![]() |
Alıntı:
Ali imran 19. ayet tek din islamdir sen kimsinki ben senin selamını götureyim sen basit bir medyumsun burada kabalaci rolu oynama kabalist biri kendini acik etmez ederse onu ipe cekerler ben cok degisik inanctan cok değişik insanlar gordum ilk defa ben muslumanim ama tevrat bozulmadi diyeni ilk kez gordum, dahada sana cevap vermeye gerek yok,benim vaktim kiymetli bos bos konusanlarla kaybedecek vaktim yok |
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
Usame B.Zeyd anlatıyor: “Resulûllah aleyhisselam bizi bazı kabilelere gönderdi. Onlar da bizim gelişimizden haberdâr olarak kaçtılar. Biz bu grubun içinden birisine yetiştik. Onu yakalayınca, ‘Lâ ilahe illâllah’ deyiverdi. Fakat biz kendisini öldürdük. Döndüğümüzde bu olayı Peygamber aleyhisselâm’a aynen anlattım. Peygamber aleyhisselâm: ‘Kıyamet gününde o adamın söylediği bu tevhid kelimesinin kıymet ve büyüklüğünden dolayı sana kim yardımcı olacak?’ dedi. Ben: ‘Ey Allah’ın Resûlü, o adam, bunu ölümden korktuğu için söyledi,’ diye cevap verdim. Peygamber Aleyhisselâm: ‘Kalbini yarıp baktın mı ki, bunu başka bir sebepten dolayı söylemiş olduğunu bilesin! Kıyamet gününde ‘Lâ ilâhe illallah’ kelimesinin karşısında kim senin yardımcın olacak?’ buyurdu. Bu sözü o kadar çok tekrar etti ki, ‘keşke Müslümanlığa o günden sonra girmiş olsaydım,’ dedim.” kalbimi yarıp baktın mı? değerli forum üyeleri ben yalancı olsam bile bir yalan bazılarının yalanlarını bozdu bu bile batıla karşı kazanılmış bir zaferdir. Hoca Üstad dediğiniz insanlara dikkat edin. bir yerde kim en çok alkışlanıyorsa işte o yalancıdır. |
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
ben neden senin nefsnle kendi nefsimi savaşa sokayım neden ikimiz de yanlışa sapalım Allah bizlere yardım etsin ne diyeyim sana tartışmaya girmek için yanlış kapı çaldın buradan sana ekmek çıkmaz |
Alıntı:
oncelikle sen bana dua etme, tevrat bozulmadi diyenin duasina ihtiyacim yok ***havass hocaları din alimleri Cin görenin şahitliğini kabul etmezken cin gördüm diyene bunu iyi değerlendir diyorsun**** bunu diyorsan sen hic bir sey degilsin hic bir sey bilmiyorsun sen zahirde ve batinda bana hafif gelirsin çunku hic bir sey bilmiyorsun, sen o *** seni yetistiren kabalist hahami ****gonder o gelsin, tabi oyle biri varsa dahada cevap yazma yazsanda ben cevap vermeyecegim, kabalistlik sana 5 beden buyuk gelir. biraz dengeli at Allahin verdigi nefesi bosuna harcama gunahtir gunah |
Alıntı:
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
ben bir Müslüman olarak dua ettim |
Alıntı:
ben duaya ihtiyacim yok mu dedim bak ben ne demişim ***oncelikle sen bana dua etme, tevrat bozulmadi diyenin duasina ihtiyacim yok*** şimdi anladin benim vaktimi çalma |
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
Birisi şeriat tanımaz dinlemez , diğeri Allahın yasaları gereğince hareket eder. Ne yaptığını bilen ehil için bi fark yoktur sadece dışardan hoş gözükmüyor..Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söylim diye bakar yaratılmışlar uzaktan ve yanına hayır üzere yaşayanlar pek yaklaşmaz.. Bu işlerle 3-5 sene ciddi uğraşmış birisinin kitap açmasınada gerek yoktur bi amel için,hangi durumda kime gidileceğini bilir kişi |
Alıntı:
|
Tevrat’ın İbranice karşılığı olan “Torah” kelimesi, Yahudi kültüründe ve Eski Ahid’de genel bir anlama sahip bulunmaktadır. Bu kelimenin “Musa Kitabı”nın özel adı olduğuna dair Eski Ahid’de kesin bir ifadeye rastlanmamaktadır. “Musa Kitabı”na özel isim olarak “Torah” ismi, daha sonra Yahudiler tarafından verilmiştir. Bu isim, zamanla, bütün Eski Ahid’i kapsayan bir isim haline gelmiştir. Kur’an’daki “Tevrat” kelimesi de İbranice aslı “Torah” gibi genel bir anlam ifade etmektedir. Kur’an’da, bu kelimenin “Musa Kitabı”nın adı olduğunu belirten açık bir ifa*de bulunmamaktadır. Kur’an’a göre Tevrat, “Allah’ın Beni İsrail peygamberlerine gönderdiği vahiylerin genel adıdır. ”Tevrat’ta anlatılan vahiy sürecinin incelenmesinden, Musa’ya gelen vahyin kapsamının bugünkü Tevrat’ın hacmi kadar olma*dığı anlaşılmaktadır. Eski Ahid’de ve Rabbani kaynaklarda, bunu doğrulayan haberler bulunmaktadır. Yeşu Kitabı’nda, Musa’nın Kitabı’nın tümünün bir “mezbah” üzerine yazıldığı belirtilmektedir. Rabbilerin açıklamasına göre bu mezbah, “on iki taştan” yapılmış*tır. Bu haberler doğru kabul edilirse, “Spinoza”nın da belirttiği gibi, “Tevrat ın bütün sözlerinin bu on iki taş üzerine sığması mümkün değildir.” Bundan da “Musa Kitabı”nın muhtevasının, en azından, on iki taş üzerine sığacak kadar, bugünkünden kısa olduğu ortaya çıkmaktadır. Başka bir ifadeyle, bugünkü Tevrat’ın muhtevası, tamamen Musa’ya ait değildir. Musa’nın, kendisine gelen vahiyleri yazıp yazmadığı, tam olarak bilinmemektedir. Tesniye’nin 31. Babının 9 ile 25 ve 26. cümlelerinde, Musa’nın, “Torah”ın sözlerini bir kitaba yazdığı ve bu kitabı, Ahit Sandığı’nın yanına koyması için Levioğullarına, Kohenlere teslim ettiği belirtilmektedir. Tesniye’deki bu cümlelere dayanılarak, Dıvarim Rabah’da ve Maimonides’in Mişne Torah’ın da Musa’nın on üç Tevrat nüshası yazdığı, bunların on ikisini on iki kabileye dağıttığı, birini de Ahit Sandığı’nın içine koyduğu zikredilmektedir. Dıvarim Rabah’da ve Mişne Torah’da yer alan bu haber, Eski Ahid’in I. Krallar ve II. Tarihler kitapları tarafın*dan doğrulanmamaktadır. I. Krallar ve II. Tarihler kitaplarında, Süleyman zamanında “Ahit Sandığı”nın açıldığı ve içinden “İki Taş Levha”dan başka bir şeyin çıkmadığı açıklanmaktadır. Buna göre; ya bu nüsha kaybolmuştur veya Dıvarim Rabah’da ve Mişne Torah’da anlatılanlann tarihî gerçekliği bulunmamaktadır. Yahudi araştırmacı Hava Lazarus-Yafeh son düşünceyi desteklemektedir. Müslümanlarla Yahudiler arasındaki tahrif polemiğini kapsamlı olarak inceleyen Lazarus-Yafeh, on üç nüsha teorisinin Müslüman polemikçilere karşı uydurulduğu kanaatindedir. Tesniye’de, Musa’nın Tevrat’ı yazdığını ifade eden cümlelerden sonra Tevrat’ın muhtevasının daha üç bab devam etmesi ve Rabbani kaynaklardaki tek nüsha ile ilgili rivayetler bu kanaati teyit etmektedir. Bütün bunlar, Tevrat’ın, Musa’dan çok sonra, tedricen ortaya çıktığını göstermektedir. Muhtemelen, Musa’ya gelen vahiy, belli bir döneme kadar hafızalarda sözlü olarak korunmuş, daha sonra, birileri tarafından, bütün kaynaklar derlenerek yazıya geçirilmiştir. Bu metne, Musa’ya gelen vahiyle ilgisi olmayan ilaveler de katıl*mıştır. Böylece, metnin muhtevası kabarmış ve neticede, Musa’ya verildiğine inanılan “Tevrat” ortaya çıkmıştır. Musa’dan çok sonra tespit edilmiş olan bu Tevrat, Rabbani kaynaklarda anlatıldığına göre, asli yapısını koruyamamış, devamlı değişikliğe ve tahrifata maruz kalmıştır. Yahuda Kralı Yoşiya’nın Mabet’teki “katakompa” gizlemesinden sonra da bir daha ele geçirilememiş ve tamamen ortadan yok olmuştur. Kudüs Talmud’unda belirtildiğine göre, bu Tevrat, halen orada bulunmaktadır.Bugün mevcut olan Tevrat, II. Mabet Dönemi’nde Ezra tara*fından tespit edilmiştir. Ezra, bu Tevrat’ta birtakım değişiklikler yapmıştır. Ondan sonra Knesset Ha-Gadol ve Soferim, Tevrat üzerinde çalışmaya devam etmiştir. Özellikle Soferim, bu yeni Tevrat’ın teşekkülünde önemli rol oynamıştır. Bazı Rabbiler, onları Tevrat’ta bazı kasıtlı değişiklikler yapmakla da suçlamışlardır.
|
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ* بِثَ فِى السِّجْنِ بِضْعَ سِنِينَ* ["... Yusuf daha nice yıllar zindanda kaldı." (Yusuf, 12/42)]*ayetinin ihbarı ve sırrıyla Yusuf Aleyhisselam mahpusların piridir. Ve hapishane bir nevi Medrese-i Yusufiye olur."(1) Bu sözler, hayatını iman ve Kur’an hizmetine vakfeden, iman hakikatlerini neşr ve ilan eden, bu yüzden de akıl almaz zulüm ve işkencelere, eza ve cefalara maruz kalan, otuz yıl ömrü hapishanelerde ve sürgünlerde geçen Üstad Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerine aittir. Bediüzzaman Hazretlerinin hapishane için*“Medrese-i Yusufiye”*tabirini kullanmasının*sebebi*ve*hikmeti: İnsanları yalnızca Allah'a kulluk etmeye ve güzel ahlaklı olmaya davet eden, Cenab-ı Hakk’ın rızasından başka hiç bir gayeleri olmayan büyük mürşidlerin ve âlimlerin maruz kaldıkları eza ve cefalar, atıldıkları hapishaneler, onlar için güzel bir nefis terbiyesine ve manevî terakkiye vesile olmuştur. Diğer bir tabirle, mü’minler için hapishaneler birer medrese hükmündedirler. Nitekim Üstad Hazretleri başta*30. Lem’a*olmak üzere bazı mühim risaleleri hapishanelerde yazmıştır. Osman Yüksel Serdengeçti şöyle der:*“O, mahkemelerden mahkemelere sürüklendi. Mahkûmken bile hükmediyordu. O hapishanelerden hapishanelere atıldı. Hapishaneler, zindanlar onun sayesinde Medrese-i Yusufiye oldu. Said Nur zindanları nur, gönülleri nur eyledi. Nice azılı katiller, nice nizam ve ırz düşmanları, bu iman abidesinin karşısında eridiler; sanki yeniden yaratıldılar. Hepsi halîm selim mü'minler haline, hayırlı vatandaşlar haline geldiler... Sizin hangi mektebleriniz, hangi terbiye sistemleriniz bunu yapabildi, yapabilir?” (Tarihçe-i Hayat) Kur’an'da bildirildiği üzere, iffet abidesi olarak bilinen tanınan Hz. Yusuf iftiraya uğramış, suçsuz olduğuna dair deliller apaçık ortada olmasına rağmen, hapse atılmış ve yıllarca zindanda kalmıştır. İsmet ve iffet timsali Hz. Yusuf,*"Ey Rabbiml Zindan bana, bunların beni davet ettikleri şeyden daha sevimlidir.”*(Yusuf Suresi, 13)*diyerek*başına her gelenin Allah'tan bir hayır olduğunu bilmiş, hapiste dahi tebliğ vazifesine devam ederek mahkûmlara Allah'ın varlığını ve güzel ahlakı anlatmış, hapis hayatı boyunca asla bir şikâyette bulunmamış, büyük bir sabır ve metanetle karşı koyarak onların üstesinden gelmiş ve sabr-ı cemili, sıdk ve emaneti, ilim ve irfaniyle Mısır'da en âli bir makama çıkmıştır. İşte onun bu tavrı, kendisinden sonra gelen tüm mü’minlere de güzel bir misal olmuştur. İmam-ı A'zam, İmam-ı Ahmed İbn-i Hanbel ve Bediüzzaman Hazretleri gibi birçok, mürşid, müceddid, âlim nice eza ve cefalara maruz kalmış ve haksız yere hapse atılmışlardır. Bu büyük zatlar da aynı Hz. Yusuf gibi başlarına gelen bela ve musibetleri, maruz kaldıkları eza ve cefaları sabır ve metanetle karşılamış, davalarından zerre kadar taviz vermemişlerdir. Hapishaneleri bir nevi uzlet ve inziva yeri olarak görmüş ve Medrese-i Yusufiye olarak kabul etmişlerdir. Abimizin İsmi bu yüzden Yusufiyeli. |
Alıntı:
dedem vardı meczuplara çile çekenlere hep Yusuf'um derdi Yusufiyeli olanlara biz hep Yusuf'um diye sesleniriz hitap ederiz, Yusufiye kavramını bilmiyordum amma Yusuf ismini kendisinde görünce içimden geldi Yusuf'um demek arkadaş da biraz yanlış anlamış olacak sanırım beni Allah ikinizden de razı olsun. |
Alıntı:
|
Alıntı:
|
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 10:55. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com