![]() |
Allahi inkar etmek
'Yaratan, yaratılan, halık, mahluk, hep O'dur. O'nun dışında, O'nun varlığı haricinde hiçbir varlık tasavvur edilemez. Çünkü Vücut birdir.'
'Ey nefsinde varlıkları yaratan, sen yarattığın şeylerin hepsisin. Varlığı nihayetsiz olan şeyi sen vücudunda yaratırsın. Şu hâlde sen hem dar hem de genişsin.' 'Allah beni över, ben de O'nu. O bana kulluk eder, ben de O'na, Bir halde ben O'nu ikrar eder ve eşyadaki çokluk ve değişikliği görünce de inkâr ederim..... bu sozler Allahi inkar etmekmidir? |
Muhyiddin Arab'nin seviyesi bize göre değildir.
|
Alıntı:
O yüzden İbn-i Arabi'nin kitaplarını anlamak kolay değildir. Mevlana'yı ve İbn-İ Arabi'yi anlamaya başlayabilmek için 5 vakte, 5 vakit daha katmak gerekir. Bak yukarıdaki dediğim de, şeriata ters gibi gözüküyor değil mi? Allah adına yeni hükümler koymak gibi gözüküyor? 5 vakte, 5 vakit katmak? Ama zahiri böyle bu işin. |
Alıntı:
|
@[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] bu meseleler herkesin anlayacağı şeyler değil. Sadece akıl meseleleri de değil. Bir anlayış ve olgunluk, önbilgi ve bazı tecrübeler edinilmeden zarar verir.
|
Alıntı:
Arkadaşın düşüncesine katılıyorum zira Muyhddin İbni Arabinin kitabları genelde Felsefe ve İrfani mevzuları ele aldıgı için bu kitapları avam okusa itikadı sarsılır, şüphe denizinde boğulur. İrfani şiirlerde hep meyhaneden, şaraptan bahs eder ya, sıradan biri bu şiirleri okuyunca bunlar kafir der halbu ki irfan ilminin terminolojisinde meyhanenin de, şarabında anlamı başkadır. Son olarak, irfani ve Felsefi konuların (buraya şiirlerde dahil) şerh olunmasına ihtiyaç vardır. Metnin zahiri ile hüküm etmekle doğru sonuca ulaşılmaz. |
Alıntı:
Tasavvuf sadece kitaplarda öğrenilmez. Yaşayarak ve görerek dediğimiz seyr-i sülük hali de tasavvufun bir parçasıdır. İslamiyet, şeriat kanunlarını herkese getirir. Ama tarikat tasavvuf konusunda, istidadı olanın gitmesini söyler. Bu sebeple, bu ilimlerin özellikle de İbn-i Arabi'nin kitaplarındaki konular derin istidadı olmayanlar için uçurumdur. Çünkü herkese Allah bu derin tasavvufi anlayışı vermemiştir. Bir misal ile anlatayım sana şunu; Misal İbn-i Arabi'ye dil uzatılan konulardan birisi de firavunun imanının kabul olduğuna dair sözleridir. Firavun'un imanı asla kabul olmamıştır. Peki İbn-i Arabi niye imanı kabul oldu demiştir? İşin sırrı imanın çeşitlerindedir. İmanın çeşitleri var mıdır? Tabii ki. İman kalp ile, göz ile, ruh ile olmak üzere üç sınıftır. Bizden istenen, dünyada asgari seviyede imanımızın seviyesi kalp ile olanıdır. Ruh ile iman etmek, evliyaullahın ve Allah dostlarının seviyesidir ki, onlar lehv-i mafhuzu bile görebilirler. Bunun bir örneği, Üzeyir garihin doğumunu babasına daha ana rahmine bile düşmeden söyleyen Küçük Hüseyin Efendi (k.s.) hazretleridir. Firavun, göz ile gördüğüne iman etmiştir. Çünkü Hz.Musa'nın ona olan tebliğini ciddiye almamış ve kendini tanrı ilan etmiştir. Halbuki Allah (C.C.) Hz.Musa'yı firavuna gönderdiğinde, eğer iman ederse tüm malının mülkünün ona helal olacağını ve ebedi gençliğin kendine verileceğini Hz.Musa aracılığı ile firavuna iletmiştir. Ancak firavun enaniyete kapılarak, gözünün görmediğine iman etmemiştir. Ne zaman ki kızıldeniz de suların arasında kaldı canı çıkacak iken, gözündeki perde kalkıp melekleri görünce iman ettiğini söylediyse de imanı Allah katında kabul olmamıştır. Çünkü göz ile iman, münafıkların iman çeşididir ve Allah bunu asla kabul etmez. İbn-i Arabi hazretlerinin anlatmaya çalıştığı olay budur. Ama bunu tasavvuf bilmeyen cahil kafalar, vay efendim İbn-i Arabi kafir gibisinden saçma ve avelce laflar etmektedirler. Halbuki onu dedikleri anda, kendileri kafir oluyorlar farkında değiller. Bak basit bir cümlenin bile anlatımı ne kadar uzun sürdü gördün mü? Düşün ki ciltlerce kitaptaki derin mevzuların ilmini ve anlatımlarını? O sebepten tasavvuf herkesin harcı değildir. Sen bu forumdaki cahillere bakma. Cin daveti, vs. gibi İslam ve ilmin i sinden haberi olmayanlar, bu konuları oyuncak zannediyorlar. Sana tavsiyem bu derinliğe eğer istidatın yoksa girme. Ciddi anlamda savrulursun. |
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
Ben kibarca uyarımı yapıyorum, gerisi sana kalmış bir durum. |
Alıntı:
|
Masum şahıslar dışında kimse dokunulmaz değildir o kişi Muhyddin ibni Arabi olsa bile. Arabinin kitaplarında da yanlışlar yok değil. Başka bir gerçekte şudur ki, nasıl ki yahudiler sahte hadisleri sahih hadislerin içine katmışlarsa, İbni Arabiye nısbet verilen bazı kitapların ona ait oldugunu şüpheli oldugunu söylüyor İslam tarihi araştırmacıları. İşin ehli olan uzmanlar bu konulara ele almalı ve insanları aydınlatmalı yoksa kendi bilmedigimiz mevzuda nasıl eminlikle konuşa biliriz ki?
ibni teymiyye şu an mevcut olan vahabi (selefilerde deniliyor) mezhebinin ilk kurucusudur. Daiş (işid terror örgütü) de bizzat vahabi mezhebine bağlı bir örgütdür. ibni teymiyye kitaplarında açıkca kuran ayetlerini tefsir ederek Allahı Tealanın cisim oldugunu yazıyor. Son olarak, İbn Sina, Molla Sedra, Allame Muhammed Hüseyin Tebatebai gibi arif filozoflar irfanı aklı ve mantıki yol ile beyan etmişler. Bu kitapları okumadan birisinin irfanı eleştirmesi saçmalıktan öte bir şey değildir. |
Alıntı:
İbn-i Teymiyye'nin iki büyük sapıklığı vardır bu arada nelerdir biliyor musun? 1- Tasavvuf'u red eder, Allah dostlarına ağır sözler sözler. 2- En fenası Hz.Ali efendimizin imanını sorgular kafirdi Müslüman olmayabilirdi der. O yüzden ışid, sünni İslam'ı ilk hedef almıştır. |
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
|
Alıntı:
Mesnevinin orjinelliginden şübhe yok. bazı ülkelerde mesnevinin orjineli korunuyor. İbni Arabiye gelince, bu adam cahil olsa deriz ki, evet sapıtmış (zaten vahdeti vücud mevzusuna göre medreselerde kitapları yasaklandı, tekfir edeldi adam) ama adam felsefe, mantık, irfan usul ve fıkh ilimlerinde uzmandı. Bu onun hatasız oldugunu mu gösterir ? tabii ki hayır! eselerinde bazı yanlışlıkların oldugunu islamın faziletli alimler belirtmişler. Örnegin Futuhatul Mekkiye eserinin bir kaç versiyonuna baktım içerigi farklı. İşte tamda bu yüzden diyorum ki, kelamların ona ait olup olmamasını bu konunun uzmanları araştırmalı ve kanaat getirmeli. |
Alıntı:
Inkar degil bu misralarda herhangi bir problem yok kardesim. Muhyiddin Arabi ve niceleri Allahu Teala'ya muazzam bir ask duygusu ve hissiyati yasayarak, hissederek, bilerek, ve uygulayarak yasayan zatlardir. Sevgiler. |
Alıntı:
|
Alıntı:
Fena i Fillah; Nefis Mertebelerinin en tepesi olan Nefs-i Kamil'e ulasan Kemalata ulasan zatlarda siklikla gorulur. Allahu Teala'nin sifatlarini her baktiklari yerde gorur halde olurlar, ve bundan dolayi cok keyif ve haz duyarlar. Mesela biz Cok cok seviyoruz Allah'i Hasa tabiiki, Ama bu dedigim mertebe, bu sevgiyi net olarak hissedebilme mertebesi. Hep kalbinde, hem ruhunda , tum benliginde Hissederek Haz duyma mertebesi. |
Alıntı:
|
Alıntı:
Tasavvufcuları karalama çabası olarak görüyorum. İnkar etmektir ya da değildir demek doğru değildir. Zira inkar etmektir demek bile hoş sayılamaz. Ben herkesin görüş ve düşüncelerin saygı duyuyorum. Şu bunu yapmış, bu bunu söylemiş. Şu delildir şu değildir diye uzatmak istemiyorum. Yolumuz islam, Rehberimiz Kuran, Liderimiz Hz.Muhammed (SAV ). Bakınız Yunus Emre ne güzel söylemiş ; Ete kemiğe büründüm Yunus diye göründüm. Sıyırın eti kemiği,işte onun sesi,işte onun kendisi. Ol kadiri kün feye kün,lutfedici sübhan benem. Kesmeden rızkı veren cümlelere sultan benem. Nutfeden Adem yaradan,yumurtadan kuş türeten. Kudret dilini söyleten,zikreyleten sübhan benem. Hem batinem hem zahirem,hem evvelem hem ahirem. Bu cümlesini yaratıp tertib eden Yezdan benem. Yoktur anda tercüman,andaki iş bana ayan.. Bin bir adı vardır bir adı da Yunus,ol sahibi Kur’an benem. |
Alıntı:
iste bu sozune varligimla benligimle herseyimle katilirim |
Afedersiniz bi tarafindaki killar agarmis hala Allahi inkar edenler gördüm.cuma ya gidip dinden cikanlar gördüm.tum şahit olduğu mucizelere rağmen hala inkar edenler gördüm.
|
Alıntı:
|
İhlas suresinde Allah ne doğmuştur ne doğurmuştur der. Burada Arabi hazretleri sözüne baktığın zaman aslında bütün mahlukat Allah'ın ilminde ki ilmi suretlerdir.
Şeyhimin vesilesiyle Arabi hazretleri idrak etmeye başladım. Hayal kurun hayalinizde Ahmet amca Fatma teyze vs vs insan topluluğu hayal edin. Onlar diye bilirler mi ki ben vücut sahibiyim diye. Çünkü senin hayalindeki suretler onlardır. İnsanda Allah'ın ilminde ki ilmi suretse bizler vücut sahibiyiz diyemeyiz. Arabi hazretleri anlamak zor iştir. Nasibiniz kadarını alırsınız. Ondan gayri kimse olmadığı için bizler varlığımızdan bahsedemeyiz. Bir Allah'ın iradesi var iki emri var hangisi senin kurtulmana vesileyle ona sarıl diyor. Şunu asla unutmamak lazım Allah iradesinden değil emrinden hesaba çekilece emrolunduğun gibi dost doğru ayeti var. Bizler Allah'ın emrinden hesaba çekileceğiz. İradesiyle bakmak Arabi hazretleri gibi ehlullaha has. |
|
Dediklerimizi anlaşılan anlayan hiç çıkmamış.
Bakın arkadaşlar tasavvuf herkesin yolun değildir. Fıtrat çürük ise, tasavvuf o kişinin çürüklüğünü düzeltemez. Şeriat haremlik selamlık derken, herkesi eşit olarak kabul eder. Çünkü bazı insanın fıtratı çürüktür bazısı değildir. Çürük fıtratlı olanı, namaz ve oruç gibi ibadetler engeller. Çürük olmayanı ise takviye eder. İbadetlerin tamamı, fıtrattaki çukurları doldurmak için vardır. Fıtrat çürük ise çukur da o sebeple çoktur. Ama sağlam ise, kılınan namazlar o kişinin fıtratını ve imanını takviye eder. O sebeple tasavvuf hakkındaki görüşlerinizi, iyi bir ilim tahsili yapmadan ortaya dökmeyin. İmandan çıkabilirsiniz. Ben imandan çıkmam diyenler de buyursun 10 yıllık seyr-i sülüklerini anlatsınlar buraya. Bu işler kolay değildir. |
Alıntı:
'Futuhatta zahiri şeriata uygun olmayan şeyler gördüm. Müellifin (İbn-i Arabi) el yazması olan nüshayı buldum. Şeriata aykırı olarak tespit ettiğim yerlerin hiçbiri müellifin el yazması olan nüshada mevcut değildi.' (Mealen) Yine kendisine bu görüşlerin nispet edildiği Cuneyd-i Bağdadi'den şu nakledilir: 'Bizim ilmimiz Kitap ve Sünnetle kayıtlıdır. Kur'an okumayan ve hadis yazmayan bu ilimle uğraşmasın.' Yine aynı Cuneyd'den şu nakledilir: 'Biz bu ilmi kil-u kâlden almadık. Açlık, susuzluk, uykusuz gecelerde elde ettik.' Birinde kitabı ve sünneti yüceltirken, diğerinde kitabı ve sünneti küçümseyen, Rahipliği ve Budist din adamlarının ilim elde etme şeklini öven bir durum söz konusudur. İki zıt nakli de muteber tasavvuf kitapları yapmıştır. Yine aynı yazı içinde ondan Vahdet-i Vücud'a delalet eden sözler naklettik. İmam Zehebi,*'Siyer a'lam Nubela'da'*onun biyografisini verirken ondan şunu nakleder: 'Tasavvuf: Kadim olanın hadis olandan ayrılmasıdır.' Tasavvufun temelini kadim olan Allah'la*subhanehu ve teâlâ, hadis olan sonradan yaratılan varlığın ayrılması olarak tarif eder ki; bu vahdet-i vücudun tam zıttıdır. Ama aynı zamanda ondan tasavvufun bir sır olduğu ve avama bunun izhar edilmemesi de nakledilmiştir. 'Biz bu ilmi muhkemleştirdik, sonra onu sirdaplara/mağaralara gizledik. Sen ise geldin, onu insanlara anlatıyorsun.' (Et-Taarruf, 1/145-146) Bu durumda Cuneyd-i Bağdadi'nin akidesi şudur veya budur demek pek mümkün değildir. En güzel olanı husn-ü zanda bulunmak ve zahiri islam şeriatına uygun sözlerliyle imama muamele etmektir |
Söz ve muhatap dan başka sizin hangi makamda söylendiği de önemlidir. Necati kinayeli tesbih ..... Alıntı ile vereceğim cevaba geçmeden önce şunu belirtmek istiyorum. Bundan 11 sene önce eski âlemlerin çok kitaplarını okuduğum sıralarda Muhyiddin arabinin kitapları elime geçti. 51 tanesi türkiyeye çevrilmiş. birkaçını okuyunca diğer tüm kitapları bıraktım sadece onunkikeri okumaya başladım. vahdetul vücudun üç metresi vahdetul rububiyet ilki bile acayip sürükleyici ve zevkli idi. vahdetul sıfatı bir parça ablayabikdim. en yuksegi olan ve bu kelam küfür değil mi dediginiz makam olan vahdetu zaten söylenen revize muhtaç sözleri gördüm nurlardan cevabını çok sonra buldum. o kadar cezbedici idiler ki uykuya yemeğe ihtiyaç hissetmedim devamli onun kitaplarını okuyordum. sonra ervah i habise mı sallar oldu. sıkıntıdan evde duramaz çarşıda gezemez oldum. hali yerlerde dağlarda gezmek hoşuma gidiyordu içimde fırtınalar kopuyor du. Aklı mi yitiren kadar bilinçaltı m sayısız sorularla uğraşıyor .arifsiz sıkıntı cekiyordum. Bir gece dalmış im Bingollu Seyyidlerden bir Arif dedi bunları okuma. sakin okuma. Said Nursi Hz leri de okuma diyor du. Ben de bıraktım. bi süre sonra duzrldim. vahdetu vücut bakım haline ait çok kitap ve sözler var. Bunlar bizim gibi arama zarardan. cevabını alintuda bulursunuz
Bu mes'ele-i Vahdetü'l-vücudu şimdiki insanlara telkin etmek, ciddî zarar verir. Nasılki teşbihat ve temsiller, havassın elinden avamın eline ve ilmin elinden cehlin eline girse, hakikat telakki edilir. {(Haşiye): Nasılki iki melaike, teşbihin sırrı münasebetiyle Sevr ve Hut tesmiye edilen, avamca koca bir öküz ve koca bir balık telakki edilmiştir.} Öyle de Vahdetü'l-vücud mes'elesi gibi hakaik-i ulviye, ehl-i gaflet ve esbab içine dalan avamlara girse, tabiat telakki edilir ve üç mühim zarar verir: Birincisi: Vahdetü'l-vücudun meşrebi, Cenab-ı Hak hesabına kâinatı âdeta inkâr etmek iken, avama girdikçe; gafil avamlara, hususan maddiyyun fikirleriyle âlûde olan fikirlere girdikçe, kâinat ve maddiyat hesabına uluhiyeti inkâr yoluna gider. İkincisi: Vahdetü'l-vücud meşrebi, masiva-yı İlahînin rububiyetini o derece şiddetle reddeder ki, masivayı inkâr ve ikiliği ref'ediyor. Değil nüfus-u emmarenin, belki herbir şeyin müstakil vücudunu görmemek iken, bu zamanda fikr-i tabiatın istilasıyla ve gurur ve enaniyetin nefs-i emmareyi şişirmesiyle ve âhireti ve Hâlık'ı bir derece unutmak cihetiyle bazı nüfus-u emmare küçük birer firavun, âdeta nefsini mabud ittihaz etmek istidadında bulunan insanlara Vahdetü'l-vücudu telkin etmek, nefs-i emmareyi "EL'İYAZÜ BİLLAH" öyle şımartır ki, ele avuca sığmaz. Üçüncüsü: Tagayyür, tebeddül, tecezzi, tahayyüzden mukaddes, münezzeh, müberra, muallâ olan Zât-ı Zülcelal'in vücub-u vücuduna ve takaddüs ve tenezzühüne muvafık düşmeyen tasavvurata sebebiyet verir ve telkinat-ı bâtılaya medar olur. Evet Vahdetü'l-vücuddan bahseden; fikren seradan süreyyaya çıkarak, kâinatı arkasında bırakıp nazarını Arş-ı A'lâ'ya diken, istiğrakî bir surette kâinatı madum sayıp herşeyi doğrudan doğruya kuvvet-i iman ile Vâhid-i Ehad'dan görebilir. Yoksa kâinatın arkasında durup kâinata bakan ve önünde esbabı gören ve ferşten nazar eden, elbette esbab içinde boğulup, tabiat bataklığına düşmek ihtimali var. Fikren Arş'a çıkan, Celaleddin-i Rumî gibi diyebilir: "Kulağını aç! Herkesten işittiğin sözleri, fıtrî fonoğraflar gibi Cenab-ı Hak'tan işitebilirsin." Yoksa, Celaleddin gibi bu derece yükseğe çıkamayan ve Ferş'ten Arş'a kadar mevcudatı âyine şeklinde görmeyen adama, "Kulak ver, herkesten Kelâmullah'ı işitirsin" desen, manen Arş'tan Ferş'e sukut eder gibi, hilaf-ı hakikat tasavvurat-ı bâtılaya giriftar olur!.. قُلِ اللّٰهُ ثُمَّ ذَرْهُمْ فِى خَوْضِهِمْ يَلْعَبُونَ ٭ مَا للِتُّرَابِ وَ لِرَبِّ الْاَرْبَابِ سُبْحَانَ مَنْ تَقَدَّسَ عَنِ الْاَشْبَاهِ ذَاتُهُ وَتَنَزَّهَتْ عَنْ مُشَابَهَةِ الْاَمْثَالِ صِفَاتُهُ وَشَهِدَ عَلٰى رُبُوبِيَّتِهِ اٰيَاتُهُ جَلَّ جَلَالُهُ وَلَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ Lemalar - 272 |
Hepiniz uçuruma yuvarlanmak istiyorsunuz.
Buna diyecek birşeyim yok, lakin bizden de yardım beklemeyin. |
Alıntı:
Risaletu'l Ula 18 yada eş sehadetul ula 18 i anlatabilirmisin? |
Alıntı:
Alıntı:
|
Alıntı:
Konya ibadet eden de o edilen de gibi alıntılardan dolayı vahdul vücutta ilgili bikaç yerden birini daha eklemek gerekiyor diye dusubuyirum: Sual: Vahdetü'l-vücud mes'elesi, çoklar tarafından en yüksek makam telakki ediliyor. Halbuki velayet-i kübrada bulunan başta Hulefa-yı Erbaa olmak üzere Sahabeler ve hem başta Hamse-i Âl-i Abâ olarak Eimme-i Ehl-i Beyt ve hem başta Eimme-i Erbaa olarak müçtehidîn ve tâbiînden bu çeşit vahdetü'l-vücud meşrebi sarihan görülmemiş. Acaba onlardan sonra çıkanlar daha ileri mi gitmişler, daha mükemmel bir cadde-i kübra mı bulmuşlar? Elcevab: Hâşâ! Şems-i Risalet'in en yakın yıldızları ve en karib vereseleri bulunan o asfiyadan hiç kimsenin haddi değil, daha ileri gidebilsin. Belki cadde-i kübra onlarındır. Vahdetü'l-vücud ise, bir meşreb ve bir hal ve bir nâkıs mertebedir. Fakat zevkli, neş'eli olduğundan, seyr ü sülûkta o mertebeye girdikleri vakit çoğu çıkmak istemiyorlar, orada kalıyorlar; en münteha mertebe zannediyorlar. İşte şu meşreb sahibi, eğer maddiyattan ve vesaitten tecerrüd etmiş ve esbab perdesini yırtmış bir ruh ise, istiğrakkârane bir şuhuda mazhar ise; vahdetü'l-vücuddan değil, belki vahdetü'ş-şuhuddan neş'et eden, ilmî değil, hâlî bir vahdet-i vücud onun için bir kemal, bir makam temin edebilir. Hattâ Allah hesabına kâinatı inkâr etmek derecesine gidebilir. Yoksa esbab içinde dalmış ise, maddiyata mütevaggil ise, vahdetü'l-vücud demesi, kâinat hesabına Allah'ı inkâr etmeye kadar çıkar. Evet cadde-i kübra, sahabe ve tâbiîn ve asfiyanın caddesidir. حَقَٓائِقُ الْاَشْيَٓاءِ ثَابِتَةٌ cümlesi, onların kaide-i külliyeleridir. Ve Cenab-ı Hakk'ın لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَيْءٌ mazmunu üzere, hiçbir şey ile müşabeheti yok. Tahayyüz ve tecezziden münezzehtir. Mevcudatla alâkası, hâlıkıyettir. Ehl-i vahdetü'l-vücudun dedikleri gibi; mevcudat, evham ve hayalât değil. Görünen eşya dahi, Cenab-ı Hakk'ın âsârıdır. "Heme Ost" değil, "Heme Ezost"tur. Yani herşey O değil, belki herşey Ondandır. Çünki hâdisat, ayn-ı Kadîm olamaz. Şu mes'eleyi iki temsil ile fehme takrib edeceğiz: Birincisi: Meselâ bir padişah var. O padişahın hâkim-i âdil ismiyle bir adliye dairesi var ki, o ismin cilvesini gösteriyor. Bir ismi de halifedir. Bir meşihat ve bir ilmiye dairesi, o ismin mazharıdır. Bir de Kumandan-ı A'zam ismi var. O isim ile devair-i askeriyede faaliyet gösterir. Ordu, o ismin mazharıdır. Şimdi biri çıksa dese ki: "O padişah, yalnız hâkim-i âdildir; devair-i adliyeden başka daire yok." O vakit bilmecburiye, adliye memurları içinde, hakikî değil itibarî bir surette, meşihat dairesindeki ulemanın evsafını ve ahvalini onlara tatbik edip, zıllî ve hayalî bir tarzda, hakikî adliye içinde tebeî ve zıllî bir meşihat dairesi tasavvur edilir. Hem daire-i askeriyeye ait ahval ve muamelâtını yine farazî bir tarzda, o memurîn-i adliye içinde itibar edip, gayr-ı hakikî bir daire-i askeriye itibar edilir ve hâkeza... İşte şu halde, padişahın hakikî ismi ve hakikî hâkimiyeti, hâkim-i âdil ismidir ve adliyedeki hâkimiyettir. Halife, kumandan-ı a'zam, sultan gibi isimleri hakikî değiller, itibarîdirler. Halbuki padişahlık mahiyeti ve saltanat hakikatı, bütün isimleri hakikî olarak iktiza eder. Hakikî isimler ise, hakikî daireleri istiyor ve iktiza ediyorlar. İşte saltanat-ı uluhiyet Rahman, Rezzak, Vehhab, Hallak, Fa'al, Kerim, Rahîm gibi pek çok esma-i mukaddeseyi hakikî olarak iktiza ediyor. O hakikî esma dahi, hakikî âyineleri iktiza ediyorlar. Şimdi ehl-i vahdetü'l-vücud madem لَا مَوْجُودَ اِلَّا هُوَ der, hakaik-i eşyayı hayal derecesine indirir. Cenab-ı Hakk'ın Vâcibü'l-Vücud ve Mevcud ve Vâhid ve Ehad isimlerinin hakikî cilveleri ve daireleri var. Belki âyineleri, daireleri hakikî olmazsa; hayalî, ademî dahi olsa, onlara zarar etmez. Belki vücud-u hakikînin âyinesinde vücud rengi olmazsa, daha ziyade safî ve parlak olur. Fakat Rahman, Rezzak, Kahhar, Cebbar, Hallak gibi isimleri ise, tecellileri hakikî olmuyor, itibarî oluyor. Halbuki o esmalar, Mevcud ismi gibi hakikattırlar, gölge olamazlar; aslîdirler, tebeî olamazlar. İşte sahabe ve asfiya-i müçtehidîn ve eimme-i Ehl-i Beyt, حَقَٓائِقُ الْاَشْيَٓاءِ ثَابِتَةٌ derler ki, Cenab-ı Hakk'ın bütün esmasıyla hakikî bir surette tecelliyatı var. Bütün eşyanın, Onun icadıyla bir vücud-u ârızîsi vardır. Ve o vücud çendan Vâcibü'l-Vücud'un vücuduna nisbeten gayet zaîf ve kararsız bir zıll, bir gölgedir; fakat hayal değil, vehim değildir. Cenab-ı Hak, Hallak ismiyle vücud veriyor ve o vücudu idame ediyor. İkinci Temsil: Meselâ şu menzilin dört duvarında dört tane endam âyinesi bulunsa, herbir âyine içinde her ne kadar o menzil öteki üç âyine ile beraber irtisam ediyor.. fakat herbir âyine, kendinin heyetine ve rengine göre eşyayı kendi içinde ihtiva eyler; kendine mahsus misalî bir menzil hükmündedir. İşte şimdi iki adam o menzile girse; birisi bir tek âyineye bakar, der ki: "Herşey bunun içindedir." Başka âyineleri ve âyinelerin içlerindeki suretleri işittiği vakit, mesmuatını o tek âyinedeki iki derece gölge olmuş, hakikatı küçülmüş, tagayyür etmiş o âyinenin küçük bir köşesinde tatbik eder. Hem der: "Ben öyle görüyorum, öyle ise hakikat böyledir." Diğer adam ona der ki: "Evet sen görüyorsun.. gördüğün haktır; fakat vaki'de ve nefsülemirde hakikatın hakikî sureti öyle değil. Senin dikkat ettiğin âyine gibi daha başka âyineler var; gördüğün kadar küçücük, gölgenin gölgesi değiller." İşte esma-i İlahiyenin herbiri, ayrı ayrı birer âyine ister. Hem meselâ: Rahman, Rezzak hakikatlı, asıl oldukları için, kendilerine lâyık, rızka ve merhamete muhtaç mevcudatı ister. Rahman nasıl hakikî bir dünyada rızka muhtaç hakikatlı zîruhları ister; Rahîm de, öyle hakikî bir Cennet'i ister. Eğer yalnız Mevcud ve Vâcibü'l-Vücud ve Vâhid-i Ehad isimleri hakikî tutulup öteki isimler onların içine gölge olmak haysiyetiyle alınsa, o esmaya karşı bir haksızlık hükmüne geçer. İşte şu sırdandır ki: Cadde-i Kübra, elbette velayet-i kübra sahibleri olan sahabe ve asfiya ve tâbiîn ve eimme-i Ehl-i Beyt ve eimme-i müçtehidînin caddesidir ki, doğrudan doğruya Kur'anın birinci tabaka şakirdleridir. سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَٓا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَل۪يمُ الْحَك۪يمُ رَبَّنَا لَا تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ اِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً اِنَّكَ اَنْتَ الْوَهَّابُ اَللّٰهُمَّ صَلِّ وَ سَلِّمْ عَلٰى مَنْ اَرْسَلْتَهُ رَحْمَةً لِلْعَالَم۪ينَ وَ عَلٰٓى اٰلِهِ وَ صَحْبِهِ اَجْمَع۪ينَ Mektubat - 83 |
Ben de yazayim bi seyler :)
İşin özü; Mulk Suresi 2.ayet; Hanginizin davranışça daha iyi olduğunu deneyerek göstermek için ölümü ve hayatı yaratan O’dur. O, güçlüdür, çok bağışlayıcıdır. Ya abiler iyi mi davranacagiz kotu mu davranacagiz,Allah alemleri bunun icin yaratmis dusunsenize, ne kadar derin bi ayet, iyi miyiz kotu muyuz? Butun mesele bu, derin konular var ama olay bundan ibaret degil mi? |
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
Niye uçuruma düşelim bir arayağım şeriatte olduğu sürece diğeri ayağımı istediğim yere atarım. Şehadet aleminde yaşıypruz ve şeriatle mükellefim. Şeriata uyduğum sürece gerisinde sıkıntı yok. Alıntı:
Vahdeti Vucud yolu benim fıtratına göre. Birçok tarikat gördüm nakşiler kadiriler vs vs beni tatmin etmedi benim fıtratına uygun değil. Sizlerin fıtratına uygunsa bir şey diyemem. Arabi hazretleri bizim yolumuzu anlamak herkesin karı değil diyor. Siz bu alemi sadece emir aleminden mi ibaret sanırsınız emrinin ötesinde Hakkın iradesi var Hakkın iradesiyle ne kadar bakabiliyorsun? Hem iradesini hemde emrini ne kadar cem edebiliyorsun? Mesele bu dersen iradesine idrakım yetmez emrine sarıl yeterse iradesine de sarıl amma şunu asla unutmamak lazım şehadet alemindesin ve emrine göre hareket edeceksin ve iradesini de idrak etmeye gayret edeceksin. Mutlak olarak idrak eden asla olmaz ama en kâmil en üstün idrak edecek olan önderimiz Hazreti Muhammed (s.a.v) efendimiz |
Kendi bilmez bişe bilirim sanır bir de kalkar yanlış bilgilerle birilerine Akol vermeye edebten yoksun uslublarla söyle ya böyle et demeye çalışır. Tarikat i bilmez fitratima göre değil der. Tarikatler şeriat içinde hakikate giden kısa yollar dir. Fitratima göre değil demek enim yaradilisim islami göre değil demektir. Bu ulkede her 4 kişiden biri muafiyeti yada bilerek yada bilmeyerek onlara hizmet ediyor ihtimaline binaen cumhurun hakim olmadığı cumhuriyetin ilanından bu yana şeriat tarikat düşmanlığı için canını verecek zalimler sokaklarimizi doldur musa eğer nedendir sormak lazım. Ben dahi sorarım. hüküm veremem. seriatin hakim olmadığı yerde mahkemeler adalet edebilir mi cevabı siz verin. vahdul vücut ile ilgili yazdıklarımı zahmet edip okumamış hele daha nefsin in turkusunu çağırır. bir sürü güzel bilgili insanı forumdan kacirttiniz belki yadakladiniz İlm de gitti cahil ler ahkam kesiyor kendi hasta bilmediği alet edevatla tedavi satar olmuşlar enaniyeti KAVİ ilmi yok. Senin tarikat diye düşmanlık ettiğin Ella resulu sav in açtığı o mübarek müessese asırlardır sayısız hakikat erbabı yetistirmus topluluklar yonetmis sayısız insanın iki dünya saadeti ne hizmet etmiş. Dünyada dahi erbabına Baki lezzetleri tattirmis. Kedi uzanamadigi ciğere pis dermis. Hariciler ve onarım yolunda giden ibni yevmiye benzeri zindiklardan ders alıp islami içerden yıkmaya bunun için de en büyük düşmanları olan Resulullah in yolunda cennete adam ywtistirmeye çalışan ulen ve mesayihe dil uzatanlar in dilleri kurusun. onlar mağlup olucudur. Kuran i bir kışır sandıkları için nasip şişlikler şeytanın aldıkları dersle satmaya çalışanlar her biat ehli gibi ekalli muzirra hükmünde defolacaklar dünyayı Osmanlı dan on kat daha büyük bir güçle yönetecek bu ülke de mezheosiz kuran düşmanları mağlup olucudur. Eye Ali eyne Zülfikar!
|
Alıntı:
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
Alıntı:
'Futuhatta zahiri şeriata uygun olmayan şeyler gördüm. Müellifin (İbn-i Arabi) el yazması olan nüshayı buldum. Şeriata aykırı olarak tespit ettiğim yerlerin hiçbiri müellifin el yazması olan nüshada mevcut değildi.' (Mealen) |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 17:43. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com