Havas Okulu

Havas Okulu (https://www.havasokulu1.com/)
-   Sorularınız (https://www.havasokulu1.com/sorulariniz/)
-   -   Kuranı kerimde nesh olunmuş ayetler var mıdır ? (https://www.havasokulu1.com/sorulariniz/88829-kurani-kerimde-nesh-olunmus-ayetler-var-midir.html)

Yusufiyeli 18.02.24 17:18

Hadislerle alakalı olarak Hanefilere ait bazı farklı görüşler bulunmaktadır. Bu görüşlerle alakalı hem Türkiye’de hem de Arap dünyasında çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Hanefilerin diğer mezheplerle ilgili tartışmalarında haber-i vahid önemli yer tutmaktadır. Zira Hanefiler haber-i vahide karşı biraz mesafeli durmaktadır ya da öyle bir izlenim vermektedirler. Kısaca belirtmek gerekirse onlara göre haber-i vahid bir veya daha çok ravinin rivayet ettiği fakat meşhur ve mütevatir hadis mertebesine ulaşmayan haberdir. Bu tanım Ebu Hanife ve talebeleri döneminde bilinen bir tanım değildir. Onların haber-i vahidden anladıkları sözlük anlamına da uygun olarak tek kişinin rivayet ettiği haberdir. Nitekim onlar tek kişinin rivayet ettiği haberi kabul edilemez şazz haber olarak değerlendirmiştir. Haber-i vahid ile ilgili bazı meseleler ise şöyledir:
Haber-i vahid İlm-i yakin ifade etmese de amel gerektirir. Bundan dolayı haber-i vahidle sabit olan hükümfarzın bir derece aşağısında olan vaciptir. Mesela Allah ‘’Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun’’ buyurur. Bu farzdır, Fatiha’nın okunmasıyla ilgili haber-i vahid ise şüphe ifade eder. Dolayısıyla birincinin ikinciyle değiştirilmesi caiz değildir. Fakat ikinci birincinin hükmünü tamamladığı için onunla amel etmek vaciptir. Bu anlayışın ‘’Kur’an nassına ziyade yapmak nesihtir’’ ilkesiyle de yakından alakası vardır. Buna göre Kur’an nassının hass olsun amm olsun delaleti katidir. Bunları ancak kendi kuvvetinde bir nass neshedebilir. Zann-ı galip ifade eden haber-i vahid katiyyet ifade eden Kur’an nassının hükmünü değiştiremez. Mesela namazda Fatiha okumak namazın bir rüknü değildir. Çünkü bu Kur’an nassıyla sabit olan bir şeye ilavedir. Fatiha okumayı Kur’an’dan kolayınıza gelen okuma yerine geçirirseniz bu nassa ziyade olur ve onu neshetmiş sayılır. Haber-i vahidle böyle bir ziyade kabul edilemez, ancak haber-i vahidle amel etmek vaciptır. O zaman Kur’an’dan kolaya geleni okumak farz Fatiha’yı okumak vacip olur. Aynı duruma örnek olarak ruku ayeti de verilir. Burada bizden istenen malum eğilmedir ve bu farzdır. Bununla ilgili hadisle sabit olan tadil-i erkanı da farz kabul etmek ayete ziyade yapmak anlamına gelir ki bu durumda haber-i vahid ayetin hükmünü neshetmiş olur. Ancak tadil-i erkan ile amel etmek de vaciptir. Dolayısıyla rükü etmek farz rüküü tadil-i erkana riayet ederek gerçekleştirmek vacip olur. Oysa Şafii’ye göre nassa ilave olan fazlalık amm olan hükmü tahsisten ibarettir, neshle ilgisi yoktur. Buna göre Fatiha okumak farzdır. Umumi olan Kur’an’dan kolayımıza geleni okuma farzı, tahsis edilerek Fatiha okumaya hasredilmiştir. Rüku da umumidir. Bu da tadil-i erkan ile tahsis edilmiştir. Yani farz olan tadil-i erkan ile birlikte rükuu gerçekleştirmektir. Umumi hükümleri tahsis etmek de Hz. Peygamber’in görevleri arasındadır. Burada dikkat çekici bir husus vardır. O da Hanefillerin meşhur ve mütevatir hadisle nassa ziyadeyi nesh saymamalarıdır. Yani namazda Fatiha okunması gerektiğine dair hadis meşhur olsaydı bu kadar izaha gerek kalmayacak bu nesh sayılmayacaktı.

ulubatlihasan 18.02.24 17:28

Alıntı:

Rahle Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 592006)
Konu ile ilgisi yok ama yine de size danışalım.

Geçen gün Ebubekir sifil ile Abdülaziz bayındır bir sahne de tartışmasını izledim.

Ebubekir sifil, Abdülaziz bayındır'a şöyle sordu:
Kur'an-ı Kerimin Allah kelamı olduğunu Kuran dışında bir kaynaktan söyleyiniz.

Abdülaziz bayındır yanıt veremedi tabi...

Size böyle bir soru sorulsa siz ne derdiniz?

Abdulaziz bayındır Allah geleceği bilemez diyor, Allah'ın istediği olmadı diyor. Bir programda soruyorlar yanlış hatırlamıyorsam (Allah murat bardakçının 5 gün sonra başına ne geleceğini bilir mi bilemez mi ?) Diyordu bu şekilde bir şeydi abdulaziz bilemez demişti. Kaldı ki Allah imtihan konusu ise bilmez gibi saçma şeyler söylüyor, cehaleti aşikardır güneş dünyaýı aydınlatıyor uzay neden aydınlık değil diye bir soru geliyor o ise saçmalamaya devam ediyor, gündüz apayrı bir varlıktır diyor güneş olmazsa bile dünya aydınlanırmış ord prof dr aziz bayındıra göre.

Abdulaziz bayındırın sözleri bu linklerde;

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


Kuranı kabul etmeyen ateistlere birçok delil mevcud karbon testi yapılmış mushaflar, Dünyanın her yerindeki Mushafların birbiri ile aynı olması gibi gibi

Sadik36 18.02.24 17:30

Alıntı:

ulubatlihasan Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 592019)
Abdulaziz bayındır Allah geleceği bilemez diyor, Allah'ın istediği olmadı diyor. Bir programda soruyorlar yanlış hatırlamıyorsam (Allah murat bardakçının 5 gün sonra başına ne geleceğini bilir mi bilemez mi ?) Diyordu bu şekilde bir şeydi abdulaziz bilemez demişti. Kaldı ki Allah imtihan konusu ise bilmez gibi saçma şeyler söylüyor, cehaleti aşikardır güneş dünyaýı aydınlatıyor uzay neden aydınlık değil diye bir soru geliyor o ise saçmalamaya devam ediyor, gündüz apayrı bir varlıktır diyor güneş olmazsa bile dünya aydınlanırmış ord prof dr aziz bayındıra göre.

Abdulaziz bayındırın sözleri bu linklerde;

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


Kuranı kabul etmeyen ateistlere birçok delil mevcud karbon testi yapılmış mushaflar, Dünyanın her yerindeki Mushafların birbiri ile aynı olması gibi gibi

Rumların galip geleceğini nasıl bilmiş peki Allah cc

ulubatlihasan 18.02.24 17:31

Alıntı:

Sadik36 Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 592020)
Rumların galip geleceğini nasıl bilmiş peki Allah cc

Onu abdulaziz beye sormak lazım, onada saçma sapan bir izah getirmeye çalışmış o imtihan değildi diye lakin nafile

Sadik36 18.02.24 17:36

Alıntı:

ulubatlihasan Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 592021)
Onu abdulaziz beye sormak lazım, onada saçma sapan bir izah getirmeye çalışmış o imtihan değildi diye lakin nafile

Bide ilahiyatci olucaklar yazık .Allah CC. Benzetmesiyle kitap taşıyan eşek bunlar

ulubatlihasan 18.02.24 17:40

Alıntı:

Sadik36 Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 592022)
Bide ilahiyatci olucaklar yazık .Allah CC. Benzetmesiyle kitap taşıyan eşek bunlar

Sıradan bir kişi ben mimarım deyip bina yapımına karışırsa ona ceza kesilir çünkü milleti aldatıyor, bilgisi olmayan konuda konuşuyor insanları yanlış yönlendiriyor ve tehlikeye atıyor. Bu konuda yaptırım var lakin ülkemizde dini konuda bir yaptırım yok, bilen bilmeyen 7den 70e herkes konuşuyor bu şekilde insanları zehirleyenler epeyce fazla.

paradise 20.02.24 05:50

Alıntı:

imas Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 592004)
bazi kisilerin bilgisi aklini gecer bilgi akli gecince kisi sapkinliga düser, mesela ibni teymiye gibi mesela yaşar nuri öztürk gibi

kimiside bir sifreye bir usule uydurmak icin bazi ayetler eksik der bazı ayetler fazla der hic birine kulak asmamak gerekir
uyulmasi gereken 4 imamdan biri hangisi olursa olsun...

Sen bazı düşmanlarının bile eleştirirken övdüğü ibni Teymiyye gibi bir zat hakkında nasıl konuşabiliyorsun bu halinle utanmıyor musun?
Dinde olmayan tılsım vefkleri yaparken sen sapkınlıkta olmuyorsunda, İbni Teymiyye, zamanında o kadar zorluk,esaret içinde Kur'an ve Sünnet üzere Hakkı anlatmaya çalıştı diye mi sapkınlıkta oluyor?
Asıl Sapkınlık, Peygamber'in sallallahu aleyhi vesellem ve hiçbir sahabe'nin yapmadığı dinde olmayan vefk, tılsım gibi, şeyleri şeyleri yazıp bunları caiz miş gibi anlatmandır.

Sadik36 20.02.24 07:44

Alıntı:

paradise Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 592263)
Sen bazı düşmanlarının bile eleştirirken övdüğü ibni Teymiyye gibi bir zat hakkında nasıl konuşabiliyorsun bu halinle utanmıyor musun?
Dinde olmayan tılsım vefkleri yaparken sen sapkınlıkta olmuyorsunda, İbni Teymiyye, zamanında o kadar zorluk,esaret içinde Kur'an ve Sünnet üzere Hakkı anlatmaya çalıştı diye mi sapkınlıkta oluyor?
Asıl Sapkınlık, Peygamber'in sallallahu aleyhi vesellem ve hiçbir sahabe'nin yapmadığı dinde olmayan vefk, tılsım gibi, şeyleri şeyleri yazıp bunları caiz miş gibi anlatmandır.

İbn teymiyye Allah'ın eli vardır diyor,tevile gerek görmez .bunu bize açıklar mısın

imas 20.02.24 08:02

Alıntı:

paradise Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 592263)
Sen bazı düşmanlarının bile eleştirirken övdüğü ibni Teymiyye gibi bir zat hakkında nasıl konuşabiliyorsun bu halinle utanmıyor musun?
Dinde olmayan tılsım vefkleri yaparken sen sapkınlıkta olmuyorsunda, İbni Teymiyye, zamanında o kadar zorluk,esaret içinde Kur'an ve Sünnet üzere Hakkı anlatmaya çalıştı diye mi sapkınlıkta oluyor?
Asıl Sapkınlık, Peygamber'in sallallahu aleyhi vesellem ve hiçbir sahabe'nin yapmadığı dinde olmayan vefk, tılsım gibi, şeyleri şeyleri yazıp bunları caiz miş gibi anlatmandır.

off yine bir selefi adi altinda vahhabi sapkin, bitmediniz lan bir turlu,
ibni teymiye sapkin diyen ehli sunnet alimler ben degilim akilsiz vahhabi
yine bozuk plak gibi ayni laflar, vefki tilsimi ben icad etmedim şebele , büyuk islam alimlerinden ogrendik biz bu ilmi, sahabenin vefke tilsima ihtiyaci yoktu onlarin kendileri vefk ve tilsimdan degerliydi, sapkinliklari yoktu,ibni teymiyenin yolunu kaybetmesinden sonra abduvahap gibi sapiklar ortaya cikinca ve sizin gibi yolsuzlar onlarin yolundan gidip edepsizligi terbiyesizligi, itikatsizligi ortaya koyunca bu ilme ihtiyac dogdu,
koydugun isimden belli İngiliz gavurunun dilini kullaniyorsun sonra
elinde yahudi icadi cep telefonuyla peygamber sav yolundan gidiyorsun,
faydasiz lak lakcilar

imas 20.02.24 08:19

Alıntı:

paradise Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 592263)
Sen bazı düşmanlarının bile eleştirirken övdüğü ibni Teymiyye gibi bir zat hakkında nasıl konuşabiliyorsun bu halinle utanmıyor musun?
Dinde olmayan tılsım vefkleri yaparken sen sapkınlıkta olmuyorsunda, İbni Teymiyye, zamanında o kadar zorluk,esaret içinde Kur'an ve Sünnet üzere Hakkı anlatmaya çalıştı diye mi sapkınlıkta oluyor?
Asıl Sapkınlık, Peygamber'in sallallahu aleyhi vesellem ve hiçbir sahabe'nin yapmadığı dinde olmayan vefk, tılsım gibi, şeyleri şeyleri yazıp bunları caiz miş gibi anlatmandır.

yolsuz vahhabi sana 2 örnek vereyim istersen cogaltirim

el-Cebel Camiinde hazreti Ömer (Radıyallahu anh)ın çok hata yaptığını söylemiştir. Bir toplantıda hazreti Ali’nin üçyüz defa yanıldığını söylemiştir.

Münavi’nin “Künüz” kitabında ve İmam-ı Ahmedin sahihinde ve “Mir’at kainat” kitabında yazılı olan bir hadis-i şerifte: Allah’u Teala, doğru sözü Ömerin dili üzerine koymuştur” buyruldu. Resulüllah “Ömer yanılmaz” dediği halde İbni Teymiyye çok yanıldığını iddia ederek bu hadisi şeriflere de karşı gelmiştir.

İBNİ TEYMİYYE’NİN KÂFİR OLDUĞUNU SÖYLEYENLER BİLE VAR
İslam âlimlerinden bazısı, İbni Teymiyyenin Müslümanlıktan çıktığını, mürted olduğunu bildirmektedir. İbni Battuta, İbni hacer-i Mekki, Takıyüddin-i Subki ve oğlu Abdülvehhab, İzeddin bin Cem’a ve ebu Hayyan Zahiri Endülüsi gibi sözleri sened olan derin alimler, onu bid’at ehli, sapık saymışlardır.

al sana ibni teymiye, ahirette beraber haşrolursunuz

trhakan 20.02.24 09:34

Alıntı:

imas Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 592268)
yolsuz vahhabi sana 2 örnek vereyim istersen cogaltirim

el-Cebel Camiinde hazreti Ömer (Radıyallahu anh)ın çok hata yaptığını söylemiştir. Bir toplantıda hazreti Ali’nin üçyüz defa yanıldığını söylemiştir.

Münavi’nin “Künüz” kitabında ve İmam-ı Ahmedin sahihinde ve “Mir’at kainat” kitabında yazılı olan bir hadis-i şerifte: Allah’u Teala, doğru sözü Ömerin dili üzerine koymuştur” buyruldu. Resulüllah “Ömer yanılmaz” dediği halde İbni Teymiyye çok yanıldığını iddia ederek bu hadisi şeriflere de karşı gelmiştir.

İBNİ TEYMİYYE’NİN KÂFİR OLDUĞUNU SÖYLEYENLER BİLE VAR
İslam âlimlerinden bazısı, İbni Teymiyyenin Müslümanlıktan çıktığını, mürted olduğunu bildirmektedir. İbni Battuta, İbni hacer-i Mekki, Takıyüddin-i Subki ve oğlu Abdülvehhab, İzeddin bin Cem’a ve ebu Hayyan Zahiri Endülüsi gibi sözleri sened olan derin alimler, onu bid’at ehli, sapık saymışlardır.

al sana ibni teymiye, ahirette beraber haşrolursunuz


Valla beni tanıyan bilir. Haksızlığa karşı doğruları savunmaya çalışırım. Yanlış bildiklerimi düzeltmeye çalışırım.

Allah Razı Olsun İmas ve Yusufiyeli ve diğerlerinden. Katılıyorum sizlere doğru değişmez. Vahabilerin sapkınlığından tutun İmamı azama kadar. İmamı azamı eleştirecek yada güvenmeyecek insanın İmamı azamın alimliğinden üstün olması gerekir ve Ona yakın bir alimin dünyaya geldiğini sanmıyorum. Allah razı olsun sizlerden.

Sadik36 20.02.24 10:46

Alıntı:

trhakan Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 592275)
Valla beni tanıyan bilir. Haksızlığa karşı doğruları savunmaya çalışırım. Yanlış bildiklerimi düzeltmeye çalışırım.

Allah Razı Olsun İmas ve Yusufiyeli ve diğerlerinden. Katılıyorum sizlere doğru değişmez. Vahabilerin sapkınlığından tutun İmamı azama kadar. İmamı azamı eleştirecek yada güvenmeyecek insanın İmamı azamın alimliğinden üstün olması gerekir ve Ona yakın bir alimin dünyaya geldiğini sanmıyorum. Allah razı olsun sizlerden.

Sanirim imamı azamı eleştiriyor diye bana yazıyorsun.Büyük alimlerin mesela buharı tenkitleri var.tekfir ettiğini söyleyen bile var.
ben sadece rey konusunu anlamaya çalıştım,doğrusunu öğrendim imam bakır bile ilk başta imamı azamın hadisleri kıyasla değistiridiğini düşünmüş ben de araştırmadan kendi görüşunu nasıl koyar diye düşündüm .ben sadece
Ahmet bin hanbel in dediğini uygulamaya çalışıyorum
Dini onların aldığı yerden kuranı kerim ve hadislerden almaya çalışıyorum.
Mesela4 mezhep hak derler imami azam ile Ahmet bin hanbel arasında amel imandan cuzdur konusunda ayrım vardır bunu bize açıklar mısınız

trhakan 20.02.24 10:57

Alıntı:

Sadik36 Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 592278)
Sanirim imamı azamı eleştiriyor diye bana yazıyorsun.Büyük alimlerin mesela buharı tenkitleri var.tekfir ettiğini söyleyen bile var.
ben sadece rey konusunu anlamaya çalıştım,doğrusunu öğrendim imam bakır bile ilk başta imamı azamın hadisleri kıyasla değistiridiğini düşünmüş ben de araştırmadan kendi görüşunu nasıl koyar diye düşündüm .ben sadece
Ahmet bin hanbel in dediğini uygulamaya çalışıyorum
Dini onların aldığı yerden kuranı kerim ve hadislerden almaya çalışıyorum.
Mesela4 mezhep hak derler imami azam ile Ahmet bin hanbel arasında amel imandan cuzdur konusunda ayrım vardır bunu bize açıklar mısınız

Kardeş inan bana ben seni kırmak istemedim sadece sevgili imas ve diğerleri çok güzel cevap vermiş dedim yanlışsın demedim söylenecek herşeyi söylemiş dedim.

Ayrıca 4 mezhep gökteki yıldızlar gibidir. Yol gösterir amaa bu yıldızların biri güney diğeri kuzey gibi değil hepsi aynı yönü gösterir ve aynı doğrultudadır. Hangisine uysan varacağınyer peygamberimizin, Hak dinin yanıdır. Allah razı olsun

Sadik36 20.02.24 11:15

Alıntı:

trhakan Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 592279)
Kardeş inan bana ben seni kırmak istemedim sadece sevgili imas ve diğerleri çok güzel cevap vermiş dedim yanlışsın demedim söylenecek herşeyi söylemiş dedim.

Ayrıca 4 mezhep gökteki yıldızlar gibidir. Yol gösterir amaa bu yıldızların biri güney diğeri kuzey gibi değil hepsi aynı yönü gösterir ve aynı doğrultudadır. Hangisine uysan varacağınyer peygamberimizin, Hak dinin yanıdır. Allah razı olsun

Yok eğer yanlış yolda olduğumu düşünüyorsan imas abi gibi delille örnek ver ,boşver kirilayim önemli değil yanlış yolda olmaktansa.zaten doğrusunu öğrendim.zaten hanefilik itikadi bir mezhep değil fıkıh mezhebi.Ayrica imamlara vahiy gelmiyor yanilabilirler diye düşünüyorum tabi bunu tespit etmek bizim haddimize değil ama 4 imam arasındaki ayriliklarda insanın kafası karışıyor bazen.Allah cümlemizden razı olsun

Sadik36 20.02.24 11:36

Alıntı:

imas Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 592266)
off yine bir selefi adi altinda vahhabi sapkin, bitmediniz lan bir turlu,
ibni teymiye sapkin diyen ehli sunnet alimler ben degilim akilsiz vahhabi
yine bozuk plak gibi ayni laflar, vefki tilsimi ben icad etmedim şebele , büyuk islam alimlerinden ogrendik biz bu ilmi, sahabenin vefke tilsima ihtiyaci yoktu onlarin kendileri vefk ve tilsimdan degerliydi, sapkinliklari yoktu,ibni teymiyenin yolunu kaybetmesinden sonra abduvahap gibi sapiklar ortaya cikinca ve sizin gibi yolsuzlar onlarin yolundan gidip edepsizligi terbiyesizligi, itikatsizligi ortaya koyunca bu ilme ihtiyac dogdu,
koydugun isimden belli İngiliz gavurunun dilini kullaniyorsun sonra
elinde yahudi icadi cep telefonuyla peygamber sav yolundan gidiyorsun,
faydasiz lak lakcilar

Abi Hz. Musa'nın asasindaki tilsimlar sonradan mı koyuldu var mıydı?

trhakan 20.02.24 12:14

Alıntı:

Sadik36 Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 592280)
Yok eğer yanlış yolda olduğumu düşünüyorsan imas abi gibi delille örnek ver ,boşver kirilayim önemli değil yanlış yolda olmaktansa.zaten doğrusunu öğrendim.zaten hanefilik itikadi bir mezhep değil fıkıh mezhebi.Ayrica imamlara vahiy gelmiyor yanilabilirler diye düşünüyorum tabi bunu tespit etmek bizim haddimize değil ama 4 imam arasındaki ayriliklarda insanın kafası karışıyor bazen.Allah cümlemizden razı olsun


Kardeş senin yolunun yanlış olduğunu nasıl söyleyebilirim. Ben mezhebini 2-3 kitaptan okudum sen o mezhebin imamıyla amel ediyorsun. sonra sen yanlış yolda değilsin ki. mezhep imamlarının kılı kırk yarmasıyla alakalı bir görüş ayrılığı var aralarında hiçbiri ak a kara karaya ak demezler.

Allah razı olsun senden.

Yusufiyeli 20.02.24 12:30

Alıntı:

Sadik36 Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 592278)
Sanirim imamı azamı eleştiriyor diye bana yazıyorsun.Büyük alimlerin mesela buharı tenkitleri var.tekfir ettiğini söyleyen bile var.
ben sadece rey konusunu anlamaya çalıştım,doğrusunu öğrendim imam bakır bile ilk başta imamı azamın hadisleri kıyasla değistiridiğini düşünmüş ben de araştırmadan kendi görüşunu nasıl koyar diye düşündüm .ben sadece
Ahmet bin hanbel in dediğini uygulamaya çalışıyorum
Dini onların aldığı yerden kuranı kerim ve hadislerden almaya çalışıyorum.
Mesela4 mezhep hak derler imami azam ile Ahmet bin hanbel arasında amel imandan cuzdur konusunda ayrım vardır bunu bize açıklar mısınız

Değerli kardeşim soruna açıklık getirmeye çalışayım. Selefiyye’nin önde gelen alimlerinden kabul edilen Ahmed İbn hanbel’e göre iman, kalp ile tasdik dil ile ikrar ve uzuvlar ile amelden ibarettir. Onun ameli imanın bir cüzü olarak kabul ettiği halde büyük ve küçük günah işleyen kimseyi kafir saymayıp imanı eksik mümin olarak nitelendirmesinden salih ameli kamil bir mümin olmanın şartı olarak gördüğü anlaşılmaktadır. Ona göre tevbe etmeden ölen günahkâr kimsenin akıbeti Allah’ın meşietine bağlıdır. Dilerse azab eder dilerse affeder. Nitekim Allah Teala Kur’an’da şirk dışındaki günahları dilediği kimseler için affedeceğini bildirmiştir. (Nisa süresi 48. Ayet)
Ehl-i sünnet alimlerinden Ebu’ı-Hasen el-Eşari’ye göre iman, kalp ile tasdiktir. Dil ile ikrar ve uzuvlarla amelde bulunma ise imanın tali (füru) unsurudur. Kalp ile tasdik eden yani Allah Teala’nın birliğini ikrar edip peygamberleri ve onların Allah Teala’dan vahiy yoluyla getirdiklerini kabul eden kimsenin imanı sahihtir. Bu hal üzere ölürse, kurtuluşa ermiş bir mümin olarak ölmüş olur. İmandan ancak bunlardan birini inkâr etmekle çıkar. Büyük günah işleyen kimse, tevbe etmeden öldüğünde onun hükmü Allah Tealaya kalır. Dilerse rahmetiyle azap etmeden bağışlar veya Hz. Peygamber’in (S.) onun hakkındaki şefaatiyle affeder ya da işlediği suçla orantılı biçimde cezalandırıldıktan sonra yine Cehennem ’den çıkarıp Cennet’e koyar. Fakat onun kafirlerle birlikte ebedi olarak Cehennemde kalması caiz değildir.
İmam Maturidi’ye göre büyük günah işleyen kimse, günahından tevbe etmeden ölse bile mümindir. Ve Cehennemde ebedi olarak kalmayacaktır Çünkü Allah Teala işlenen kötülüklere misli kadar ceza verileceğini açıklamıştır. (Enam suresi 160. Ayet) Hiç şüphesiz Allah’ı inkâr etmeyen ve ona şirk koşmayan kimsenin günahı, kafir ve müşriklerin günahından daha azdır. Cehennem ’de ebedi kalma cezası, inkâr ve şirkin karşılığı olduğuna göre Allah’a iman eden büyük günah sahibine verilecek cezanın daha az olması gerekir. Aksi takdirde bu adaletsizlik olur. Dolayısyla iman etmekle en büyük hayrı işleyen günahkar mümin ile kafirin eşit cezaya çarptırılması söz konusu değildir. (Maturidi, Kitabu’t-Tevhid, Sayfa 596-598 )

trhakan 20.02.24 12:47

Alıntı:

Yusufiyeli Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 592286)
Değerli kardeşim soruna açıklık getirmeye çalışayım. Selefiyye’nin önde gelen alimlerinden kabul edilen Ahmed İbn hanbel’e göre iman, kalp ile tasdik dil ile ikrar ve uzuvlar ile amelden ibarettir. Onun ameli imanın bir cüzü olarak kabul ettiği halde büyük ve küçük günah işleyen kimseyi kafir saymayıp imanı eksik mümin olarak nitelendirmesinden salih ameli kamil bir mümin olmanın şartı olarak gördüğü anlaşılmaktadır. Ona göre tevbe etmeden ölen günahkâr kimsenin akıbeti Allah’ın meşietine bağlıdır. Dilerse azab eder dilerse affeder. Nitekim Allah Teala Kur’an’da şirk dışındaki günahları dilediği kimseler için affedeceğini bildirmiştir. (Nisa süresi 48. Ayet)
Ehl-i sünnet alimlerinden Ebu’ı-Hasen el-Eşari’ye göre iman, kalp ile tasdiktir. Dil ile ikrar ve uzuvlarla amelde bulunma ise imanın tali (füru) unsurudur. Kalp ile tasdik eden yani Allah Teala’nın birliğini ikrar edip peygamberleri ve onların Allah Teala’dan vahiy yoluyla getirdiklerini kabul eden kimsenin imanı sahihtir. Bu hal üzere ölürse, kurtuluşa ermiş bir mümin olarak ölmüş olur. İmandan ancak bunlardan birini inkâr etmekle çıkar. Büyük günah işleyen kimse, tevbe etmeden öldüğünde onun hükmü Allah Tealaya kalır. Dilerse rahmetiyle azap etmeden bağışlar veya Hz. Peygamber’in (S.) onun hakkındaki şefaatiyle affeder ya da işlediği suçla orantılı biçimde cezalandırıldıktan sonra yine Cehennem ’den çıkarıp Cennet’e koyar. Fakat onun kafirlerle birlikte ebedi olarak Cehennemde kalması caiz değildir.
İmam Maturidi’ye göre büyük günah işleyen kimse, günahından tevbe etmeden ölse bile mümindir. Ve Cehennemde ebedi olarak kalmayacaktır Çünkü Allah Teala işlenen kötülüklere misli kadar ceza verileceğini açıklamıştır. (Enam suresi 160. Ayet) Hiç şüphesiz Allah’ı inkâr etmeyen ve ona şirk koşmayan kimsenin günahı, kafir ve müşriklerin günahından daha azdır. Cehennem ’de ebedi kalma cezası, inkâr ve şirkin karşılığı olduğuna göre Allah’a iman eden büyük günah sahibine verilecek cezanın daha az olması gerekir. Aksi takdirde bu adaletsizlik olur. Dolayısyla iman etmekle en büyük hayrı işleyen günahkar mümin ile kafirin eşit cezaya çarptırılması söz konusu değildir. (Maturidi, Kitabu’t-Tevhid, Sayfa 596-598 )


Bak kardeşim ne güzel kırmadan dökmeden anlattı Allah ondan razı olsun.

Bu konuda birşey söylemek istemedim ama ben ilim kaynaklı olmayan tüme varım ile cevaplamak isterim. Bu sonuca ulaşmak için birine inanmak yada konu hakkında ilim sahibi olmadan yargıya varma konusunda belki faydası olur.

Biz Allahı bize kendinden verdiği akıl ile tanıyabiliriz. Herşey yaradanın bize verdiğ akılla sınırlıdır ve nerdeyse aklın da sınırı yoktur bu şu demek değil lütfen yanlış anlamayın herşeyi akılla bulabiliriz demek değildir.

Ya yaşadığın gibi ol yada olduğun gibi yaşa sözü şudur. Olduğun gibi yaşamazsan yaşadığın gibi olursun. Ama bu gün sen yoksun gibi bir sonuç çıkarılamaz. Düşüncelerde faiz haram ama maaşı bankadan alıyoruz çıkmazı var ya bu zorunluluk bizi imanımızdan etmiyor ama o imanla amel etmemiş oluyoruz. Ya da alkol haram ama elimi kolonya ile siliyorum elim zaten temiz bu beni dinden çıkarmıyor ama şupheli bir amele müsade etmiş oluyorum ki bu dar zor birdurum. Kuranda haram yazmayan birşeyi kimse haram ilan edemeyeceği gibi imanlı birine de kimse kafir diyemez sırf amelinden ötürü.

Hatırlarsınız bir kıssa vardır hergün 2 şişe şarap götüren evliya hakkında amili bizi aldata bilir.

sorunuza cevap değilde benim fikrim şeklinde yazdım

Sadik36 20.02.24 12:49

Alıntı:

trhakan Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 592283)
Kardeş senin yolunun yanlış olduğunu nasıl söyleyebilirim. Ben mezhebini 2-3 kitaptan okudum sen o mezhebin imamıyla amel ediyorsun. sonra sen yanlış yolda değilsin ki. mezhep imamlarının kılı kırk yarmasıyla alakalı bir görüş ayrılığı var aralarında hiçbiri ak a kara karaya ak demezler.

Allah razı olsun senden.

Evet ,haklısın yeterli bilgi seviyesinde olmayıp böyle devam edersem sadece yolum değil dünya ve ahiretin komple yanlış olur.ama sence imamlar yanılırlarmi yoksa şianın dedigi gibi imamlar yanılmaz imamlara vahiymi geliyor?

trhakan 20.02.24 13:04

Alıntı:

Sadik36 Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 592288)
Evet ,haklısın yeterli bilgi seviyesinde olmayıp böyle devam edersem sadece yolum değil dünya ve ahiretin komple yanlış olur.ama sence imamlar yanılırlarmi yoksa şianın dedigi gibi imamlar yanılmaz imamlara vahiymi geliyor?

İmamlara vahiy geliyor konusuna inanmaktan bile Allaha sığınırım. Bu şudur bazı konularda Peygamberimiz bazı zamanlarda farklı farklı şekillerde ibadet etmiş amacı her ikiside doğrudur anlamındaydı. Dinimizi kolaylaştıran da oydu zorlaştırma dini değil kolaylaştırma dinidir bizim ki.

Nasıl namazda uydum hazır olan imama diyoruz ve vebali onun sırtına yüklüyoruz. bu konularda da öyle. Mezhebin imamı ilmi ile amal etmiş ve ikilemde kalmayacağımız şekilde fikir yürütmüş seçtiği yol yanlış değil diğerinin her ikiside sünnete uygun. Hatta her 4dü de sünnete uygun. Basit bir örnek sen Allahın karşısında olma bilinciyle ve korkusuyla ve coşkusuyla ve utancıyla kiii ve leri arttırmak mümkün namaza durmuşsunelini bağlasan ne kolunu bağlasan ne gibi basit bir fazlaca basitbir örnekle bu iş olur.

Sonra Kuranın meallerinde bi sanmıyorum ki Allah kuluna bıraksın eminim melekleri aracılığıyla ilham ediyordur doğruyu gösteriyordur. Ama ilhama vahiy diyebilirmiyiz?

Sadik36 20.02.24 13:17

Alıntı:

trhakan Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 592290)
İmamlara vahiy geliyor konusuna inanmaktan bile Allaha sığınırım. Bu şudur bazı konularda Peygamberimiz bazı zamanlarda farklı farklı şekillerde ibadet etmiş amacı her ikiside doğrudur anlamındaydı. Dinimizi kolaylaştıran da oydu zorlaştırma dini değil kolaylaştırma dinidir bizim ki.

Nasıl namazda uydum hazır olan imama diyoruz ve vebali onun sırtına yüklüyoruz. bu konularda da öyle. Mezhebin imamı ilmi ile amal etmiş ve ikilemde kalmayacağımız şekilde fikir yürütmüş seçtiği yol yanlış değil diğerinin her ikiside sünnete uygun. Hatta her 4dü de sünnete uygun. Basit bir örnek sen Allahın karşısında olma bilinciyle ve korkusuyla ve coşkusuyla ve utancıyla kiii ve leri arttırmak mümkün namaza durmuşsunelini bağlasan ne kolunu bağlasan ne gibi basit bir fazlaca basitbir örnekle bu iş olur.

Sonra Kuranın meallerinde bi sanmıyorum ki Allah kuluna bıraksın eminim melekleri aracılığıyla ilham ediyordur doğruyu gösteriyordur. Ama ilhama vahiy diyebilirmiyiz?

İlham demiyelim de şu ayetle örnek vereyim sana sorunu açıklamak için .
Sana kitabı indiren O’dur. Onun (Kur’an) bir kısım âyetleri muhkemdir, ki bunlar kitabın esasıdır, diğerleri ise müteşâbihtir. Kalplerinde sapma meyli bulunanlar, fitne çıkarmak ve onu (kişisel arzularına göre) te’vil etmek için ondaki müteşâbihlerin peşine düşerler. Hâlbuki onun te’vilini ancak Allah bilir; bir de ilimde yüksek pâyeye erişenler. Derler ki: Ona inandık, hepsi rabbimiz katındandır. (Bu inceliği) yalnız aklıselim sahipleri düşünüp anlar.
Yani alimler ancak tevilini anlayabilir.ilham dediğin budur.yani gaybı falan Allah hiçkimseye bildirmez.peygamberler hariç

Alıntı:

Yusufiyeli Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 592286)
Değerli kardeşim soruna açıklık getirmeye çalışayım. Selefiyye’nin önde gelen alimlerinden kabul edilen Ahmed İbn hanbel’e göre iman, kalp ile tasdik dil ile ikrar ve uzuvlar ile amelden ibarettir. Onun ameli imanın bir cüzü olarak kabul ettiği halde büyük ve küçük günah işleyen kimseyi kafir saymayıp imanı eksik mümin olarak nitelendirmesinden salih ameli kamil bir mümin olmanın şartı olarak gördüğü anlaşılmaktadır. Ona göre tevbe etmeden ölen günahkâr kimsenin akıbeti Allah’ın meşietine bağlıdır. Dilerse azab eder dilerse affeder. Nitekim Allah Teala Kur’an’da şirk dışındaki günahları dilediği kimseler için affedeceğini bildirmiştir. (Nisa süresi 48. Ayet)
Ehl-i sünnet alimlerinden Ebu’ı-Hasen el-Eşari’ye göre iman, kalp ile tasdiktir. Dil ile ikrar ve uzuvlarla amelde bulunma ise imanın tali (füru) unsurudur. Kalp ile tasdik eden yani Allah Teala’nın birliğini ikrar edip peygamberleri ve onların Allah Teala’dan vahiy yoluyla getirdiklerini kabul eden kimsenin imanı sahihtir. Bu hal üzere ölürse, kurtuluşa ermiş bir mümin olarak ölmüş olur. İmandan ancak bunlardan birini inkâr etmekle çıkar. Büyük günah işleyen kimse, tevbe etmeden öldüğünde onun hükmü Allah Tealaya kalır. Dilerse rahmetiyle azap etmeden bağışlar veya Hz. Peygamber’in (S.) onun hakkındaki şefaatiyle affeder ya da işlediği suçla orantılı biçimde cezalandırıldıktan sonra yine Cehennem ’den çıkarıp Cennet’e koyar. Fakat onun kafirlerle birlikte ebedi olarak Cehennemde kalması caiz değildir.
İmam Maturidi’ye göre büyük günah işleyen kimse, günahından tevbe etmeden ölse bile mümindir. Ve Cehennemde ebedi olarak kalmayacaktır Çünkü Allah Teala işlenen kötülüklere misli kadar ceza verileceğini açıklamıştır. (Enam suresi 160. Ayet) Hiç şüphesiz Allah’ı inkâr etmeyen ve ona şirk koşmayan kimsenin günahı, kafir ve müşriklerin günahından daha azdır. Cehennem ’de ebedi kalma cezası, inkâr ve şirkin karşılığı olduğuna göre Allah’a iman eden büyük günah sahibine verilecek cezanın daha az olması gerekir. Aksi takdirde bu adaletsizlik olur. Dolayısyla iman etmekle en büyük hayrı işleyen günahkar mümin ile kafirin eşit cezaya çarptırılması söz konusu değildir. (Maturidi, Kitabu’t-Tevhid, Sayfa 596-598 )

Değerli abim Allah senden razı olsun.sorumu güzelce açıklamışsın ameli konularda imamlar arası görüş ayrılığını anlıyoruz (peygamberimiz bazen farklı amel etmesinden dolayı abdest mevzusu mesela)peki itikadi olarak ayrılıkları nasıl anlamalıyız?

kedi4 20.02.24 13:39

assalamu alaikum ,sevgili kardeşlerim eşimin bana doğru düzgün cevap vermemesi ve benimle konuşamaması gibi bir problemin içindeyim bu konuda moralim bozuluyor bana yardımcı olabilecek birinin yardımına ihtiyacım var eşimin bana daha şefkatli olmasını sağlayabileceğim bir sure var mı

Yusufiyeli 20.02.24 13:59

Alıntı:

Sadik36 Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 592291)
İlham demiyelim de şu ayetle örnek vereyim sana sorunu açıklamak için .
Sana kitabı indiren O’dur. Onun (Kur’an) bir kısım âyetleri muhkemdir, ki bunlar kitabın esasıdır, diğerleri ise müteşâbihtir. Kalplerinde sapma meyli bulunanlar, fitne çıkarmak ve onu (kişisel arzularına göre) te’vil etmek için ondaki müteşâbihlerin peşine düşerler. Hâlbuki onun te’vilini ancak Allah bilir; bir de ilimde yüksek pâyeye erişenler. Derler ki: Ona inandık, hepsi rabbimiz katındandır. (Bu inceliği) yalnız aklıselim sahipleri düşünüp anlar.
Yani alimler ancak tevilini anlayabilir.ilham dediğin budur.yani gaybı falan Allah hiçkimseye bildirmez.peygamberler hariç


Değerli abim Allah senden razı olsun.sorumu güzelce açıklamışsın ameli konularda imamlar arası görüş ayrılığını anlıyoruz (peygamberimiz bazen farklı amel etmesinden dolayı abdest mevzusu mesela)peki itikadi olarak ayrılıkları nasıl anlamalıyız?

Değerli kardeşim bu oldukça uzun ve izaha muhtaç bir konu şu eseri hassaten tavsiye ederim.( İslam'da İnanç Konuları ve İtikadi Mezhepler Prof. Dr. Süleyman Uludağ DERGAH YAYINLARI)

trhakan 20.02.24 14:01

Alıntı:

Sadik36 Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 592291)
İlham demiyelim de şu ayetle örnek vereyim sana sorunu açıklamak için .
Sana kitabı indiren O’dur. Onun (Kur’an) bir kısım âyetleri muhkemdir, ki bunlar kitabın esasıdır, diğerleri ise müteşâbihtir. Kalplerinde sapma meyli bulunanlar, fitne çıkarmak ve onu (kişisel arzularına göre) te’vil etmek için ondaki müteşâbihlerin peşine düşerler. Hâlbuki onun te’vilini ancak Allah bilir; bir de ilimde yüksek pâyeye erişenler. Derler ki: Ona inandık, hepsi rabbimiz katındandır. (Bu inceliği) yalnız aklıselim sahipleri düşünüp anlar.
Yani alimler ancak tevilini anlayabilir.ilham dediğin budur.yani gaybı falan Allah hiçkimseye bildirmez.peygamberler hariç


Gaybı Allah bilir amma ve lakin istediğine verir Netekim bazı evliyaların bazı konularda ileri tarihli açıklamaları mevcuttur.



Değerli abim Allah senden razı olsun.sorumu güzelce açıklamışsın ameli konularda imamlar arası görüş ayrılığını anlıyoruz (peygamberimiz bazen farklı amel etmesinden dolayı abdest mevzusu mesela)peki itikadi olarak ayrılıkları nasıl anlamalıyız?



Vahiy sadece peygambere gönderilir ve görevli meleği vardır. Kalbinde zerre kadar şüphe olan bi imama da Allah melekleri vasıtası ile ilham etmişse buna vahiy diyemeyiz.
Allah bilmiyormuydu bir gün görüş ayrılığına düşüleceğini.

Allah bilmiyormuydu kurana dil uzatılacağını

neyse bu konuda kitaplar yazsak bitmez aynı fikirdeyiz Allah razı olsun tahammül ettin.

imas 20.02.24 14:43

Alıntı:

Sadik36 Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 592278)
Sanirim imamı azamı eleştiriyor diye bana yazıyorsun.Büyük alimlerin mesela buharı tenkitleri var.tekfir ettiğini söyleyen bile var.
ben sadece rey konusunu anlamaya çalıştım,doğrusunu öğrendim imam bakır bile ilk başta imamı azamın hadisleri kıyasla değistiridiğini düşünmüş ben de araştırmadan kendi görüşunu nasıl koyar diye düşündüm .ben sadece
Ahmet bin hanbel in dediğini uygulamaya çalışıyorum
Dini onların aldığı yerden kuranı kerim ve hadislerden almaya çalışıyorum.
Mesela4 mezhep hak derler imami azam ile Ahmet bin hanbel arasında amel imandan cuzdur konusunda ayrım vardır bunu bize açıklar mısınız

imami azama gore iman dil ile ikrar kalp ile tadtiktir
hanbeli, şafi ve malikiye gore iman. Dil ile ikrar, kalp ile tasdik ve organlarla amel etmektir.
fakat bu 3 imama gorede amel etmeyen kafir olmaz

yani bir fark bir ayrim yok

paradise 20.02.24 14:46

İmas Utanmaz mısın be sen adam?!
El cebel camiinde Ömer Radıyallahu anh hakkında çok hata yapmış dediğini diyorsun fakat bu kitap ibni teymiyye'ye AİT DEĞİL.
İbni Teymiyyenin değil o kitap fakat o kitapta böyle demiş diyorsun gerçekten kendini bu kadar düşürme insanda az utanma olur...
İlmin adabına uymuyorsun daha ama bir Âlim kulu eleştirme cürretinde bulunuyorsun hele birde eleştirinde ona ait olmayan kitapta böyle demiş diyip iftira atıyorsun.
Oradan buradan duyduğun şeyler ile zanda bulunuyorsun. İftira atmadan önce aç adamın kitaplarını görüşlerini oku.
Âlimler çok zulüm ve iftiralara maruz kalmıştır hele ki onlara iftira eden müfteri insanlar tarafından...

Birde diyorsun sonradan bu ilme ihtiyaç doğdu.
Ben sana bunun çevirisini yapayim hiç bir bidate sonradan ihtiyaç duyulmaz Resulullah buyurmuş;
İşlerin en şerlisi muhdes (dinden olmayıp sonradan dine sokulmaya çalışılan) olanlardır! Dine sonradan sokulan her şey bid'attır. Her bid'at dalalettir ve her dalalet ateştedir!”
Resulullah'ın ve sahabelerin yapmadığı şeye buna sonradan ihtiyaç duyuldu diyemezsin anladın mı bidatçi. Benim yolum Peygamber ve sahabe'nin yolu daha fazla kendini rezil etme zaten üslubundan hakaretlerden kendi seviyeni belli ediyorsun.

Sadik36 20.02.24 14:57

Alıntı:

imas Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 592299)
imami azama gore iman dil ile ikrar kalp ile tadtiktir
hanbeli, şafi ve malikiye gore iman. Dil ile ikrar, kalp ile tasdik ve organlarla amel etmektir.
fakat bu 3 imama gorede amel etmeyen kafir olmaz

yani bir fark bir ayrim yok

Abi hanbelilere göre imanla küfür arasında bir yerde olur diye biliyorum mesela namaz kılmayan

Yusufiyeli 20.02.24 15:17

Alıntı:

Sadik36 Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 592291)
İlham demiyelim de şu ayetle örnek vereyim sana sorunu açıklamak için .
Sana kitabı indiren O’dur. Onun (Kur’an) bir kısım âyetleri muhkemdir, ki bunlar kitabın esasıdır, diğerleri ise müteşâbihtir. Kalplerinde sapma meyli bulunanlar, fitne çıkarmak ve onu (kişisel arzularına göre) te’vil etmek için ondaki müteşâbihlerin peşine düşerler. Hâlbuki onun te’vilini ancak Allah bilir; bir de ilimde yüksek pâyeye erişenler. Derler ki: Ona inandık, hepsi rabbimiz katındandır. (Bu inceliği) yalnız aklıselim sahipleri düşünüp anlar.
Yani alimler ancak tevilini anlayabilir.ilham dediğin budur.yani gaybı falan Allah hiçkimseye bildirmez.peygamberler hariç


Değerli abim Allah senden razı olsun.sorumu güzelce açıklamışsın ameli konularda imamlar arası görüş ayrılığını anlıyoruz (peygamberimiz bazen farklı amel etmesinden dolayı abdest mevzusu mesela)peki itikadi olarak ayrılıkları nasıl anlamalıyız?

Değerli kardeşim bu oldukça uzun ve izaha muhtaç bir konu kısaltıp bazı malumatlar aktarmaya çalışacağım. 1) ÎMÂNDA KALBİN YERİ:Kur’ân-ı Kerîm’in bazı âyetlerinde îmân, kalbe nisbet edilmektedir. Şu âyetlerde olduğu gibi:
“Allah, îmânı, onların kalplerine yazdı.” (Mücâdele Süresi ayet 22)“Fakat Allah size îmânı sevdirdi ve onu kalplerinizde süsledi.” (Hucurât, süresi ayet 7)“Îmân, henüz kalplerinize girmedi.” (Hucurât,süresi ayet 14)“Kalbi îmân ile mutmain olduğu hâlde (dinden dönmeye) zorlanan hâriç, kim, îmândan sonra Allah’ı inkâr ederse (ona Allah’ın gazâbı vardır).” (Nahl, süresi ayet 106) “Ey Peygamber! Kalpleri îmân etmediği hâlde ağızlarıyla “İnandık!” diyen kimselerden küfür içinde koşuşanlar(ın hâli) seni üzmesin!” (Mâide, süresi ayet 41)Hz. Peygamber (s.a.v.):“Yâ Rabbi! Kalbimi dininde ve Sana itaatta sâbit kıl!” diye dua ederdi.[ Müslim, Îmân, 1; Ebû Dâvûd, Sünnet, 15; Tirmizî, Îmân, 4; İbn] Hz. Peygamber (s.a.v.), “Lâ ilâhe illallah” deyip de kalbinde arpa miktârı, buğday miktârı, hattâ zerre miktârı îmânı olan kimsenin cezası kadar cehennemde kaldıktan sonra çıkıp cennete gireceğini müjdelemiştir.[ Buhârî, Tevhid, 19; Müslim, Îmân, 316, 325; Nesâî, Îmân, 18; Tirmizî, Birr, 61.] Ashâb-ı Kirâmdan Üsâme b. Zeyd (r.a.), düşmanla harp ederken düşmanlardan birisini, “Lâ ilâhe illallah, Muhammedür Rasûlullah” demesine rağmen öldürmüştü. Bunu Hz. Peygamber (s.a.v.) duyunca çok kızmış ve Üsâme (r.a.)’a: “Kelime-i tevhid getiren birini niçin öldürdün?” diye sormuş, o da: “Yâ Rasûlallah! O, canını kurtarmak için bunu söyledi” deyince, Hz. Peygamber (s.a.v.): “Ölüm korkusundan söylediğini nereden biliyorsun, kalbini yarıp baktın mı?” diyerek Üsâme (r.a.)’ın yaptığının doğru olmadığını bildirmiştir.[ Müslim, Îmân, 158, 159; Ebû Dâvûd, Cihâd, 95; İbn Mâce, Fiten, 1; Ahmed b. Hanbel, IV, 439.]Bütün bu âyet ve hadisler, îmânın yerinin kalp olduğuna ve îmânın esas rüknünün kalp ile tasdik olduğuna açıkca delâlet etmektedir.[ Mâtürîdî, Kitâbu’t-Tevhid, Thk. Fethullah Huleyf, s. 373; Taftâzânî, Şerhu’l-Akâid, s. 153] Bundan dolayı Ehl-i Sünnet âlimlerinin muhakkikleri, îmânın, inanılacak hususları kalp ile tasdik olduğunda ittifak etmişlerdir.[ Mâtürîdî, Tevhîd, s. 373; Cüveynî, İrşâd, s. 397; Şehristânî, Nihâyetü’l-ikdâm, s. 471; Sâbûnî, Bidâye, sayfa 85]Mü’min olabilmek için kalp ile tasdik yeterli olmakla beraber bu kişi (puta tapmak; Peygamber’i, Kur’ân’ı, Kâbe’yi hafife almak; zarûrât-ı dîniyye dediğimiz dînî emir ve yasakları inkâr etmek vb.) küfür alâmeti olan hususlardan uzak durmalıdır. 2) ÎMÂNDA KALBİN ve DİLİN VAZİFESİ:Başta Ebû Hanîfe ve tâbileri olmak üzere bazı Ehl-i Sünnet âlimleri ise îmânın kalp ile tasdik ve dil ile ikrâr olmak üzere iki rüknü olduğu görüşündedirler.[ Ebû Hanîfe, el-Fıkhu’l-ekber, s. 6; Tahâvî, el-Akîdetü’t-Tahâviyye, s. 42; Pezdevî, Usûlu’d-dîn, s. 146; Ömer Nesefî, Akâid, s. 109; Sâbûnî, Bidâye, s. 85; Taftâzânî, Şerhu’l-Akâid, s. 153] Bu görüşte olanlara göre dilsizlik ve küfre zorlanma gibi âcizlik ve zarûret hâllerinde dil ile ikrâr rüknü düşebilir. Ama böyle bir zarûret olmadığı sürece kişi îmânını gizlememelidir. Tasdik bir bâtın (kalp) işi olduğundan, dil ile ikrâr olmadan bir kimsenin mü’min olduğu bilinemez ve dolayısıyla ona mü’min muâmelesi yapılamaz. (Arkasında namaz kılmak, kestiğini yemek, müslüman kadınla evlenmesine izin vermek, ölünce cenâze namazını kılmak, müslüman kabristanına defnetmek, zekât ve öşür gibi dînî vergilerle yükümlü tutmak vb.) müslümanlık hükümlerinin uygulanması için kişinin müslüman olduğunun bilinmesi gereklidir.“Îmânın kalp ile tasdik ve dil ile ikrâr olmak üzere iki rüknü vardır” görüşünde olanlar Hz. Peygamber (s.a.v.)’in şu hadîsini delil getirirler: “İnsanlar, «Allah’tan başka ilâh yoktur, Muhammed, O’nun elçisidir» diye şâhitlik edip, namazlarını kılıp, zekâtlarını verinceye kadar onlarla savaşmakla emrolundum. Bunu yaptıkları zaman mal ve canlarını benden korurlar (kurtarırlar). Ancak, İslâm hakkı müstesnâdır. İç yüzlerinin muhâsebesi ise Allah’a aittir.”[ Buhârî, Cihâd, 102; Müslim, Îmân, 32-38; Ebû Dâvûd, Cihâd, 104.] Bu hadîs-i şerif, dil ile ikrârın, îmânın bir rüknü olduğunu bildirmekle beraber, esasen, kelime-i tevhid ve şehâdet getiren herkesin mü’min sayılacağına ve öldürülemeyeceğine delâlet etmektedir. Bu durumda şu üç sebebin dışında hiçbir mü’min öldürülemez: 1) Evli iken zinâ etmek, 2) Müslüman olduktan sonra irtidâd etmek, 3) İnsan öldürmek (kısasen).[ Buhârî, Diyât, 66; Müslim, Kasâme, 25]Müslümanlıkta hüküm, zâhire göre verilir. Bir kimse diliyle îmânını ikrâr ediyorsa -kendisinden küfür alâmetlerinden biri sâdır olmadıkça- onu mü’min saymak gerekir; küfrüne hükmedilemez. Bu durumda, münâfıklar da dünyada mü’min sayılır, mü’min muâmelesine tâbi olur. Onların münâfık olup olmadıklarının hesâbı bize değil, Allah’a âittir.Bir kimsenin mü’min sayılması için ömründe bir kere kelime-i şehâdeti getirmiş olması yeterlidir. O takdirde canı ve malı güvendedir. Îmânda, kalp ile tasdik esas rükün olup hiçbir şekilde düşmesi söz konusu değildir. Dil ile ikrâr ise, îmânın asıl rüknü olmayıp mecbûriyet hâlinde, yani canı ve malı tehlikeye düştüğü zaman düşen bir şartıdır.[ Taftâzânî, Şerhu’l-Akâid, s. 153; Ali el-Kârî, Şerhu’l-Fıkhi’l-ekber, s. 156] “Kalbi îmân üzere mutmain (îmânla dolu) olduğu hâlde (dinden dönmeye) zorlanan hâriç, kim, îmân ettikten sonra Allah’ı tanımaz, fakat küfre göğüs açarsa, Allah’ın gazâbı onların üzerinedir. Onlar için büyük bir azap vardır” (Nahl, suresi ayet 106) âyeti; canı, malı, ırzı, namusu vb. tehlikeye düştüğü zamanlarda kişinin diliyle küfür izhâr etmesinin câiz olduğuna ve bunun, kalbindeki îmânına zarar vermeyeceğine delildir.Kalbiyle îmân esaslarına inandığı hâlde bir zarûretten dolayı îmânını gizleyen kişi Allah nazarında mü’mindir. İnsanlar onun îmânını bilemedikleri için insanlar nazarında kâfir sayılır. Diliyle inandığını söylediği hâlde kalben inanmayan ise, münâfıktır. Kalpte tasdik olmadan sadece dille ikrâr, îmân olmaz.3) ÎMÂNDA TASDÎK, İKRÂR VE AMEL:Mûtezile, Hâricîler ve Ehl-i Sünet’ten bazı selef âlimleri ise, “kalp ile tasdik, dil ile ikrâr ve rükünlerle amel” olmak üzere îmânın üç rüknü olduğu görüşündedirler. Mûtezile’ye göre, büyük günah işleyen îmândan çıkar, ama küfre girmez. Çünkü kendisinde şehâdet bâkidir. O hâlde îmânla küfür arasında bir yerdedir (el-menzile beynel menzileteyn). Hâricîlerin bir kısmına göre, büyük günah işleyen, küfre girer. Bir kısmına göre ise küçük günah işlemek bile kişinin küfre girmesine sebep olur (Şehristânî, Nihâyetü’l-ikdâm, s. 471; Bağdâdî, Usûlu’d-dîn, s. 249.) İmâm Mâlik, İmâm Şâfî, İmâm Ahmed b. Hanbel, İmâm Evzâî vb. bazı selef âlimlerinin, “îmân, kalp ile tasdik, dil ile ikrâr ve rükünlerle ameldir” tarzındaki târifleri, Mûtezile ve Hâricîlerin târiflerine benziyor ise de arasında fark vardır. Zira, bunlara göre, büyük günah işleyen kâfir olmaz.[ Pezdevî, Usûlu’d-dîn, s. 146.] Şu halde bunlara göre, amel, kâmil îmânın bir rüknüdür.

Sadik36 20.02.24 15:26

Alıntı:

Yusufiyeli Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 592317)
Değerli kardeşim bu oldukça uzun ve izaha muhtaç bir konu kısaltıp bazı malumatlar aktarmaya çalışacağım. 1) ÎMÂNDA KALBİN YERİ:Kur’ân-ı Kerîm’in bazı âyetlerinde îmân, kalbe nisbet edilmektedir. Şu âyetlerde olduğu gibi:
“Allah, îmânı, onların kalplerine yazdı.” (Mücâdele Süresi ayet 22)“Fakat Allah size îmânı sevdirdi ve onu kalplerinizde süsledi.” (Hucurât, süresi ayet 7)“Îmân, henüz kalplerinize girmedi.” (Hucurât,süresi ayet 14)“Kalbi îmân ile mutmain olduğu hâlde (dinden dönmeye) zorlanan hâriç, kim, îmândan sonra Allah’ı inkâr ederse (ona Allah’ın gazâbı vardır).” (Nahl, süresi ayet 106) “Ey Peygamber! Kalpleri îmân etmediği hâlde ağızlarıyla “İnandık!” diyen kimselerden küfür içinde koşuşanlar(ın hâli) seni üzmesin!” (Mâide, süresi ayet 41)Hz. Peygamber (s.a.v.):“Yâ Rabbi! Kalbimi dininde ve Sana itaatta sâbit kıl!” diye dua ederdi.[ Müslim, Îmân, 1; Ebû Dâvûd, Sünnet, 15; Tirmizî, Îmân, 4; İbn] Hz. Peygamber (s.a.v.), “Lâ ilâhe illallah” deyip de kalbinde arpa miktârı, buğday miktârı, hattâ zerre miktârı îmânı olan kimsenin cezası kadar cehennemde kaldıktan sonra çıkıp cennete gireceğini müjdelemiştir.[ Buhârî, Tevhid, 19; Müslim, Îmân, 316, 325; Nesâî, Îmân, 18; Tirmizî, Birr, 61.] Ashâb-ı Kirâmdan Üsâme b. Zeyd (r.a.), düşmanla harp ederken düşmanlardan birisini, “Lâ ilâhe illallah, Muhammedür Rasûlullah” demesine rağmen öldürmüştü. Bunu Hz. Peygamber (s.a.v.) duyunca çok kızmış ve Üsâme (r.a.)’a: “Kelime-i tevhid getiren birini niçin öldürdün?” diye sormuş, o da: “Yâ Rasûlallah! O, canını kurtarmak için bunu söyledi” deyince, Hz. Peygamber (s.a.v.): “Ölüm korkusundan söylediğini nereden biliyorsun, kalbini yarıp baktın mı?” diyerek Üsâme (r.a.)’ın yaptığının doğru olmadığını bildirmiştir.[ Müslim, Îmân, 158, 159; Ebû Dâvûd, Cihâd, 95; İbn Mâce, Fiten, 1; Ahmed b. Hanbel, IV, 439.]Bütün bu âyet ve hadisler, îmânın yerinin kalp olduğuna ve îmânın esas rüknünün kalp ile tasdik olduğuna açıkca delâlet etmektedir.[ Mâtürîdî, Kitâbu’t-Tevhid, Thk. Fethullah Huleyf, s. 373; Taftâzânî, Şerhu’l-Akâid, s. 153] Bundan dolayı Ehl-i Sünnet âlimlerinin muhakkikleri, îmânın, inanılacak hususları kalp ile tasdik olduğunda ittifak etmişlerdir.[ Mâtürîdî, Tevhîd, s. 373; Cüveynî, İrşâd, s. 397; Şehristânî, Nihâyetü’l-ikdâm, s. 471; Sâbûnî, Bidâye, sayfa 85]Mü’min olabilmek için kalp ile tasdik yeterli olmakla beraber bu kişi (puta tapmak; Peygamber’i, Kur’ân’ı, Kâbe’yi hafife almak; zarûrât-ı dîniyye dediğimiz dînî emir ve yasakları inkâr etmek vb.) küfür alâmeti olan hususlardan uzak durmalıdır. 2) ÎMÂNDA KALBİN ve DİLİN VAZİFESİ:Başta Ebû Hanîfe ve tâbileri olmak üzere bazı Ehl-i Sünnet âlimleri ise îmânın kalp ile tasdik ve dil ile ikrâr olmak üzere iki rüknü olduğu görüşündedirler.[ Ebû Hanîfe, el-Fıkhu’l-ekber, s. 6; Tahâvî, el-Akîdetü’t-Tahâviyye, s. 42; Pezdevî, Usûlu’d-dîn, s. 146; Ömer Nesefî, Akâid, s. 109; Sâbûnî, Bidâye, s. 85; Taftâzânî, Şerhu’l-Akâid, s. 153] Bu görüşte olanlara göre dilsizlik ve küfre zorlanma gibi âcizlik ve zarûret hâllerinde dil ile ikrâr rüknü düşebilir. Ama böyle bir zarûret olmadığı sürece kişi îmânını gizlememelidir. Tasdik bir bâtın (kalp) işi olduğundan, dil ile ikrâr olmadan bir kimsenin mü’min olduğu bilinemez ve dolayısıyla ona mü’min muâmelesi yapılamaz. (Arkasında namaz kılmak, kestiğini yemek, müslüman kadınla evlenmesine izin vermek, ölünce cenâze namazını kılmak, müslüman kabristanına defnetmek, zekât ve öşür gibi dînî vergilerle yükümlü tutmak vb.) müslümanlık hükümlerinin uygulanması için kişinin müslüman olduğunun bilinmesi gereklidir.“Îmânın kalp ile tasdik ve dil ile ikrâr olmak üzere iki rüknü vardır” görüşünde olanlar Hz. Peygamber (s.a.v.)’in şu hadîsini delil getirirler: “İnsanlar, «Allah’tan başka ilâh yoktur, Muhammed, O’nun elçisidir» diye şâhitlik edip, namazlarını kılıp, zekâtlarını verinceye kadar onlarla savaşmakla emrolundum. Bunu yaptıkları zaman mal ve canlarını benden korurlar (kurtarırlar). Ancak, İslâm hakkı müstesnâdır. İç yüzlerinin muhâsebesi ise Allah’a aittir.”[ Buhârî, Cihâd, 102; Müslim, Îmân, 32-38; Ebû Dâvûd, Cihâd, 104.] Bu hadîs-i şerif, dil ile ikrârın, îmânın bir rüknü olduğunu bildirmekle beraber, esasen, kelime-i tevhid ve şehâdet getiren herkesin mü’min sayılacağına ve öldürülemeyeceğine delâlet etmektedir. Bu durumda şu üç sebebin dışında hiçbir mü’min öldürülemez: 1) Evli iken zinâ etmek, 2) Müslüman olduktan sonra irtidâd etmek, 3) İnsan öldürmek (kısasen).[ Buhârî, Diyât, 66; Müslim, Kasâme, 25]Müslümanlıkta hüküm, zâhire göre verilir. Bir kimse diliyle îmânını ikrâr ediyorsa -kendisinden küfür alâmetlerinden biri sâdır olmadıkça- onu mü’min saymak gerekir; küfrüne hükmedilemez. Bu durumda, münâfıklar da dünyada mü’min sayılır, mü’min muâmelesine tâbi olur. Onların münâfık olup olmadıklarının hesâbı bize değil, Allah’a âittir.Bir kimsenin mü’min sayılması için ömründe bir kere kelime-i şehâdeti getirmiş olması yeterlidir. O takdirde canı ve malı güvendedir. Îmânda, kalp ile tasdik esas rükün olup hiçbir şekilde düşmesi söz konusu değildir. Dil ile ikrâr ise, îmânın asıl rüknü olmayıp mecbûriyet hâlinde, yani canı ve malı tehlikeye düştüğü zaman düşen bir şartıdır.[ Taftâzânî, Şerhu’l-Akâid, s. 153; Ali el-Kârî, Şerhu’l-Fıkhi’l-ekber, s. 156] “Kalbi îmân üzere mutmain (îmânla dolu) olduğu hâlde (dinden dönmeye) zorlanan hâriç, kim, îmân ettikten sonra Allah’ı tanımaz, fakat küfre göğüs açarsa, Allah’ın gazâbı onların üzerinedir. Onlar için büyük bir azap vardır” (Nahl, suresi ayet 106) âyeti; canı, malı, ırzı, namusu vb. tehlikeye düştüğü zamanlarda kişinin diliyle küfür izhâr etmesinin câiz olduğuna ve bunun, kalbindeki îmânına zarar vermeyeceğine delildir.Kalbiyle îmân esaslarına inandığı hâlde bir zarûretten dolayı îmânını gizleyen kişi Allah nazarında mü’mindir. İnsanlar onun îmânını bilemedikleri için insanlar nazarında kâfir sayılır. Diliyle inandığını söylediği hâlde kalben inanmayan ise, münâfıktır. Kalpte tasdik olmadan sadece dille ikrâr, îmân olmaz.3) ÎMÂNDA TASDÎK, İKRÂR VE AMEL:Mûtezile, Hâricîler ve Ehl-i Sünet’ten bazı selef âlimleri ise, “kalp ile tasdik, dil ile ikrâr ve rükünlerle amel” olmak üzere îmânın üç rüknü olduğu görüşündedirler. Mûtezile’ye göre, büyük günah işleyen îmândan çıkar, ama küfre girmez. Çünkü kendisinde şehâdet bâkidir. O hâlde îmânla küfür arasında bir yerdedir (el-menzile beynel menzileteyn). Hâricîlerin bir kısmına göre, büyük günah işleyen, küfre girer. Bir kısmına göre ise küçük günah işlemek bile kişinin küfre girmesine sebep olur (Şehristânî, Nihâyetü’l-ikdâm, s. 471; Bağdâdî, Usûlu’d-dîn, s. 249.) İmâm Mâlik, İmâm Şâfî, İmâm Ahmed b. Hanbel, İmâm Evzâî vb. bazı selef âlimlerinin, “îmân, kalp ile tasdik, dil ile ikrâr ve rükünlerle ameldir” tarzındaki târifleri, Mûtezile ve Hâricîlerin târiflerine benziyor ise de arasında fark vardır. Zira, bunlara göre, büyük günah işleyen kâfir olmaz.[ Pezdevî, Usûlu’d-dîn, s. 146.] Şu halde bunlara göre, amel, kâmil îmânın bir rüknüdür.

Abi kısa değil gayet açıklayı yı 1.numaraya bende ayetle örnek vereyim dil ile ikrarın yeterli olmadığına dair.
Bedevîler, “İman ettik” dediler. Şunu söyle: “Henüz iman gönüllerinize yerleşmediğine göre, sadece boyun eğdiniz. Bununla beraber Allah’a ve resulüne itaat ederseniz yaptığınız hiçbir şeyi boşa çıkarmaz; Allah çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir.”(Hucurat 14)

2 ve 3 .konu için ise ulema amel imandan ayrıdır demiş ama abi sihr de bi ameldir sihr yapan Ebu Hanife ye göre durumu nedir kâfir olurmu?(mesela varlıkların adına kurban kesse)

imas 20.02.24 16:06

Alıntı:

Sadik36 Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 592304)
Abi hanbelilere göre imanla küfür arasında bir yerde olur diye biliyorum mesela namaz kılmayan

hanbeliye gore namaz kilmayan

imas 20.02.24 16:16

Alıntı:

imas Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 592339)
hanbeliye gore namaz kilmayan

HANEFİLERE GöRE: Tembellik yüzünden namazını terkeden kimse, namazı inkâr etmediği sürece dinden çıkmaz, ancak günahkâr, fasık olur. Kendisi bu konuda uyarılarak tevbeye çağrılır, kötü örnek olmaması için toplumdan tecrid edilir ve te'dib amacıyla dövülür. Ramazan orucunu terkeden kimse de bunun gibidir.

HANEFİLERİN DELİLİ: Abdullah İbni Mes'ud şöyle demiştir: Resullullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Allah'tan başka (ibadete layık) ilah bulunmadığına ve benim Allah'ın resulu olduğuna şehadet etmekte olan Müslüman bir kimsenin kanı helal olmaz, ancak şu üç şeyden biriyle helal olur: Maktülün hayatı karşılığında öldürülmesi, Zina edenin evli olması, İslam dininden çıkıp Müslüman cemaatini terk etmesi!" Bu hadisten hareketle, Ebu Hanife namazı terk edenin öldürülmesini caiz görmemiştir.

Hanefiler dışındaki mezhep imamlarına göre ise, namazını özürsüz olarak terkeden kimse, mürted'de olduğu gibi İslâm toplumuna karşı gelmiş sayılır ve tövbe etmezse en ağır şekilde cezalandırılır

HANBELİLERE GöRE: Namaz kılmayan kafirdir. Ve bundan dolayı öldürülür.

HANBELİLERİN DELİLİ: Yüce Allah'ın şu kavlidir: "Artık haram olan aylar (Zilhicce, Muharrem, Safer ve Rebiu'l-evvel) çıktığı zaman, artık "o müşrikleri nerede bulursanız öldürün" onları yakalayıp esir edin, onları hapsedin ve geçit yerlerini tutun. Eğer tevbe ederler, namazı kılıp zekâtlarını" verirlerse, kendilerini serbest bırakın.Gerçekten, Allah Gafûr'dur, Rahîm'dir." Bu ayete göre namazı kılmayan serbest
bırakılma şartını yerine getirtmemiş olur. Dolayısıyla öldürülmesi mubah olarak kalır.



her 2 side delillerine istinaden ictihadlarini kullanmislar , müctehidlerinbictihadlarinin hepsi dogrudur

Yusufiyeli 20.02.24 17:01

Alıntı:

Sadik36 Nickli Üyeden Alıntı (Mesaj 592325)
Abi kısa değil gayet açıklayı yı 1.numaraya bende ayetle örnek vereyim dil ile ikrarın yeterli olmadığına dair.
Bedevîler, “İman ettik” dediler. Şunu söyle: “Henüz iman gönüllerinize yerleşmediğine göre, sadece boyun eğdiniz. Bununla beraber Allah’a ve resulüne itaat ederseniz yaptığınız hiçbir şeyi boşa çıkarmaz; Allah çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir.”(Hucurat 14)

2 ve 3 .konu için ise ulema amel imandan ayrıdır demiş ama abi sihr de bi ameldir sihr yapan Ebu Hanife ye göre durumu nedir kâfir olurmu?(mesela varlıkların adına kurban kesse)

Ebû Hanîfe radıyallahu anhtan sihir yapan kadın hakkında, bir ölümüne hükmedilir, bir de hükmedilmez şeklinde iki görüş nakledilmiştir. Sihir icra eden erkek hakkında da aynı kanaat aktarılmıştır. Ondan sihir icrası sebebiyle ölümüne hükmedileceği şeklinde rivâyet edilen görüş sihir yoluyla insanları öldürmesi şartına bağlıdır. Böylesinin mutlak mânada sihrine bakılmamış, yeryüzünde fesat çıkaran biri durumunda düşünülmüştür yahut da Müslüman iken sihir inancı yüzünden -bir mürted gibi- küfre dönüş yapmıştır. Sihirbazın öldürülmeyeceği yolundaki görüşü ise, sihrinin küfür türünden olmaması ve yeryüzünde fesat çıkarmaması biçimine aittir; Ebû Hanîfe bu pozisyondaki sihirbazın ölümüne hükmetmemiştir. Ebû Hanife’nin, yeryüzünde bozgunculuk yapan kimse hakkındaki içtihadı da şöyledir: Böylesi yakalanmadan önce tövbe ettiği takdirde ölüm cezası düşer; sihirbaz da aynıdır. İrtidâd eden kimseye gelince, tövbe etmeden önce yakalandığı takdirde ölüm cezasına çarptırılır. İmam’ın sihirbaz kadın hakkındaki içtihadı da aynı çizgi üzerinde seyreder. “Öldürülmez” dediği yerde kadının icra ettiği sihrin küfrü gerektiren türden olduğu şeklidir, kadınlar irtidat sebebiyle öldürülmez. “Kadınlar da öldürülür” dediği yerde ise bu, tıpkı erkek gibi yeryüzünde bozgunculuk yapmaya çalışmaları halidir. Nihaî gerçeği bilen Allah’tır. Bazıları, “Sihirbazın tövbesi nazarı dikkate alınmaz” demişse de yanlıştır. Aslında tövbesi kabul edilmeye en çok lâyık olan kimse sihirbazdır, çünkü sihirbaz kesin kanıt teşkil eden ile etmeyeni en iyi şekilde bilen kimsedir. Şu bir esastır ki peygamberler döneminde sihir gibi bir iddiası olan kimse, peygamberlerin benzeri ile mukabelede bulunmaları halinde -gerçek olanı bildiği için- hemen iman etmeye en müsait olan sihirbazdır. Sıradan insanlar ise kanıtları tasdik etmekten yana sadece yüzeysel bir bilgiye sahip olurlar. Nihaî gerçeği bilen Allah’tır. Onlar kendilerine dünyada zarar veren, ahirette ise fayda sağlamayan şeyleri öğreniyorlardı. Yine onlar şunu bilmişlerdir ki, yani Yahudiler Tevrat’tan; onu satın alan kimsenin, yani sihri tercih edenin. Şöyle de denilmiştir: Kendilerine zarar veren şeyleri, yani bildikleri takdirde ahirette kendilerine zarar verip fayda sağlamayacak şeyleri. Onlar pekâlâ biliyorlardı ki onu satın alan kimsenin. Allah Teâlâ buyuruyor ki Yahudiler Tevrat’ta sihri tercih eden için âyet olduğunu çok iyi biliyordu. Ahirette hiçbir nasibi yoktur. Mükâfattan payı yoktur. Şöyle de denildi: Ahirette onun hiçbir payı yoktur, yani Allah katında hiçbir değeri yoktur. Kendilerini satarken aldıkları bedel ne kadar kötüydü, keşke bunu bilselerdi! Yani karşılığında kendilerini sattıkları bedel ne kadar kötüydü! Yani karı ile kocayı birbirinden ayırmayı ve sihri bilen Yahudiler. Denildi ki karşılığında kendilerini sattıkları şey, yani buyurur ki kendilerini satarken karşılığında aldıkları sihir ve küfür; Tevrat’ı okumayanları kastediyor. Bir de şöyle: Keşke kendilerini satarken karşılığında aldıkları şeyin mahiyet ve değerini bilseler, ne yazık ki bilmemişlerdir! Yani kendilerini satarken aldıkları şeyin sürekli azap olduğunu bilselerdi satış bedelinin ne kadar kötü olduğunu anlayacaklardı. (Te'vilatü'l Kur'an Tercümesi 1.ciltEbu Mansur el-Matüridi ENSAR NEŞRİYAT)

Yusufiyeli 20.02.24 17:29

ÎMÂN-AMEL İLİŞKİSİ VE BÜYÜK GÜNAH:1) MEZHEPLERİN GÖRÜŞLERİ: a) Haricîlerin görüşü: Haricîlere göre, büyük günah işleyen küfre girer. Hatta bazı Haricîlere göre küçük günah işleyenler bile küfre girerler.[ Bağdâdî, Usûlu’d-dîn, s. 249.]Haricîler, İblis’ in Allah’a inandığını ve ibadet etmekte olduğunu, ancak Yüce Allah’ın, Hz. Âdem (a.s.)’a secde etmesini emretmesi üzerine Âdem (a.s.)’a secde etmeyerek Allah’ın emrinden çıktığını ve böylece Allah tarafından lânetlendiğini ve cehennemde sürekli kalmayı hak ettiğini bildirerek, bunu, büyük günah işleyenin kâfir olduğuna delil getirmektedirler. Bir de “Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler, kâfirlerdir” (Mâide süresi ayet 44) ayetini görüşlerine delil getirmektedirler. b) Mutezilenin Görüşü: Ameli yani dîni emirlerin yapılması ve yasaklardan kaçınılmasını imanın bir rüknü sayan Mutezileye göre, büyük günah işleyen yani ayetlerle ve mütevâtir hadislerle sabit olan dîni emirleri yapmayanlar ve dîni yasakları çiğneyenler imandan çıkar, ama küfre girmez, imanla küfür arasında bir yerde bulunur. Tevbe etmeden ölürlerse cehenneme girerler ve orada devamlı kalırlar.[ Şehristânî, Nihâyetü’l-ikdâm, s. 470]Mutezile, “Kim de Allah’a ve Peygamberine isyan eder, (Allah’ın) sınırlarını (çiğneyip) geçerse onu da -içinde daim kalıcı olarak- ateşe koyar. Onun için hor ve hakir edici bir azap vardır.” (Nisâ, suresi ayet 14)“Hayır, kim bir kötülük (günah) kazanır da suçu kendisini çepeçevre kuşatırsa onlar, cehennemliktirler. Onlar orada bir daha çıkmamak üzere kalıcıdırlar.” (Bakara, suresi ayet 81)“Kim bir mü ’mini kasten öldürürse cezası, içinde ebedî kalıcı olmak üzere cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, onu lânetlemiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır” (Nisâ, suresi ayet 93) ayetlerini görüşlerine delil getirirler.[ Mâtürîdî, Tevhid, s. 349; Cüveynî, İrşad, s. 388; Şehristânî, Nihâyetü’l-ikdâm, s. 477.] Ehl-i Sünnet âlimlerine göre ise bu âyetler Mutezile görüşüne delil olmaz. Zira bu ayetlerde söz konusu edilen fiilleri işleyenler bunları helal görerek işledikleri takdirde küfre girmiş olurlar. Çünkü haramı helal, helali haram saymak küfürdür.[ Nesefi, Medârik (Tefsir), I,59, 214, 244]Mutezile, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in, “Zina eden kişi zina ederken mü’min olarak zina etmez. Şarap içen kimse şarap içerken mü’min olarak şarap içmez. Hırsızlık eden kimse hırsızlık ederken mü’min olarak hırsızlık etmez!” [Buhârî, Eşribe, 1; Müslim, İman, 100-105; Tirmizî, İman, 11; Ebû Dâvûd, Sünnet, 15] hadisini de görüşlerine delil getirirler. Ancak Ehl-i Sünnet âlimleri bu hadiste zikredilen imanı, kâmil imana hamletmişlerdir) Ehl-i Sünnet’in Görüşü: Ehl-i Sünnete göre, amel, imanın bir parçası ve rüknü olmadığından büyük de olsa günah işlemek kişiyi imandan çıkarmaz, küfre götürmez. Günah işlemenin küfür sayılması şu ayetlere göre mümkün değildir: “Şüphesiz ki Allah, kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz; bundan başkasını dilediği kimse için bağışlar.” (Nisâ, suresi ayetler 48,116) “De ki: “Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah bütün günahları bağışlar.” (Zümer, suresi ayet 53)Mutezilenin görüşlerini desteklemek için delil olarak getirdiği; “Zina eden kişi zina ederken mü’min olarak zina etmez. Şarap içen kimse şarap içerken mü’min olarak şarap içmez. Hırsızlık eden kimse hırsızlık ederken mü’min olarak hırsızlık etmez”[ Buhârî, Eşribe, 1; Müslim, İman, 100-105; Tirmizî, İman, 11; Ebû Dâvûd, Sünnet, 15] hadisi, Ehl-i Sünnete göre; zina, şarap içme ve hırsızlık etme gibi çirkin fiillerin kâmil iman sâhibi müminlerden çıkmayacağını belirtmek içindir. Nitekim Ehl-i Sünnet’in bu görüşünü, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in şu hadis-i şerifi desteklemektedir: “Cibril bana geldi ve «Ümmetinden Allah’a ortak koşmadan ölenler Cennet’e girecek» diye müjdeledi. Bunun üzerine Ebû Zer el-Ğıfârî (r.a.): “–Zina etse, hırsızlık etse yine girecek mi?” diye Hz. Peygamber (s.a.v.)’e sormuş, Hz. Peygamber (s.a.v.):“–Zina da etse, hırsızlık da etse yine girecek.” buyurmuş, buna âdeta inanamayan Ebû Zer üç kere aynı soruyu sormuş, Hz. Peygamber (s.a.v.) her defasında aynı cevabı vermiş, dördüncü defa sorunca Hz. Peygamber (s.a.v.) kızarak: “Ebû Zerr’in inat ve ısrarına rağmen cennete girecek.” buyurmuştur.[ Buhârî, Tevhid, 33; Müslim, İman, 153; Tirmizî, İman, 18.]Bunlara ilâveten Ehl-i Sünnet âlimleri, “amel imanın bir cüzü ve rüknü değildir, büyük günah işlemek küfür değildir” tarzındaki görüşlerine şu ayetleri delil getirmişlerdir: “İman edenler ve salih amel işleyenler...” (Bakara, suresi ayet 82. Ayrıca Bakara suresi ayet 277; Nisâ, suresi ayet 57; A’râf, suresi ayet 42)Bu ayetlerde amel, imana atfedilmiştir. Arapçada birbirinden ayrı şeyler birbirine atfedildiklerinden, bu, amel ile imanın ayrı şeyler olduğunu, amelin, imanın bir parçası olmadığını gösterir. “Her kim, mü’min olarak iyi olan işlerden yaparsa...” (Tâhâ, suresi ayet 112) Bu ayette, amellerin sahih olması için iman şart koşulmuştur. Arapçada şart ile meşrut (şart koşulan) ayrı şeylerdir. Bu da amel ile imanın ayrı şeyler olduğuna delâlet etmektedir. “İman eden kullarıma söyle namazı kılsınlar!” (İbrâhîm, suresi ayet 31)“Ey mü’min ler! Namaza kalktığınızda yüzlerinizi.. yıkayın!” (Mâide suresi ayet 6) Bu ayetlerde Yüce Allah, namaz kılmadan önce kullarına mü’min adını vermiştir. “Eğer müminlerden iki topluluk birbirleriyle savaşırlarsa aralarını düzeltin!” (Hucurât suresi ayet 9) “Ey mü’min ler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı.” (Bakara suresi ayet 178) ayetlerinde, insan öldürmek gibi büyük günah işleyenleri Yüce Allah “mü’min ler” diye anmıştır.Ashâb-ı Kehf ve Firavun’un sihirbazları, âlimlerin ittifakıyla cennetliktirler. Halbuki bunların amelleri yoktur. Demek ki amel, imanın bir rüknü ve parçası değildir.Hz. Peygamber devrinden beri, her devirde yaşayan İslâm âlimleri, kalbinde iman olup da diliyle de bunu ikrar eden fakat tembelliğinden ve gafletinden amel etmeyen yani farzları yapmayan, haramları işleyenleri, mü’min kabul etmişlerdir. Amel ayrı, iman ayrıdır. Bazan müminden amel kalkar, ama iman hiçbir zaman kalkmaz. Meselâ “Fakire zekât yoktur” denir. Ama “Fakirin imanı yoktur” denmez.[ Ali el-Kârî, Şerhu’l-Fıkhi’l-ekber, s. 162] Bir mü’minin işlediği büyük günah, onu imandan çıkarmaz, küfre sokmaz. Ama işlediği günahı helal kabul ederse, bu, küfürdür.[ Ebû Hanîfe, el-Fıkhu’l-ekber, s. 5.] İşlediği günahı helal görmedikçe Ehl-i kıbleden yani Kâbe’ye yönelerek namaz kılmanın farz olduğuna inananlardan, kimseye, “kâfirdir” denemez.[ Tahâvî, el-Akîdetü’t-Tahâviyye, s. 40.] Zina gibi büyük günahlar, kişiyi imandan çıkarmaz, küfre sokmaz.[ Eş’ari, Luma’, s. 75. ]İmam Mâlik, İmam Şâfiî, İmam Ahmed b. Hanbel ve İmâm Evzaî gibi selef âlimleri, ameli, kâmil imanın bir rüknü saymışlardır.[ Taftâzânî, Şerhu’l-Akâid, s. 156]Netice olarak diyebiliriz ki Ehl-i Sünnet’i göre amel, imanın bir parçası ve rüknü değildir. Dolayısıyla amel sizlik (haram işlemek, farzı terk etmek) küfür değildir. Ancak imanla amelin çok sıkı bir ilişkisi vardır. İmanlı kişi, amel ederek (farzları yapıp haramlardan uzak kalarak) İslâm ın insanlara hayat veren nimetlerinden faydalanabilir.

Yusufiyeli 20.02.24 18:02

Bazen insan durduğu yerden toptancı bir bakış zaviyesinden bakarak diğer cemaat ve ekolleri acımasızca tenkit edebiliyor. Merhum Elmalı’nın Hak Dini Kur’an Dili tefsirinde bugün kendisini İslam’a izafe eden birçok farklı grup, fırka cemaat, tarikat veya hareket arasında derin ihtilaf ve çatışmalara sebep teşkil eden muhtelif görüş, düşünce, ekol ve eğilime yer vermiş, dahası tümden ret ya da tümden kabul yerine muhakkik bir alime yakışan bir tavırla birçok farklı düşünce ekol ve gelenekten istifade cihetine gitmiştir. Mesela İhlas suresinin tefsirinde uzun uzadıya İbn Sina’yı konuştururken, kimi zaman Muhyiddin İbnü’l Arabi’nin vahdet-i vücut anlayışından kimi zaman da Gazali’nin İşrak felsefesine ve bu felsefenin vahdet-i vücut fikriyle bütünleştirilmesine vesile olan Mişkatü’l-Envar adlı risalesinden alıntılar yapmıştır. Yine Elmalı Fahreddin er-Razi’nin ansiklopedik hüviyete sahip tefsirinden alabildiğince istifade ederken, bu tefsirdeki hakim Eşari bakış açısını ön plana çıkarmak yerine Ehl-i Sünnet’i şemsiye kavram olarak değerlendirmiş ve bunun bir yansıması olarak Selefiyye, Eş’ariyye ve Maturidiyye gibi mezhepler arasındaki iç ihtilafları dillendirmekten imtina etmiştir. Öte yandan Fil suresini tefsirinde gelenekçi çizginin çok sıkı bir temsilcisi gibi davranarak Muhammed Abduh’un yorumunu tahrifle eşdeğer sayarken, Hz. İsa’nın babasız olarak dünyaya gelişini monomer bir hücreden teşekkül etmiş olabileceği şeklinde açıklamak gibi oldukça modern bir yoruma da imza atabilmiştir. Bütün bu örneklerden hareketle Elmalı’nın eklektik bir dini düşünce ve tefsir anlayışına sahip olduğu söylenebilir ve bu eklektisizmin tutarlılık düzeyi kuşkusuz tartışılabilir. Ancak meselenin bir bağlamda önem arz eden boyutu tutarlılık ya da tutarsızlıktan ziyade Elmalı’nın İslam ilim ve kültür mirasından istifade tarzının bugün çok ihtiyaç duyduğumuz geniş ufuk ve perspektif hakkında güzel bir misal teşkil ediyor olmasıdır.


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 15:13.

Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.

havasokulu1.com


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149