnız “isim bilmek”tedir ne de yalnız “harf çözmek”tedir; isimden hakikate, harften mânâya, lafızdan ilâhî nisbetlere geçebilmektedir. İbn Arabî’nin insanı “Hakk’ın ve âlemin sûretinden meydana gelen bir nüsha” diye anlatması da bunu gösterir: insan, isimlerin mazharı olduğu için azizdir; fakat o zuhurun kendisine ait olmadığını bildiği ölçüde de kuldur. Sürç-i lisan ettiysem ehli olan tashih buyursun... |
Alıntı:
|
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 18:09. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com