Havas Okulu

Havas Okulu (https://www.havasokulu1.com/)
-   Sorularınız (https://www.havasokulu1.com/sorulariniz/)
-   -   Haki Tahirullah ve Hadiyanlar hakkında bilgi (https://www.havasokulu1.com/sorulariniz/86967-haki-tahirullah-ve-hadiyanlar-hakkinda-bilgi.html)

imas 12.01.25 10:47

Alıntı:

dervishekim00 Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 655550)
Sayın Beyler, Bayanlar ve Hocalar Haki Tahirullah adı altında geçen kişi Şeytani biridir o kişiyi biliyorum. Kendisi İslam bile değildir. Budizm dinine intisab etmiştir. Onun kaynaklarının nereden geldiğini bilmiyorum fakat Çok büyük bir hırsızdır. Kendisi Yunus Emrenin sözlerini bile çalan bir kişidir. Farklı bir kişiliği vardır. O kişiyi çok gördüm canlı olarak görmedim fakat gördüğüm an tanırım. Kendisine Baron Sıfatı giydirmiştir. Tahminlerime göre Kara büyü ve Simyada uzmanlaşan Nazi Almanyasından önce Bulunan Baron Von Sebbandendorf özentisi bir kişidir.


bahsettigin kişi kimdir bilmiyorum hakkinda hiç bilgim yok kimdir? nedir? ne iş yapar?

****O kişiyi çok gördüm canlı olarak görmedim fakat gördüğüm an tanırım.****

bu dediğin cok anlasılmadi....

Yusufiyeli 12.01.25 11:48

Alıntı:

dervishekim00 Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 655550)
Sayın Beyler, Bayanlar ve Hocalar Haki Tahirullah adı altında geçen kişi Şeytani biridir o kişiyi biliyorum. Kendisi İslam bile değildir. Budizm dinine intisab etmiştir. Onun kaynaklarının nereden geldiğini bilmiyorum fakat Çok büyük bir hırsızdır. Kendisi Yunus Emrenin sözlerini bile çalan bir kişidir. Farklı bir kişiliği vardır. O kişiyi çok gördüm canlı olarak görmedim fakat gördüğüm an tanırım. Kendisine Baron Sıfatı giydirmiştir. Tahminlerime göre Kara büyü ve Simyada uzmanlaşan Nazi Almanyasından önce Bulunan Baron Von Sebbandendorf özentisi bir kişidir.

“Hüseyin Paşa’nın malikanesine yerleşen Rudolf Glauer, [Sebottendorf] Bektaşiliğe merak salmış ve bu alanda uzmanlaşacak kadar bilgi sahibi olmuştur. Öyle ki 1920’li yıllarda bu konuda bir de inceleme yazmıştır. Bu kitabında Bektaşiliğin Masonlukla bağlantısını göstermiş ve Masonların Bektaşilerin sırlarını alarak kendi gizli doktrinlerini oluşturduklarını öne sürmüştü. Sebottendorfun Bektaşiliğe girdiğini gösteren tek kaynak, Turaca dergisinde yayınlanmış olan bir makaledir. Buna göre Rudolf Glauer (Sebottendorff) Almanya’da Georg Jacob’un da bağlı olduğu Bektaşi dergahına kayıtlanmıştır. Kısaca, “Risale-i Mergube” (Bektaşi-Miszellen) başlıklı ve Prusya Kültür Merkezi’nde saklanan bu elyazması, Mehmed Seyfüddin bin Zülfikar Derviş Ali tarafından hazırlanmıştır. Sebottendorf, bu metinde anlatılan “İnisiye” törenlerini aktarmıştı.” ‘’ Aytunç Altındal, Bilinmeyen Hitler (Yeni Avrasya Yayınları, Ankara, 2000)’’

Yusufiyeli 12.01.25 12:55

Baron Sebottendorff’un karanlık hayatı ile ilgili çok az bilgi vardı. Rastlantı bu ya, Baron Sebottendorff da hem adını hem vatanını hem de inancını değiştirmiş bir adamdı. Thule adlı gizli örgütü kurmadan 7 yıl önce, 1911’de Türk-Osmanlı vatandaşlığına geçmişti. İlginçtir ki, Türk vatandaşlığına geçişinden bir ay sonra evlat edinilme yoluyla Baron Sebottendorff olmuştu. Sebottendorff bu kadarla kalmamış, bir de kendisinin “Bektaşi Babası” olduğunu Almanya’daki belgelere geçirtmişti! Gerçek şudur ki, bu esrarengiz Türk vatandaşı, Alman Baronu olmasaydı ne Alman İşçi Partisi (DAP, sonra NSDAP) ve Hitler ne de Holokast olurdu. Adolf Hitler’e iktidar yolunu açan (Wegbereiter) ilk şahıs işte tarihe “çok esrarengiz” diye kayıt düşürterek geçmiş olan bu adamdır. Hitler, 1919’dan 1936’ya ve sonrasına kadar hep bu esrarengiz Baron’un kurduğu gizli örgütün üyeleri tarafından korunmuştu. Hitler’in avukatı ve Nürnberg’de idam edilmeden önce Hitler’in ailesiyle ilgili Yahudilik iddiasını ortaya atan Hans Frank da Baron’un kurduğu Thule’nin üyesiydi.
Baron Rudolf von Sebottendorff Türkçeyi, Arapçayı ve Farsçayı anadili gibi konuşan bir adamdı. Bu dillerde kitap, makale ve yazılar yazmıştı. Döneminin en tanınmış astrologlarından biriydi ve Batı’da “Palmizm”, Araplarda “Remmallık” diye bilinen el falı okumacılığında, muska yazıcılığında ve “Arraflık” denilen uzgörü alanında uzmanlaşmıştı. Sebottendorff, kadim Keldani ve Kestari (Akat ve Babil) topluluklarının “yıldızlara tapınma” ve yıldızlarla yönetilmenin sırlarını bildiği iddiasındaydı. Bu topluluklar belgelere göre Hz. Peygamber döneminde de büyü ve sihir yapmasını biliyorlardı. Hz. İbrahim, Kestari geleneğine karşı çıkmıştı. Sebottendorff bu tür gizli ilimleri İstanbul’da öğrenmişti ve daha ilginci Türk-Osmanlı vatandaşı Alman asıllı bu Baron İstanbul’da düzenlenen gizli bir törenle hem mason hem de Bektaşi yapılmıştı!
19. yüzyılda başta Almanya olmak üzere tüm Avrupa birtakım gizli yeraltı örgütlerinin siyasal yönlendiriciliği ve baskıları altındaydı. Bu dönemde Almanya’da 220 düzenli mason locası ve 24 bin mason vardı. Ünlü Thum und Taxis ailesinden bir Prens, 1765’te Bavyera’da “Umut” locasını kurmuştu. Aynı aileden başka bir prens ise 1918’de, Thule’nin kurucusu Baron Rudolf von Sebottendorff’un yardımcısı olmuştu. Almanya’da mason localarına ilk kez, 6 Haziran 1767’de bir Yahudi kabul edilmişti. Sanıldığının tersine mason locaları Yahudiler tarafından kurulmuş değildi. Tam tersine Katolik ve özellikle de Protestan dininden ayrılmış birtakım soylular ilkin bu Seküler örgütleri kurmuşlardı. Arthur Edward Waite’ın yazdığı gibi, o günlerde Almanya’nın her yerinde gizli ve yasak ayinler yapılıyordu.
1918’de Thule yaptığı gizli Spiritüalizm –ruh çağırmak– seanslarında köylü bir kadını medyum olarak kullanmıştı. Bu kadın transa geçtiği zaman bedeninden bir tür ektoplazma salgılıyordu ve bunlar insan figürleri olarak okunuyorlardı. Gizli Thule Örgütü’nün 1918’de Münih kenti içinde 250, Bavyera’da 1500 üyesi vardı. Bunlar aristokratlar, yargıçlar, avukatlar, polis müdürleri, üst rütbeli subaylar, doktorlar, akademisyenler ve zengin sanayici ve iş adamlarıydılar. Hepsi anti-komünist ve monarşistti. Thule’nin merkezi dünyaca ünlü Dört Mevsim Oteli’nin gizli bir bölümündeydi. Otelin sahibi de Thule üyesiydi. Kayzer 2. Wilhelm’in Bavyera’yı terk etmeye zorlanmasından sonra Thule tüm gücüyle Komünistlere ve Yahudilere karşı saldırılar başlattı. Baron Rudolf von Sebottendorff, Dört Mevsim Oteli’ndeki konuşmasını şu sözlerle güçlendirmişti: “Hepimiz tehlikedeyiz. En amansız düşmanımız olan Yahudi’yle sonuna kadar savaşacağız. Bu, göze göz dişe diş bir savaş olacak. Thule’nin Demir Balyozu (Gamalı Haç) benim elimde bulunduğu sürece bu savaşı sürdürmeye kararlıyım.” Günümüzde Thule Netzwerk’in sembolü yapılmış olan Gamalı Haç işte ilkin 1918’de Baron Sebottendorff ve diğer soylular tarafından kurulmuş olan Thule Örgütü’nün sembolü olarak kullanılmıştı. Sebottendorff, Thule üyelerine acilen bir Führer’e ihtiyaç duyduklarını, ancak bu kişinin Almanya’yı kurtarabileceğini söylemişti. Ona göre Führer’in ortaya çıkması yakındı ve o Aryan ırkının dünyaya egemen olmasını sağlayacaktı.
İstanbul ve Ankara’da Alman karşı-casusluk servisi SD’nin ajanı olarak çalışan yazar Herbert Rittlinger’in belirttiği gibi, “Eğer çağdaş Faşizm’in bu Cagliostro’su (tanınmış bir Okültist) Baron Sebottendorff olmasaydı, Hitler hiçbir şey yapamazdı”. Rittlinger, 1943-1944 yıllarında İstanbul ve Ankara’da Alman karşı-casusluk servisinde üst düzeyde yöneticilik yapmıştı. Savaştan sonra Boğaziçi’nden Anılar adlı bir kitap yazarak Nazizm ile Okültizm bağlantısına dikkat çekmişti. Holokost’ı gerçekleştiren tarihin en kanlı ve acımasız, paramiliter gücü sayılan, SS birliklerinin kurucusu Heinrich Himmler ise hem astrolojiye hem de Okültizm’e çok düşkün biriydi. “Kara Tarikat” adlı SS gizli inanç sistemini, Sebottendorff’un Thule Örgütü’nü ve inanç sistematiğini örnek alarak kurmuştu. Himmler, Sebottendorff’u, “Nasyonal Sosyalizmin Efsane Yapıcısı” diye selamlamıştı. Himmler’in SS’leri daha önce de belirttiğimiz gibi İsa Mesih’in Alman olduğuna inanıyorlardı. Aynı şekilde Alınanlardan önce Polonyalılar da İsa’nın “Polonyalı” olduğuna inanmışlardı. Hatta onlara göre İsa’nın mezarı bile Polonya’daydı! Dr. Goodrick-Clarke’ın da belirttiği gibi, Sebottendorff’un siyasi görüşleri, “Pan-Türkist hareketten çok etkilenmişti. Ayrıca, Doğu mistisizmine, simyacılığa, Gül ve Haç Kardeşliği gizli örgütünün öğretilerine de atıflar vardı. Bolşevizm ve Yahudi düşmanlığı ise geleneksel ırkçı çizgiyi izlemişti.” Baron Rudolf von Sebottendorff, Alman tarihçilerine göre, 1934’te Hitler’in Kutsal Vehm kökenli cellatları tarafından öldürülmüştü. İngiliz istihbarat servisleri ise Baron’un, cellatların elinden kurtulup, yeniden İstanbul’a kaçtığını ve 9 Mayıs 1945’te intihar ettiğini öne sürmüşlerdi. Türkiye’de ise Baron Rudolf von Sebottendorff’un akıbeti ile ilgili kalın bir sis perdesi vardı. Aslında hem Almanlar hem de İngilizler yanılmışlardı. Baron Sebottendorff “Olayı” gerçekte çok daha değişik ve esrarengizdi.


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 15:20.

Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.

havasokulu1.com


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148