Havas Okulu

Havas Okulu (https://www.havasokulu1.com/)
-   Sorularınız (https://www.havasokulu1.com/sorulariniz/)
-   -   Aynı Hadis, Farklı Hüküm... (https://www.havasokulu1.com/sorulariniz/104912-ayni-hadis-farkli-hukum.html)

HâmûŞî 20.06.26 01:31

Aynı Hadis, Farklı Hüküm...
 
Aynı hadisi delil alan iki mezhep neden farklı hüküm verir?

imas 20.06.26 07:02

Alıntı:

HâmûŞî Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 712616)
Aynı hadisi delil alan iki mezhep neden farklı hüküm verir?

Konu çok uzun çok etraflı bir konu, hadis ehli olmaktan rey ehli olmaya, lafzi durumdan örfi duruma kadar, müctehidlikten rivayet yöntemlerine kadar bir çok etken vardır

Cumhur ülemanın tamamı tarafından bu farklı yorumlar olağan ve normal bir durum olarak kabul edilmiştir

HâmûŞî 20.06.26 11:16

Alıntı:

imas Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 712620)
Konu çok uzun çok etraflı bir konu, hadis ehli olmaktan rey ehli olmaya, lafzi durumdan örfi duruma kadar, müctehidlikten rivayet yöntemlerine kadar bir çok etken vardır

Cumhur ülemanın tamamı tarafından bu farklı yorumlar olağan ve normal bir durum olarak kabul edilmiştir

Üstadım, bir mezhebin aynı hadisten çıkardığı hükmün “muteber içtihad” sayılması için hangi şartlar bulunmalıdır, aynı hadisi kullanan fakat usul, delalet ve tatbik mahallini gözetmeyen bir yorum hangi noktadan sonra muteber ihtilaf olmaktan çıkar?

imas 20.06.26 12:10

Alıntı:

HâmûŞî Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 712622)
Üstadım, bir mezhebin aynı hadisten çıkardığı hükmün “muteber içtihad” sayılması için hangi şartlar bulunmalıdır, aynı hadisi kullanan fakat usul, delalet ve tatbik mahallini gözetmeyen bir yorum hangi noktadan sonra muteber ihtilaf olmaktan çıkar?

Hangi mezheb olursa olsun hepsininde içtihadı doğrudur velevki birbiriyle çelişse bile , fakat çelişen yoktur yukarıda saydığım şartlardan dolayı, ayrıca müctehidin içtihadı muteberdir
Mesela hanefiye göre denizden çıkan sadece balık helaldir diğer çıkanlar mekruhrur
Şafiye göre denizden çıkan her şey yenir helaldir ( zararlı ve sağlığa zarar vermeyenler)

Burada çelişki var mı? Hayır yok?

HâmûŞî 20.06.26 13:11

Alıntı:

imas Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 712623)
Hangi mezheb olursa olsun hepsininde içtihadı doğrudur velevki birbiriyle çelişse bile , fakat çelişen yoktur yukarıda saydığım şartlardan dolayı, ayrıca müctehidin içtihadı muteberdir
Mesela hanefiye göre denizden çıkan sadece balık helaldir diğer çıkanlar mekruhrur
Şafiye göre denizden çıkan her şey yenir helaldir ( zararlı ve sağlığa zarar vermeyenler)

Burada çelişki var mı? Hayır yok?

Üstadım, burada çelişki değil, muteber ihtilaf vardır. Ama “müctehidin içtihadı muteberdir” demekle “bütün içtihadlar hakikatte aynı derecede isabetlidir” demek aynı şey değildir. Her biri mezhebi içinde amel bakımından geçerlidir, fakat usulde isabet-hata ayrımı da tamamen kaldırılmaz. İncelik buradadır.

Yani Hanefi’nin deniz ürünleri konusundaki hükmü kendi usulü içinde, Şafii’nin hükmü de kendi usulü içinde muteberdir. Sadece “muteber ihtilaf” ile “hakikatte isabet” meselesinin usulde nasıl ayrıldığını sormak istedim üstadım...

Mesturu 25.06.26 21:21

Alıntı:

HâmûŞî Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 712616)
Aynı hadisi delil alan iki mezhep neden farklı hüküm verir?


1 Delâlet Yönündeki Farklılıklar Lafzın Manaya İşareti
Bir hadisin metni sübutu kesin olabilir ancak o metindeki kelimelerin ne anlama geldiği fıkıh usûlünde ikiye ayrılır Delâleti Katî tek anlama gelen ve Delâleti Zannî birden fazla anlama gelebilen
Hakikat mi Mecaz mı Hadiste geçen bir kelimeyi bir mezhep doğrudan ilk akla gelen hakiki anlamıyla alırken diğer mezhep Arap dilinin kuralları çerçevesinde onu mecazi anlamda yorumlayabilir
Âmm Genel ve Hâs Özel Meselesi Hadisteki emir genel midir yoksa belirli bir duruma veya şahsa mı özeldir Bu konudaki usûl kuralları mezhepten mezhebe değişir
2 Mezheplerin Hadis Kabul Şartlarındaki Metodolojik Farklar
Her mezhebin bir hadisi hukukî bir delil hüküm kaynağı olarak kabul etmek için öne sürdüğü Usûl Şartları farklıdır Metin aynı olsa bile o metne yaklaşım ilkeleri kararı değiştirir
Hanefî Usûlü Umûmu Belvâ ve Kıyas Hanefîler eğer bir hadis Haberi Vâhid tek kanaldan gelen rivayet ise ve günlük hayatta herkesin başına gelen herkesin bilmesi gereken bir konuyu Umûmu Belvâ anlatıyorsa o hadisle amel etmek için çok sıkı şartlar ararlar Ayrıca hadisin mantığı Kuranın genel ilkelerine veya yerleşik Kıyasa hukukî analojiye aykırıysa lafzı sınırlandırırlar ya da başka türlü yorumlarlar
Malikî Usûlü Ameli Ehli Medine İmam Malik elindeki hadis sahih bile olsa eğer o hadisin hükmü Medine halkının yaşayan sünnetine Ameli Ehli Medine ters düşüyorsa Medine halkının uygulamasını hadisin lafzına tercih eder Çünkü ona göre Medine halkının bu ameli binlerce kişinin Hz Peygamberden görerek aktardığı kesintisiz bir mütevatır unnettir
Şâfiî ve Hanbelî Usûlü Nassın Mutlak Üstünlüğü İmam Şâfiî ve İmam Ahmed sahih bir hadis bulduklarında akli kıyaslara veya Medine halkının ameline bakmaksızın hadisin zahiri görünen lafzını mutlak otorite kabul ederler
3 Nesh Hükmün Kaldırılması ve Kronoloji Analizi
Hz Peygamber sav 23 yıllık tebliğ sürecinde bazı hükümleri zamanla değiştirmiştir
İki mezhep de aynı hadsi cok iyi bilir Ancak A Mezhebi o hadisi sürecin başında söylenmiş ve sonradan hükmü kaldırılmış mensuh bir uygulama olarak görürken B Mezhebi o hadisin sonraki dönemde söylendiğini ve önceki hükümleri iptal eden nihai karar nâsih olduğunu savunur Tarihsel kronolojiyi tespitteki bu içtihat frkı hükmü tamamen değiştirir
4 İllet Hukukî Gerekçe ve Maksat Farklılığı
Fıkıhta hükümler kurokörüne değil bir amaca ve gerekçeye illet binaen verilir
Müctehidlerden biri hadisteki emri taabbüdî gerekçesi sorgulanmadan aynen uygulanması gereken ibadet karakterli bir hüküm olarak görürken diğeri o hadisin dönemsel maslahata dayalı veya rasyonalize edilebilir bir gerekçesi illeti olduğunu söyler İllet ortadan kalktığında veya değiştiğinde hükmün de değişmesi gerektiğini savunur
Örnek DE verilebilir arzu edilirse

HâmûŞî 25.06.26 23:22

Alıntı:

Mesturu Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 713253)
1 Delâlet Yönündeki Farklılıklar Lafzın Manaya İşareti
Bir hadisin metni sübutu kesin olabilir ancak o metindeki kelimelerin ne anlama geldiği fıkıh usûlünde ikiye ayrılır Delâleti Katî tek anlama gelen ve Delâleti Zannî birden fazla anlama gelebilen
Hakikat mi Mecaz mı Hadiste geçen bir kelimeyi bir mezhep doğrudan ilk akla gelen hakiki anlamıyla alırken diğer mezhep Arap dilinin kuralları çerçevesinde onu mecazi anlamda yorumlayabilir
Âmm Genel ve Hâs Özel Meselesi Hadisteki emir genel midir yoksa belirli bir duruma veya şahsa mı özeldir Bu konudaki usûl kuralları mezhepten mezhebe değişir
2 Mezheplerin Hadis Kabul Şartlarındaki Metodolojik Farklar
Her mezhebin bir hadisi hukukî bir delil hüküm kaynağı olarak kabul etmek için öne sürdüğü Usûl Şartları farklıdır Metin aynı olsa bile o metne yaklaşım ilkeleri kararı değiştirir
Hanefî Usûlü Umûmu Belvâ ve Kıyas Hanefîler eğer bir hadis Haberi Vâhid tek kanaldan gelen rivayet ise ve günlük hayatta herkesin başına gelen herkesin bilmesi gereken bir konuyu Umûmu Belvâ anlatıyorsa o hadisle amel etmek için çok sıkı şartlar ararlar Ayrıca hadisin mantığı Kuranın genel ilkelerine veya yerleşik Kıyasa hukukî analojiye aykırıysa lafzı sınırlandırırlar ya da başka türlü yorumlarlar
Malikî Usûlü Ameli Ehli Medine İmam Malik elindeki hadis sahih bile olsa eğer o hadisin hükmü Medine halkının yaşayan sünnetine Ameli Ehli Medine ters düşüyorsa Medine halkının uygulamasını hadisin lafzına tercih eder Çünkü ona göre Medine halkının bu ameli binlerce kişinin Hz Peygamberden görerek aktardığı kesintisiz bir mütevatır unnettir
Şâfiî ve Hanbelî Usûlü Nassın Mutlak Üstünlüğü İmam Şâfiî ve İmam Ahmed sahih bir hadis bulduklarında akli kıyaslara veya Medine halkının ameline bakmaksızın hadisin zahiri görünen lafzını mutlak otorite kabul ederler
3 Nesh Hükmün Kaldırılması ve Kronoloji Analizi
Hz Peygamber sav 23 yıllık tebliğ sürecinde bazı hükümleri zamanla değiştirmiştir
İki mezhep de aynı hadsi cok iyi bilir Ancak A Mezhebi o hadisi sürecin başında söylenmiş ve sonradan hükmü kaldırılmış mensuh bir uygulama olarak görürken B Mezhebi o hadisin sonraki dönemde söylendiğini ve önceki hükümleri iptal eden nihai karar nâsih olduğunu savunur Tarihsel kronolojiyi tespitteki bu içtihat frkı hükmü tamamen değiştirir
4 İllet Hukukî Gerekçe ve Maksat Farklılığı
Fıkıhta hükümler kurokörüne değil bir amaca ve gerekçeye illet binaen verilir
Müctehidlerden biri hadisteki emri taabbüdî gerekçesi sorgulanmadan aynen uygulanması gereken ibadet karakterli bir hüküm olarak görürken diğeri o hadisin dönemsel maslahata dayalı veya rasyonalize edilebilir bir gerekçesi illeti olduğunu söyler İllet ortadan kalktığında veya değiştiğinde hükmün de değişmesi gerektiğini savunur
Örnek DE verilebilir arzu edilirse

Değerli kardeşim, cevabının ana istikameti doğru. Aynı hadisten farklı hüküm çıkması çoğu zaman hadisi bilmemekten değil, hadisin sübutunu, delaletini, başka delillerle ilişkisini ve tatbik mahallini farklı usullerle değerlendirmekten doğar.

Yalnız müsaadenle burada birkaç ince kayıt düşmek gerekir.

Evvela her hadis “sübutu kesin” değildir. Mütevatir haberin sübutu kat‘idir, haber-i vahidin sübutu ise çoğu zaman zannidir. Bu yüzden mezhepler bazen hadisin metninde değil, o metnin hüküm kurmaya elveriş derecesinde farklı değerlendirmeye giderler.

İkinci olarak, “Şafii ve Hanbeli usulü hadisin zahirini mutlak alır, kıyasa ve amele bakmaz” ifadesi biraz fazla geneldir. İmam Şafii de, Ahmed b. Hanbel de sahih hadisi elbette merkeze alır, fakat onlar da cem, tercih, tahsis, takyid, nesh, umum-husus, mutlak-mukayyed gibi usul kaideleriyle hareket ederler. Yani mesele sadece “zahir alındı” veya “rey kullanıldı” kadar basit değildir.

Hanefilerde de haber-i vahid, umumü’l-belva ve kıyas meselesi doğrudur, fakat bu “Hanefi hadis karşısında kıyası tercih eder” diye okunmamalıdır. Hanefi usulünde bazen hadisin rivayet yolu, yaygın amel, Kur’an’ın külli kaideleri ve sahabe uygulaması birlikte tartılır. Burada maksat hadisi terk etmek değil, hadisin hüküm sahasını doğru tespit etmektir.

Malikilerin amel-i ehl-i Medine’ye verdiği değer de doğrudur, fakat o da her durumda, her sahih hadisin önüne geçen tek ölçü değildir. Amel-i ehl-i Medine’nin hangi çeşidinin delil olduğu, bunun rivayet mi, fetva mı, örf mü, nakli amel mi olduğu ayrıca tartılır.

Nesh meselesinde de dikkat gerekir. İki delil arasında farklılık görülür görülmez hemen nesh denmez. Önce cem‘ imkanı aranır, sonra tahsis, takyid, tercih ve tarih bilgisi değerlendirilir. Nesh en son başvurulan kapıdır. Çünkü nesh iddiası, bir hükmün artık amel dışı kaldığını söylemek demektir, bu da kolay söylenecek bir şey değildir.

İllet ve maksat bahsi de böyledir. Bir hadisin hükmü taabbüdi ise illet arayarak daraltılamaz. Ama makulü’l-ma‘na ise illet, maslahat, örf ve zamanın değişmesi hükmün tatbik sahasını etkileyebilir. Fakat bu da keyfi değil, usul ile olur.

Kısacası değerli kardeşim aynı hadisi delil alan iki mezhebin farklı hüküm vermesi ilmin zayıflığından değil, usulün derinliğindendir. Fakat bu ihtilafın muteber olması için üç şey gerekir, Delil sahih olacak, delalet usulle okunacak, hüküm tatbik mahalline doğru indirilecek.

Yoksa herkesin aynı hadisten istediği manayı çıkarması “mezhep ihtilafı” değil, usulsüz yorum olur.

Hadisi bilmek başka, hadisin hangi hükmü nerede ve hangi şartla doğurduğunu bilmek başkadır. Mezhep imamlarını büyük yapan da sadece rivayet bilmeleri değil, rivayeti usul terazisinde hükme dönüştürmeleridir.
Konuya değerli katkın için ALLAH razı olsun kardeşim...

Mesturu 25.06.26 23:38

Alıntı:

HâmûŞî Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 713260)
Değerli kardeşim, cevabının ana istikameti doğru. Aynı hadisten farklı hüküm çıkması çoğu zaman hadisi bilmemekten değil, hadisin sübutunu, delaletini, başka delillerle ilişkisini ve tatbik mahallini farklı usullerle değerlendirmekten doğar.

Yalnız müsaadenle burada birkaç ince kayıt düşmek gerekir.

Evvela her hadis “sübutu kesin” değildir. Mütevatir haberin sübutu kat‘idir, haber-i vahidin sübutu ise çoğu zaman zannidir. Bu yüzden mezhepler bazen hadisin metninde değil, o metnin hüküm kurmaya elveriş derecesinde farklı değerlendirmeye giderler.

İkinci olarak, “Şafii ve Hanbeli usulü hadisin zahirini mutlak alır, kıyasa ve amele bakmaz” ifadesi biraz fazla geneldir. İmam Şafii de, Ahmed b. Hanbel de sahih hadisi elbette merkeze alır, fakat onlar da cem, tercih, tahsis, takyid, nesh, umum-husus, mutlak-mukayyed gibi usul kaideleriyle hareket ederler. Yani mesele sadece “zahir alındı” veya “rey kullanıldı” kadar basit değildir.

Hanefilerde de haber-i vahid, umumü’l-belva ve kıyas meselesi doğrudur, fakat bu “Hanefi hadis karşısında kıyası tercih eder” diye okunmamalıdır. Hanefi usulünde bazen hadisin rivayet yolu, yaygın amel, Kur’an’ın külli kaideleri ve sahabe uygulaması birlikte tartılır. Burada maksat hadisi terk etmek değil, hadisin hüküm sahasını doğru tespit etmektir.

Malikilerin amel-i ehl-i Medine’ye verdiği değer de doğrudur, fakat o da her durumda, her sahih hadisin önüne geçen tek ölçü değildir. Amel-i ehl-i Medine’nin hangi çeşidinin delil olduğu, bunun rivayet mi, fetva mı, örf mü, nakli amel mi olduğu ayrıca tartılır.

Nesh meselesinde de dikkat gerekir. İki delil arasında farklılık görülür görülmez hemen nesh denmez. Önce cem‘ imkanı aranır, sonra tahsis, takyid, tercih ve tarih bilgisi değerlendirilir. Nesh en son başvurulan kapıdır. Çünkü nesh iddiası, bir hükmün artık amel dışı kaldığını söylemek demektir, bu da kolay söylenecek bir şey değildir.

İllet ve maksat bahsi de böyledir. Bir hadisin hükmü taabbüdi ise illet arayarak daraltılamaz. Ama makulü’l-ma‘na ise illet, maslahat, örf ve zamanın değişmesi hükmün tatbik sahasını etkileyebilir. Fakat bu da keyfi değil, usul ile olur.

Kısacası değerli kardeşim aynı hadisi delil alan iki mezhebin farklı hüküm vermesi ilmin zayıflığından değil, usulün derinliğindendir. Fakat bu ihtilafın muteber olması için üç şey gerekir, Delil sahih olacak, delalet usulle okunacak, hüküm tatbik mahalline doğru indirilecek.

Yoksa herkesin aynı hadisten istediği manayı çıkarması “mezhep ihtilafı” değil, usulsüz yorum olur.

Hadisi bilmek başka, hadisin hangi hükmü nerede ve hangi şartla doğurduğunu bilmek başkadır. Mezhep imamlarını büyük yapan da sadece rivayet bilmeleri değil, rivayeti usul terazisinde hükme dönüştürmeleridir.
Konuya değerli katkın için ALLAH razı olsun kardeşim...


Allah razı olsun şöyle
MUTEBER IHTILAF ICIN DELIL SAHIH OLACAK SARTIDIR
Bu ifade bütünsel fıkıh usulü açısından teknik bir hatadır Çünkü Hanefi ve Maliki usulünde mürsel hadisler rivayet eden tabiin güvenilir olduğu takdirde kesin birer delildir Ayrıca İmam Ahmed ve Ebu Hanife uydurma derecesine varmamış zayıf hadisi çıplak akılla yapılan kıyasa tercih ederler Dolayısıyla delil sahih olacak ifadesi yerine delil müctehidin usulüne göre hüccet kazanmış olacak daha doğru VAHID ICIN COGU ZAMAN ZANNIDIR IFADESIDIR
Bu ifade usulen gevşektir Çünkü haberi vahid sened zinciri açısından zatı itibariyle çoğu zaman değil her zaman ve mutlak olarak zannidir Karine ile desteklenmediği sürece tek başına asla kesin bilgi ifade etmez sadece amelde bağlayıcılık getirir
ZAHIR VE KIYAS ELESTIRISINDEKI BAGLAM ISKALAMASIDIR
Şafiilerin hadisin zahirini alıp kıyasa bakmadığı yönünde konusulmus
Bu eleştiri genel fıkıh pratikleri için haklı görünse de çatışma anını ıskalamaktadır İmam Şafii usulünde ortada sahih bir hadis varken o hadis akli bir kıyasa veya genel bir kaideye ters düşse bile kıyas tamamen devre dışı bırakılır Nassın olduğu yerde kıyasa itibar olunmaz kuralı en katı şekilde Şafiide uygulanır

HâmûŞî 26.06.26 00:00

Alıntı:

Mesturu Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 713263)
Allah razı olsun şöyle
MUTEBER IHTILAF ICIN DELIL SAHIH OLACAK SARTIDIR
Bu ifade bütünsel fıkıh usulü açısından teknik bir hatadır Çünkü Hanefi ve Maliki usulünde mürsel hadisler rivayet eden tabiin güvenilir olduğu takdirde kesin birer delildir Ayrıca İmam Ahmed ve Ebu Hanife uydurma derecesine varmamış zayıf hadisi çıplak akılla yapılan kıyasa tercih ederler Dolayısıyla delil sahih olacak ifadesi yerine delil müctehidin usulüne göre hüccet kazanmış olacak daha doğru VAHID ICIN COGU ZAMAN ZANNIDIR IFADESIDIR
Bu ifade usulen gevşektir Çünkü haberi vahid sened zinciri açısından zatı itibariyle çoğu zaman değil her zaman ve mutlak olarak zannidir Karine ile desteklenmediği sürece tek başına asla kesin bilgi ifade etmez sadece amelde bağlayıcılık getirir
ZAHIR VE KIYAS ELESTIRISINDEKI BAGLAM ISKALAMASIDIR
Şafiilerin hadisin zahirini alıp kıyasa bakmadığı yönünde konusulmus
Bu eleştiri genel fıkıh pratikleri için haklı görünse de çatışma anını ıskalamaktadır İmam Şafii usulünde ortada sahih bir hadis varken o hadis akli bir kıyasa veya genel bir kaideye ters düşse bile kıyas tamamen devre dışı bırakılır Nassın olduğu yerde kıyasa itibar olunmaz kuralı en katı şekilde Şafiide uygulanır

Çıplak akılla yapılan kıyas” ifadesi problemli duruyor. Kıyas, ehlinin elinde çıplak akıl değildir, nasstan çıkarılan illetle fer‘İ meseleye hüküm taşımaktır. Elbette sahih ve sarih nassın önüne geçirilmez, fakat kıyas da keyfİ akıl yürütme değil, şer‘İ bir istidlal yoludur.

Haber-i vahid, zatı itibarıyla ve mücerred haliyle zanniü’s-sübuttur. Yani tek başına mütevatir haber gibi kat‘i bilgi ifade etmez, fıkıhta ise şartlarını taşıdığı zaman amel bakımından bağlayıcı olur.

Fakat “her zaman ve mutlak olarak zannidir” ifadesini de kayıtlamak gerekir. Çünkü haber-i vahidin kendi başına zanni olması başka, dış karinelerle kuvvet kazanması başkadır. Ümmetin kabulü, sahih kaynaklarda yer alması, farklı tariklerle desteklenmesi, amel ile takviye edilmesi gibi karineler bazı usulcüler nezdinde onu daha güçlü bir bilgi mertebesine çıkarabilir.

Şâafii usulünde sahih ve sarih bir nass sabit olduktan sonra kıyas onun önüne geçirilmez. “Nassın bulunduğu yerde kıyasa gidilmez” kaidesi zaten yalnız Şafiilere mahsus değil, genel usul kaidesidir.

Her sahih hadis, her meselede doğrudan “nass” konumuna geçmiş olmaz. Önce o rivayetin sahihliği, sonra delaletinin açıklığı, sonra o meseleye gerçekten tatbik edilip edilmeyeceği, sonra da muarız, tahsis, takyid, nesh veya cem ihtimali araştırılır.

Yani mesele “sahih hadis var, kıyas bitti” diye basitleştirilemez. Daha doğru ifadesi Sahih, sarih, muarızsız ve tatbik mahalli belli olan nass karşısında kıyas susar.

Şafii usulü de hadisi keyfi şekilde zahirinden alıp bütün diğer usul işlemlerini terk etmez. Şafii de umum-husus, mutlak-mukayyed, mücmel-mübeyyen, nasih-mensuh, cem ve tercih kaideleriyle konuşur. Kıyasın devre dışı kaldığı yer, gerçekten nassın açık ve doğrudan hüküm koyduğu yerdir.

Ayrıca kıyas “akli tahmin” değildir. Kıyas, nasstan alınan illetle fer‘i meseleye hüküm taşımaktır. Elbette nassın önüne geçmez, fakat nassın kapsamı, delaleti veya tatbik mahalli tartışmalı olduğunda usul devreye girer.

Mesturu 26.06.26 00:19

Alıntı:

HâmûŞî Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 713265)
Çıplak akılla yapılan kıyas” ifadesi problemli duruyor. Kıyas, ehlinin elinde çıplak akıl değildir, nasstan çıkarılan illetle fer‘İ meseleye hüküm taşımaktır. Elbette sahih ve sarih nassın önüne geçirilmez, fakat kıyas da keyfİ akıl yürütme değil, şer‘İ bir istidlal yoludur.

Haber-i vahid, zatı itibarıyla ve mücerred haliyle zanniü’s-sübuttur. Yani tek başına mütevatir haber gibi kat‘i bilgi ifade etmez, fıkıhta ise şartlarını taşıdığı zaman amel bakımından bağlayıcı olur.

Fakat “her zaman ve mutlak olarak zannidir” ifadesini de kayıtlamak gerekir. Çünkü haber-i vahidin kendi başına zanni olması başka, dış karinelerle kuvvet kazanması başkadır. Ümmetin kabulü, sahih kaynaklarda yer alması, farklı tariklerle desteklenmesi, amel ile takviye edilmesi gibi karineler bazı usulcüler nezdinde onu daha güçlü bir bilgi mertebesine çıkarabilir.

Şâafii usulünde sahih ve sarih bir nass sabit olduktan sonra kıyas onun önüne geçirilmez. “Nassın bulunduğu yerde kıyasa gidilmez” kaidesi zaten yalnız Şafiilere mahsus değil, genel usul kaidesidir.

Her sahih hadis, her meselede doğrudan “nass” konumuna geçmiş olmaz. Önce o rivayetin sahihliği, sonra delaletinin açıklığı, sonra o meseleye gerçekten tatbik edilip edilmeyeceği, sonra da muarız, tahsis, takyid, nesh veya cem ihtimali araştırılır.

Yani mesele “sahih hadis var, kıyas bitti” diye basitleştirilemez. Daha doğru ifadesi Sahih, sarih, muarızsız ve tatbik mahalli belli olan nass karşısında kıyas susar.

Şafii usulü de hadisi keyfi şekilde zahirinden alıp bütün diğer usul işlemlerini terk etmez. Şafii de umum-husus, mutlak-mukayyed, mücmel-mübeyyen, nasih-mensuh, cem ve tercih kaideleriyle konuşur. Kıyasın devre dışı kaldığı yer, gerçekten nassın açık ve doğrudan hüküm koyduğu yerdir.

Ayrıca kıyas “akli tahmin” değildir. Kıyas, nasstan alınan illetle fer‘i meseleye hüküm taşımaktır. Elbette nassın önüne geçmez, fakat nassın kapsamı, delaleti veya tatbik mahalli tartışmalı olduğunda usul devreye girer.


senin kıyası çıplak akıl gibi göstermen doğru değil kıyas usul içinde nasstan illet çıkarılarak yapılan şer i bir istidlaldir keyfi akıl yürütme değildir bu yüzden kıyası küçümseyen bir anlatım usul açısından hatalı olur

haber i vahid konusunda zatı itibarıyla zannidir demen doğru ama bunu mutlak ve tek seviye gibi anlatman eksik kalıyor çünkü karineler farklı tarikler ve ümmetin kabulü haberin kuvvetini artırabilir yani her durumda aynı seviyede değildir

şafii usulünde nass varsa kıyas susar demen doğru ama bunu kıyas tamamen devre dışı kalır gibi sunman yanlış şafii usulünde kıyas aktif bir yöntemdir sadece nass ile çatıştığında geri çekilir

her sahih hadis doğrudan nass değildir dediğin doğru ama burada sahihlik delalet açıklığı tatbik edilip edilmeyeceği ve muarız olup olmadığı birlikte değerlendirilir bu tek aşamalı bir işlem değildir


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 01:11.

Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.

havasokulu1.com


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148