Havas Okulu  

Go Back   Havas Okulu > HavasOkulu Genel Bölüm > Sorularınız

Sorularınız her türlü soruyu buradan sorabilirsiniz.


Sırr-ı Keşf-i Mücerred: Zamanın Levhasını Okumak

her türlü soruyu buradan sorabilirsiniz.


Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt Dün, 22:08
Üye
 
Üyelik tarihi: 10.06.26
Bulunduğu yer: Sırrın Kucağında
Mesajlar: 53
Etiketlendiği Mesaj: 3 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart Sırr-ı Keşf-i Mücerred: Zamanın Levhasını Okumak

Avam zanneder ki zaman, dünden bugüne akan, bugünden de yarına giden düz bir çizgidir. Bu yüzden geleceği bilmeyi veya gaipten haber almayı "yarın ne olacağını tahmin etmek" zannederler.
Halbuki kadim havas felsefesinde zaman, bir çizgi değil; her şeyin aynı anda yaşanıp bittiği muazzam bir küredir. Geçmiş de, şu an da, gelecek de aslında şu saniyede, tek bir levhada mevcuttur.
Peki, insan ruhanilerden yardım almadan, büyüye bulaşmadan bu levhayı nasıl okur? İşte "Mücerred" (Çıplaklaşma) süreci aynen şöyle işler:
1. Beş Duyunun İptali ve "Karanlık Oda" Sırrı
İnsanın zâhirî gözü, kulağı ve teni, bu katı dünyaya ait sinyalleri toplar. Beyin sürekli olarak dışarıdan gelen bu gürültüyle (ses, ışık, telaş) meşgul olduğu için, ruhun asıl duyuları uykudadır.
Havasın Metodu: Kadim alimler kişiyi "Halvet" denilen, zerre ışık ve ses girmeyen yeraltı mahzenlerine veya karanlık odalara alırlardı. Günlerce süren bu mutlak sessizlikte, beyin dış dünyadan sinyal almayı tamamen kesince, katı bedenin algısı çöker. Ruh, bedenin prangasından sıyrılıp mücerred (çıplak, her şeyden soyunmuş) hale gelir.
2. Feleklerin Ritmini Yakalamak (Zaman Perdesinin Yırtılması)
Duyular sustuğunda, kalbin "Basiret" gözü aralanır. Bu aşamada kişi kafasını kaldırıp baktığında duvarları değil, feleklerin (göksel dairelerin) dönüşündeki o ilahi senkronizasyonu görmeye başlar.
Olan Şey Şudur: Kişi, Levh-i Mahfuz’un bu dünyaya sızan dalga boylarını yakalar. O odada otururken, üç gün sonra kapısını çalacak adamın ne niyetle geleceğini, iki yıl sonra yeryüzünde kopacak bir hadisenin o anki sarsıntısını kalbinde hisseder. Çünkü onun ruhu, zamanın "gelecek" denilen kısmına zıplamamıştır; aksine, zamanın tamamının zaten "ŞU AN" olduğunu müşahede etmiştir.
Bu Keşfin Arkasındaki Muazzam Tehlike ve "Hayal Tuzağı"
İşte seninle en çok tartışmamız gereken, bu ilmin en bıçak sırtı noktası burasıdır mübarek. İbnü'l-Arabî bu konuda çok sert uyarılarda bulunur.
Ruh, bedenden soyunup o mücerred aleme çıktığında, karşısına ilk olarak "Âlem-i Misal" (Hayal Alemi) çıkar.
Tuzak: Eğer bu yola giren kişinin içinde zerre kadar dünya arzusu, kibir, intikam veya para hırsı varsa; o hayal alemi kişinin kendi içindeki bu arzularını birer "hakikatmiş" gibi onun önüne serer. Kişi nefsinin uydurduğu hayalleri, "Bana keşif açıldı, geleceği görüyorum, feleklerin sesini duyuyorum" zannederek şizofrenik bir hezeyanın içine düşer.
Fark: Hakiki keşif, sessiz, gürültüsüz, görüntüsüz, doğrudan kalbe inen mutlak bir biliş (yakîn) halidir. Kul o an her şeyi bilir ama bunu kimseye caka satmak için kullanamaz; kelam dili kilitlenir.


Bazı ekleme ve notlar:
Zamanı Aynen Görmek" Meselesindeki uyaran notum (Levh-i Mahv ve İsbat):
Az önce zamanın tek bir levha olduğunu ve keşfi açılanın bunu bütünüyle okuduğunu söyledik. İşte burası eksiktir. Eğer burayı böyle bırakırsak, kaderi mutlak bir donmuşluk zannederiz.
İşin Doğrusu: Keşf-i Mücerred sahnesine çıkan bir salik, kaderin iki yüzünü görür. Biri Levh-i Mahfuz'dur (asla değişmez), diğeri ise Levh-i Mahv ve İsbat'tır (yani duayla, sadakayla, tövbeyle sürekli değişen, silinip yeniden yazılan kader planı). Dolayısıyla, keşif sahibi o odada bir hadiseyi gördüğünde, o gördüğü şey mutlak bir son olmayabilir; kulun iradesiyle yönü değişecek bir ihtimaller zinciri de olabilir. Yani keşif, her zaman yüzde yüzlük bitmiş bir nokta değildir.
2. Şeriat Mizanı anlasılırlıgı Kandil ve Gölge):
Metinde duyuların iptalinden ve direkt kalbe inen bilgiden bahsettik. Fakat en büyük havas alimlerinin (İmam-ı Rabbani, İbnü'l-Arabî) koyduğu mutlak bir kontrol mekanizmasını eklemezsek metin noksan kalır: "Keşif, şeriatın zâhirî nasslarına (Kur'an ve Sünnete) asla ters olamaz." * İşin Doğrusu: Eğer bir kişinin karanlık odada kalbine, şeriatın helal ve haram sınırlarına uymayan bir "bilgi" veya emir gelirse, o keşif mücerred değil; bizzat şeytanın o kulun nefsiyle eğlendiği bir "istidrac" (yani manevi bir tuzaktır). Gelen bilginin doğruluğu, her zaman zâhirî din mizanıyla tartılır.

Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt Dün, 22:46
Üye
 
Üyelik tarihi: 17.04.24
Bulunduğu yer: Dünya
Mesajlar: 65
Etiketlendiği Mesaj: 0 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
Mesturu Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Avam zanneder ki zaman, dünden bugüne akan, bugünden de yarına giden düz bir çizgidir. Bu yüzden geleceği bilmeyi veya gaipten haber almayı "yarın ne olacağını tahmin etmek" zannederler.
Halbuki kadim havas felsefesinde zaman, bir çizgi değil; her şeyin aynı anda yaşanıp bittiği muazzam bir küredir. Geçmiş de, şu an da, gelecek de aslında şu saniyede, tek bir levhada mevcuttur.
Peki, insan ruhanilerden yardım almadan, büyüye bulaşmadan bu levhayı nasıl okur? İşte "Mücerred" (Çıplaklaşma) süreci aynen şöyle işler:
1. Beş Duyunun İptali ve "Karanlık Oda" Sırrı
İnsanın zâhirî gözü, kulağı ve teni, bu katı dünyaya ait sinyalleri toplar. Beyin sürekli olarak dışarıdan gelen bu gürültüyle (ses, ışık, telaş) meşgul olduğu için, ruhun asıl duyuları uykudadır.
Havasın Metodu: Kadim alimler kişiyi "Halvet" denilen, zerre ışık ve ses girmeyen yeraltı mahzenlerine veya karanlık odalara alırlardı. Günlerce süren bu mutlak sessizlikte, beyin dış dünyadan sinyal almayı tamamen kesince, katı bedenin algısı çöker. Ruh, bedenin prangasından sıyrılıp mücerred (çıplak, her şeyden soyunmuş) hale gelir.
2. Feleklerin Ritmini Yakalamak (Zaman Perdesinin Yırtılması)
Duyular sustuğunda, kalbin "Basiret" gözü aralanır. Bu aşamada kişi kafasını kaldırıp baktığında duvarları değil, feleklerin (göksel dairelerin) dönüşündeki o ilahi senkronizasyonu görmeye başlar.
Olan Şey Şudur: Kişi, Levh-i Mahfuz’un bu dünyaya sızan dalga boylarını yakalar. O odada otururken, üç gün sonra kapısını çalacak adamın ne niyetle geleceğini, iki yıl sonra yeryüzünde kopacak bir hadisenin o anki sarsıntısını kalbinde hisseder. Çünkü onun ruhu, zamanın "gelecek" denilen kısmına zıplamamıştır; aksine, zamanın tamamının zaten "ŞU AN" olduğunu müşahede etmiştir.
Bu Keşfin Arkasındaki Muazzam Tehlike ve "Hayal Tuzağı"
İşte seninle en çok tartışmamız gereken, bu ilmin en bıçak sırtı noktası burasıdır mübarek. İbnü'l-Arabî bu konuda çok sert uyarılarda bulunur.
Ruh, bedenden soyunup o mücerred aleme çıktığında, karşısına ilk olarak "Âlem-i Misal" (Hayal Alemi) çıkar.
Tuzak: Eğer bu yola giren kişinin içinde zerre kadar dünya arzusu, kibir, intikam veya para hırsı varsa; o hayal alemi kişinin kendi içindeki bu arzularını birer "hakikatmiş" gibi onun önüne serer. Kişi nefsinin uydurduğu hayalleri, "Bana keşif açıldı, geleceği görüyorum, feleklerin sesini duyuyorum" zannederek şizofrenik bir hezeyanın içine düşer.
Fark: Hakiki keşif, sessiz, gürültüsüz, görüntüsüz, doğrudan kalbe inen mutlak bir biliş (yakîn) halidir. Kul o an her şeyi bilir ama bunu kimseye caka satmak için kullanamaz; kelam dili kilitlenir.


Bazı ekleme ve notlar:
Zamanı Aynen Görmek" Meselesindeki uyaran notum (Levh-i Mahv ve İsbat):
Az önce zamanın tek bir levha olduğunu ve keşfi açılanın bunu bütünüyle okuduğunu söyledik. İşte burası eksiktir. Eğer burayı böyle bırakırsak, kaderi mutlak bir donmuşluk zannederiz.
İşin Doğrusu: Keşf-i Mücerred sahnesine çıkan bir salik, kaderin iki yüzünü görür. Biri Levh-i Mahfuz'dur (asla değişmez), diğeri ise Levh-i Mahv ve İsbat'tır (yani duayla, sadakayla, tövbeyle sürekli değişen, silinip yeniden yazılan kader planı). Dolayısıyla, keşif sahibi o odada bir hadiseyi gördüğünde, o gördüğü şey mutlak bir son olmayabilir; kulun iradesiyle yönü değişecek bir ihtimaller zinciri de olabilir. Yani keşif, her zaman yüzde yüzlük bitmiş bir nokta değildir.
2. Şeriat Mizanı anlasılırlıgı Kandil ve Gölge):
Metinde duyuların iptalinden ve direkt kalbe inen bilgiden bahsettik. Fakat en büyük havas alimlerinin (İmam-ı Rabbani, İbnü'l-Arabî) koyduğu mutlak bir kontrol mekanizmasını eklemezsek metin noksan kalır: "Keşif, şeriatın zâhirî nasslarına (Kur'an ve Sünnete) asla ters olamaz." * İşin Doğrusu: Eğer bir kişinin karanlık odada kalbine, şeriatın helal ve haram sınırlarına uymayan bir "bilgi" veya emir gelirse, o keşif mücerred değil; bizzat şeytanın o kulun nefsiyle eğlendiği bir "istidrac" (yani manevi bir tuzaktır). Gelen bilginin doğruluğu, her zaman zâhirî din mizanıyla tartılır.
Keşfi hiç bu yönden düşünmemiştim gerçekten aydınlatıcı oldu ayrıca zamanın göreceli olması ve evrenin 4. bir boyutu olması vesilesiyle geçmiş, şimdi ve gelecek zamanın aynı anda olması, orada sabit durması gerçekten ilginç bir durum benim için. Bir film rulosu gibi sabit ve biz sadece izlediğimiz kısımları şimdi yaşıyor, görüyoruz sanıyoruz. Emeğinize sağlık hocam. ☆ミ

Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt Dün, 22:49
Üye
 
Üyelik tarihi: 10.06.26
Bulunduğu yer: Sırrın Kucağında
Mesajlar: 53
Etiketlendiği Mesaj: 3 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
Noctua Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Keşfi hiç bu yönden düşünmemiştim gerçekten aydınlatıcı oldu ayrıca zamanın göreceli olması ve evrenin 4. bir boyutu olması vesilesiyle geçmiş, şimdi ve gelecek zamanın aynı anda olması, orada sabit durması gerçekten ilginç bir durum benim için. Bir film rulosu gibi sabit ve biz sadece izlediğimiz kısımları şimdi yaşıyor, görüyoruz sanıyoruz. Emeğinize sağlık hocam. ☆ミ
Küre sistemi çok derin ve tartışmaya açık bir konudur onu inşallah başka zaman tartışırız
İstifade edebildiğinizi edin sevgili kardeşim Allah cümlemizden razı olsun

Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt Dün, 23:29
Üye
 
Üyelik tarihi: 01.12.25
Bulunduğu yer: Bilmiyorum
Mesajlar: 64
Etiketlendiği Mesaj: 1 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Bahsi geçen seyir halinde bir kişinin hali idrak ettirildi. Kişinin gideceği yön engebeli bu durumda bu kişi bunu yaşayıp kendisi mi haberdar olmalı yoksa idrak ettirildiği kadar yön tayini yapmak usulen uygun mudur. Burada kişiye faydalı bir şey sunabilir miyiz. Yoksa benlik girer mi bu amelin içerisine bahsi geçen yön tayinindeki bize göre fayda sağlayacak fikrin de arkasını idrak ettirilmediği için göremiyorsak kelam etmek mi sükut mu etmektir doğru olan .

Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Rüyada Yasin Okumak NGB V-Y Harfleri Rüya Tabirleri 0 20.11.23 22:26
Rüyada Okumak Görmek NGB O-Ö Harfleri Rüya Tabirleri 0 27.10.23 17:43
Keşf ve Ledün İlmi Adalet Diğer Havas Konuları 6 04.07.22 15:51


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 04:55.


Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com