Havas Okulu  
Go Back   Havas Okulu > HavasOkulu Genel Bölüm > Sorularınız

Sorularınız her türlü soruyu buradan sorabilirsiniz.


Bid'at Ehlinden bazı şahısları bilmek ister misiniz?

her türlü soruyu buradan sorabilirsiniz.


Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #81  
Alt 16.04.26, 08:40
Üye
 
Üyelik tarihi: 09.04.26
Bulunduğu yer: Kıbrıs
Mesajlar: 64
Forum Puanı: 102
Etiketlendiği Mesaj: 0 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
HâmûŞî Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Değerli kardeşim, önce dönüp kendi yazdığın bütün cümleleri baştan sona bir daha oku; sonra benim sana yazdıklarımı yeniden oku. Ondan sonra bak bakalım ben kafamdan bir profil mi kurmuşum, yoksa senin kendi lafzın mı o profili satır satır çizmiş. Çünkü insan bazen kendini değil, cümlelerini ele verir. Sen ‘birden fazla kişiyle konuşuyordum, bu yüzden dağınık oldu’ diyorsun. Biz ise deriz ki: Ehl-i sünnet usûlü bir kişiyle konuşurken de bozulmaz, on kişiyle konuşurken de bozulmaz, kırk kişiyle konuşurken de bozulmaz. Muhatap çoğaldı diye isnad gevşemez, lafız karışmaz, ağır hüküm hafiflemez. Hele itikad, tebdi‘, tahzir ve isim vererek ümmeti uyarma iddiasında bulunan biri için bu mazeret hiç geçmez. Çünkü hüküm ağırlaştıkça söz daha tartılmış olur; daha dağınık değil.

Şimdi sana usûlün kalbinden tek bir sual soruyorum:
Ehl-i sünnet yolunda, çok kişiyle konuşuyor olmak sebebiyle itikad bahislerinde eksik nakil, yanlış nispet, bağlamsız tahzir ve ‘avamı koruma’ gerekçesiyle hükmü tahkikin önüne alma hangi kaide ile caiz olur? Eğer ‘caiz olur’ diyorsan, bizzat kendi elinle, insanlara isim vererek yaptığın bütün tahzirlerin zan, ihtimal ve acele hüküm üzerine kurulabileceğini kabul etmiş olursun; yani kendi listenin altını kendin boşaltırsın. Eğer ‘caiz olmaz’ diyorsan, o zaman ‘dağınık yazdım, çok kişi vardı’ savunman düşer ve kendi usûlünün kusurlu olduğunu ikrar etmiş olursun. Peki hangisini seçiyorsun? Usûl mü, mazeret mi?

Benim usulümun eksik veya kusurlu olması bir şey değiştirmez. Listede bulunan zatlari neden direkt isim olarak veridgimden şikayetçisin ama buraya sadece o görüşleri yazsaydım direkt şahıs ismi vermek kadar etkili olur muydu? Bu listede olan adamlar Ehli Sünnet Velcemaat itikadı dışında itikad benimseyen insanlar değil mi? İnsanlar hak görüşte olsa dahi takip ettikleri adamların her görüşünü bilmiyorsa onu hak zannederek her ne söylerse kabul ederse ne olur? Welewki ben yanlış yoldan yazdın öyle anlattım bu durum bu gerçeği değistirmez ki. Takıldığın yer neden sadece tek yön?
Eğer EHLİ SUNNET VELCEMAAT Akidesi sadece görüşlere reddiye yapıp isim vermiyorda bu listede olanları tenkid eden onca Âlim neden var? Benim usulümun kusurlu olması bu listedeki adamları doğru biri yapmıyor.

Alıntı:
Svg Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Üslubunu düzeltmezsen, üzülürsün.
Bana yazılan yorumu okudun mu? Uslubumda ne var?

Alıntı ile Cevapla
  #82  
Alt 16.04.26, 10:44
Svg - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Vefalı Üye
 
Üyelik tarihi: 18.09.24
Bulunduğu yer: Olmak istemediği yerde
Mesajlar: 4,538
Forum Puanı: 1983
Etiketlendiği Mesaj: 171 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
Mehmet Efe Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Bana yazılan yorumu okudun mu? Uslubumda ne var?
@[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] ve @[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] 'nin eğitimini ve ilmini bilsen tek kelime etmezdin. Özellikle @[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] çok sabırlı davrandı.

Alıntı ile Cevapla
  #83  
Alt 16.04.26, 10:50
Svg - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Vefalı Üye
 
Üyelik tarihi: 18.09.24
Bulunduğu yer: Olmak istemediği yerde
Mesajlar: 4,538
Forum Puanı: 1983
Etiketlendiği Mesaj: 171 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Gideyim de kahve yapayım kendime. Bütün geceyi haşerelerle uğraşarak geçirdim. Çenesi düşük olan bu zararlılar ne çekiyorlarsa çeneleri yüzünden çekiyorlar. Konuş diyince de ne hikmetse susuyorlar. Ben de Yamyam'ı salıyorum üstlerine.

__________________
Taşı havaya atıp kafasını altına tutana ne olur?
To view links or images in signatures your post count must be 10 or greater. You currently have 0 posts.
Alıntı ile Cevapla
  #84  
Alt 16.04.26, 11:27
HâmûŞî - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
MoLLa
 
Üyelik tarihi: 08.03.22
Bulunduğu yer: • Zû Tuvâ •
Mesajlar: 1,110
Forum Puanı: 3263
Etiketlendiği Mesaj: 90 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
Mehmet Efe Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Benim usulümun eksik veya kusurlu olması bir şey değiştirmez. Listede bulunan zatlari neden direkt isim olarak veridgimden şikayetçisin ama buraya sadece o görüşleri yazsaydım direkt şahıs ismi vermek kadar etkili olur muydu? Bu listede olan adamlar Ehli Sünnet Velcemaat itikadı dışında itikad benimseyen insanlar değil mi? İnsanlar hak görüşte olsa dahi takip ettikleri adamların her görüşünü bilmiyorsa onu hak zannederek her ne söylerse kabul ederse ne olur? Welewki ben yanlış yoldan yazdın öyle anlattım bu durum bu gerçeği değistirmez ki. Takıldığın yer neden sadece tek yön?
Eğer EHLİ SUNNET VELCEMAAT Akidesi sadece görüşlere reddiye yapıp isim vermiyorda bu listede olanları tenkid eden onca Âlim neden var? Benim usulümun kusurlu olması bu listedeki adamları doğru biri yapmıyor.



Bana yazılan yorumu okudun mu? Uslubumda ne var?
Değerli kardeşim,

Sen, “Benim usûlümün eksik veya kusurlu olması bir şeyi değiştirmez” diyorsun. Ben ise başından beri sana şunu anlatmaya çalışıyorum: Hakikat kendi yerinde değişmez; fakat hakikatin insanlara ulaşma şekli bozulursa, tesiri de zayi olur. Sen bunu hafife alıyorsun. Hâlbuki usûl, sözün kenarında duran bir süs değil; sözün omurgasıdır.

Buraya isimleri yazdığından beri dönüp bak: Kaç kişi sana “Evet, çok doğru söyledin; bu adamlar böyledir, ümmet dikkat etmelidir” dedi? Hiç kimse. Neden? Çünkü söylediğin şeyi usûlsüz taşıdın. Demek ki mesele sadece “gerçek var mı yok mu?” meselesi değildir; mesele, gerçeğin hangi elden, hangi mizanla ve hangi terbiye ile taşındığıdır.

Usûl ne zamandan beri ikinci plana atılır oldu? Hangi âlim, “Ben hak bir şeyi savunuyorum; öyleyse ölçüsüz konuşsam da olur” demiştir? Bilakis âlimi âlim yapan şey, hakikati bilmesi kadar onu nasıl, ne zaman ve hangi kelime ile söyleyeceğini bilmesidir. Sadece doğruyu bilen çoktur; fakat doğruyu doğru bir mizanda taşıyan azdır.

Ayrıca sen, her söylediğini çoğu yerde müzakereye açık bir değerlendirme gibi değil, mutlak doğru gibi sundun. Sanki karşındaki herkes ilmî derecede senden aşağıdaymış, sen ise ilim yolunda çok büyük menziller katetmişsin gibi konuştun. Sözlerinin götürdüğü yer sanki şudur: “Benim vardığım netice kesindir; kaynaklarımda da tereddüt yoktur; bunlar öteden beri ihtilafsız hakikattir.” Hâlbuki ilim böyle taşınmaz. İlimde kat‘î olan vardır, zannî olan vardır; muhkem olan vardır, müteşâbih olan vardır; ihtilaflı olan vardır, icmâ ile sabit olan vardır. Bunların hepsini tek ses gibi konuşursan, ilim konuşmuş olmazsın; sadece kendi kanaatini yükseltmiş olursun.

Ümmete faydalı olmaya değil de ümmete ikaz etmeye, hizaya getirmeye, yol göstermeye gelmiş gibi duran bir dil kuruyorsun. Oysa kardeşim, yol gösterenin yolu, gösterdiği yerden daha az mühim değildir. Çünkü bazen insan doğru kapıyı işaret eder ama oraya yanlış bir patikadan yürüttüğü için arkasındakileri uçuruma sürükler. Bu yüzden “Ben doğruyu söylüyorum” demek yetmez; o doğruya hangi dille, hangi edeble, hangi mizânla çağırdığın asıl imtihandır.

Karşındaki kişilerin ilmini bilmeden, değerini tartmadan ve sadece kendi bildiğini merkeze koyarak konuşmaya başladığında, orada ilim meclisi doğmaz; orada nefsin tonu yükselir. İlim, muhatabı küçülterek büyümez. Oysa ilmin en büyük kapısı edeptir. Bu kadar kendinden eminsen, ilminden de eminsen, dilinden de emin olmalısın. Çünkü gerçek ilim insana ilk olarak haddini öğretir; sesini değil, ölçüsünü büyütür.

Büyükler bunun için şu manayı çok kuvvetli şekilde dile getirmiştir:
“İlimden önce edep öğreniniz; çünkü ilmi yerinde tutan şey edeptir.”

Bu sözler boşuna söylenmemiştir. Çünkü usûlsüz, mizansız ve kendi bilgisini her şeyin üstünde gören bir dille yürüyen kimseyle yol almak, şahsım adına söylüyorum, insana aydınlık vermez; bilakis onu yavaş yavaş karanlığa götürür. Zira karanlık, sadece cehaletten doğmaz; bazen ölçüsüz ilim iddiasından da doğar.

Şimdi meseleyi tam yerine oturtan misali söyleyeyim:

Bir adam düşün ki elinde çok kıymetli bir kandil var. İçindeki yağ saf, fitili sağlam, ışığı hakikaten parlak. Fakat o kandili eline aldığı hâlde önünü aydınlatmak için değil, insanların gözünün içine tutarak yürütüyor. Kandilin ışığı gerçek olduğu hâlde, o ışık yol göstermek yerine göz kamaştırıyor; insanlar yolu görmek yerine sendeleyip sağa sola çarpıyor. İşte hakikat kandilin ışığıdır; usûl o kandilin tutulma biçimidir; edep ise onun kime, ne kadar ve nasıl çevrileceğini bilmektir. Işık doğru olabilir, ama tutulma biçimi yanlışsa yol aydınlanmaz.

Benim sana başından beri söylediğim budur kardeşim:
Hakikatin varlığı başka, hakikatin insanlara fayda verecek şekilde taşınması başkadır.
Birincisine güveniyorsun; ikincisini ise küçümsüyorsun. Hâlbuki ümmete fayda, tam da ikinci kısımda doğar.

“Kelâmı uzattım; senin de vaktine girdim, kendi nefsime de yükledim, bunu okuyanın da nazarını meşgul ettim. Lâkin umarım ki bu uzayış, sözün israfı değil, mânânın yerli yerine oturması içindir. Şayet haddini aşıp da kelâmın hukukuna dokunduysa, bundan haya ederim. Bu sebeple hem senin, hem de okuyanın hakkı geçtiyse hakkınızı helâl edin.”

__________________
Muhammedün Tâcü Ruslillâhi Qâtıbeten; Muhammedün Sâdiku’l-Akvâli ve’l-Kelimi.
Alıntı ile Cevapla
  #85  
Alt 16.04.26, 11:44
Saho - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Daimi Üye
 
Üyelik tarihi: 24.11.20
Bulunduğu yer: Sonsuz Gri'de
Mesajlar: 563
Forum Puanı: 2161
Etiketlendiği Mesaj: 34 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
HâmûŞî Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Değerli kardeşim,

Sen, “Benim usûlümün eksik veya kusurlu olması bir şeyi değiştirmez” diyorsun. Ben ise başından beri sana şunu anlatmaya çalışıyorum: Hakikat kendi yerinde değişmez; fakat hakikatin insanlara ulaşma şekli bozulursa, tesiri de zayi olur. Sen bunu hafife alıyorsun. Hâlbuki usûl, sözün kenarında duran bir süs değil; sözün omurgasıdır.

Buraya isimleri yazdığından beri dönüp bak: Kaç kişi sana “Evet, çok doğru söyledin; bu adamlar böyledir, ümmet dikkat etmelidir” dedi? Hiç kimse. Neden? Çünkü söylediğin şeyi usûlsüz taşıdın. Demek ki mesele sadece “gerçek var mı yok mu?” meselesi değildir; mesele, gerçeğin hangi elden, hangi mizanla ve hangi terbiye ile taşındığıdır.

Usûl ne zamandan beri ikinci plana atılır oldu? Hangi âlim, “Ben hak bir şeyi savunuyorum; öyleyse ölçüsüz konuşsam da olur” demiştir? Bilakis âlimi âlim yapan şey, hakikati bilmesi kadar onu nasıl, ne zaman ve hangi kelime ile söyleyeceğini bilmesidir. Sadece doğruyu bilen çoktur; fakat doğruyu doğru bir mizanda taşıyan azdır.

Ayrıca sen, her söylediğini çoğu yerde müzakereye açık bir değerlendirme gibi değil, mutlak doğru gibi sundun. Sanki karşındaki herkes ilmî derecede senden aşağıdaymış, sen ise ilim yolunda çok büyük menziller katetmişsin gibi konuştun. Sözlerinin götürdüğü yer sanki şudur: “Benim vardığım netice kesindir; kaynaklarımda da tereddüt yoktur; bunlar öteden beri ihtilafsız hakikattir.” Hâlbuki ilim böyle taşınmaz. İlimde kat‘î olan vardır, zannî olan vardır; muhkem olan vardır, müteşâbih olan vardır; ihtilaflı olan vardır, icmâ ile sabit olan vardır. Bunların hepsini tek ses gibi konuşursan, ilim konuşmuş olmazsın; sadece kendi kanaatini yükseltmiş olursun.

Ümmete faydalı olmaya değil de ümmete ikaz etmeye, hizaya getirmeye, yol göstermeye gelmiş gibi duran bir dil kuruyorsun. Oysa kardeşim, yol gösterenin yolu, gösterdiği yerden daha az mühim değildir. Çünkü bazen insan doğru kapıyı işaret eder ama oraya yanlış bir patikadan yürüttüğü için arkasındakileri uçuruma sürükler. Bu yüzden “Ben doğruyu söylüyorum” demek yetmez; o doğruya hangi dille, hangi edeble, hangi mizânla çağırdığın asıl imtihandır.

Karşındaki kişilerin ilmini bilmeden, değerini tartmadan ve sadece kendi bildiğini merkeze koyarak konuşmaya başladığında, orada ilim meclisi doğmaz; orada nefsin tonu yükselir. İlim, muhatabı küçülterek büyümez. Oysa ilmin en büyük kapısı edeptir. Bu kadar kendinden eminsen, ilminden de eminsen, dilinden de emin olmalısın. Çünkü gerçek ilim insana ilk olarak haddini öğretir; sesini değil, ölçüsünü büyütür.

Büyükler bunun için şu manayı çok kuvvetli şekilde dile getirmiştir:
“İlimden önce edep öğreniniz; çünkü ilmi yerinde tutan şey edeptir.”

Bu sözler boşuna söylenmemiştir. Çünkü usûlsüz, mizansız ve kendi bilgisini her şeyin üstünde gören bir dille yürüyen kimseyle yol almak, şahsım adına söylüyorum, insana aydınlık vermez; bilakis onu yavaş yavaş karanlığa götürür. Zira karanlık, sadece cehaletten doğmaz; bazen ölçüsüz ilim iddiasından da doğar.

Şimdi meseleyi tam yerine oturtan misali söyleyeyim:

Bir adam düşün ki elinde çok kıymetli bir kandil var. İçindeki yağ saf, fitili sağlam, ışığı hakikaten parlak. Fakat o kandili eline aldığı hâlde önünü aydınlatmak için değil, insanların gözünün içine tutarak yürütüyor. Kandilin ışığı gerçek olduğu hâlde, o ışık yol göstermek yerine göz kamaştırıyor; insanlar yolu görmek yerine sendeleyip sağa sola çarpıyor. İşte hakikat kandilin ışığıdır; usûl o kandilin tutulma biçimidir; edep ise onun kime, ne kadar ve nasıl çevrileceğini bilmektir. Işık doğru olabilir, ama tutulma biçimi yanlışsa yol aydınlanmaz.

Benim sana başından beri söylediğim budur kardeşim:
Hakikatin varlığı başka, hakikatin insanlara fayda verecek şekilde taşınması başkadır.
Birincisine güveniyorsun; ikincisini ise küçümsüyorsun. Hâlbuki ümmete fayda, tam da ikinci kısımda doğar.

“Kelâmı uzattım; senin de vaktine girdim, kendi nefsime de yükledim, bunu okuyanın da nazarını meşgul ettim. Lâkin umarım ki bu uzayış, sözün israfı değil, mânânın yerli yerine oturması içindir. Şayet haddini aşıp da kelâmın hukukuna dokunduysa, bundan haya ederim. Bu sebeple hem senin, hem de okuyanın hakkı geçtiyse hakkınızı helâl edin.”
"..ve ahıru da'vahum enil hamdulillahi rabbil alemin." (10.10)

Alıntı ile Cevapla
  #86  
Alt 17.04.26, 20:09
Üye
 
Üyelik tarihi: 09.04.26
Bulunduğu yer: Kıbrıs
Mesajlar: 64
Forum Puanı: 102
Etiketlendiği Mesaj: 0 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
HâmûŞî Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Değerli kardeşim,

Sen, “Benim usûlümün eksik veya kusurlu olması bir şeyi değiştirmez” diyorsun. Ben ise başından beri sana şunu anlatmaya çalışıyorum: Hakikat kendi yerinde değişmez; fakat hakikatin insanlara ulaşma şekli bozulursa, tesiri de zayi olur. Sen bunu hafife alıyorsun. Hâlbuki usûl, sözün kenarında duran bir süs değil; sözün omurgasıdır.

Buraya isimleri yazdığından beri dönüp bak: Kaç kişi sana “Evet, çok doğru söyledin; bu adamlar böyledir, ümmet dikkat etmelidir” dedi? Hiç kimse. Neden? Çünkü söylediğin şeyi usûlsüz taşıdın. Demek ki mesele sadece “gerçek var mı yok mu?” meselesi değildir; mesele, gerçeğin hangi elden, hangi mizanla ve hangi terbiye ile taşındığıdır.

Usûl ne zamandan beri ikinci plana atılır oldu? Hangi âlim, “Ben hak bir şeyi savunuyorum; öyleyse ölçüsüz konuşsam da olur” demiştir? Bilakis âlimi âlim yapan şey, hakikati bilmesi kadar onu nasıl, ne zaman ve hangi kelime ile söyleyeceğini bilmesidir. Sadece doğruyu bilen çoktur; fakat doğruyu doğru bir mizanda taşıyan azdır.

Ayrıca sen, her söylediğini çoğu yerde müzakereye açık bir değerlendirme gibi değil, mutlak doğru gibi sundun. Sanki karşındaki herkes ilmî derecede senden aşağıdaymış, sen ise ilim yolunda çok büyük menziller katetmişsin gibi konuştun. Sözlerinin götürdüğü yer sanki şudur: “Benim vardığım netice kesindir; kaynaklarımda da tereddüt yoktur; bunlar öteden beri ihtilafsız hakikattir.” Hâlbuki ilim böyle taşınmaz. İlimde kat‘î olan vardır, zannî olan vardır; muhkem olan vardır, müteşâbih olan vardır; ihtilaflı olan vardır, icmâ ile sabit olan vardır. Bunların hepsini tek ses gibi konuşursan, ilim konuşmuş olmazsın; sadece kendi kanaatini yükseltmiş olursun.

Ümmete faydalı olmaya değil de ümmete ikaz etmeye, hizaya getirmeye, yol göstermeye gelmiş gibi duran bir dil kuruyorsun. Oysa kardeşim, yol gösterenin yolu, gösterdiği yerden daha az mühim değildir. Çünkü bazen insan doğru kapıyı işaret eder ama oraya yanlış bir patikadan yürüttüğü için arkasındakileri uçuruma sürükler. Bu yüzden “Ben doğruyu söylüyorum” demek yetmez; o doğruya hangi dille, hangi edeble, hangi mizânla çağırdığın asıl imtihandır.

Karşındaki kişilerin ilmini bilmeden, değerini tartmadan ve sadece kendi bildiğini merkeze koyarak konuşmaya başladığında, orada ilim meclisi doğmaz; orada nefsin tonu yükselir. İlim, muhatabı küçülterek büyümez. Oysa ilmin en büyük kapısı edeptir. Bu kadar kendinden eminsen, ilminden de eminsen, dilinden de emin olmalısın. Çünkü gerçek ilim insana ilk olarak haddini öğretir; sesini değil, ölçüsünü büyütür.

Büyükler bunun için şu manayı çok kuvvetli şekilde dile getirmiştir:
“İlimden önce edep öğreniniz; çünkü ilmi yerinde tutan şey edeptir.”

Bu sözler boşuna söylenmemiştir. Çünkü usûlsüz, mizansız ve kendi bilgisini her şeyin üstünde gören bir dille yürüyen kimseyle yol almak, şahsım adına söylüyorum, insana aydınlık vermez; bilakis onu yavaş yavaş karanlığa götürür. Zira karanlık, sadece cehaletten doğmaz; bazen ölçüsüz ilim iddiasından da doğar.

Şimdi meseleyi tam yerine oturtan misali söyleyeyim:

Bir adam düşün ki elinde çok kıymetli bir kandil var. İçindeki yağ saf, fitili sağlam, ışığı hakikaten parlak. Fakat o kandili eline aldığı hâlde önünü aydınlatmak için değil, insanların gözünün içine tutarak yürütüyor. Kandilin ışığı gerçek olduğu hâlde, o ışık yol göstermek yerine göz kamaştırıyor; insanlar yolu görmek yerine sendeleyip sağa sola çarpıyor. İşte hakikat kandilin ışığıdır; usûl o kandilin tutulma biçimidir; edep ise onun kime, ne kadar ve nasıl çevrileceğini bilmektir. Işık doğru olabilir, ama tutulma biçimi yanlışsa yol aydınlanmaz.

Benim sana başından beri söylediğim budur kardeşim:
Hakikatin varlığı başka, hakikatin insanlara fayda verecek şekilde taşınması başkadır.
Birincisine güveniyorsun; ikincisini ise küçümsüyorsun. Hâlbuki ümmete fayda, tam da ikinci kısımda doğar.

“Kelâmı uzattım; senin de vaktine girdim, kendi nefsime de yükledim, bunu okuyanın da nazarını meşgul ettim. Lâkin umarım ki bu uzayış, sözün israfı değil, mânânın yerli yerine oturması içindir. Şayet haddini aşıp da kelâmın hukukuna dokunduysa, bundan haya ederim. Bu sebeple hem senin, hem de okuyanın hakkı geçtiyse hakkınızı helâl edin.”

Sanırım haklısınız daha doğru şekilde bir yol izlemeliydim. Hakkınızı helal edin ve sağolun

Alıntı ile Cevapla
  #87  
Alt 17.04.26, 20:15
HâmûŞî - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
MoLLa
 
Üyelik tarihi: 08.03.22
Bulunduğu yer: • Zû Tuvâ •
Mesajlar: 1,110
Forum Puanı: 3263
Etiketlendiği Mesaj: 90 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
Mehmet Efe Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Sanırım haklısınız daha doğru şekilde bir yol izlemeliydim. Hakkınızı helal edin ve sağolun
Estağfirullah değerli kardeşim, hakkımız her zaman helâldir..

__________________
Muhammedün Tâcü Ruslillâhi Qâtıbeten; Muhammedün Sâdiku’l-Akvâli ve’l-Kelimi.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Başınıza Gelen Olayların Sebebini Öğrenmek İster misiniz? bitter Esmaül Hüsna 30 28.10.24 07:11
Manyetizma ve hipnotizma nedir? Celil Parapsikoloji & Spiritüalizm 2 26.10.24 11:22
ismâil Hakkı Bursevî Kâf-u Nûn Allah Dostları & Evliyalar 5 16.03.24 21:19
Gerçek Aleviliği bilmek ister misiniz? kahvei Farklı inanış biçimleri 8 07.11.22 00:52
Başınız ve bedeninizin dik, alnınızın açık olmasını ister misiniz? Gercek Galibiyet ve Başarı Uygulamaları 3 18.11.20 16:19


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 23:07.


Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com