Şefaat; bir kimsenin bağışlanmasını istemek, onun adına ricada bulunmak demektir. Dinî bir terim olarak ise; dünyada işlenen kimi günahların affedilmesi ve cezadan muaf tutulması için bir kimsenin ahirette başkası adına Allah’tan af istemesidir. Kur’ân-ı Kerîm’de bir peygamberin başkasına şefaat edebilmesi Allah’ın izin vermesi şartına bağlanmıştır.. “İzni olmadan, O’nun katında kim şefaat edebilir?”[Bakara süresi Ayet 255] âyeti bunu gösterir. Hz. Peygamber bir hadiste şöyle buyurmuştur: “Her peygamberin bir duası vardır. Ben ise duamı kıyamet gününde ümmetime şefaat için saklamak istiyorum.”[ Buhârî, Deavât, 1, Tevhîd, 31; Müslim, İmân, 86.] Bir mü’minin, ister sağ ister ölmüş bulunsun başka bir mü’min lehine dua etmesi ve onun bağışlanmasını istemesi, onun hakkında bir çeşit şefaatte bulunması demektir. Böyle bir duanın Kur’ân ve sünnette pek çok örnekleri vardır. “Ey Rabbim! Hesap gününde beni, ana-babamı ve diğer müminleri bağışla.”[İbrahim Suresi Ayet 41] “Ey Rabbimiz! Bizi ve imanda bizden öne geçen kardeşlerimizi bağışla.”[Haşr Suresi Ayet 40]Hz. Aişe (r.anhâ)’dan rivayete göre, Allah’ın Rasûlü birçok defa geceleri yatağından kalkar, mü’min ölüler için mağfiret istemek üzere “Bakî’” mezarlığına giderdi.[ Müslim, Cenâiz, 35]Kıyamet günü peygamberler yanında, veli, şehid ve bildikleri ile amel eden iman ve ihlas sahibi bilginler gibi, Cenâb-ı Hakk’ın rızasını kazanmış kimselere de şefaat etme izni verilebileceği bildirilir.[Bakara Suresi Ayet 255, Yunus Süresi Ayet 3 Buhârî, Cihâd, 189; Müslim, İmâre, 6 ] Ancak imansız öldüğü bilinen kimseler için dua ve şefaat hakkı tanınmamıştır. Nitekim Hz. İbrahim babası hakkında duadan men edildiği gibi, Hz. Muhammed (s.a.s) de amcası Ebû Tâlib vefat ettikten sonra ona dua etmekten men edilmiştir. Bununla birlikte Ebû Tâlib’in Hz. Muhammed’e yardım ve destekleri yüzünden azabının hafif olacağı ve ayak topuklarını geçmeyeceği de bildirilmiştir.[ Bk. Buhârî, Tefsîr, Sûre 26; Buhârî, Enbiyâ, 8; Tefsîr Sûre, 6; Müslim, İmân, 90.]Hz. Peygamber, büyük günah işleyenler de dahil olmak üzere ümmetine kıyamet günü şefaat edebileceğini bildirmiştir.[Nisa Süresi Ayet 116, Bk. Buhârî, Tefsîr, Sûre 26; Buhârî, Enbiyâ, 8; Tefsîr Sûre, 6; Müslim, İmân, 90. ]Diğer yandan kıyamet gününde bir aracıya ihtiyaç olmaksızın herkese, dünyada yaptıklarının karşılığının eksiksiz olarak verileceğini bildiren pek çok âyetler vardır. Mesela : “Allah’a döndürüleceğiniz ve herkese kazandıklarının karşılığının, haksızlığa uğratılmadan tam olarak verileceği bir günden sakının (Bakara Süresi 281. Ayet) “Biz, kıyamet günü için doğru teraziler kurarız. Hiç kimse haksızlığa uğratılmaz. Yapılan iş, hardal tanesi ağırlığınca bile olsa, onu getiririz.”[Enbiya Suresi 47.ayet]Kur’ân’da şefaat konusu genel olarak “Allah’ın izin vermesi” şartına bağlandığına göre, bu hakkın, onu hak eden veya ona lâyık olan kimse için söz konusu olabileceği akla gelir. Bununla birlikte âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed (s.a.s)’in, büyük günah işleyenlerden ahirete imanla gidenlere affedilmeleri, günahsız giden müminlere de cennetteki makamlarının yükselmesi için şefaat edeceği umulur. Ahirette bütün insanlara ait muhakeme ve muhasebenin bir an evvel yapılması için en büyük şefaatte bulunacak zat, bizim Peygamber Efendimizdir. Onun bu şefaatine “Şefaati uzma = En büyük şefaat” denir. Ve onun böylece nail olduğu yüksek makama, imtiyaza da “Makam-ı Mahmud” denir. Günümüz örfünde de başkası için yapılacak aracılıkların ikiye ayrıldığı görülür: Yanıltma, adaleti engelleme, menfaat karşılığı yapma gibi aracılıklar meşru sayılmazken; referans verme, hüsnü şahadette bulunma, yanılmayı önleme, adaletin tecellisine yardımcı olma gibi aracılıkların meşru sayıldığı bilinmektedir.
__________________
Yunusça sevgimizden anlamayana cevabımız Yavuzca olacaktır...
|