| Yusufiyeli |
11.07.24 14:11 |
Osmanlı bile çoğu kez Müslüman pragmatizmine sahiptir. Ebussuud Efendi ile İmam Birgivi arasındaki çok sert bir tartışmayı örnek vereyim. Ebussuud Efendi diyor ki, “Para vakıfları şer ’an caizdir.” Para vakıfları nedir? Sizin paranız var, vakıf yapıyorsunuz. Ben gidiyorum, vakıftan yüzde 15 faizle kredi alıyorum. Onu kullanıyorum, işimi hallediyorum, ticaretimi yapıyorum, kızımı evlendiriyorum; neyse sonra da bunu yüzde 15’e kadar faizle ödüyorum. Bu çok yaygın Osmanlı’da, çünkü ihtiyaç var. Osmanlı toplumu parayı kullanma aşamasına gelmiş, aynî ekonomiye dayanan kabile toplumu değil. Dünya ticaret yollarının üzerinde. Hareketlilik, mübadelenin yoğunluğu ister istemez parayı çok önemli bir faktör haline getiriyor. Abbasiler çok uzun süre Bizans parasını kullandılar. Osmanlı hiçbir zaman başka bir devletin parasını resmen tanımadı. Metal değerinden dolayı dolaştı, ama Osmanlı resmen kullanmadı. Bu, paranın Osmanlı ekonomisinde ne kadar önemli bir hale geldiğinin kanıtıdır. Para bu kadar önemli olunca, kredi faiz meseleleri gündeme geliyor ve Ebussuud Efendi fetvayı veriyor. İmam Birgivi, Ebussuud Efendi’yi bundan dolayı şiddetle eleştiriyor, hatta haramı helalleştirmekle suçluyor ki bu, küfür suçlamasıdır. Birisi şeyhülislam, devlet sorumluluğuyla hareket ediyor. Para vakıflarını kapattırdığı takdirde nasıl ekonomik, siyasi, sosyal bir çöküntü olacağını, büyük problemler ortaya çıkacağını görüyor. Ve “def-i mazarrat celb-i menfaatten evladır” kaidesinde, sözünü ettiğimiz zararları önlemek için para vakıflarına cevaz veriyor. Ötekinin eli taşın altında değil. Balıkesir’de oturuyor, fetva yazıyor. Hiçbir şeyin sorumlusu değil. Tekfir ediyor. İşte devleti yöneten, dolayısıyla ekonomik, sosyal yönden vatandaşın ihtiyacını odasına kapanmış bir müderristen daha fazla dikkate almak mecburiyetini hisseden Osmanlı Müslüman pragmatizmidir.
|