| Yusufiyeli |
08.01.24 14:20 |
Hücvîrî ve Mevlânâ’ya göre tasavvuf ilmi padişahın kollarında gezmeye layık avcı bir şahine benzer. Ne var ki bu şahin onun kıymetini takdir edemeyen cahil kimselerin elinde tüylerinden ve tüm değerinden mahrum kalmıştır. Hücvîrî yaşadığı dönemde on iki sınıf olarak belirttiği tasavvuf gruplarından Hulûliyye ve Hallâciyye’yi şeriata muhalif yönleri itibari ile heterodoks (şeriat dışı) olarak tanımlamaktan çekinmemiştir.Gazzâlî İhyâ’sında yaşadığı dönemde aldanarak gaflete düşen pek çok grup arasında mutasavvıfların da bulunduğunu belirtir. Gerçek olanlarını istisna etmekle birlikte davranış ve düşünüşleri ile tasavvufun ruhundan uzaklaşmış olduklarını belirttiği on bir farklı mutasavvıf zümresini ciddi bir tenkide tabi tutar. Sûfîlerin yapmış oldukları bu iç tenkit başlangıçtan itibaren tekkelerin kapatılışına kadar devam etmiş, şeyhü’l-meşâyihlik gibi görevlerle iç denetim mekanizması her dönemde aktif tutulmuştur. En son örneği ise kurumsal bir yapı olarak 1866-1925 yılları arasında bu görevi yapan Meclis-i Meşâyih olmuştur.
|