Havas Okulu

Havas Okulu (https://www.havasokulu1.com/)
-   Sorularınız (https://www.havasokulu1.com/sorulariniz/)
-   -   Sırr-ı Keşf-i Mücerred: Zamanın Levhasını Okumak (https://www.havasokulu1.com/sorulariniz/104797-sirr-i-kesf-i-mucerred-zamanin-levhasini-okumak.html)

imas 12.06.26 11:27

Alıntı:

Mesturu Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 711341)
İmam el-Eş'ari ve Kelam alimleri (Bâkıllânî, Cüveynî, Gazâlî), evrendeki arazların (özelliklerin) iki zaman diliminde baki kalamayacağını ("El-Arazu lâ yebkâ zamâneyn") asırlar önce ilan etmişlerdir.
Yani bir atom ve onun zaman içindeki hali, üst üste iki saniye kendi kendine var olamaz. Allah onu her an yok eder ve benzerini yaratır. Bu kavramın İslam'daki adı özbeöz Teceddüd-i Emsâl'dir.
Biz zamanı inkâr etmiyoruz; zamanın, Allah'ın o muazzam ve kesintisiz yaratma kudretinin bizde bıraktığı bir "akış hissi" olduğunu söylüyoruz. Zaman, yaratılan benzerlerin (emsâlin) peş peşe dizilmesinden doğan ilahi bir nizamdır. Bunu anlamak için Einstein'a ihtiyaç yok; Kur'an'daki "O, her an yeni bir tecellidedir/yaratıştadır" (Rahmân Suresi, 29) ayetini okumak yeterlidir.
Biz "Gelecek o levhada bir bütün olarak mevcuttur" derken, kaderin donmuş bir hapishane olduğunu söylemiyoruz.
Gerçek: Allah ezelî ilmiyle senin neyi yenileyeceğini, hangi ameli seçeceğini bildiği için o emsâl şablonunu oraya koymuştur. Yani kulun cüzi iradesi, her an yenilenen o varoluşun içinde bizzat kendi seçimleriyle caridir. Burada ne Cebriyye vardır ne de kaderin inkarı; burada sadece mutlak kudretin her salise tecelli etmesi vardır.
Fusûsu'l-Hikem (Süleyman Faslı) Kanıtı:
İbnü'l-Arabî, Kur'an'da geçen Belkıs'ın tahtının bir anda (göz kırpma süresinde) getirilmesi hadisesini açıklarken, zamanın ve yaratılışın peş peşe yenilenmesini aynen şu kelimelerle anlatır: Alemde teceddüd-i emsâl (benzerlerin sürekli yenilenmesi) her an caridir. İnsan zanneder ki var olan şey, zaman içinde sabit kalarak devam etmektedir. Halbuki o şey, her bir saniyede (an) yok olmakta ve peşinden onun tıpatıp benzeri yeniden yaratılmaktadır. İnsanlar bu süratli yok oluş ve var oluş arasındaki boşluğu (adem) fark edemedikleri için, zamanı kesintisiz akan düz bir çizgi zannederler."
Şeyh-ul Ekber açıkça söylüyor; senin o üzerinde yoğunlaştığın "benzerlerin yenilenmesi", zaman denilen o düz çizgiyi bir yanılsama haline getirir. Zaman, sadece bu yenilenen karelerin peş peşe dizilmesidir.
Gelelim o "Zaman bir küredir, geçmiş ve gelecek şu saniyede tek bir levhada mevcuttur" cümlesinin bizzat İbnü'l-Arabî'nin kaleminden çıkan asıl kanıtına. Şeyh, Fütûhât’ta zamanın hakikatini ve "Ân-ı Dâim"i (Sonsuz tek anı) şöyle formüle eder:
Zaman, mekânın bâtınıdır (iç yüzüdür). Hakikat katında geçmiş, şimdiki zaman ve gelecek diye ayrı kompartımanlar yoktur. Zaman, mahlukatı her yönden kuşatan muhit (kürevi) bir dairedir. Kulun ruhu, zâhirî bağlardan soyunup levhaya baktığında, ezelî ve ebedî olan tüm hadiseleri 'ŞU AN' (el-Ân) olarak, tek bir noktada görür. Çünkü Allah'ın ilmi ve o ilmin yazıldığı Levh-i Mahfuz, zamanın akışına mahkûm değildir; her anı içinde barındıran tek bir levhadır.
Sen 'Bizim ilmimizde olmayan bizim kitaplarımızı okumasın' diyerek İbnü'l-Arabî’nin söylerisi mi hak değil Alın baın İbnü'l-Arabî bizzat Fusûs'ta ve Fütûhât'ta 'Zaman bir dairedir/küredir, her şey tek bir andır ve her şey benzerlerinin yenilenmesidir (teceddüd-i emsâl)' diye satır satır yazıyor. Bu teoriyi Einstein’dan 700 yıl önce İslam terminolojisine kazıyan bizzat Şeyh-ul Ekber'dir.

Bunlar öyle kafa patlatacak çok önemli meseleler ve kavramlar değil, bunlarla zaman harcamak verilen en büyük hediyeyi hor kullanmaktır ki bunda Mesuliyet vardır


islama göre
İslam'da zaman, yaratılmış ve sonlu bir kavramdır. Zamanı yaratan ve zamandan münezzeh olan zamanın ötesinde bulunan tek varlık Allah'tır. İnsan için ise zaman; hayatın, imtihanın ve ahiret hazırlığının merkezinde yer alan en değerli, sorumlu ve tükenen bir sermayedir.

Ben buna inanırım
İşte bu kadar...

Mesturu 12.06.26 11:32

Alıntı:

imas Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 711344)
Bunlar öyle kafa patlatacak çok önemli meseleler ve kavramlar değil, bunlarla zaman harcamak verilen en büyük hediyeyi hor kullanmaktır ki bunda Mesuliyet vardır


islama göre
İslam'da zaman, yaratılmış ve sonlu bir kavramdır. Zamanı yaratan ve zamandan münezzeh olan zamanın ötesinde bulunan tek varlık Allah'tır. İnsan için ise zaman; hayatın, imtihanın ve ahiret hazırlığının merkezinde yer alan en değerli, sorumlu ve tükenen bir sermayedir.

Ben buna inanırım
İşte bu kadar...

Kıymetli din kardeşim imas
Hâşâ zaten buna inanmamak insanı küfüre sürükler ama bizim en büyüklerimiz olarak kabul ettiğimiz kimselerin kanaatlerini avam dilinde büyük havasçıların böyle derin konuları işlemesini görmezden gelmek doğru görmedim ve bir hava forum Sitesi’ne bu konu hakkında konu açtım inanırım inanmam ben de kendi görüşlerimi değil büyüklerin görüşlerini aktardım ama dediğiniz gibi buradaki çoğu kişi için ağır bir konu siz kıymetli vaktinizi ayırmayı tercih etmemiş olabilirsiniz ama benim ilgimi çektiği için değersiz vaktimden epey harcadım bu konu için

Cerrah 12.06.26 11:32

Alıntı:

imas Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 711344)
Bunlar öyle kafa patlatacak çok önemli meseleler ve kavramlar değil, bunlarla zaman harcamak verilen en büyük hediyeyi hor kullanmaktır ki bunda Mesuliyet vardır


islama göre
İslam'da zaman, yaratılmış ve sonlu bir kavramdır. Zamanı yaratan ve zamandan münezzeh olan zamanın ötesinde bulunan tek varlık Allah'tır. İnsan için ise zaman; hayatın, imtihanın ve ahiret hazırlığının merkezinde yer alan en değerli, sorumlu ve tükenen bir sermayedir.

Ben buna inanırım
İşte bu kadar...

Dediğiniz gibi hocam zaman gezegenlerin hareketine bağlı bir şeydir gezegenler yaratılmış ise zaman da yaratılmışdir.bazilari Allahin mekanı olduğunu söylüyor gökler de yaratılmış olduğuna göre Allah imamı azamin dediği gibi zamandan ve mekandan münezzehtir dogru mudur hocam

Mesturu 12.06.26 11:52

Alıntı:

Cerrah Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 711348)
Dediğiniz gibi hocam zaman gezegenlerin hareketine bağlı bir şeydir gezegenler yaratılmış ise zaman da yaratılmışdir.bazilari Allahin mekanı olduğunu söylüyor gökler de yaratılmış olduğuna göre Allah imamı azamin dediği gibi zamandan ve mekandan münezzehtir dogru mudur hocam


Tövbe estağfurullah öyle bir konuştun ki kardeşim sanki ben ateistmişim de onu inkar ediyormuşum gibi Allah tabii ki zamandan ve mekandan münezzehtir
Bunu anlamak için imam azamın dediklerine gerek yok bu çok temel bir bilgidir

Cerrah 12.06.26 12:00

Alıntı:

Mesturu Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 711350)
Tövbe estağfurullah öyle bir konuştun ki kardeşim sanki ben ateistmişim de onu inkar ediyormuşum gibi Allah tabii ki zamandan ve mekandan münezzehtir
Bunu anlamak için imam azamın dediklerine gerek yok bu çok temel bir bilgidir

Hakkınızı helal edin öyle demek istemedim mübarek cuma vakti bazen forumda selefi /vehhabi görüşlü kişiler yorum yapıyor sözüm onlaraydi .Allah'ın eli vardır diyen kisilereydi

Mesturu 12.06.26 12:04

Alıntı:

Cerrah Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 711353)
Hakkınızı helal edin öyle demek istemedim mübarek cuma vakti bazen forumda selefi /vehhabi görüşlü kişiler yorum yapıyor sözüm onlaraydi .Allah'ın eli vardır diyen kisilereydi

Anladım kıymetli kardeşim estağfurullah sorun yok
Bizim inancımız itikatımız tamdır tarikatımız(yolumuz) onun yoludur
Ehli sünnet vel cemaat

Cerrah 12.06.26 12:12

Alıntı:

Mesturu Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 711355)
Anladım kıymetli kardeşim estağfurullah sorun yok
Bizim inancımız itikatımız tamdır tarikatımız(yolumuz) onun yoludur
Ehli sünnet vel cemaat

Ben dini bilgileri kullanarak hayatı evreni okumayı severim Bediüzzaman hazretleri gibi imas hocama bu yüzden o soruyu sordum.dogru yerden bakarsan dinle bilim asla çelişmez sadece insana Allah aklı sınırlı vermiştir,bizi aşan soruları sormamayi fazla merak etmemeyi söylemiştir,neticede ezeli ilmin sahibidir Allah CC. Doğrusunu Allah bilir.

Mesturu 12.06.26 12:20

Alıntı:

Cerrah Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 711356)
Ben dini bilgileri kullanarak hayatı evreni okumayı severim Bediüzzaman hazretleri gibi imas hocama bu yüzden o soruyu sordum.dogru yerden bakarsan dinle bilim asla çelişmez sadece insana Allah aklı sınırlı vermiştir,bizi aşan soruları sormamayi fazla merak etmemeyi söylemiştir,neticede ezeli ilmin sahibidir Allah CC. Doğrusunu Allah bilir.

Kesinlikle
Kur'an yüzlerce ayette "Düşünmüyor musunuz?", "Akletmiyor musunuz?" diyerek insanı evreni, doğayı, tarihi ve insan psikolojisini anlamaya çağırır. Pozitif bilimler (astronomi, tıp, matematik, felsefe vb.) tamamen bu "merak" ve "soru sorma" dürtüsüyle gelişmiştir.
Doğru Soru Sormak: İslam'da yasaklanan şey soru sormak değil; niyetin kötü olması (alay etmek, şüphe yaymak, inatlaşmak) veya aklın sınırlarını aşan soyut alanlarda boğulup vesveseye düşmektir. Hakikati bulmak, imanını derinleştirmek amacıyla sorulan her soru değerlidir.

sin60 12.06.26 18:04

Alıntı:

Mesturu Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 711307)
Avam zanneder ki zaman, dünden bugüne akan, bugünden de yarına giden düz bir çizgidir. Bu yüzden geleceği bilmeyi veya gaipten haber almayı "yarın ne olacağını tahmin etmek" zannederler.
Halbuki kadim havas felsefesinde zaman, bir çizgi değil; her şeyin aynı anda yaşanıp bittiği muazzam bir küredir. Geçmiş de, şu an da, gelecek de aslında şu saniyede, tek bir levhada mevcuttur.
Peki, insan ruhanilerden yardım almadan, büyüye bulaşmadan bu levhayı nasıl okur? İşte "Mücerred" (Çıplaklaşma) süreci aynen şöyle işler:
1. Beş Duyunun İptali ve "Karanlık Oda" Sırrı
İnsanın zâhirî gözü, kulağı ve teni, bu katı dünyaya ait sinyalleri toplar. Beyin sürekli olarak dışarıdan gelen bu gürültüyle (ses, ışık, telaş) meşgul olduğu için, ruhun asıl duyuları uykudadır.
Havasın Metodu: Kadim alimler kişiyi "Halvet" denilen, zerre ışık ve ses girmeyen yeraltı mahzenlerine veya karanlık odalara alırlardı. Günlerce süren bu mutlak sessizlikte, beyin dış dünyadan sinyal almayı tamamen kesince, katı bedenin algısı çöker. Ruh, bedenin prangasından sıyrılıp mücerred (çıplak, her şeyden soyunmuş) hale gelir.
2. Feleklerin Ritmini Yakalamak (Zaman Perdesinin Yırtılması)
Duyular sustuğunda, kalbin "Basiret" gözü aralanır. Bu aşamada kişi kafasını kaldırıp baktığında duvarları değil, feleklerin (göksel dairelerin) dönüşündeki o ilahi senkronizasyonu görmeye başlar.
Olan Şey Şudur: Kişi, Levh-i Mahfuz’un bu dünyaya sızan dalga boylarını yakalar. O odada otururken, üç gün sonra kapısını çalacak adamın ne niyetle geleceğini, iki yıl sonra yeryüzünde kopacak bir hadisenin o anki sarsıntısını kalbinde hisseder. Çünkü onun ruhu, zamanın "gelecek" denilen kısmına zıplamamıştır; aksine, zamanın tamamının zaten "ŞU AN" olduğunu müşahede etmiştir.
Bu Keşfin Arkasındaki Muazzam Tehlike ve "Hayal Tuzağı"
İşte seninle en çok tartışmamız gereken, bu ilmin en bıçak sırtı noktası burasıdır mübarek. İbnü'l-Arabî bu konuda çok sert uyarılarda bulunur.
Ruh, bedenden soyunup o mücerred aleme çıktığında, karşısına ilk olarak "Âlem-i Misal" (Hayal Alemi) çıkar.
Tuzak: Eğer bu yola giren kişinin içinde zerre kadar dünya arzusu, kibir, intikam veya para hırsı varsa; o hayal alemi kişinin kendi içindeki bu arzularını birer "hakikatmiş" gibi onun önüne serer. Kişi nefsinin uydurduğu hayalleri, "Bana keşif açıldı, geleceği görüyorum, feleklerin sesini duyuyorum" zannederek şizofrenik bir hezeyanın içine düşer.
Fark: Hakiki keşif, sessiz, gürültüsüz, görüntüsüz, doğrudan kalbe inen mutlak bir biliş (yakîn) halidir. Kul o an her şeyi bilir ama bunu kimseye caka satmak için kullanamaz; kelam dili kilitlenir.


Bazı ekleme ve notlar:
Zamanı Aynen Görmek" Meselesindeki uyaran notum (Levh-i Mahv ve İsbat):
Az önce zamanın tek bir levha olduğunu ve keşfi açılanın bunu bütünüyle okuduğunu söyledik. İşte burası eksiktir. Eğer burayı böyle bırakırsak, kaderi mutlak bir donmuşluk zannederiz.
İşin Doğrusu: Keşf-i Mücerred sahnesine çıkan bir salik, kaderin iki yüzünü görür. Biri Levh-i Mahfuz'dur (asla değişmez), diğeri ise Levh-i Mahv ve İsbat'tır (yani duayla, sadakayla, tövbeyle sürekli değişen, silinip yeniden yazılan kader planı). Dolayısıyla, keşif sahibi o odada bir hadiseyi gördüğünde, o gördüğü şey mutlak bir son olmayabilir; kulun iradesiyle yönü değişecek bir ihtimaller zinciri de olabilir. Yani keşif, her zaman yüzde yüzlük bitmiş bir nokta değildir.
2. Şeriat Mizanı anlasılırlıgı Kandil ve Gölge):
Metinde duyuların iptalinden ve direkt kalbe inen bilgiden bahsettik. Fakat en büyük havas alimlerinin (İmam-ı Rabbani, İbnü'l-Arabî) koyduğu mutlak bir kontrol mekanizmasını eklemezsek metin noksan kalır: "Keşif, şeriatın zâhirî nasslarına (Kur'an ve Sünnete) asla ters olamaz." * İşin Doğrusu: Eğer bir kişinin karanlık odada kalbine, şeriatın helal ve haram sınırlarına uymayan bir "bilgi" veya emir gelirse, o keşif mücerred değil; bizzat şeytanın o kulun nefsiyle eğlendiği bir "istidrac" (yani manevi bir tuzaktır). Gelen bilginin doğruluğu, her zaman zâhirî din mizanıyla tartılır.

hocam benim nacizane fikrim havas ilmi Tasavvuf ilmi ile beraber yaşanırsa muhteşem olur,,sizin bu yazdıklarınızın çogu tasavvufi alana girergül1

Mesturu 12.06.26 18:05

Alıntı:

sin60 Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 711419)
hocam benim nacizane fikrim havas ilmi Tasavvuf ilmi ile beraber yaşanırsa muhteşem olur,,sizin bu yazdıklarınızın çogu tasavvufi alana girergül1

Konu yararlı gelmedi mi size kıymetlim?


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 18:12.

Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.

havasokulu1.com


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148