Havas Okulu  
Go Back   Havas Okulu > HavasOkulu Genel Bölüm > Sorularınız

Sorularınız her türlü soruyu buradan sorabilirsiniz.


Keşfi açık olanlar Atatürk hakkında bilgi verebilir mi ?

her türlü soruyu buradan sorabilirsiniz.


Konu Kapatılmıştır
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 12.07.24, 23:04
Gayretli üye
 
Üyelik tarihi: 27.02.23
Bulunduğu yer: .
Mesajlar: 2,302
Forum Puanı: 1913
Etiketlendiği Mesaj: 110 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
BenBenMiyimm Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Etmeye gerek mi var? gökten indiği varsayilan kitaplar diyor videosu var 44 Saniyelik git izle.Ne Allah Dostu Tövbe Haşa.O kim Allah dostu olmak kim.Müslüman düşmanıydı o son zamanlarında.Yaptıklarına bişey demiyorum ama Kuran-ı Kerîm'i Açıkça İnkar etmiş yani Öldüğü zamanda İnkar içerisindeyse Kafir olarak öldü.Alkışlanıyor birde bu konuşması.Ülkeye faydası oldu mu oldu.Zararı oldu mu oldu.Daha çok Fayda mı Zarar mı onu bilmem ama Benim bildiğim şey Görünen Köy Kılavuz İstemez.Ve ona Atatürk denilmemelidir.mustafa kemal denmelidir
Yinede öyle deme. Ölmüş adamın arkadindan. Allah rahmet eylesin diyelim. 🌷

  #2  
Alt 14.07.24, 16:26
Daimi Üye
 
Üyelik tarihi: 04.07.23
Bulunduğu yer: Hiçlikte
Mesajlar: 1,021
Forum Puanı: 1265
Etiketlendiği Mesaj: 20 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
Cazgircinx Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Yinede öyle deme. Ölmüş adamın arkadindan. Allah rahmet eylesin diyelim. 🌷
Sen diyebilirsin ben demem.

  #3  
Alt 15.07.24, 11:14
Üye
 
Üyelik tarihi: 13.07.24
Bulunduğu yer: İzmir
Mesajlar: 53
Forum Puanı: 731
Etiketlendiği Mesaj: 4 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
Yusufiyeli Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Selanik’te bir Türk Mahallesi olan Kasımiye’de Müslüman bir Türk olarak dünyaya gelmiştir. Adı bile konurken Türk geleneklerine uygun olarak milli ve manevi motiflerle süslü bir tören yapılmıştır. Annesi Zübeyde Hanım’ın sonradan verdiği bilgilere göre Peygamber adı olan “Mustafa” konulurken, dualarla birlikte kulağına ezan okunmuştur. Ezanı Ali Rıza Efendi’nin babası yani Atatürk’ün dedesi Kırmızı Hafız Ahmet Efendi okumuştur. Yine Zübeyde Hanımdan alınan bilgilere göre Ali Rıza Efendi o dönemin adetleri gereği oğlunun doğum tarihini gün ve saat olarak Kur’an-ı Kerim sayfaları arasına kaydetmiştir. Doğum tarihiyle ilgili bir soru üzerine Zübeyde Hanımın, “Babası Ali Rıza Efendi, Paşamın doğum gününü evimizdeki iki Kur’an-ı Kerim’den birine kaydetmişti. Fakat kocam vefat ettiği zaman başucunda yalnız bir Kur’an-ı Kerim vardı ve onda hiçbir yazı yoktu. Belki de kayıtlı Kelam-ı Kadim’i gittiği camideki hocalardan birine hediye etmiş olacak.” dediği rivayet edilir.(Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam, Remzi Kitabevi, İstanbul, 2004, s. 31; İsmail Sivri, Atatürk’ün Çocukluğu, karacan Yayınları, İstanbul, 1981, s.132 Ali Fuat Cebesoy, Sınıf Arkadaşım Atatürk, İnkılap Kitabevi, İstanbul, 1999, s. 12 )
Atatürk’ün çocukluğunda aldığı dini eğitimi anlayabilmek için önce ona bu konuda eğitim vermiş olabilme ihtimali yüksek olan kişileri tanımak gerekir. Bunlar babası Ali Rıza Bey, dedesi Hafız Ahmet Efendi ve annesi Zübeyde Hanımdır. Dedesi Hafız Ahmet Efendi, çevresinde dinarlığıyla tanınan birisiydi. Zaten taşıdığı “Hafız” unvanı da Kur’an-ı Kerim’i ezbere bildiğini gösteriyor. Ali Rıza Bey özellikle hayatının sonralarına doğru dini vecibelerine daha bir önem vermiş derviş meşrep bir yaşam sürmeye gayret etmiştir. Zübeyde Hanım Konya Yörüklerinden olup geleneksel değerlere ve maneviyata değere veren bir Osmanlı hanımefendisiydi. Atatürk’e ilk dini eğitimi annesi vermiştir. Kur’an ilkelerine bağlı bir hafız olmasını isteyen Zübeyde Hanım oğlunu iyi bir dini eğitim alması için evvela mahalle mektebine yazdırılmasını istemiştir. Nitekim de Atatürk ilk eğitimini Fatma Molla Kadın Okulu adlı mahalle mektebinde almıştır. Mahalle mektebinden sonra sırasıyla ilköğrenimini Şemsi Efendi Mektebini okumuş ve Selanik Rüştiyesini gitmişti.
Ali Fuat Cebesoy'a da ne kadar güvenebiliriz bilmiyorum. Hakkında hiç bir şey bilmiyoruz. Yeterli bilgi yok. Her yazılana da inanası gelmiyor insanın.

  #4  
Alt 09.07.24, 11:33
Yusufiyeli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Manevi
 
Üyelik tarihi: 24.09.16
Bulunduğu yer: Trabzon
Mesajlar: 4,914
Forum Puanı: 4561
Etiketlendiği Mesaj: 558 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

HARF KANUNU YANLIŞTIR Yazı reformunun okuryazarlığa etkisini, sembolik-ulusal değerini vb. bir an için kabul etsek bile, bu amaçları elde etmek için a) ilköğretimde yeni yazıyı esas almak, b) resmi yazışmalarda yeni yazı kullanımını zorunlu kılmak, ve c) yayıncılıkta yeni yazı kullanımını devlet eliyle teşvik etmek hiç şüphesiz yeterli olurdu. Oysa 1928 Harf Kanunu, bunlarla yetinmemiştir. Kanunun 4. maddesi, kanunun yayın tarihinden iki hafta sonra başlamak üzere eski yazıyla her türlü gazete ve mecmua yayınını yasaklamakta; 5. madde ise, ertesi yıl itibariyle, eski yazıyla kitap basılmasını suç haline getirmektedir. Daha radikali, 9. maddedir: “Bütün mekteplerin Türkçe tedrisatında Türk harfleri kullanılır. Eski harflerle matbu kitaplarla tedrisat icrası memnudur.” Bunun anlamı, eski yazı bilgisinin toplumdan silinmesidir. Devrim projesinin başarıya ulaşması halinde, ülkenin 900 yıllık kültür birikimini okumak ve yorumlamak imkânının yok edilmesi öngörülmüştür. 1929’da ilk ve orta dereceli okullardan Arapça ve Farsça dersleri kaldırılmıştır. 1930’da imam-hatip okullarının ve 1933’te İstanbul Darülfünununa bağlı İlahiyat Fakültesinin kapatılmasından sonra, Türkiye’de yaklaşık yirmi yıl boyunca hiçbir resmi ve özel yasal çerçevede eski yazıyla Türkçe eğitimi verilmediği anlaşılmaktadır. Sadece İstanbul Edebiyat Fakültesi ve Ankara DTC okulunda Arapça ve Farsça kürsüleri bulunmaya devam etmişse de, bu kürsülerde ders alan öğrenci sayısı hiçbir zaman üç-beşi aşmamıştır. İlk Çin imparatorluk hanedanının kurucusu Shih Huang Ti’nin (MÖ 221-210), kurduğu devlet düzeninin sorgulanacağı korkusuyla, ülkesinde geçmişte yazılmış tüm kitapların yakılmasını emredişinden bu yana geçen ikibinikiyüz yılda, devlet eliyle girişilmiş bu boyutta bir kültür katliamına yeryüzünün herhangi bir yerinde rastlamak mümkün değildir.

__________________
Yunusça sevgimizden anlamayana cevabımız Yavuzca olacaktır...
  #5  
Alt 09.07.24, 11:40
Gayretli üye
 
Üyelik tarihi: 31.03.24
Bulunduğu yer: Bursa
Mesajlar: 378
Forum Puanı: 921
Etiketlendiği Mesaj: 2 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Ben harf devrimini şöyle açıklayayım bana Osmanlı'dan kalma birkaç tane kaynak ve tarih kitabı gosterin ben de hepinize katilayım �� yok kardesim yok adam yok ne okuyacak ne yazacak adam yok

  #6  
Alt 09.07.24, 12:05
Yusufiyeli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Manevi
 
Üyelik tarihi: 24.09.16
Bulunduğu yer: Trabzon
Mesajlar: 4,914
Forum Puanı: 4561
Etiketlendiği Mesaj: 558 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
Karamanoglu16 Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Ben harf devrimini şöyle açıklayayım bana Osmanlı'dan kalma birkaç tane kaynak ve tarih kitabı gosterin ben de hepinize katilayım �� yok kardesim yok adam yok ne okuyacak ne yazacak adam yok
1980 öncesi Trabzon Ülkü Ocaklarında rahmetli Necmettin Hacıeminoğlu verdiği bir seminerde Harp inkılabına karşı olduğunu ve yanlış tatbik edildiğini ifade etmiştir. Bugünkü gibi hatırlarım. Cumhuriyet Halk Partisinin 1935 tarihli Programı, şu kavram ve deyimlere yer verir: “törütgen yetkiler”, “irde kaynağı”, “özgür ertik sahipleri”, “kınavlar arasındaki uyum”, “yoğaltmanlar arasında asığ kavgaları”, “çıkat tecimi için kipleştirmek”, “hayvan yeğritimi”, “ciddiğ bir yasav”, “ertik okulları”, “taplamak”, “yüret ve bildirge işleri”, “tutaklar ile kapsıkları ayırmak”, “ulusun yüksek asığı”, “klas kavgası ergesi”, “özel yönetgeler ve şarbaylıklar”, “arsıulusal ergelerle cemiyet yapmak”, “kıymetli izdeşler”. Türkçe oldukları ileri sürülen bu ve benzeri deyimlerin Türk okuru tarafından anlaşılamayabileceği gözönünde tutularak, programa 170 kelimelik bir sözlük eklenmiştir. Bildiğimiz kadarıyla yeryüzünde sözlükle birlikte yayınlanan ilk ve tek siyasi parti deklarasyonu budur. Atatürk’ün 1934’te bir diplomatik davette yaptığı aşağıdaki konuşma da, dil devriminin Türkçeyi halk diline yaklaştırıcı katkılarına ilginç bir örnek sayılabilir: “Altes Ruvayal! [...] Süerdemliği, önü, bu iki ulus, ünlü sanlı sözlerinin derinliğinde sonsuz tutmaktadır. Ancak, daha başka bir alanda da onlar erdemlerini o denlü yaltırıklı yöndemle göstermişlerdir. Bu yolda kazandıkları utkular, gerçekten daha az özençe değer değildir. Avrupanın iki ucunda yerlerini berkiten uluslarımız, ataç özlüklerinin tüm ıssıları olarak, baysak, önürme, uygunluk kıldacıları bulunuyorlar. Onlar bugün en güzel utkuyu kazanmaya anıklanıyorlar: baysal utkusu.”
Türkçenin “öz” Türkçe sözcüklere indirgendiğinde halk diline daha yaklaşacağı şeklindeki yersiz inanışa ilişkin ilk hatırlatılması gereken şey, Türkçe konuşma dilinde Orta Asya kökenli (Kemalistlerin deyimiyle, “öz” Türkçe) kelimelerin oldukça düşük bir oran tuttuklarıdır. Dilin en temel 300 ila 500 kelimesi ağırlıkla Orta Asya kökenlidir. Bunlara (“yemek”, “içmek”, “gitmek”, “gelmek” gibi) basit fiiller, (“bu”, “ben”, “öbür”, “aşağı”, “yukarı” gibi) belirsiz sıfat ve zamirlerle edatlar, ve (birden bine kadar) sayılar dahildir. Ancak spesifik herhangi bir konuya ait söz hazineleri (örneğin meslek adları, sebze, meyva ve yemek çeşitleri, nalburiye ve bakkaliye maddeleri, futbol terimleri, tamircilik ve trafik terimleri, temel hukuk ve bürokrasi deyimleri, ay ve gün isimleri, küfürler vb.), ezici çoğunlukla, Arapça, Farsça, İtalyanca, Fransızca, İngilizce gibi farklı dillerden kaynaklanırlar. Günümüz konuşma Türkçesinin iskeletini oluşturan 5000 kelimenin sadece %30 kadarı Orta Asya kökenlidir. Bunun da %5-10 kadarı, dil devrimi sonucu konuşma diline giren yeni kelimeler olduklarına göre, bundan altmış yıl öncesinin Türkçe konuşma dilinde Orta Asya kökenli kelimelerin ancak yüzde 20 dolayında bir oran tuttuklarını tahmin edebiliriz.

__________________
Yunusça sevgimizden anlamayana cevabımız Yavuzca olacaktır...
  #7  
Alt 09.07.24, 12:15
Gayretli üye
 
Üyelik tarihi: 31.03.24
Bulunduğu yer: Bursa
Mesajlar: 378
Forum Puanı: 921
Etiketlendiği Mesaj: 2 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
Yusufiyeli Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
1980 öncesi Trabzon Ülkü Ocaklarında rahmetli Necmettin Hacıeminoğlu verdiği bir seminerde Harp inkılabına karşı olduğunu ve yanlış tatbik edildiğini ifade etmiştir. Bugünkü gibi hatırlarım. Cumhuriyet Halk Partisinin 1935 tarihli Programı, şu kavram ve deyimlere yer verir: “törütgen yetkiler”, “irde kaynağı”, “özgür ertik sahipleri”, “kınavlar arasındaki uyum”, “yoğaltmanlar arasında asığ kavgaları”, “çıkat tecimi için kipleştirmek”, “hayvan yeğritimi”, “ciddiğ bir yasav”, “ertik okulları”, “taplamak”, “yüret ve bildirge işleri”, “tutaklar ile kapsıkları ayırmak”, “ulusun yüksek asığı”, “klas kavgası ergesi”, “özel yönetgeler ve şarbaylıklar”, “arsıulusal ergelerle cemiyet yapmak”, “kıymetli izdeşler”. Türkçe oldukları ileri sürülen bu ve benzeri deyimlerin Türk okuru tarafından anlaşılamayabileceği gözönünde tutularak, programa 170 kelimelik bir sözlük eklenmiştir. Bildiğimiz kadarıyla yeryüzünde sözlükle birlikte yayınlanan ilk ve tek siyasi parti deklarasyonu budur. Atatürk’ün 1934’te bir diplomatik davette yaptığı aşağıdaki konuşma da, dil devriminin Türkçeyi halk diline yaklaştırıcı katkılarına ilginç bir örnek sayılabilir: “Altes Ruvayal! [...] Süerdemliği, önü, bu iki ulus, ünlü sanlı sözlerinin derinliğinde sonsuz tutmaktadır. Ancak, daha başka bir alanda da onlar erdemlerini o denlü yaltırıklı yöndemle göstermişlerdir. Bu yolda kazandıkları utkular, gerçekten daha az özençe değer değildir. Avrupanın iki ucunda yerlerini berkiten uluslarımız, ataç özlüklerinin tüm ıssıları olarak, baysak, önürme, uygunluk kıldacıları bulunuyorlar. Onlar bugün en güzel utkuyu kazanmaya anıklanıyorlar: baysal utkusu.”
Türkçenin “öz” Türkçe sözcüklere indirgendiğinde halk diline daha yaklaşacağı şeklindeki yersiz inanışa ilişkin ilk hatırlatılması gereken şey, Türkçe konuşma dilinde Orta Asya kökenli (Kemalistlerin deyimiyle, “öz” Türkçe) kelimelerin oldukça düşük bir oran tuttuklarıdır. Dilin en temel 300 ila 500 kelimesi ağırlıkla Orta Asya kökenlidir. Bunlara (“yemek”, “içmek”, “gitmek”, “gelmek” gibi) basit fiiller, (“bu”, “ben”, “öbür”, “aşağı”, “yukarı” gibi) belirsiz sıfat ve zamirlerle edatlar, ve (birden bine kadar) sayılar dahildir. Ancak spesifik herhangi bir konuya ait söz hazineleri (örneğin meslek adları, sebze, meyva ve yemek çeşitleri, nalburiye ve bakkaliye maddeleri, futbol terimleri, tamircilik ve trafik terimleri, temel hukuk ve bürokrasi deyimleri, ay ve gün isimleri, küfürler vb.), ezici çoğunlukla, Arapça, Farsça, İtalyanca, Fransızca, İngilizce gibi farklı dillerden kaynaklanırlar. Günümüz konuşma Türkçesinin iskeletini oluşturan 5000 kelimenin sadece %30 kadarı Orta Asya kökenlidir. Bunun da %5-10 kadarı, dil devrimi sonucu konuşma diline giren yeni kelimeler olduklarına göre, bundan altmış yıl öncesinin Türkçe konuşma dilinde Orta Asya kökenli kelimelerin ancak yüzde 20 dolayında bir oran tuttuklarını tahmin edebiliriz.
evet doğru Kalan lisan Karamanoğlu lisanıdır zaten ki o da olmasa osmanlı elimizde hiçbirşey bırakmazdı bugün hala bazı yörük toplulukları bu lisanı konuşur keza divan edebiyatı eserlerine baktığımızda bırakın Öz Türkçeyi Herhangi bir Türkçe ile anlaşılması imkansıza yakındır zaten günümüzde bu oran daha da azalıyor her gün gençlerin yabancı kelimeleri Türkçeye eklemesi Date gibi cringe gibi saçma sapan kelimeleri Türkçe ile kaynaştırıp yok etmeye mahkum ediyor bunun arapçası ingilizcesi vesairesi yok dil ölürse millet ölür

  #8  
Alt 09.07.24, 12:32
Yusufiyeli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Manevi
 
Üyelik tarihi: 24.09.16
Bulunduğu yer: Trabzon
Mesajlar: 4,914
Forum Puanı: 4561
Etiketlendiği Mesaj: 558 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
Karamanoglu16 Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
evet doğru Kalan lisan Karamanoğlu lisanıdır zaten ki o da olmasa osmanlı elimizde hiçbirşey bırakmazdı bugün hala bazı yörük toplulukları bu lisanı konuşur keza divan edebiyatı eserlerine baktığımızda bırakın Öz Türkçeyi Herhangi bir Türkçe ile anlaşılması imkansıza yakındır zaten günümüzde bu oran daha da azalıyor her gün gençlerin yabancı kelimeleri Türkçeye eklemesi Date gibi cringe gibi saçma sapan kelimeleri Türkçe ile kaynaştırıp yok etmeye mahkum ediyor bunun arapçası ingilizcesi vesairesi yok dil ölürse millet ölür
Devrim öncesi Osmanlı yazı Türkçesine gelince, aşırı ağdalı bir biçimselliğe sahip olan eski saray ve bürokrasi dili ile, 1860’lardan sonra özellikle gazete ve roman dili çerçevesinde gelişen yeni üslubu birbirinden ayırmamız gerekir. Modern Osmanlıca yazı diline örnek olarak bunlardan ikincisini esas alıp, 1860 ile 1923 yılları arasına ait gazete makalesi, siyasi beyanname ve tiyatro eseri gibi yazıları gözden geçirdiğimizde % 20 ile 40 arasında değişen oranlarda “öz” Türkçe kelimeye rastlarız. Mustafa Kemal’in Nutuk’ta kullandığı oldukça ağdalı Osmanlı Türkçesinde “öz” Türkçe ortalaması % 22 civarındadır. Anlatılanları kısaca özetlemek gerekirse: Orta Asya kökenli sözcüklerin Türk dilindeki oranı Konuşma dilinde: %30 ila %35 Osmanlı yazı dilinde: %20 ila %40 “Arınmış” yazı dilinde: %88 ila %100 Bu istatistiklerden, Osmanlı yazı dilinin konuşulan Türkçeye yakın olduğu sonucunu çıkaramayız. (İki sebeple:
1. Konuşma dili için verdiğimiz sayılar kelime hazinesi, yazı dili için verdiğimiz sayılar ise kullanım sayılarıdır; toplam Osmanlı yazı leksikonu içinde “öz” Türkçe kelimelerin oranı herhalde %5’i çok geçmez.
2. Osmanlı yazı dilinin Arapça terkip ve gramer kurallarına olan eğilimi, konuşma diline yabancıdır.) Buna karşılık, dil devrimi sonucu oluşturulan “arındırılmış” yazı dilinin konuşulan Türkçeyle pek alakası olmadığını, bu rakamlar – eğer kanıt gerekiyorsa – yeterli açıklıkla kanıtlamaktadır. Yeni türetilen “öz” Türkçe terimlerin, Türkçe köklerden türedikleri için daha kolay anlaşılır oldukları şeklindeki iddia ise, inandırıcı olmaktan uzaktır. Sözgelimi, herhalde “tükemek” fiilinden türeyen “tükel” sözcüğü ile Arapça kökenli “mükemmel” sözcüğünden hangisinin Türkçe bilen biri tarafından daha kolay anlaşılacağı, sanıyoruz ki tartışma gerektirmez.

__________________
Yunusça sevgimizden anlamayana cevabımız Yavuzca olacaktır...
  #9  
Alt 09.07.24, 12:43
Gayretli üye
 
Üyelik tarihi: 31.03.24
Bulunduğu yer: Bursa
Mesajlar: 378
Forum Puanı: 921
Etiketlendiği Mesaj: 2 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Alıntı:
Yusufiyeli Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Devrim öncesi Osmanlı yazı Türkçesine gelince, aşırı ağdalı bir biçimselliğe sahip olan eski saray ve bürokrasi dili ile, 1860’lardan sonra özellikle gazete ve roman dili çerçevesinde gelişen yeni üslubu birbirinden ayırmamız gerekir. Modern Osmanlıca yazı diline örnek olarak bunlardan ikincisini esas alıp, 1860 ile 1923 yılları arasına ait gazete makalesi, siyasi beyanname ve tiyatro eseri gibi yazıları gözden geçirdiğimizde % 20 ile 40 arasında değişen oranlarda “öz” Türkçe kelimeye rastlarız. Mustafa Kemal’in Nutuk’ta kullandığı oldukça ağdalı Osmanlı Türkçesinde “öz” Türkçe ortalaması % 22 civarındadır. Anlatılanları kısaca özetlemek gerekirse: Orta Asya kökenli sözcüklerin Türk dilindeki oranı Konuşma dilinde: %30 ila %35 Osmanlı yazı dilinde: %20 ila %40 “Arınmış” yazı dilinde: %88 ila %100 Bu istatistiklerden, Osmanlı yazı dilinin konuşulan Türkçeye yakın olduğu sonucunu çıkaramayız. (İki sebeple:
1. Konuşma dili için verdiğimiz sayılar kelime hazinesi, yazı dili için verdiğimiz sayılar ise kullanım sayılarıdır; toplam Osmanlı yazı leksikonu içinde “öz” Türkçe kelimelerin oranı herhalde %5’i çok geçmez.
2. Osmanlı yazı dilinin Arapça terkip ve gramer kurallarına olan eğilimi, konuşma diline yabancıdır.) Buna karşılık, dil devrimi sonucu oluşturulan “arındırılmış” yazı dilinin konuşulan Türkçeyle pek alakası olmadığını, bu rakamlar – eğer kanıt gerekiyorsa – yeterli açıklıkla kanıtlamaktadır. Yeni türetilen “öz” Türkçe terimlerin, Türkçe köklerden türedikleri için daha kolay anlaşılır oldukları şeklindeki iddia ise, inandırıcı olmaktan uzaktır. Sözgelimi, herhalde “tükemek” fiilinden türeyen “tükel” sözcüğü ile Arapça kökenli “mükemmel” sözcüğünden hangisinin Türkçe bilen biri tarafından daha kolay anlaşılacağı, sanıyoruz ki tartışma gerektirmez.
bilgi kaynağı alabilir miyim ? benim bildiğim %80'in üzerinde yabancı kelime mevcut Osmanlıca'da ki senin dediğin Türkçe kelime barındırma oranı %20 ile 40 arası çok ciddi bir oran ha Osmanlının Son dönemlerinden bahsedicek olursak dediğin oranları anlayabilirim çünkü rumeliye iskan edilmiş olan Karamanoğlu aşiretleri 93 harbi yüzünden anadoluya geri gelmek zorunda kalmış ve geri gelen bu rumeli göçleri Türkçeyi yaygınlaştırmıştır

  #10  
Alt 09.07.24, 11:51
Yusufiyeli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Manevi
 
Üyelik tarihi: 24.09.16
Bulunduğu yer: Trabzon
Mesajlar: 4,914
Forum Puanı: 4561
Etiketlendiği Mesaj: 558 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Gerekçeleri ne olursa olsun, Latin alfabesinin kabulü acaba Türkiye’nin – ya da en azından Türk aydınının – Şark kültürel yörüngesinden uzaklaşması ve Batı dünyasına açılması sonucunu doğurmuş mudur? Sorunun birinci bölümünün cevabı, büyük ihtimalle Evettir: eski yazı öğretiminin yasaklanması, Türkiye’nin Şark dünyasıyla kültürel iletişiminde esaslı bir kopukluk doğurmuş; İslamiyetin edebi ve düşünsel kökleriyle bağlantıyı koparmıştır. İkinci bölüme, yani Batı’ya açılma meselesine gelince, bu sonuca yol açacak nedenselliği kavramak kolay değildir. Latin alfabesi benimsenince – Latin yazısı kullanan dilleri öğrenme süresinin belki birkaç gün kısalması dışında – Batı dilleri ve literatürüne vukufta bir artma mı olmuştur? Latin harfleri ile Avrupa kültürü arasında esrarengiz bir bağlantı mı vardır? Türkiye dışı örneklerin incelenmesi, bu tür bir iyimserliğe izin vermemektedir. Latin alfabesini kullanmadıkları halde Türkiye’ye oranla Batı kültürüne daha iyi uyum sağlayabilmiş olan ülkelerden akla gelenler şunlardır: Rusya, Yunanistan, Bulgaristan, Sırbistan, Ermenistan, Gürcistan, İsrail, Japonya, Güney Kore, Taiwan ve Hong Kong. Bunlardan ilk birkaçının zaten Batı kültürünün bir parçası oldukları – dolayısıyla yazı reformu veya benzeri reformlara zaten gerekleri olmadığı – şeklindeki muhtemel itiraza katılmak mümkün değildir. Modern çağın başlangıcında bu ülkelerin Batı Avrupa kültürüne olan uzaklığı, Türkiye’ninkinden farklı sayılamaz; ancak Batılılaşma sürecinin Türkiye’ye oranla biraz daha daha erken başlamış olması (Ruslarda 17. yüzyıl sonları, Rum ve Sırplarda 18. yüzyıl sonu) ve Hıristiyan olmanın, bir ölçüde Batı kültürüne açılmayı kolaylaştırıcı psikolojik etkisi ileri sürülebilir. Buna karşılık Japonya Batı etkisine Türkiye’den en az 30-40 yıl sonra (1868’de) açılmıştır. Hong Kong’un Batı dünyası ile teması ancak 100, Kore ve Taiwan’ınki ise 40-50 yıllık bir geçmişe sahiptir. A rapça ile aynı yapısal özelliklere sahip bir yazı sistemi kullanan İsrail, kültürel alışveriş anlamında, yukarıdaki ülkeler arasında günümüzde Batı’ya en yakın olanıdır. Nihayet, Arap yazısını kullanmaya devam eden BAE, Kuveyt, Oman ve Bahreyn gibi bazı Arap devletlerinin günümüzde birçok bakımdan Türkiye’den daha çağdaş, uluslararası kültürel etkileşimlere açık ve “Batılı” ülkeler safına katıldıkları da itiraf edilmelidir. Birbirine benzer tarihi kökenlere sahip olup, yakın çağda farklı alfabeleri benimseyen ulusların vardığı sonuçları karşılaştırmak da yararlı olabilir. Balkan yarımadasında, bundan 120 yıl önce aşağı yukarı aynı derecede ilkel bir toplumsal yapıya sahip olan iki Müslüman ağırlıklı ulustan Arnavutlar Latin, Boşnaklar Kiril kökenli bir alfabeyi benimsemişlerdir. Boşnaklar, son olaylara kadar, herhangi bir Doğu Avrupa halkı kadar Batı kültürünün bir parçası olmuş iken, Arnavutlar için aynı iyimserliği ifade etmek zordur. Bu sonuçta, Arnavutluk’un uğradığı Enver Hoca felaketi kadar, 1878-1918 yılları arasında Bosna’da hüküm süren Avusturya-Macaristan idaresinin uygulamış olduğu ilerici eğitim politikasının da etkisi görülebilir. Asya’nın çokuluslu ve çokdilli iki büyük cumhuriyetinden Endonezya Latin alfabesini ve tek resmi dili benimserken, Endonezya ile aynı yıl (1948) bağımsızlığına kavuşan Hindistan, bir düzine farklı geleneksel yazı sistemini kullanan yirmi kadar yerel dili, devlet ve eğitim dilleri olarak kabul etmiştir. Geleneksel Hint yazıları, Arapçayı andıran yapısal özelliklere sahiptir (bitişik yazım, seslilerin noktalama işaretleriyle belirtilmesi gibi). İki ülke arasında, Batılılaşma/modernleşme bakımından bugün büyük bir fark görülmemektedir. Yanılmıyorsak, bir Batı dili (İngilizce) bilen kişilerin oranı Hindistan’da daha yüksektir. Uluslararası bilimsel literatüre katkı bakımından Hindistan, Endonezya’dan ileridedir. Güneydoğu Asya’da, Tayland geleneksel yazısını korurken komşusu Malezya Latin alfabesini benimsemiş; Vietnam, Fransızların etkisiyle Latin yazısını kabul ederken, komşusu Kamboçya (aynı Fransız etkisine rağmen) eski Khmer yazısında karar kılmıştır. İlk iki ülkenin bugün modernleşme süreçlerini yaklaşık eşit başarıyla sürdürdüklerini, son iki ülkenin ise eşit ölçüde derin bir toplumsal karanlığa boğulduklarını görmekteyiz. Örneklerden, Latin yazısını kabul etmek veya etmemek ile Batı kültürüne açılmak arasında herhangi bir ampirik (gözlemlenebilir) ilişki bulunmadığı sonucunu çıkarabiliriz.

__________________
Yunusça sevgimizden anlamayana cevabımız Yavuzca olacaktır...
Konu Kapatılmıştır


Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Bir kişi hakkında bilgi almak veya bir konu ile ilgili istihare yapmak Adalet Keşif ve istihare Uygulamaları 18 26.04.24 01:35
kadir gecesini keşfi açık olan biri bilebilir mi? havas22 Sorularınız 46 27.03.23 17:14
Keşfi açık olan birinin keşfini kapatmak Farruk Sorularınız 7 28.12.22 18:08
Yasin suresi faziletleri hakkında bilgi yorgun1500 Havas Dersleri 28 18.05.21 18:00
Cin hakkında geniş bilgi. Evliyanın ruhları Adalet Cin & Şeytan & Melek & Ruh 5 06.05.20 04:44


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 03:10.


Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com