![]() |
Alıntı:
iste bu sozune varligimla benligimle herseyimle katilirim |
Afedersiniz bi tarafindaki killar agarmis hala Allahi inkar edenler gördüm.cuma ya gidip dinden cikanlar gördüm.tum şahit olduğu mucizelere rağmen hala inkar edenler gördüm.
|
Alıntı:
|
İhlas suresinde Allah ne doğmuştur ne doğurmuştur der. Burada Arabi hazretleri sözüne baktığın zaman aslında bütün mahlukat Allah'ın ilminde ki ilmi suretlerdir.
Şeyhimin vesilesiyle Arabi hazretleri idrak etmeye başladım. Hayal kurun hayalinizde Ahmet amca Fatma teyze vs vs insan topluluğu hayal edin. Onlar diye bilirler mi ki ben vücut sahibiyim diye. Çünkü senin hayalindeki suretler onlardır. İnsanda Allah'ın ilminde ki ilmi suretse bizler vücut sahibiyiz diyemeyiz. Arabi hazretleri anlamak zor iştir. Nasibiniz kadarını alırsınız. Ondan gayri kimse olmadığı için bizler varlığımızdan bahsedemeyiz. Bir Allah'ın iradesi var iki emri var hangisi senin kurtulmana vesileyle ona sarıl diyor. Şunu asla unutmamak lazım Allah iradesinden değil emrinden hesaba çekilece emrolunduğun gibi dost doğru ayeti var. Bizler Allah'ın emrinden hesaba çekileceğiz. İradesiyle bakmak Arabi hazretleri gibi ehlullaha has. |
|
Dediklerimizi anlaşılan anlayan hiç çıkmamış.
Bakın arkadaşlar tasavvuf herkesin yolun değildir. Fıtrat çürük ise, tasavvuf o kişinin çürüklüğünü düzeltemez. Şeriat haremlik selamlık derken, herkesi eşit olarak kabul eder. Çünkü bazı insanın fıtratı çürüktür bazısı değildir. Çürük fıtratlı olanı, namaz ve oruç gibi ibadetler engeller. Çürük olmayanı ise takviye eder. İbadetlerin tamamı, fıtrattaki çukurları doldurmak için vardır. Fıtrat çürük ise çukur da o sebeple çoktur. Ama sağlam ise, kılınan namazlar o kişinin fıtratını ve imanını takviye eder. O sebeple tasavvuf hakkındaki görüşlerinizi, iyi bir ilim tahsili yapmadan ortaya dökmeyin. İmandan çıkabilirsiniz. Ben imandan çıkmam diyenler de buyursun 10 yıllık seyr-i sülüklerini anlatsınlar buraya. Bu işler kolay değildir. |
Alıntı:
'Futuhatta zahiri şeriata uygun olmayan şeyler gördüm. Müellifin (İbn-i Arabi) el yazması olan nüshayı buldum. Şeriata aykırı olarak tespit ettiğim yerlerin hiçbiri müellifin el yazması olan nüshada mevcut değildi.' (Mealen) Yine kendisine bu görüşlerin nispet edildiği Cuneyd-i Bağdadi'den şu nakledilir: 'Bizim ilmimiz Kitap ve Sünnetle kayıtlıdır. Kur'an okumayan ve hadis yazmayan bu ilimle uğraşmasın.' Yine aynı Cuneyd'den şu nakledilir: 'Biz bu ilmi kil-u kâlden almadık. Açlık, susuzluk, uykusuz gecelerde elde ettik.' Birinde kitabı ve sünneti yüceltirken, diğerinde kitabı ve sünneti küçümseyen, Rahipliği ve Budist din adamlarının ilim elde etme şeklini öven bir durum söz konusudur. İki zıt nakli de muteber tasavvuf kitapları yapmıştır. Yine aynı yazı içinde ondan Vahdet-i Vücud'a delalet eden sözler naklettik. İmam Zehebi,*'Siyer a'lam Nubela'da'*onun biyografisini verirken ondan şunu nakleder: 'Tasavvuf: Kadim olanın hadis olandan ayrılmasıdır.' Tasavvufun temelini kadim olan Allah'la*subhanehu ve teâlâ, hadis olan sonradan yaratılan varlığın ayrılması olarak tarif eder ki; bu vahdet-i vücudun tam zıttıdır. Ama aynı zamanda ondan tasavvufun bir sır olduğu ve avama bunun izhar edilmemesi de nakledilmiştir. 'Biz bu ilmi muhkemleştirdik, sonra onu sirdaplara/mağaralara gizledik. Sen ise geldin, onu insanlara anlatıyorsun.' (Et-Taarruf, 1/145-146) Bu durumda Cuneyd-i Bağdadi'nin akidesi şudur veya budur demek pek mümkün değildir. En güzel olanı husn-ü zanda bulunmak ve zahiri islam şeriatına uygun sözlerliyle imama muamele etmektir |
Söz ve muhatap dan başka sizin hangi makamda söylendiği de önemlidir. Necati kinayeli tesbih ..... Alıntı ile vereceğim cevaba geçmeden önce şunu belirtmek istiyorum. Bundan 11 sene önce eski âlemlerin çok kitaplarını okuduğum sıralarda Muhyiddin arabinin kitapları elime geçti. 51 tanesi türkiyeye çevrilmiş. birkaçını okuyunca diğer tüm kitapları bıraktım sadece onunkikeri okumaya başladım. vahdetul vücudun üç metresi vahdetul rububiyet ilki bile acayip sürükleyici ve zevkli idi. vahdetul sıfatı bir parça ablayabikdim. en yuksegi olan ve bu kelam küfür değil mi dediginiz makam olan vahdetu zaten söylenen revize muhtaç sözleri gördüm nurlardan cevabını çok sonra buldum. o kadar cezbedici idiler ki uykuya yemeğe ihtiyaç hissetmedim devamli onun kitaplarını okuyordum. sonra ervah i habise mı sallar oldu. sıkıntıdan evde duramaz çarşıda gezemez oldum. hali yerlerde dağlarda gezmek hoşuma gidiyordu içimde fırtınalar kopuyor du. Aklı mi yitiren kadar bilinçaltı m sayısız sorularla uğraşıyor .arifsiz sıkıntı cekiyordum. Bir gece dalmış im Bingollu Seyyidlerden bir Arif dedi bunları okuma. sakin okuma. Said Nursi Hz leri de okuma diyor du. Ben de bıraktım. bi süre sonra duzrldim. vahdetu vücut bakım haline ait çok kitap ve sözler var. Bunlar bizim gibi arama zarardan. cevabını alintuda bulursunuz
Bu mes'ele-i Vahdetü'l-vücudu şimdiki insanlara telkin etmek, ciddî zarar verir. Nasılki teşbihat ve temsiller, havassın elinden avamın eline ve ilmin elinden cehlin eline girse, hakikat telakki edilir. {(Haşiye): Nasılki iki melaike, teşbihin sırrı münasebetiyle Sevr ve Hut tesmiye edilen, avamca koca bir öküz ve koca bir balık telakki edilmiştir.} Öyle de Vahdetü'l-vücud mes'elesi gibi hakaik-i ulviye, ehl-i gaflet ve esbab içine dalan avamlara girse, tabiat telakki edilir ve üç mühim zarar verir: Birincisi: Vahdetü'l-vücudun meşrebi, Cenab-ı Hak hesabına kâinatı âdeta inkâr etmek iken, avama girdikçe; gafil avamlara, hususan maddiyyun fikirleriyle âlûde olan fikirlere girdikçe, kâinat ve maddiyat hesabına uluhiyeti inkâr yoluna gider. İkincisi: Vahdetü'l-vücud meşrebi, masiva-yı İlahînin rububiyetini o derece şiddetle reddeder ki, masivayı inkâr ve ikiliği ref'ediyor. Değil nüfus-u emmarenin, belki herbir şeyin müstakil vücudunu görmemek iken, bu zamanda fikr-i tabiatın istilasıyla ve gurur ve enaniyetin nefs-i emmareyi şişirmesiyle ve âhireti ve Hâlık'ı bir derece unutmak cihetiyle bazı nüfus-u emmare küçük birer firavun, âdeta nefsini mabud ittihaz etmek istidadında bulunan insanlara Vahdetü'l-vücudu telkin etmek, nefs-i emmareyi "EL'İYAZÜ BİLLAH" öyle şımartır ki, ele avuca sığmaz. Üçüncüsü: Tagayyür, tebeddül, tecezzi, tahayyüzden mukaddes, münezzeh, müberra, muallâ olan Zât-ı Zülcelal'in vücub-u vücuduna ve takaddüs ve tenezzühüne muvafık düşmeyen tasavvurata sebebiyet verir ve telkinat-ı bâtılaya medar olur. Evet Vahdetü'l-vücuddan bahseden; fikren seradan süreyyaya çıkarak, kâinatı arkasında bırakıp nazarını Arş-ı A'lâ'ya diken, istiğrakî bir surette kâinatı madum sayıp herşeyi doğrudan doğruya kuvvet-i iman ile Vâhid-i Ehad'dan görebilir. Yoksa kâinatın arkasında durup kâinata bakan ve önünde esbabı gören ve ferşten nazar eden, elbette esbab içinde boğulup, tabiat bataklığına düşmek ihtimali var. Fikren Arş'a çıkan, Celaleddin-i Rumî gibi diyebilir: "Kulağını aç! Herkesten işittiğin sözleri, fıtrî fonoğraflar gibi Cenab-ı Hak'tan işitebilirsin." Yoksa, Celaleddin gibi bu derece yükseğe çıkamayan ve Ferş'ten Arş'a kadar mevcudatı âyine şeklinde görmeyen adama, "Kulak ver, herkesten Kelâmullah'ı işitirsin" desen, manen Arş'tan Ferş'e sukut eder gibi, hilaf-ı hakikat tasavvurat-ı bâtılaya giriftar olur!.. قُلِ اللّٰهُ ثُمَّ ذَرْهُمْ فِى خَوْضِهِمْ يَلْعَبُونَ ٭ مَا للِتُّرَابِ وَ لِرَبِّ الْاَرْبَابِ سُبْحَانَ مَنْ تَقَدَّسَ عَنِ الْاَشْبَاهِ ذَاتُهُ وَتَنَزَّهَتْ عَنْ مُشَابَهَةِ الْاَمْثَالِ صِفَاتُهُ وَشَهِدَ عَلٰى رُبُوبِيَّتِهِ اٰيَاتُهُ جَلَّ جَلَالُهُ وَلَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ Lemalar - 272 |
Hepiniz uçuruma yuvarlanmak istiyorsunuz.
Buna diyecek birşeyim yok, lakin bizden de yardım beklemeyin. |
Alıntı:
Risaletu'l Ula 18 yada eş sehadetul ula 18 i anlatabilirmisin? |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 12:41. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com