![]() |
islam'da recm gerçekten var mı ?
Recm'in dayandığı kaynak olan hadis,sahih hadis mi yoksa baska birşey mi ?
Böyle bir ceza Kuran ve şeriatına uygun mu değil mi ? |
Soru Detayı
1. Kur'an-ı Kerim'de recm cezası var mıdır? 2. Celde (sopa cezası) ayetlerinden sonra recm cezası uygulanmış mıdır? 3. Recmi kabul etmeyenler ve delilleri nelerdir? 4. Recmi kabul edenler ve delilleri nelerdir? 5. Recm için gerekli şartlar nelerdir? 6. Recm uygulaması imkansız mıdır? Cevap Değerli kardeşimiz, Cevap 1: Kur'an-ı Kerim'de recm cezası yoktur. Ancak Peygamberimiz (asm) döneminde recm cezası uygulanmıştır. Kur'an-ı Kerim'de recm cezası ile ilgili ayet yok deyip recmi inkar edenler Peygamberimizin (asm) sünnetini yok saymaktadırlar. Peygamberimize (asm) gelen her emir ve yasak Allah'ın vahiyle bildirmesi sonucu oluyordu. Ancak bu emir ve yasakların bir kısmı sadece mana olarak geliyordu. Peygamber Efendimiz (asm) de onları ümmetine anlatıyordu. Diğerleri ise hem mana hem de lafız olarak geliyor ve Peygamber Efendimizin (asm) onlara hiç bir katkısı olmadan olduğu gibi kalıyordu. İşte bunlar Kur'an ayetleridir. Manası Allah'tan olup da anlamı Peygamber Efendimize (asm) ait olanalar veya Kur'an ayeti olmayan vahiyler ise Kur'an'a girmiyordu. Okunan bir Kur'an ayeti olmadığı için Kur'an'a girmeyen ayetler vardı. İşte recimle ilgili olan vahiy de bunlardan biridir. Bu nedenle bu ayetin hükmüyle amel ediliyor. Ancak Okunan Kur'an ayeti olmadığı için de Kur'an'da yoktur. Yani hükmüyle amel ediliyor. İmam Şafii, meşhur eseri el-Ümm'de şunları kaydeder: "Peygamber'in farz kıldığı her şey vahiy ile olmuştur. Bir okunan vahiy (vahy-i metluv) vardır, bir de doğrudan Hz. Peygamber'e vahyedilen ve Hz. Peygamber'in sünnet kıldıkları vardır." Şafii, bu ikinci çeşit vahyin, ister bazılarının dediği gibi Cebrail tarafından Hz. Peygamber'in (asm) kalbine ilka edilen bir bilgi olsun, isterse insanları doğru yola iletmesi için bizzat Allah'ın kendisine bildirdiği bir bilgi olsun, herkesi bağlayıcı olduğunu söylemektedir . Şafii, bu yaklaşımı aynı kitabın bir başka yerinde şöyle ifade eder: "Peygamber, Allah'ın emri olmadan hiçbir konuda hüküm vermemiştir. Allah'ın, Peygamberine gönderdiği emirler iki kısımdır: Biri, bizzat Allah'ın insanlara tebliğ edilmek üzere inzal ettiği vahiy; diğeri de Allah'tan "şu işi şöyle yap" diye bir mesaj gelir, o da onu yerine getirir." Şafii, bu yaklaşımını delillendirmek için, "(Ey Peygamber hanımları) oturun da evlerinizde okunan Allah'ın âyetlerini ve hikmeti zikredin." (Ahzab, 33/34) âyetini anarak, vahyin ikinci kısmını "hikmet"le açıklar. Şafii bir başka yerde de şöyle demektedir: "Bazı âlimlere göre, Hz. Peygamber'in sünnetinin tümü onun kalbine ilka olunmuştur ve onun sünneti de hikmetin ta kendisidir." Konuyla ilgili İsmail L. Çakan'ın değerlendirmesi ise şöyledir: "Kur'an-ı Kerim, hem lafzı hem de manasıyla vahiy olduğu için ona vahy-i metluv (okunan vahiy) denilmektedir. Sünnet ise, vahyin bir çeşit meal ve mefhumu olduğundan dolaylı vahiydir. Fakat lafız olarak vahiy niteliğine sahip değildir. Bu sebeple de ona vahy-i gayr-i metluv denilmektedir." İsmail Lütfü Çakan'a göre, Hz. Peygamber (asm), vahiy, üstün beşerî akıl ve nebevî akıl ya da peygamberlik birikimi (meleke-i nübüvvet) denilen üçlü bir yolla ilim elde etme imkânına sahiptir. Vahiy gibi, diğer insanların ulaşması mümkün olmayan bir bilgi kaynağıyla uzun süre temasta bulunan beşerî aklın en üst seviyesine sahip bulunan Hz. Peygamber (asm)'de, meleke-i nübüvvet denilen bir peygamberane ictihad kabiliyet ve birikiminin oluşacağı muhakkaktır. Bu meleke sayesinde de Hz. Peygamber (asm), başkalarının intikal edemediği bir takım İlâhî gerçekleri kavrayıp en uygun ifade ve uygulamalarla insanlara anlatır. Sünnetin bilhassa Kur'an'ı ve Allah'ın muradını anlayıp, tefsir etmede ve uygulamada, kendisine uyulması kesin olan ve başkaları açısından ulaşılamaz boyutu, işte buradan kaynaklanmaktadır. Cevap 2: İSLAM HUKUKUNDA RECM CEZASI I. Genel Olarak Recm, birine taş atma, taşa tutma, taşla öldürme, sövme, lânet etme, kovma, birinin namusuna iftira etme, kötü zanda bulunma anlamlarına gelen bir kelimedir[1]. Aynı kökten "racîm"; recm olunan, taşlanan, kovulan ve lânetlenen anlamındadır. Kur'an-ı Kerim'de bir konu hakkında bilmeden konuşmak[2] ve şeytanları taşlamak[3] anlamında kullanılmıştır. Terim olarak recm, zina eden muhsan kadın veya erkeği taşlayarak öldürmek demektir. Zina edenlere recm veya başka şekilde ölüm cezası verilmesi İslam’a has bir uygulama değildir. Gerek dinî gerekse beşerî hukuk sistemlerinde zina eden kimselere genellikle sürgünden ölüme kadar ağır cezalar verildiği bilinmektedir. Mesela Hammurabi Yasasına göre zina edenler suda boğularak öldürülürlerdi. Eski Yunanda da evli kadınla zina eden erkek öldürülürdü[4]. Diğer taraftan Tevrat’ta, zina eden evli kimselere recm cezası verileceği hüküm altına alınmıştır[5]. İncil’de ise, Hz. İsa’ya zina etmiş bir kadının recmedilmek üzere getirildiğinden söz edilmektedir[6]. II. Kur’an’da Recm Kur’an’da zina edenlere hapis[7], eziyet[8] ve celde (sopa) cezası[9] verileceğini öngören üç ayet vardır. “Zina eden erkek ve zina eden kadının her birine yüz değnek vurun.” şeklindeki celde ayetinde, evli-bekar ayrımı yapmamıştır. Ayrıca celde ayeti bu konuda en son indiği için diğerlerini hükümden kaldırdığı(neshettiği) genellikle kabul edilmektedir. Bununla birlikte hapis ayetinin lezbiyen kadınlar, eza ayetinin livata yapan erkekler ve nihayet celde ayetinin de zina eden kadın ve erkek için olduğunu da ileri sürenler de olmuştur[10]. Görüldüğü üzere Kur’an’da zina cezası olarak recm yoktur. Bununla birlikte hadis kitaplarında Hz. Ömer’in "İhtiyar erkekle (eş-şeyhu) ihtiyar kadın (ve’ş-şeyhatu) zina ederlerse, onları recmedin.” şeklinde bir ayet olduğu, Hz. Peygamber (asm)'in ve kendilerinin recmi uyguladıkları, ileride bazı kimselerin “Biz Allah'ın kitabında recmi bulamıyoruz." diyerek sapıtacaklarını, "Eğer insanlar, Ömer Allah'ın Kitabına ilave yaptı demeyecek olsalar, bu ayeti Mushaf'a yazardım." dediği rivayet edilmektedir[11]. Ancak Hz. Ömer’den bu olayı aktaran râvilerden bir kısmı cerh ve tadil alimlerince zayıf kabul edilmiştir[12]. Ayrıca rivayetlerin bir kısmında recm ayetinin metni yok, olanlarda da birlik söz konusu değildir. Keza bu rivayetlerde recm ayetinin mensuh, hükmünün ise baki olduğuna ilişkin bir değerlendirme de bulunmamaktadır. Yine kullanılan ifadeye bakılırsa genç evlilere recm uygulanmayacağı sonucu çıkarılabilir. Dolayısıyla bu rivayetlere dayanılarak, Kur’an’da recm ayeti olduğu ve daha sonra da lafzının nesh edildiği, fakat hükmünün baki kaldığı iddia edilemez. Diğer taraftan Kur’an’ın cem’i sırasında Hz. Ömer’in bu ayeti getirdiği ve başka şahit bulamadığı için Kur’an’a yazılmadığına[13] ilişkin görüş de tarihi gerçeklerle bağdaşmamaktadır. Keza "Allah size öncekilerin (doğru) hayat tarzlarını göstermek istiyor…”[14] hükmünden kastın Kitab-ı Mukaddes olduğu, iki kitap arasında zina gibi cinsel suçlarda büyük benzerlikler bulunduğundan recmin, Kur’an’da kaynağının bulunduğu görüşüne de katılmak mümkün değildir[15]. Zira aynı esaslar çerçevesinde Kur’an’da zina için öngörülen ceza ile Tevrat ve İncil’deki recm hükmünün neshedildiği sonucuna da varanlar da olmuştur[16]. III. Sünnette Recm Sünnette recm ile ilgili şu hadisleri görüyoruz: “… Müslüman bir kimsenin kanını (akıtmak) şu üç şeyden biri dışında helal olmaz: Zina eden evli kimse…”[17]. “Dulun dul ile zinasında recm vardır.”[18]. Hapis ayetinin[19] nüzulünün hemen akabinde, ayette geçen “sebil” kavramının izah edildiği ve Ubade b. Samit’in rivayet ettiği hadiste de Hz. Peygamber “zina eden evlilere yüz sopa ve recm, bekarlara ise yüz sopa ve bir yıl sürgün”[20] cezası verileceğini ifade etmiştir. Diğer taraftan Hz. Peygamber (asm)’in birkaç kez recmi uyguladığı da rivayet edilmektedir. Bunlardan ilki zina eden iki Yahudi’nin recmidir[21]. Bu recmin hicretin hemen akabinde uygulandığı ve zina edenler Yahudi olduğundan veya Kuran’da zina cezası bulunmadığından Hz. Peygamber’in Tevrat ile amel ettiği genellikle kabul edilmektedir[22]. Yine Hz. Peygamber (asm)’e, Maiz b. Malik el-Eslemi isminde birisi gelip: “Beni temizle.” diyerek zina ettiğini dört defa ikrar etmiş, Hz. Peygamber de akli melekesini, sarhoş olup olmadığını ve medeni halini sorduktan sonra onu recmettirmiştir. Recmedilirken kaçmaya teşebbüs eden Maiz için Hz. Peygamber “Keşke bıraksaydınız! Belki tövbe eder de Allah tövbesini kabul ederdi.” demiştir. Ayrıca Maiz’i kendisine gönderen kişiye de “Ya Hezzal, Maiz’i elbisenle örtseydin, senin için daha hayırlı olurdu.” tavsiyesinde bulunmuştur[23]. Maiz hadisi, ifadeleri farklı olsa da yaklaşık on beş sahabe tarafından nakledilmiştir ve hadis kriterleri açısından da sahih kabul edilmiştir. Ancak hiçbirisinde Maiz’in ne zaman recmedildiğine yer verilmemiştir. Oysa hukuk kurallarının zaman bakımından yürürlüğü son derece önemlidir. Şafii, Maiz’in hicretin ilk yıllarında recmedildiği kanaatindedir[24]. Diğer taraftan rivayetlerde Maiz’in recmine şahit olduğu anlaşılan Nasr b. Dehr, hicretin yedinci yılındaki Hayber savaşında şehit olmuştur. O zaman bu olay hicri yedinci yıldan önce gerçekleşmiş olmalıdır. Celde ayeti ise hakim olan görüşe göre hicretin altıncı yılında gelmiştir. Bu durumda recm olayı ile celde ayetinin inişi birbirine yakın olmakla birlikte, hangisinin önce olduğunu tam olarak tespit etmek mümkün değildir. Bununla birlikte Maiz’in recmini rivayet edenlerden birisinin hicretin dokuzuncu yılında Medine’ye gelen İbn Abbas olması da dikkat çekicidir. Ancak onun da başkasından duyduğu halde kendi ifadesi gibi nakletme ihtimali vardır. Yine Cüheyne kabilesinden bir kadın zinadan hamile olarak Hz. Peygamber (asm)’e gelmiş ve kendisine haddi uygulamasını istemiştir. Hz. Peygamber onu geri çevirerek tövbe ve istiğfar etmesini istemiştir. Kadın daha sonra tekrar gelip yine geri çevrilince Mâiz gibi kendisini de geri çevirmemesini istemiştir. Kadının dul olduğu anlaşılınca Hz. Peygamber “Git doğuruncaya kadar bekle.” demiştir. Bu arada Ensar'dan bir adam kadının bakımını üstlenmiştir. Çocuk doğunca kadın Hz. Peygambere tekrar gelmişse de bu defa da çocuğu sütten kesinceye kadar emzirmesi istenmiştir. Kadın çocuğu sütten kestikten sonra getirdiğinde de Hz. Peygamber “Bu durumda kadını recmederek çocuğu kimsesiz bırakmayız.” diyerek onu geri çevirmiştir. Bunun üzerine Ensar'dan bir adam çocuğun bakımını üstlenince Hz. Peygamber (asm) kadının göğsüne kadar çukur kazılmasını ve kadının elbiselerinin üzerine bağlanmasını istemiş sonra da onu recmetmelerini söylemiştir. Recmden sora kadını çukurdan çıkartmış ve cenaze namazını kıldırmıştır[25]. Cüheyneli (Gamidli) kadının ne zaman recmedildiğini de kesin olarak bilemiyoruz. Ancak kadının “Beni de Maiz gibi geri çevirmek mi istiyorsun?” ifadesi bu olayın Maiz’in recminden sonra olduğunu göstermektedir. Ayrıca rivayetlerde ismi geçen İmran b. Husayn hicri yedinci yılda, kadını recmedenler arasında zikredilen Halit b. Velid ise hicri sekizinci yılda Müslüman olmuştur. Tarihçiler de bu recmi hicri dokuzuncu yıl olayları arasında zikretmişlerdir[26]. Dolayısıyla söz konusu recmin celde ayetinden sonra uygulandığı anlaşılmaktadır. Ebu Hüreyre ve Zeyd b. Halid’in rivayet ettiği bir hadiste de işvereninin eşiyle zina eden bekâr işçi(Asif)ye yüz değnek ve bir yıl sürgün, kadına ise recm cezası uygulanmıştır[27]. Söz konusu olayın da ne zaman cereyan ettiği belli değildir. Ebu Hüreyre olayın şahidi olarak ravi olduğuna ve hicri yedinci yılda Müslüman olduğuna[28] göre, en azından bu tarihten ve dolayısıyla celde ayetinden sonra olduğu anlaşılmaktadır. Hadis kitaplarında yukarıda söz konusu edilen recm uygulamalarından başka Ebu Zer, Leclac, Vail el-Kindi, Cabir b. Abdillah ve Huzeyme b. Mamer’den de rivayetler vardır[29]. Dolayısıyla recm konusu, ahad değil, mütevatir derecesindeki hadislerle sabittir. Ancak bu rivayetlerde zaman verilmemesi dikkat çekicidir. IV. Hz. Peygamber'den Sonra Recm Cezası Recm uygulamaları, Hz. Peygamber (asm) dönemi ile sınırlı olmayıp raşit halifeler, tabiin ve sonraki dönemlerde de devam etmiştir[30]. Kuran’da recm hükmünü göremiyoruz diyen Haricilere, Ömer b. Abdülaziz, farz namazların vakit ve rekâtlarının sayısının, zekâtın kimlere farz olduğunun, miktarının ve nisabının da Kuran’da olmadığını bu hususları Hz. Peygamberin yaptığını ondan sonra da Müslümanların uygulamaya devam ettiklerini, recmin de aynı şekilde olduğunu belirtmiştir[31]. Osmanlı kanunnamelerinde de recm cezası düzenlenmiştir. Kanuni dönemine ait bir kanunnamede zina için öngörülen para cezasından önce “lakin ala vechi’ş-şer recm kılmalı olmasa”[32] ifadesinden recm yapılamadığı durumlarda para cezasının verileceği anlaşılmaktadır. Aynı şekilde şer’iye sicilleri[33] ve şeyhülislam fetvalarında[34] da zina eden muhsanların recmedileceği ifade edilmektedir. V. Recm Cezasının Meşruiyetine İlişkin Görüşler Hz. Peygamber (asm) ve daha sonraki uygulamalar, Kuran’daki zina için öngörülen ceza ile örtüşmeyince ilim adamları bu hususta farklı fikirler ileri sürmüşlerdir. A. Recmi Kabul Etmeyenler ve Gerekçeleri Recm cezasını kabul etmeyenler birden fazla gerekçe ileri sürmüşlerdir. Hariciler ile bir kısım Mutezile ve bazı Şiiler recm cezasını, Kuran’da olmadığı gerekçesi ile reddetmişlerdir[35]. Haricilere göre, Allah’ın Kitabı, yalan olması muhtemel olan ahad haberlerle terk edilemez[36]. Diğer bir kısım müellife göre ise, Hz. Peygamber (asm)’in recm uygulamaları, celde ayetinden öncedir ve bu ayetle söz konusu uygulama kaldırılmıştır[37]. Ayrıca eğer recm cezası kabul edilecek olursa Kuran’da zina eden cariyelere uygulanacağı belirtilen, “zina eden bekar-hür kadınlara uygulananın yarısı”[38], ifadesi nasıl anlaşılacaktır. Recmin yarısı olmayacağına göre recm diye bir ceza da söz konusu olamaz. Keza Hz. Peygamber (asm)’in hanımlarına uygulanacak cezanın da recmle bağdaştırılması söz konusu olmaz. Çünkü onlar eğer zina edecek olursa normal kadınların iki katı[39] cezalandırılacağı hükme bağlanmıştır[40]. Recmin iki katı nasıl olamayacağına göre recm de yoktur. Dolayısıyla recmin ne yarısı ne de iki katı uygulanamayacağından zina cezasında evli-bekâr ayrımı yapılamaz[41]. Recmi reddedenlere göre, recm ile ilgili rivayetler, Tevrat vasıtası ile İslam’a girmiştir[42]. Ayrıca nakillerde ifade edilen üslup ve ilahi kelam açısından da İslam’da recmin varlığını kabul etmek mümkün değildir. Hz. Ömer’e atfedilen recm ile ilgili bir ayet olduğu iddialarına ne nakil, ne akıl ne de Kur’an’da kullanılan üsluba uygunluk açısından katılmak mümkün değildir. Nakilde geçen ifadeye bakılırsa, genç evlilere veya dullara recm uygulanamaz. Ayrıca hırsızlık, sarhoşluk, kazf gibi hadleri açıkça belirleyen ilahi iradenin onlardan daha ağır olan recmi Hz. Peygamber (asm)’e bırakması kabul edilemez[43]. Dahası bir ayetin lafzı ile hükmü ayrılmaz bir bütündür. Lafzı mensuh olan ayetin hükmünün de mensuh olması gerekir[44]. Sonuç olarak, recmle ilgili ilk dönem uygulamalarına ilişkin rivayetler tamamen uydurma olup recm cezası, özel şartlar nedeni ile Hz. Ömer tarafından ihdas edilmiştir[45]. B. Recmi Kabul Edenler ve Gerekçeleri İslam hukukunda recm cezası olduğunu ileri sürenler de görüşlerini birden fazla gerekçeye dayandırmışlardır. Her şeyden önce Hz. Ömer’in sözünü ettiği recm ayetinin lafzı mensuh olsa dahi hükmü bakidir[46]. Ayrıca Hz. Ömer’in minberde recm ayeti ile ilgili konuşmasına sahabeden bir itiraz gelmediğinden bu hususta sükuti icma oluşmuştur[47]. İkincisi, Hanefi, Şafii, Maliki, Hanbeli ve Şii hukukçuların çoğunluğuna göre recm, Hz. Peygamber (asm)’in sözü, fiili ve tevatüre yakın haberlerle sabittir. Hz. Peygamber’in sünneti ile Kur'an’ın bir hükmü tahsis edilmiştir. Ayrıca ashap ve tabiin de bu konuda icma etmiştir[48]. Gerçekten Kur'an’da pek çok hüküm genel (âmm) olarak gelmiştir. Daha sonra bu hükümler sünnetle tahsis veya takyit edilmiştir. Mesela hırsızın elinin Kur'an’a göre en küçük bir şey çaldığında dahi kesilmesi gerekirken, sünnet bunu takyit ederek miktarını belirlemiştir. Keza namazın vakitleri, rekatları, zekatın hangi maldan ne kadar verileceği, ölü hayvan eti yemenin yasaklığının kara hayvanlarına tahsisi hep Hz. Peygamber’in tahsis ve takyit yetkisi çerçevesinde konulan hükümlerdir. Bu durumda genel olarak zina edenlere sopa cezası verileceğini hükme bağlayan ayet, bekârlara tahsis edilmiş, evlilere ise recm uygulanacağı Hz. Peygamber tarafından hem ifade edilmiş hem de uygulanmıştır[49]. Keza Şafii’ye göre de celde ayetinden sonra Hz. Peygamber (asm) Allah’tan aldığı bir emir (vahy-i gayrı metluv) ile zina eden evlilere recmi uygulamıştır[50]. Hz. Peygamber’in zina eden Yahudilere Tevrat’ın hükmü olarak recmi uyguladığı doğru olmakla birlikte daha sonra zina eden muhsan Müslümanlara kendi içtihadı ile recm uygulamıştır. İkisi de ilahi olan dinlerin hükümleri arasında bu tür benzerliklerin olması tabiidir[51]. Şu kadar var ki birisinde kitaba giren husus diğerinde peygamberin söz ve uygulaması ile sabit olmuştur. Doğrusu değişen bir şey olduğu söylenemez. Sahabi ravilerin recmi bizzat görerek naklettikleri anlaşıldığından Maiz, Gamidli kadın ve Asif’in recminin celde ayetinden sonra olduğunun anlaşılması ve sahabe ile tabiinin recmi uygulamaya devam etmeleri recmin celde ayetinden sonra da uygulandığı hususundaki kanaati güçlendirmektedir. Bu sebeple recmin celde ayetinden önce mi sonra mı olduğu hususunda herhangi bir şüphe kalmamıştır[52]. Hz. Peygamber (asm)’den “Zina eden evlilere yüz sopa ve recm, bekârlara ise yüz sopa ve bir yıl sürgün.”[53] cezası verileceğine ilişkin rivayetten hareketle Hz. Ali zina eden evli bir kadına önce sopa vurup sonra da recmettikten sonra “Allah’ın kitabına göre sopaladım, Hz. Peygamber’in sünnetine göre de recmettim.”[54] demesinden hareketle İslam hukukçuları recmle birlikte sopa vurulup vurulmayacağı hususunda farklı fikirler ileri sürmüşlerdir. İbn Abbas, İbn Mes’ud, Übey b. Ka’b, Ebu Zer, Hasan Basri, İshak b. Rahuye, İbn Hanbel ve Davud ez-Zahiri de önce sopa sonra recm cezası verilir[55]. Cumhura göre ise, Hz. Peygamber, söz konusu hadise rağmen sadece recm uygulamıştır. Bu nedenle ayrıca sopaya gerek yoktur[56]. İslam tarihi boyunca da cumhurun görüşü uygulanmıştır. Diğer taraftan recmin had değil, ta’zir olduğu da ileri sürülmüştür[57]. Devlet başkanının ta’ziren ölüm (siyaseten kalt) cezası verebileceği İslam hukukçuları tarafından kabul edilmektedir[58]. Ancak recm, ta’zir cezası olsaydı tarih boyunca farklı uygulanır ve Hz Peygamber (asm) bu cezayı hafifletmeye herkesten daha fazla hak sahibi olduğundan hafifletirdi[59]. Nitekim Gamidli kadına recm uygulamamak için adeta elinden geleni yapmış, önce çocuğu doğurması sonra emzirmesi daha sonra da çocuğu yalnız bırakamayız diyerek kadını geri çevirmiş ama kadın ısrar edince recmi uygulamak zorunda kalmıştır. Nitekim Hz. Peygamber’in tahsisleri genelde ağırlaştırma değil, hırsızlıkta nisap, ölü hayvan etinin haramlığının kara hayvanlarına tahsisi gibi hafifletme şeklindedir. Diğer taraftan zina kamuya yönelik (hakkullah) suçlardan olduğundan normal cezayı uygulayıp gerisini Allah’a bırakmak asıl olması gerekirken Hz. Peygamber’in ta’ziren cezayı artırması mantıklı değildir. Ayrıca Hz. Peygamberin recm uygulamaları hep ikrar ile sabit olmuş, dolayısıyla kamu düzeni recm gibi ağır bir cezayı uygulayacak kadar bozulmamış hatta olaylar şuyû dahi bulmamıştır. Keza Hz. Peygamberin, Maiz’in recm esnasında kaçtığı kendisine anlatılınca “Keşke bıraksaydınız!” demesinden de ta’zir hükmü çıkarılamaz. Zira zina, ikrar ile sabit olmuş ise, recmden kaçma ikrarından rücû’ olarak kabul edilir ve had düşer[60]. VI. Recmin Uygulanabilmesinin Şartları A. İspat Edilmiş Bir Zina Olmalıdır Zina eden kimsenin recmedilebilmesi için ikrar veya dört erkek şahit gerekir. Zina ikrarında bulunan kişi akıllı ve ergen olmalı, zorlama altında bulunmamalıdır. Şâfiî ve Mâlikiler’e göre bir ikrar yeterli ise de Hanefi ve Hanbelîler’e göre ikrar dört ayrı mecliste yapılmalıdır. Şafii dışındaki hukukçulara göre ikrar sözle yapılmalıdır. Yazı ve işaretler ikrar sayılmaz. Ayrıca ikrar, hakim ya da devlet başkanının huzurunda olmalı ve yapan sarhoş olmamalıdır. Zanilerden biri ikrar, diğeri inkar ederse, ikrar edene recm uygulanır. Ebu Hanife, İbn Hanbel ve Şafii’ye göre recm esnasında kaçan kimse ikrarından rücû etmiş sayılır[61]. Zinanın dört şahitle ispatı için şahitlik yapanların akıllı, ergen, hür, Müslüman, en az dört erkek, adil, aynı olaya, bir mecliste ve mazeretsiz olarak aradan uzun zaman geçmeden şahitlik yapmaları gerekir. Ayrıca şahitlerin “kılıcın kınına girdiği gibi” gördüklerini açıkça beyan etmeleri gerekir. Birlikte, oynaşırken, aynı yatakta görmek yeterli değildir. Zahirilerin dışındaki hukukçulara göre dört şahidin de erkek olması gerekir. Şafii, Maliki ve Hanbelilere göre zina eden kadının kocası dört şahitten biri olamaz. Hanefi, Zahiri ve Zeydi hukukçulara göre ise koca dört şahitten biri olabilir. Şahit sayısı dörtten az olur veya dördüncü şahit “sadece bunları bir yorgan altında gördüm” gibi kapalı beyanda bulunursa, Hanefi, Maliki ve Zeydilere göre, diğer üç şahide “zina iftirası" cezası uygulanır ve recm cezası düşer. Zahirilere göre kazf ayrı bir suç olduğundan şahitlerin dörtten az olması veya diğer sebeplerle kendilerine had-i kazf vurulmaz. Ebu Yusuf’a göre şahitlerden biri taş atmaktan kaçınır veya şahitlikten rücu’ ederse recm cezası uygulanmaz. Recm'den sonra şahitler şahadetten rücu ederlerse şahitlere kazf cezası uygulanır ve her biri dörtte bir diyete mahkum edilir[62]. B. Zina Edenlerin Belirli Şartları Taşıması Gerekir 1. Zina edenler ergen ve akıllı olmalıdır. Taraflardan birisi akıllı ve ergen olmazsa diğer taraf recmedilir. 2. İradi bir cinsel temas olmalıdır. Cinsel temasın, Ebu Hanife’ye göre önden, İmameyn ve diğer üç mezhebe göre ise ön veya arkadan olması fark etmez. Malikilere göre ölü ile cinsel ilişki de zina sayılır. Keza Şafii, Hanbeli ve Zeydiler ile imameyne göre hayvanla ilişki de zina hükmündedir. 3. Zina eden kişi muhsan olmalıdır. Muhsan olmak için evlenmiş, hür ve Müslüman olmak gerekir. a) Evlilik: İslam hukukçularının çoğunluğuna göre evliliğin kişiyi muhsan kılması için halen veya daha önce sahih nikâhla evlenmiş ve bu nikâh devam ederken, kadının hayızlı, ihramlı ve itikafta olmadığı bir dönemde bir defa da olsa cinsel temasta bulunmuş olmak gerekir. Buna göre batıl veya fasit nikahla evlenmek kişiyi muhsan kılmaz. Günümüz hukukçularının bir kısmı aksi kanaatte olmakla birlikte[63], sahih evliliğin kişiyi muhsan kılması için zina ettiği sırada evliliğin devam ediyor olması gerekmez. Caferilere göre ise daimi olmadığından mut’a nikahı ile evlenen, sahih evliliği sona eren, eşinden uzak veya eşi hapiste olan kimse muhsan sayılmaz[64]. b) Hürriyet: Kişinin muhsan sayılması için hür olması gerektiğinden köle ve cariyeler evli ve Müslüman dahi olsalar muhsan kabul edilmezler. Hatta evlilikte taraflardan biri hür olmazsa hür olan taraf bu evlilik sebebi ile muhsan olmaz. Caferilere göre ise, cariyesiyle cinsel ilişkide bulunan kimse muhsan olur[65]. c) Müslümanlık: Hanefi, Maliki ve Zeydilere göre bir kimsenin muhsan sayılması için Müslüman olması şarttır. Buna mukabil Şâfiî, İbn Hanbel ve Ebû Yusuf'a göre Müslümanlık muhsan olmanın şartı değildir. Zina eden zimmi ceza infaz edilmeden Müslüman olsa muhsan olmayacağı gibi zina ettikten sonra Müslümanın irtidat etmesi de muhsanlığının kaybına sebep olmaz[66]. Zina edenlerden birisi muhsan olur, diğeri olmazsa sadece muhsan olana recm uygulanır. 4. Taraflar arasında akit veya akit şüphesi olmamalıdır: Zahiriler dışındaki hukukçulara göre, mut’a, şiğar, bir kadını üç talakla boşayan kocasına helal kılmak için yapılan nikah, velisiz, şahitsiz, talak-ı bainle boşadığı kadının kardeş vs. ile nikah, talak-ı bainle boşadığı dördüncü kadın iddetinde iken başka birisi ile evlenenin nikahında olduğu gibi fasit veya hükmü tartışmalı nikahlardan sonra yapılan ilişkilere şüphe nedeni ile recm uygulanmaz. Buna karşılık Ebu Hanife dışındaki İslam hukukçularının çoğunluğuna göre, amca, teyze gibi evlenilmesi haram olan kişilerle veya beşinci bir kadınla, başka birisi ile evli bir kadınla, üç talaktan sonra hulle yapılmadan aynı kadınla evlenen kimsenin nikahı batıl olduğundan bu kadınlarla yapılan akit ve sonrasındaki ilişki recme mani değildir[67]. Keza para karşılığında zina, bir mehir karşılığında nikâh akdine benzediğinden bu kişilere, Ebû Hanife'ye göre, had cezası uygulanmasa da Ebû Yusuf ve İmam Muhammed'e göre uygulanır[68]. Bir kimse zina ettiği kadınla sonradan evlense veya o cariyeyi satın alsa da, Ebu Hanife dışındaki hukukçulara göre, bu durum recme engel teşkil etmez[69]. 5. Zina İslam ülkesinde işlenmiş olmalıdır. VII. Recmin İnfazına Engel Olan Haller İkrarda bulunan kişi infazdan önce veya infaz esnasında ikrarından dönerse, her ne sebeple olursa olsun şahit sayısı dörtten aşağı düşerse ve zina eden kişi dilsiz olursa recm cezası uygulanmaz. Ayrıca Ebu Hanife’ye göre, infazdan önce taraflardan birinin evli olduklarını iddia etmesi, şahitlerin şahadet ehliyetini yitirmesi, hadd-i kazf’a mahkum olması, şahitlerden birisinin ölmesi veya gaib olması halinde de recm cezası uygulanmaz. Ebu Yusuf’a göre zina eden erkek ile kadın infazdan önce evlenirlerse recm düşer. Hamilelik çocuğun sütten kesilmesine kadar recmin tehirine sebep olur[70]. VII. Recmin İnfazı Zina ikrarla sabit olmuşsa, recmi hakim ve halk yerine getirir. Zina şahitle sabit olmuş ise, Hanefi ve Malikilere göre, infazda şahitlerin tamamının hazır bulunması ve ilk taşı onların atması, sonra hakim ve nihayet halkın taşlaması gerekir. Hanbeli ve Şafilere göre şahitlerin recm mahalline gelmeleri gerekmez, infaza da hakim başlar[71]. Ebu Hanife ve İbn Hanbel’e göre recm esnasında hakimin hazır olması gerekirse de İmam Malik ve Şafiye göre gerekmez[72]. Recm cezası, herkesin görebileceği bir meydanda, mümkün olduğu kadar çok kişinin katılımı ile erkek ayakta, Ebu Hanife, İbn Hanbel ve Malik’e göre çukur kazmaya gerek olmaksızın, İmam Şafiye göre, sadece kadın için göğsüne kadar, Ebu Yusuf’a göre ise hem kadın hem de erkek için çukur kazılarak o çukura indirilir ve ölünceye kadar küçük taşlar atılmak suretiyle infaz edilir[73]. İslam hukukçularının çoğunluğuna göre recmle öldürülen kimse yıkanır, kefenlenir, cenaze namazı kılınır ve defnedilir. İmam Malik’e göre ise had tatbik edilen kimsenin cenaze namazı kılınmaz[74]. Sonuç Recm cezası, Kur’an’da yoktur. Kur’an’ın zina eden evli-bekarlar için belirlediği nihai ceza yüz sopadır. Ancak söz konusu ayetten sonra da Hz. Peygamber (asm) ve sonraki dönemlerde uygulandığı için recm sünnet ve icma ile sabit olmuştur. Bununla birlikte recm için, zina edenlerde, şahitlerde ve olayın gerçekleşmesinde çok ağır şartlar aranmıştır. Özellikle zinanın şahitle ispatında en az dört erkek şahidin zina hâlinde bizzat görmesinin şart koşulması, şahitlerin daha az olması veya birinin rücuu halinde diğerlerine kazf cezasının uygulanması, böylece şahitlerin mümkün olduğu kadar olayı gizlemelerinin istenmesi adeta bu fiilin aleni işlenmesi anlamına gelmektedir ki, toplum düzenini bu kadar bozan bir fiil için recm gibi ağır ceza öngörülmüştür. Ayrıca zinanın ikrar ile sabit olması halinde kişinin ikrarından recm esnasında dahi kaçarak dönebilmesi gibi durumlar sebebiyle recm, adeta sembolik bir ceza haline gelmiştir. Bu sebeple tarih boyu uygulanan recm cezası bir kaçı geçmemiştir. Burada recm cezasından bir sapma değil, şartlardaki ağırlığın uygulamayı imkansız olmasa da zor hale getirmesi söz konusudur. Dipnotlar: [1] İbn Manzur, Lisanü’l-Arap, C. XII, Beyrut Ty. s. 226. [2] Kehf, 18/22. [3] Mülk, 67/5. [4] Sadri M. Arsal, Umumi Hukuk Tarihi, İstanbul 1944, s. 128. [5] Levililer, 20/10; Tensiye, 22/23. [6] Yuhanna, 8/3-11. [7] Nisa, 4/15 [8] Nisa, 4/16. [9] Nur, 24/2. [10] Alusi, II,236; Reşit Rıza, Tefsiru’l-Menar, IV, 1973, s. 435. [11] Müslim, Hudûd, 15; İbn Mâce, Hudûd, 9; İbn Hanbel, I, 55-56; Mâlik, Hudûd, 10 [12] Tirmizi, Hudud, 7; İbn Ebi Hatim, Kitabü’l-Cerh ve’t-Tadil, IX, Beyrut 1953, s. 265; Hakim, Müstedrek, IV, 360 [13] Suyuti, İtkan, I, İstanbul 1978, s. 78. [14] Nisâ, 4/26. [15] Muhammed Hamidullah, Aziz Kur’an(Çev. Abdülaziz Hatip- Mahmut Kanık, İstanbul 2003, s. 229. [16] A. Bayındır, Doğru Bildiğimiz Yanlışlar, İstanbul 2006, s. 245. [17] Buhari, Diyat, 6; Müslim, Kasame, 25, 26; Tirmizi, Diyat, 10; İbn Mace, Hudûd, 1; Nesai, Kasame, 5, 6; İbn Hanbel, I, 382. [18] Müslim, Hudûd,12; Ebû Dâvud, Hudûd, 23; Tirmizî, Hudûd, 8. [19] Nisa, 4/15. [20] Buhari, Tefsir, 4; Müslim, Hudûd, 12; İbn Mace, Hudûd, 7; Ebu Davud, Hudûd, 23; Tirmizi, Hudûd, 8; İbn Hanbel, V, 317. [21] Buhari, Hudûd, 24,37; Müslim, Hudûd, 26. [22] Serahsi, IX, 40; Reşit Rıza, V, 25; Zuhayli, VI, 42. [23] Buhari, Hudûd, 25; Müslim, Hudûd, 22; Ebu Davud, Hudûd, 23; Hakim, Müstedrek, VI, 363; İbn Hanbel, V, 217. [24] Beyhaki, VIII, 225. [25] Müslim, Hudûd, 22; İbn Mâce, Diyât, 36; Mâlik, Hudûd, 2; İbn Hanbel V, 348. [26] Diyarbekri, II, 139. [27] Buhârî, Hudûd, 30, 34, 38; Müslim, Hudûd, 25; Malik Hudûd, 6. [28] Ayni, XXII, 291. [29] Ebu Davud, Hudûd, 23; Tirmizi, Hudûd, 22; İbn Hanbel, V, 179. [30] Buhari, Hudud, 21; Beyhaki, Sünen, VIII, 215; Malik, Hudûd, 9, 11; Şafii, Ümm, VI, 167; İbn Ebi Şeybe, Musannef, X, Bombay 1401, s. 89. [31] İbn Kuteybe, Tevilu Muhtelifi’l-Hadis, C. XII, Beyrut 1972, s. 310. [32] Uriel Heyd, Studies in Old Ottoman Criminal Law, Oxford 1973, s. 56, dpn.6. [33] Zanilerin ikrarı ile sabit olan örnek için bkz. Akgündüz, Şer’iye Sicilleri, II, 104; şahadetle sabit olup uygulanan recm cezası için bkz. Erdem Yücel, Osmanlı İmp. İlk ve Son Recm, Hayat Tarih Mecmuası, S. 7, İstanbul 1970, s. 88. [34] Abdürrahim Efendi, Fetevay-ı Abdürrahim, C. I, İstanbul 1827, s.99; Ali Efendi, Fetevay-ı Ali Efendi, İstanbul 1893, s. 134. [35] İbn Hacer, XII, 98. [36] İbn Kudame, Muğni, XII, Kahire 1986, s. 309. Bu eleştirilere recmin ahad değil, mütevatir haberle sabit olduğu ve ayetin mütevatir haberle tahsis edildiği, kaldı ki haber-i vahid ile de ayetin tahsisinin de mümkün olduğu şeklinde cevap verilmiştir. Ayrıca Haricilerin, recm gibi hususlarda, sünnete tabi olmayı reddettikleri için sapıttıkları da ileri sürülmüştür (Razi, XXIII, 134; Sabuni, II, 23; İbn Teymiye, Mecmu’ul-Feteva, XIII, Kahire 1404, s. 208. [37] Süleyman Ateş, Kur’an-ı Kerim Tefsiri, II, İstanbul 1995, s. 577. [38] Nisa, 4/25. [39] Ahzab 33/30. [40] Peygamber eşleri ile ilgili cezanın ahirete yönelik olduğu da ileri sürülmüştür. Bkz. Kurtubi, Cami’, XIV, 176; Taberi, Camiul-Beyan, XXI, 101; Yazır, VI, 309. [41] Derveze, et-Tefsiru’l-Hadis (Terc. Mustafa Altınkaya), C. VI, İstanbul 1998, s. 310. [42] Schacht, İslam Hukuka Giriş, Ankara 1977, s. 26; Üçok, 133; Öztürk, 608. [43] Ali Mansur, Nizamü’t-Tecrim, Medine 1976, s. 179. [44] İbn Hacer, Feth, XII, 120. [45] Fazlurrahman, İslam Geleneğinde Sağlık ve Tıp (Trc. Adnan Bülent Baloğlu) Ankara 1997, s. 78. [46] İbn Kuteybe, 314; İbn Hacer, XII, 143; Suyuti, II, 34. Ancak Kur’an’da nesh ayetinde “biz bir şeyi nesheder ya da unutturursak daha iyisini veya benzerini getiririz(Bakara 2/106)denmektedir. Dolayısıyla bu şekildeki nesh anlayışının Kur’an’ın hükmüne uygun olduğu söylenemez. [47] Nevevi, XI, 191. Vakıa o sırada bütün müçtehit sahabelerin orada olduğuna ilişkin bir bilgimiz yoktur(Baberti, V, 230). [48] Merginani, II,96, Baberti V,230; İbn Kudame,XII,309, Şirbini, Muğni’l-Muhtac, C. IV, Beyrut 1933, s. 146, İbn Hazm, el-Muhalla, C. XI, Kahire Ty., s. 231; İbn Rüşt, Bidayetü’l-Müçtehid, II, Kahire 1406, s. 628; Hılli, Muhtasaru’n-Nafi, Mısır Ty., s. 215; İbn Abidin, VI, 13; Ebu Zehra, Ukube, 97; Udeh, II, 383; Zuhayli, VI, 23; Keskin, 131. [49] Mursafi, Ehadisü’r-Recm, Beyrut 1994, s. 63-64; Mevdudi, III, 459. [50] er-Risale, 147. [51] E. Buğra Ekinci, İslam Hukuku ve Önceki Şeriatlar, İstanbul 2003, s. 176. [52] Şeybani’nin, Abdullah b. Ebi Evfa’ya Hz. Peygamber’in recm uygulayıp uygulamadığını sorması, onun da uyguladığını ancak celde ayetinden önce mi sonra mı olduğunu bilmediğini (Buhari, Hudud, 21) söylemesi ferdi bir durumdur. [53] Müslim, Hudûd, 12; İbn Hanbel, V, 317. [54] Buhari, Hudud, 21. [55] Cassas, Ahkamu’l-Kur’an, III, Beyrut 1986 s. 225; İbn Kudame, XII/313; Ferra, 264. [56] İbn Rüşt, II/629; Ömer Nasuhi Bilmen, Hukuk-ı İslamiyye, III, İstanbul Ty., s. 225. [57] Mustafa Zerka, Feteva, Dımaşk 1999, s. 392; Karaman-Çağırıcı-Dönmez-Gümüş, Kur’an Yolu Türkçe Meal, C. II, Ankara 2004, s. 24; Mustafa Avcı, Osmanlı Hukukunda Suçlar ve Cezalar, İstanbul 2004, s.199. [58] İbn Abidin, IV/62. [59] Mursafi, 75. [60] Zuhayli, VI, 56. [61] İbn Kudâme, VIII, 191; Zuhayli, VI, 53,56. [62] Serahsi, IX, 37; Muhammed Ebu Zehra, Cerime, Kahire 1976, s. 71; Behnesi, el-Medhalü’l-Fıkhiyyü’l-Cinaiyyi’l-İslâmi Kahire 1983, s. 56; Udeh, II, 411; Zuhayli, VI, 49. [63] Reşit Rıza, V, 21; Ebu Zehre, Ukube, 101; Avva, 226. [64] İbn Münzir, İcma, Mısır 1402, s. 112. [65] Necefi, XLI, 277. [66] İbn Abidin, IV, 16; Zuhayli, VI, 44. [67] Behnesi, 62; Udeh, II, 56. [68] Bilmen, III, 205. [69] Kasani, VII, 62. [70] İbn Abidin, IV, 11; Udeh, II, 454. [71] Behnesi, 69. [72] İbn Kudame, XII, 312. [73] Serahsi, IX, 51; Zeylai, Nasbü’r-Raye, C. III, Kahire 1938, s. 325. [74] İbn Kudame, XII, 320. (Doç. Dr. Osman KAŞIKÇI, Erzincan Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi.) Selam ve dua ile... Alıntı netten ------------------------- Nûr Suresi - 2 . Ayet Tefsiri Zina eden kadın ile zina eden erkeğin her birine yüz sopa vurun. Allah’a ve âhiret gününe inanıyorsanız, Allah’ın dinini uygulama hususunda o ikisine karşı merhamet duygusuna kapılmayın. Mü’minlerden bir topluluk da onların cezalandırılmasına şahit olsun. |
Alıntı:
|
Taşlanarak öldürülmekten bahsediyorsan yoktur.
|
Alıntı:
Günümüz de uygulanmıyor oluşu hükmünü kaybettiğini mi gösterir yoksa şeriat ülkeleri bazı hükümleri revize mi ediyor ya da küreselleşmis dünya da bu tarz hükümler ilkel mi karşılanıyor ? |
Zinanın dört şahitle ispatı için şahitlik yapanların akıllı, ergen, hür, Müslüman, en az dört erkek, adil, aynı olaya, bir mecliste ve mazeretsiz olarak aradan uzun zaman geçmeden şahitlik yapmaları gerekir.
----------------------------------------------- 4 erkek şahid olacak der birde olay vuku bulurken bunlar naklen izleyecek bizzat görecek sonrada şahidlik edecek. ----------------------------------------- aslında endonezyda recm değilde sopa cezası uygulanıyor ara ara haber çıkıyor. [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] |
Ebu Hureyre ve Zeyd b. Hâlid el-Cühenî radıyallahu anhümâdan şöyle rivayet edilmiştir: “Bedevilerden biri Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme gelerek şöyle dedi: ‘Ey Allah’ın Resûlü, Allah aşkına, hakkımda Allah’ın kitabıyla hüküm vermeni istiyorum.’ Bedeviden daha akıllı olan diğer hasım ise şöyle dedi: ‘Evet, aramızda Allah’ın kitabıyla hüküm verin ve bana izin verin.’ Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem konuşmasını istedi, o da şöyle dedi: ‘Benim oğlum bu adama işçilik yapıyordu ve onun karısıyla zina etti. Bana haber verildiğine göre, oğlumun cezası recimmiş. Bunun üzerine onun için yüz koyun ve cariyeyi fidye olarak verdim. Âlimlere sordum, bana dediler ki, oğlumun cezası yüz değnek ve bir yıl sürgün, bu adamın karısının cezası ise recim.’ Bunları dinleyen Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: ‘Nefsim elinde olana yemin ederim ki ikiniz arasında Allah’ın kitabıyla hüküm vereceğim; cariye ve koyunlar reddedilmiştir. Oğlunun cezası yüz değnek ve bir yıl sürgündür. Ey Üneys, sen de bu adamın karısına git ve suçunu itiraf ederse onu recmet.’ Enes kadına gitti ve o da suçunu itiraf etti. Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem emretti ve kadın recmedildi
Ubâde b. es-Sâmit radıyallahu anhdan rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Benden alın, benden alın. Allah o kadınlar için bir yol gösterdi: Bekâra bekâr yüz değnek ve bir yıl sürgün, dula dul yüz değnek ve recm.” Hadisten Çıkarılan Hükümler:İki hadiste de birçok faydalar vardır, özellikle birinci hadiste. Söz konusu faydalardan aşağıda zikredilenlerle yetinelim: Birinci hadise göre hâkimin, “Aramızda adaletle hüküm ver.” vb. şekilde kaba ifadelerle konuşan hasımlara karşı sabretmesi güzel görülmüştür. Adamın Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme söylemiş olduğu, “hakkımda Allah’ın kitabıyla hüküm vermeni…” şeklindeki sözü buna hamledilir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin sadece Allah’ın kitabıyla hükmettiği malumdur. Ancak bu sözler bedevilerin kabalıklarının bir örneğidir. Diğer arkadaşı ise ondan daha akıllıydı, çünkü o söz almak için izin istedi ve Allah’ın şu kavlindeki yasağa düşmekten kaçındı: “Ey iman edenler! Allah’ın ve Resûlü’nün önüne geçmeyin.” (Hucurât suresi 1.ayet ) Birinci hadise göre, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin zamanında ondan başkasından fetva istemek caizdir. Çünkü Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adamın bu yöndeki fiilini kınamamıştır. Buna bağlı olarak, ortada daha üstün biri varken ondan daha altta olan birinden fetva istemek caizdir. Bekâr olan zinakârın cezası yüz değnek vurulması ve bir yıl sürgüne gönderilmesidir ki bu birinci hadiste zikredilmiştir. Sürgün kişinin ikamet ettiği yerden çıkarılarak gurbette olacağı başka bir yere gönderilmesidir. Bu hükümde, birinci hadiste görüldüğü üzere bekâr olanın bekârla veya dulla zina etmiş olması arasında bir fark yoktur. Ubâde tarafından rivayet edilen hadiste geçen “bekâra bekâr… dula dul” şeklindeki ifade şart koşma yoluyla değil genelde olanı gözeterek söylenmiştir İcma yoluyla kabul edilen hükme göre, bekâr olan zinakârın cezası açık Kur’an nassı ve buna dair hadislerin tevatürü sebebiyle yüz değnektir. Sürgüne gelince, bu cezanın bekâr olan zinakârın haddi olup olmadığı konusunda âlimler ihtilafa düşmüşlerdir. Cumhurun kabul ettiği görüşe göre, bekâr olan zinakârın sürgüne gönderilmesi vaciptir ve sürgün zina haddindendir. Bu Mâlikîler, Şafiîler ve Hanbelîler’in görüşüdür. Hanefîler’e ve Kûfeli fakihlere göre ise sürgün cezası zina haddinden değildir, bilakis tazir bâbındandır. Cumhurun delil gösterdiği ve temel aldıkları en önemli deliller yukarıda zikredilen birinci ve ikinci hadistir. Birinci hadiste Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Allah’ın kitabıyla hüküm vereceğine yemin etmiş ve bekâr zinakârın cezasını zikrederek şöyle buyurmuştur: “Yüz değnek ve bir yıl sürgün.” İkinci hadiste ise Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Kur’an’ın hükmünü açıkladığına işaret ederek şöyle buyurmuştur: “Allah o kadınlar için bir yol gösterdi: Bekâra bekâr yüz değnek ve bir yıl sürgün.” Cumhur aynı zamanda sahabenin uygulamasını da delil göstermiş, hatta bazıları bunu icma saymıştır. Hz. Ömer Medine’den Şam’a, Hz. Osman da Mısır’a sürgün göndermiştir. Hanefîler ise sürgün cezasının ne Nûr suresinin başındaki zina âyetinde, ne de bekâr zinakâra verilecek cezayı açıklayan hadislerde zikredilmediğini söylemişlerdir. Eğer sürgün cezası hadden olmuş olsaydı bu naslarda zikredilirdi. Çünkü bu naslar özellikle had cezalarını açıklamak üzere varit olmuştur. Bu, Hanefîler’in nas üzerine ziyadeye dair kaidelerinin bir uygulamasıdır.Hanefîler aynı zamanda sürgünün had cezasının bir parçası olduğunu kabul etmeme konusunda sahabeden gelen sözleri delil göstermişlerdir. Bunlardan biri de Hz. Ali radıyallahu anhın şu sözüdür: “Sürgün edilmeleri fitne olarak o ikisine yeter.” Hz. Ömer de şarap içme cezası olarak Rebia b. Ümeyye’yi sürgün etmiş o da Heraklius’a katılmış ve yanında Hıristiyan olmuştu. Bunun üzerine Hz. Ömer şöyle demişti: “Bundan böyle asla bir Müslüman’ı sürgün etmeyeceğim.” Yine Hanefîler demişlerdir ki, sürgün cezası cariye, köle ve hür kadına uygulanmadığı gibi, erkeğe de uygulanmaz. Çünkü hepsindeki mana birdir. Bu, söz konusu kişiler hakkında sürgün cezasının gerekmediğini söyleyenleri bağlayan bir görüştür.Hanefîler sürgüne dair varit olan hadisler konusunda demişlerdir ki, bu hadislerdeki sürgün tazir cezası kabilindendir, zina haddinden değildir. Bu durumda da sürgün cezasının verilip verilmemesi devlet başkanının görüşüne bırakılmıştır. Şevkânî Neylü’l-Evtâr’da şöyle demiştir: “Hadis âlimlerinin ittifakıyla, sahabeden bir topluluk yoluyla varit olan sürgün cezasına dair hadisler sahih ve sabittir. Bu, cumhurun görüşünü desteklemektedir. Söz konusu cezanın âyette zikredilmesiyle edilmemesi arasında bir zıtlık yoktur. Bu istidlâl, Haricîler’in evli olanın recmedilmeyeceğine dair ileri sürmüş oldukları şu iddialarına ne çok benziyor: Çünkü bu ceza Allah’ın kitabında zikredilmemiştir. Bundan daha garibi ise şu hadiste sürgün cezasının zikredilmediğine dair istidlâlidir: “Sizden birinizin cariyesi zina ederse Özetleyecek olursak sürgüne dair hadisler, Hanefîler tarafından Kur’an’a ziyade olarak varit olan hadisler arasında muteber kabul edilen şöhret haddini aşmıştır. Bu durumda, onların bu hadislere dair bir mazereti kalmıyor. Hanefîler, abdestin kahkaha ile gülmekle bozulduğuna dair hadis gibi, yukarıdaki hadislerden merhalelerce geride bulunan hadislerle amel etmişlerdir.”Sürgüne dair hadisler eğer itirazdan hâlî olmuş olsaydı, Şevkânî’nin bu sözleri makbul olurdu. Ancak söz konusu hadislere sahabeden gelen deliller ve aklî delille itiraz edilmiştir. Aynı zamanda Hanefîler ve onlarla birlikte olanlar hadisle amel etmeyi terk etmemişler, bilakis hadisi, sürgünün tazir cezası olduğu şeklinde yorumlayarak onunla amel etmişlerdir. İyice düşünen kimse, sürgünün değnek yemekten daha şiddetli bir ceza olduğunu görür. Çünkü değnek vurma cezası deriyi acıtmaktan ibarettir. Nasıl olur da bundan daha şiddetli ve ağır olan bir ceza had âyetinde zikredilmez! Aynı zamanda değnek vurma cezası şartın cevabı olarak gelmiştir ve şartın cevabı da yeterlidir. Ubâde’nin hadisinde geçen “bekâra bekâr” ifadesi zahiri itibariyle sürgün cezasında erkek ve kadın için hükmün umumî olduğuna delildir. Şafiîler bu görüşü benimsemişlerdir.Mâlikîler’e göre ise erkek bir yıl sürgün edilir, yani sürgüne gönderilmiş olduğu beldede hapsedilir. Kadın ise sürgün sebebiyle zinaya düşer korkusuyla sürgün edilmez.Şafiîler görüşlerini, sürgünden söz eden hadislerin zahirleriyle delillendirmişlerdir. Çünkü bunlar mutlak olarak zikredilmişlerdir ve bu yüzden erkek ve kadın için geçerlidir. Ubâde hadisinin zahirine göre, sürgün cezası hür ve köleyi kapsar. Sevrî, Davud, Taberî ve bir görüşünde Şafiî hazretleri bu hükmü benimsemişlerdir. Şafiî hazretlerinin görüşüne göre sürgün cezası hadde kıyas edilerek köle ve cariye hakkında yarıya indirilir. Çünkü Allah şöyle buyurmaktadır: “Onlara, hür kadınların cezasının yarısı (uygulanır).” (Nisâ suresi 25.ayet)İmam Mâlik, Ahmed, İshâk ve bir görüşünde Şafiî hazretlerine göre, köleler sürgün edilmezler. Çünkü onların sürgüne gönderilmeleri, sürgün müddetince onlardan faydalanamayacaklarından dolayı sahiplerini cezalandırmak demektir. Hadisin zahiri birinci görüşü desteklemektedir. Diğerleri, delillerden gördükleri kadarıyla hadisi sınırlayarak amel etmişlerdir. Gördüğün gibi bu deliller güçlü delillerdir. Ubâde’nin hadisi, zina eden dulun cezasının yüz değnek ve recm olduğunu göstermektedir. Birinci hadiste ise bu ceza sadece recm olarak ifade edilmiştir.Haricîler’in, iltifat edilmeyecek şâz muhalefeti dışında evli olan zinakârın cezasının recm olduğuna dair icma vardır. Söz konusu recm hükmü konusundaki hadislerin tevatürü bu icmayı desteklemektedir. Bu hadislerden biri de ileride gelecek olan Mâiz hadisidir. Bu cezanın hikmeti, evli olan kişinin zina etmesinin son derece çirkin, rezil ve aşağılık bir fiil olmasıdır. Bu sebeple cezaların en şiddetlisiyle cezalandırılmıştır.Mezhepler arasındaki ihtilaf evli olan zinakâr için recm ile değnek cezalarının bir arada uygulanıp uygulanmayacağı konusundadır. Cumhurun görüşüne göre -ki dört imam bu görüştedir- evli olan zinakârın cezası sadece recimdir, değnek vurmak zinanın haddinden değildir.İçlerinde Davud ez-Zahirî, İbnü’l-Münzir ve Zeydiye’nin de bulunduğu âlimlerden bir gurup ise Ubâde b. Sâmit’in hadisini ve Hz. Ali’nin uygulamasını delil göstererek evli olan zinakârın cezasında değnek ve recmin birlikte uygulanacağı görüşünü benimsemişlerdir. Hz. Ali radıyallahu anh, evli olan zinakâr bir kadına hem değnek vurmuş hem recmetmiş ve ardından şöyle demiştir: “Değnek vurulması Allah’ın kitabı, recmedilmesi ise Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin Sünneti sebebiyledir.”Cumhur bu konuda evli olan zinakâr hakkında gelen birçok hadisi delil göstermişlerdir ki bunların hiç birinde değnek cezası olmayıp sadece recm vardır. Söz konusu hadisler çok sayıda olup hem sözlü hem de fiilîdir. Bunların hepsi de çok açık bir şekilde değnek cezasının evli zinakârın haddine dâhil olmadığını göstermektedir. Muhaliflerin delillerine karşı verdikleri cevapta demişlerdir ki, Ubâde’nin hadisi zaman olarak daha önceye aittir ve Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemden birçok hadiste sabit olan hükümlerle neshedilmiştir. Hz. Ali’den yapılan rivayette ise onun Sünnet’e dayandığı zikredilmemiştir. Aksine bu rivayetten anlaşılan, onun bu hükmü kendi içtihadıyla vermiş olduğudur. Çünkü şu ifadesi bunu göstermektedir: “Ona Allah’ın kitabı sebebiyle değnek vurdum ve onu Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin Sünnet’iyle recmettim.” Hz. Ali radıyallahu anh içtihat ederek evli olan zinakâra değnek vurulması konusunda sağlam bir dayanak olmadığından dolayı iki delili birleştirmiştir. Bu durumda da onun uyguladığı had sadece recimdir. Allah daha iyi bilir. |
Ebu Hureyre radıyallahu anhdan şöyle rivayet edilmiştir: “Müslümanlardan bir adam mescitte bulunduğu sırada Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme geldi ve Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme nida ederek şöyle dedi: ‘Yâ Resûlallah, ben zina ettim.’ Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem yüzünü ondan çevirdi. Bunun üzerine adam yüzünü döndüğü tarafa yöneldi ve dedi ki, yâ Resûlallah, ben zina ettim. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem yine ondan yüz çevirdi. Adam dört kez bu cümleyi söyledi. Adam böylece kendi aleyhine dört kez şahitlik edince Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem onu çağırdı ve şöyle buyurdu: ‘Sende delilik var mı?’ Adam, hayır, dedi. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem evli misin, diye sordu. Adam, evliyim, dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: Onu götürüp recmedin.”
İbni Abbâs radıyallahu anhümâdan şöyle rivayet edilmiştir: “Mâiz b. Mâlik, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve selleme geldiği zaman ona şöyle buyurdu: Belki de sen öpmüş, göz kırpmış veya bakmışsındır. Mâiz dedi ki, hayır yâ Resûlallah.” Hadisten Çıkarılan Hükümler: Hadiste Mâiz b. Mâlik el-Eslemî radıyallahu anhın önemli bir menkıbesi yer almaktadır. Çünkü o tövbe etmiş olmasına rağmen, tamamen arınmak için haddin kendisine uygulanması konusunda ısrar etmiş ve ikrarından dönmemiştir. Oysa insan tabiatı, ruhunun çıkmasına sebep olacak şekilde ikrarda ısrar etmemeyi gerektirir. O nefsine karşı bu hususta mücadele ederek onun karşısında güç kazanmış ve haddin şahitlikle uygulanmasına gerek olmayacak şekilde suçunu ikrar etmiştir. Oysa tövbeyle, öldürülmekten kurtulacağını gösteren yol apaçıktı.Denilebilir ki, Mâiz belki de had devlet başkanına sunulduktan sonra ondan dönüş olmadığını bilmiyordu. Biz deriz ki, Mâiz herhangi bir şahıs adı zikretmeksizin bu fiili işleyenin durumunu sorabilir ve meselenin hükmüne dair bilgi edinebilirdi. Böylece aldığı cevaba göre hareket ederek ikrarından vazgeçebilirdi. İşte sahabe radıyallahu anhüm böylelerdi. İşte bu yüzden onların adil olduklarına hükmedildi. Çünkü onlar her zaman hakka dönerler ve bir hata yaptıklarında tövbe ederlerdi. “Sende delilik var mı?” sonra “Evli misin?” ifadeleri, suçunu ikrar edenin hâlini belirlemek için söylenmiştir. Devlet başkanı ister ikrarla ister delille sabit olsun evlilik vb. recme ilişkin şartları sorar. Bütün bunlar da gösteriyor ki Müslüman’ın kanını korumakta çok dikkatli olmak önemli bir konudur. Çünkü Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem defalarca yüzünü çevirmiş ve suçluya ikrarından vazgeçebileceğini göstermiş, yine ona işaret yoluyla davasının zina manasında zorla veya hata ile yapılmış veya mesela tam cinsel ilişki olmadığı şeklinde kabul edilebileceğini anlatmıştır. Kendisine had cezası uygulanmasını gerektirecek şekilde ikrarda bulunan kişiye had cezasını düşürecek şeyleri telkin etmek meşrudur. Çünkü Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem suçunu ikrar edene bunu gösteren sorular sormuştu, tıpkı Buharî’de geçen rivayetlerden birindeki şu sözü gibi: “Belki de sen öpmüş, göz kırpmış veya bakmışsındır.” Sahabeden bir grup tarafından da bu uygulama sabit olmuştur. Onlardan kimisi telkinin sadece zinanın hükmünü bilmeyenler için geçerli olduğunu söylemiştir, Ebu Sevr gibi. Mâlikîler’e göre, haram işlemekle meşhur olmuş kimseler telkin hükmünden müstesnadır. Bunun dışındaki kişilere telkin yapılması caiz olmakla birlikte, şart değildir. İbni Abbâs’ın hadisindeki şu ifade bu görüşü desteklemektedir: “Belki de sen öpmüş, göz kırpmış veya bakmışsındır.” Bazıları da bu telkini haddi düşüren şeylerden ayrı tutma bâbından saymışlar ve böylece vacip değil, caiz olduğunu öne sürmüşlerdir Çünkü öpmek vb. şeyler mecazen zina sayılan öncüllerdendir.Çağdaş yazarlardan biri telkin meselesini tenkit ederek hadisin buna delil olamayacağını ileri sürmüş ve bu ifadelerin ikrar edenin yaptığı fiili daha fazla tespit edip daha çok bilgi edinme amacıyla söylenmiş olduğunu dile getirmiştir. Ayrıca haddi düşürecek şeyleri telkin etmenin müstehap olduğu görüşünün hadlerin uygulanamamasına sebebiyet vereceğini söylemiştir. bu tenkit yerinde değildir. Çünkü hadisten alıntıladığı sözler meşruluğuna delalet edecek şekilde telkin manasını içeren ve ifade eden sözlerdir. Aynı zamanda bahis, suçunu kendisi aleyhine ikrar ve itiraf eden kişiye ilişkindir. Bu da telkinin maksadı olan ıslahın hasıl olduğunu göstermektedir. Yoksa buradaki bahis yakalanarak şahitlerin tanıklığıyla had cezasını hak etmiş bir kişiye ilişkin değildir. Öyleyse nasıl olur da suçunu ikrar eden kişiye telkinde bulunmanın müstehap olmasının had cezalarının uygulanamamasına sebep olacağı söylenebilir? Hadisin delalet ettiği şeylerden biri de zina suçuna dair ikrarın dört kere tekrarlanmasının şart olduğudur. Bu, Hanefîler’in ve Hanbelîler’in görüşüdür. Şafiîler ve Mâlikîler demişlerdir ki, ikrar edene had cezasının vacip olması için bir kere ikrar etmesi yeterlidir. Hanefîler ve Hanbelîler Mâiz hadisinin zahirini delil göstermişlerdir ki hadiste şu ifade geçmektedir: “Adam böylece kendi aleyhine dört kez şahitlik edince…” Bu ifadenin işaret ettiği manaya göre, had cezasının uygulanmasını tehirde illet ikrar sayısıdır. Aksi olsaydı ilk ikrardan sonra recmedilmesini emrederdi. Yine İbni Abbâs’ın hadisinde, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Mâiz için şöyle buyurmuştur: “Kendi aleyhine dört kez şahitlik ettin. Onu götürüp recmedin.” Bu görüşü destekleyen delillerden biri de diğer hadlerde bulunmayan zinaya mahsus şahit sayısının dört olması gerektiğidir. Muhalifler ise 1202 numaralı hadiste geçen şu ifadeyi delil göstermişlerdir: “Suçunu itiraf ederse onu recmet. Enes kadına gitti ve o da suçunu itiraf etti. Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem emretti ve kadın recmedildi.” Burada kadının recmedilmesi sadece suçunu itiraf etmesine bağlanmış ve herhangi bir şekilde sayıya bağlanmamıştır. Kadının itirafı konusunda birkaç kere vuku bulduğu da zikredilmemiştir. Aynı şekilde Müslim’de geçen Gâmidiye hadisindeki şu ifadeleri de delil göstermişlerdir: “Görüyorum ki Mâiz’e tekrarlattığın gibi bana da tekrarlatmak istiyorsun. O zinadan hamile kaldı.” Bunun üzerine Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem kadına had cezasını uygulama işini dört kere ikrar edene kadar tehir etmedi. Aksine hamile olduğu için cezasını tehir etti.Birinci gurubun delillerine verdikleri cevapta demişlerdir ki, Mâiz hadisindeki ikrarın tekrarı suçun sabit olması içindi. İkrarın şahitlerin sayısına kıyas edilmesi varit değildir. Çünkü öldürme suçunda iki şahit şarttır, buna göre öldürme suçunun sabit olması için iki kez suçu ikrar etme şartı aranmaz Fakat ortada zina haddinin uygulanması için ikrarın tekrar edilmesinin şart olduğuna dair açık ifadeler olduğundan dolayı en uygunu buna uymak ve diğer delilleri ihtiyaten söz konusu açık ifadelerle sınırlamaktır. Allah daha iyi bilir. |
Ömer b. el-Hattâb radıyallahu anhın şöyle hitap ettiği rivayet edilmiştir: “Kuşkusuz Allah, Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemi hak ile göndermiş ve ona Kitabı indirmiştir. Allah’ın ona indirdikleri arasında recm âyeti de vardı. Biz onu okuduk, belledik ve anladık. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem recmetti, ondan sonra biz de recmettik. Ancak ben, insanlara uzun zaman geçtikten sonra içlerinden birinin çıkıp ‘Biz Allah’ın kitabında recmi görmüyoruz.’ diyerek Allah’ın indirdiği bir farzı terk etmeleri sebebiyle sapıklığa düşmelerinden korkarım. Hiç kuşkusuz, zina eden evli erkek ve kadınlar için delil bulunduğunda veya hamilelik veya itiraf durumlarında Allah’ın kitabında recm haktır.’’
“Recm âyeti” ifadesi, daha önce Kur’an’da recme ilişkin bir vahyin indiğini göstermektedir. Demişlerdir ki, söz konusu ayetin tilâveti neshedilmiş ve hükmü kalkmıştır. Usulcüler bunu neshin bir çeşidi saymışlardır ki tilâvetin neshedilip hükmünün yürürlükte kalmasıdır. “Hiç kuşkusuz, zina eden evli erkek ve kadınlar için delil bulunduğunda veya hamilelik veya itiraf durumlarında Allah’ın kitabında recm haktır.” ifadesi, evli olan -seyyib- zinakârın cezasının ölene kadar taşlanmak olduğunu ve recimle birlikte değnek vb. başka bir cezanın uygulanamayacağını gösterir. Bu konuda sıhhat derecesine ulaşmış birçok hadis varit olmuş ve icma edilmiştir. Her fıkıh kaynağında söz konusu icmaya değinilmiş ve delil olarak ortaya konulmuştur. Zina şu üç sebeple sabit olur: Delil bulunduğunda, hamilelik veya itiraf. Bu konuda, hamilelik dışında görüş birliği vardır. Hanefîler, Şafiîler, Hanbelîler ve Hadeviye’ye göre, herhangi bir şüphe olması ihtimalinden dolayı zina haddi sadece hamilelik sebebiyle sabit olmaz ve hadler şüphelerden dolayı düşer. Mâlikiler ise hamilelik sebebiyle zina haddinin uygulanacağı görüşündedirler. |
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Hanefiler, recm cezasının sünnete dayandığını kabul etmişlerdir. (Serahsi, Mebsut cilt 9 sayfa 36-37; İbn Rüşd, Bidayetu’l-Müctehid, cilt 2 sayfa 435 ) İmam Ebu Hanife, İmam Yusuf, İmam Muhammed, İmam Züfer ve diğerleri bu görüştedir. Ancak bazı hadislerde rivayet edilen recm cezası verilmeden önce yüz celde vurulması ile ilgili kısmı kabul etmezler. Buna delil olarak da Resulullah (s.a.v.)’ın recm uygulamalarında celde cezasını uygulamamasını gösterirler. (İbn Rüşd Bidayetu’l-Müctehid cilt 2 sayfa 435)
Şafiler, Recm cezasının sünnette evliler için sabit olduğu görüşündedirler. (El Muzaeni, Muhtasau’l-Muzeni ala’l-Umm cilt 9 sayfa 276, İmam Şafii er-Risale sayfa 66-67 ) Onlarda recm cezası ile birlikte celde cezasının uygulanamayacağı kanaatini taşırlar. Buna delil olarak da Maiz hadisi ile Eslemli’nin hanımına uygulanan recm cezasını gösterirler. Resulullah (s.a.v.)’ın onları sadece recm ettiğini celde cezası vermediğini beyan ederler. (İmam Şafii er-Risale) Recm cezasının köle ve cariyelere hürlere verilen cezasının verileceğini şu ayet izah etmektedir. Yüce Allah, cariyeler hakkında şöyle buyurmaktadır: ‘’Onlar evlendikten sonra fuhuş (zina) yaparlarsa o vakit muhsana kadınlar üzerine gerekli olan cezanın yarısı kendilerine lazım gelir. ‘’ (Nisa suresi 25. Ayet) Malikiler, evli kadın ve erkeğe recm cezası uygulanması gerektiğini sünnete dayandırırlar. (İmam Malik, el-Muvatta cilt 2 sayfa 625-627) Onlarda recm cezası ile birlikte celde cezasının uygulanmasını uygun görmezler. Yalnızca recm cezası yeterlidir, derler. Hanbeliler de, Resulullah (s.a.v.)’dan sabit olan hadisler gereğince zina eden evli kadın ve erkekler için recm cezasının uygulanmasını kabul ederler. (Süleyman, Muhammed Vehbi & Baltacı, Ali Abdulhamid el-Mutemed fi Fıkhi’l-İmam Ahmed cilt 2 sayfa 399) |
Alıntı:
|
Alıntı:
Bu ülkeler için de en şaşırdğım şeriat hükümlerinden nerdeyse tamamen çıkan suud-i arabistan oldu.Son yıllar da yaptiklari yatirimlar ve reformlarla adeta devrim yaptilar. |
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
ispatlanmissa, sahit varsa veya sahit olmasada kişinin kendi itirafi varsa recm uygulanir, hz peygamber sav , kadinin kendi itirafi ve cezasini burada gormek istemesi ile ve bu cezayi defaatle istemesi uzerine o kadini recm ettirmiştir, hz peygamber sav ,zamaninda tek uygulama budur, hz ömerin ogluna misir valisi amr bin as ra.tarafindan icki içtigi icin had cezasi uygulanmis, fakat ogluna torpil yapildigi şuphesi ile yanina getirterek 2. kez had cezasını abdurrahman bin avf ra. ricasına ragmen tekrar had cezasi uygulamistir. şeriatin adaleti herkese aynidir ister bir garibana ister şeriatin emirine ayni adalet uygulanir... |
Zina zinadır.Benim paylaştığım uzun bilgide derki işte 4 şahid istenmesi sebebi olayın ciddiyet boyutu ve olduki günümüzde nasıl yalancı şahid varsa işte o günde vardır hased fesad çekemeyen iftira atan olacağı gibi bunun için 4 erkek şahid istiyor.Dikkat kadını kabul etmiyor. Çok önceden bir yerde okumuştum emevi yada abbaside böyle bir dava oluyor.O zamanın kadısı soruyor şahidin birine gördünmü gördüm efendim diyor.Ne gördün diyor ben camdan içeri bakıyordum burdan ne anlıyoruz ev tek kat o zaman gökdelen yok 5 katlı apartman yok yani tek kat ev. Sonra yataktaki yorganda hareket vardı yorgan aşağı yukarı kalkıp iniyordu.:D Kadıda diyorki madem yorgan kalkıp iniyorduda bu 2 sinin yüzünü gördün mü yok efendim görmedim diyor sadece yorganı gördüm kalkıp iniyordu diyor ve adamın şahidliği düşüyor.İşte aleni yada naklen görmen lazım denen olay 2 sini yatakta görecen 2 side çıplak olacak sonra bunları cinsel ilişki anında görecek sanki porno film izler gibi tüm olaya şahid olacan ki üstüne görende 4 erkek şahid olacakda aslında şahid demekte yanlış röntgenci demek daha uygun olur kanısındayım.Çünkü bir nevi röntgencilik değimli????? İşte bu 2 si zina ediyordu diyebilecen.Yani olasılık ihtimali zayıf olmakla beraber genelde işte yapan kişinin kadın erkek itiraf edip pişman olması sonucu olaylar günyüzüne çıkıyor. Günümüzden örnek yazayım.Haberde diyorki adam fabrikada işçi habipler arnavutköyde oturuyor.Bu işçi olduğu için sabah evden çıkıyor akşam eve geliyor yani sabah saat 7 işe git,akşam 6-7 de eve gel olayı geneli böyle çalışıyor.Günlerden bir gün bu işçi fabrikada hastalanıyor ben iyi değilim diyor evde akşam 6-7 de evde olması gereken adam o gün eve saat 2-3 gibi geliyor.Yani eve 4-5 saat önce geliyor.Kapıyı çalmıyor dikkat anahtarla kendisi açıyor eve giriyor.Karıda aslında kendine dost yapmış mal kocam işte ben günümü gün ediyorum nasılsa o ayakta uyuyor olayı o akşam gelecek sen gel keyfimize bakalım dostunu eve almış. Allah CC yakalatacak ya iş orda patlıyor. Demek ki karısı duydu yatak odasında evin dış kapının açıldığını sonra kapandığını dostu ile alt alta üst üste iken çıplak vaziyette yatakta bir panik diyelim.Dostu olacak demek ki çırılçıplak hemen üstüne atlet ve donu giyor başka bir şey giymeye fırsat bulamadan evin camından kendini dışarı atıyor.Buna DÖT korkusu diyoruz.:d Evde altta dükkanlar var ev dükkanın üstünde bu camdan don atlet atlıyor ve aşağı düşüyor ya sağ yada sol bacağı topuğunu kırıyor.Feryad figan öldüm bittim ben.Yerden kalkamıyor ambulans çağırıyorlar. Dışarıda ki halk komşu esnaf toplanıyor.Sen kimsin ne bu hal don atlet olayı sen hırsızmısın diye soruyorlar buda ne hırsızı diyor üstteki kadınla gönül ilişkim vardı.Eeee diyorlar.Kocası bugün eve erken geldi bende döt korkusuna kendim camdan aşağı attım.Beni öldürmesin diye.Alsana itiraf.oo1 O habere birde dükkan güvenlik kamerası koymuşlar video 3-5 dakikalık adam yerde falan derken ambulans geliyor.Ve hastaneye götürüyorlar. İşte şimdi günümüzde zaten standart 5 katlı binalar var bazı yerlerde 10-20-30 katlı apartmanlar var yani adam röntgencilik yapacak ama nasıl zina 25. katta ise çatıdan komando gibi yada özel harekat gibi 4 şahidi iple çatıdan aşağı sarkıtıp naklen izlemesi gerek hatta sağlam olsun videoyada alsak fena olmaz.:d Camdan bunlar izlerken berikilerde o kadar o işe dalmıski lan bizi camdan rontluyorlar demiyorlar. Herkes keyfinde olayı.:d Yada vinçler oluyor gene vince 4 kişi çıkacak 5 katlı apartmanın çatı katına camın önüne vinç paneli koyacan bu bizim 4 röntgenci hem izleyip hemde olmazsa youtubeda boynuzlama canlı yayın falan açacaklar.:d Bu işi yapanlar genelde öylede böylede yakalanlar oluyor. Sene 1988-1989 eski gazete haberde diyordu ki adam işçi 45-50 yaşlarında işe gidiyor gece vardiyasında çalışıyor. Adam işte iken karısıda 45-50 yaşında bu komşu adamı eve alıyor.Haliyle yatak odasında bu 2 si icratın içinden programı vardı 80 lerde gençler bilmez yaşı ileri olanlar bilir.Türkiyenin sorunlarını bu 2 si tartışırken birazda yatakta fazla ses yapıyorlar gacırdamı sesi şakırdamı ahlama ohlama sesi falan evde kadının oğluda var 20 yaşındaki oğlan ayrı odada sesleri duyuyor geliyor dinliyor.Yatak odası yıkılıyor.???? Tabii kim olsa aynı şeyi düşünür. Ne der lan babam işte anamın babamın yatak odasındaki bu sesler ne diyip kapıyı açıyor ki komşu adamla anasını iş üstünde çırılçıplak vaziyette tutuyor.Bunun kafa dönüyor mutfağa koşup ekmek bıçağını alıyor.Geliyor bunlar toparlanmış yapma etme biz bişey yapmıyorduk icraatın içinden türkiyenin sorunların tartışıyorduk o zamanda enflasyon sorunu vardı bu enflasyon nasıl düşecek diye tartışıyorduk derken ?? lan durum ortada zaten kime siz yediriyorsunuz lan ben malmıyım diyip komşu adama 3-5 bıçak karnına saplıyor. Komşu adam mezara çocuk hapse anasınıda öldürmemişti haber o şekilde bitiyordu 80 lerin sonunda gazete böyle bir haber çıkmıştı. Sonuçta Allah kimsenin başına vermesin.Ölsende zor öldürsende zor deniyorya işte 2 tarafı moklu değnek olayları. Not: Olayı biraz mizansen katarak anlattım. Bazı arkadaşlar hala şahid (Röntgenci)olayına takılmış.Zaten son 2 verdiğim bizzat günümüzün olayları şahide gerek bırakıyormu onuda siz karar verin. |
Zina’da itibar edilen delillerin başında evli olmayan bir kadının hamile kalması gelir. (Udeh, Teşriu’l-Cinai’l-İslami cilt 2 sayfa 410)
Ergenlik çağına ulaşmamış bir çocuk ile evlenen kadının hamile kalması. Kocası bilinmeyen kadının hamile kalması. Evlendikten hemen sonra altı aydan önce doğum yapan kadının durumu (Udeh, Teşriu’l-Cinai’l-İslami cilt 2 sayfa 440) Bunların hepsi zinaya açıkça delalet eden karinelerdir. Bunlar zinaya delalet eden deliller olarak görülür. Ancak delilin mahkeme önünde şüpheden uzak ve açık bir şekilde tespit ve tescili yapılmazsa zina cezası uygulamak mümkün değildir. Zira bu husus ile ilgili birçok örnekler vardır. Mesela babası ile aynı küvette yıkanan bir kızın hamile kalması. Hamamda başka erkeğin menisinin sızması sonucu bir kadının hamile kalması. Erkek sperminin tıbbi bir cihazla kadın rahmine aktarılması veya kadının bizzat eliyle rahmine yerleştirmesi gibi konular bu tür şüphelerin tetkikini gerekli kılar. ‘’Virgine Birth’’ adı verilen bakire doğumu, bir çeşit tümör vasıtasıyla erkek spermini üretme kabiliyetine sahip olma durumudur. Böylece kadın kendi kendine telkih olmaktadır. Ayrıca ‘’Hermafriditismus’’ adı verilen hünsanın durumunu da göz önüne almak gerekir. Hünsa hem erkeklik hem dişilik hücrelerini kendinde bulundurabiliyor ve kendi kendine telkih olabiliyor. |
Recm cezası Nisa 25 ile çelişiyor
Ayrıca bu videoyu izleyebilirsiniz [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] |
Alıntı:
Senin yazına destek mahiyetinde aslında güncel hayattan aynen yaşanan örnek. 3 çocuk babası Hüseyin A. (42), 17 yıllık evliliğini anlaşmalı boşanmayla noktaladıktan sonra komşularının, çocuklarına DNA testi yaptırmasını söylemesi üzerine babalık davası açtı. Adli Tıp Kurumu'nun DNA test sonuçlarında ise Hüseyin A.’nın, çocuklarından 2’sinin biyolojik babası olmadığı ortaya çıktı. Hüseyin A., “15 yaşındaki oğlum benden çıktı. 12 ve 9 yaşlarındaki kız çocuklarının biyolojik babasının ben olmadığım netleşti. Eski eşime DNA test sonuçlarından sonra ‘Çocukların babası kim?’ diye sorduğumda, ‘Senin kuzenin M.K.’, diye cevap verdi” dedi. Antalya’da bir otelin mutfağında çalışan Hüseyin A., 17 yıldır evli olduğu eşi 3 çocuk annesi Ş.T. (33) ile geçen yıl ekim ayında anlaşmalı olarak boşandı. Boşanmanın ardından Hüseyin A, komşularının, çocukları için DNA testi yaptırmasını söylemesi üzerine avukatı aracılığıyla Antalya 13’üncü Aile Mahkemesi’ne babalık davası açtı. Mahkeme, çocuklar E.A. (15), H.A. (12) ve E.A.’nın (9) DNA testlerinin yapılması için Antalya Adli Tıp Grup Başkanlığı’ndan inceleme istedi. Çocuklardan alınan örnekleri inceleyen biyoloji ihtisas dairesi, DNA profil karşılaştırması sonucunu geçen ay mahkemeye gönderdi. Sonuçlara göre Hüseyin A.’nın, oğlu E.A.’nın yüzde 99,99 ihtimalle biyolojik babası olduğu tespit edildi. Hüseyin A.’nın kızları H.A. ile E.A. için ise biyolojik babalığı reddedildi. [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] |
Alıntı:
Mevdudi Nur suresini incelemiş recm ile ilgili tartışmaları gündemine almış ve recm cezasını uygun bulmuş vr bununla ilgili delilleri getirmiştir. (Mevdudi, Tefhimu’l Kur’an cilt 34 sayfa 410-431) Seyyid Kutup tefsirinde recm’in sünnet ile sabit olduğunu belirtiyor. Evli kişilerin cezasının ağır olmasının buna müstehak olduklarından dolayı olduğunu izah ediyor. Böylece ona göre evliler, recm cezasını görecektir. (Seyyid Kutup Fizilal-il Kur’an (Tercüme M. Emin Saraç, Bekir Karlığa I. Hakkı Şengüller, Cilt 10 sayfa 376 Hikmet Yayınları İstanbul) Halil Günenç (Günenç, Hail Günümüz Meselelerine Fetvalar sayfa 202 İlim Yayınları İstanbul 1982) ayeti nesheden hadise örnek olarak Nur suresi 2. Ayeti veriyor. Ayetin evli olsun bekar olsun zina suçunu işleyen kimsenin cezasının yüz değnek olduğunu ifade ediyor. Sonrra Peygamber (s.a.v.) zina eden kimse evli olduğu takdirde recm edilmesini emrediyor. Böylelikle hadisin ayetin umumi hükmünü kaldırıp nesh ettiğini belirtiyor. Elmalılı M. Hamdi Yazır da , evliler için recm cezasının gerektiğini tefsirinde ifade ediyor. (Yazır, Hak Dini Kur’an Dili cilt 5 sayfa 3482) Abdulkadir Udeh ise recmin sözlü ve fiili sünnet ile sabit olduğunu belirtiyor. Recm’in uygulanması gerekt,ü,ni vurguluyor. (Udeh, et-Teşriu’l-Cinai’l-İslami cilt 2 sayfa 377) Çağımız müfessirlerinden Ahmet Mustafa el-Meraği recm konusunda şunları söylüyor: Zina eden kişi evli ise ve ihsan şartlarının tamamını taşıyorsa onu recm etmek vaciptir. Yani ölünceye kadar taş atmak gerekir. Ona göre ihsan ergin akıllı hür Müslim ve sahih bir nikah akdini yapan kimsede gerçekleşir. Recmin ‘’mütevatir sünnet’’ ile ilgili olduğunu söylemiştir. Güvenilir ravilerden Hz. Ebu bEkr, Hz. Ömer, Hz. Ali, Cabir b. Abdullah, Ebu Said el-Hudri Ebu Hureyre, Zeyd b halid Buveyde el-Eslemi ve diğer sahâbîlerin Nebi (s.a.v.)’den rivayet ettiklerini kaydeder. ((El-Meraği, Mustafa, Tefsiru’l-Meraği cilt 6 sayfa 68 (18. Cüz.)) Ömer Nasuhi Bilmen tefsirinde Nur suresinin 2. Ayetini yorumlarken recm hakkında şunları diyor: ‘’Evlenmiş bulunanlar hakkında usulen recm cezası tatbik ecdilir. Bu ayet-i kerimedeki umumiyet hadis-i şerif ile takyid ve nesh edilmiştir. Ancak köleler ve cariyeler hakkında recm cezası tatbik edilmez. Çünkü recm yarıya bölünmez. (Bilmen, Ömer Nasuhi Kur’an-ı Kerim’in Türkçe Meal Alisi Ve Tefsiri cilt 5 sayfa 2320 Bilmen Yayınevi İstanbul 1964) |
Alıntı:
Bak ne güzel özetlemişsin, recm cezası bölünmez. Ayrıca o âyette cariyelerden bahsetmiyor, kişinin bakımına aldığı yetim gençlerden bahsediyor |
Alıntı:
aslında sorunun cevabı 4şahitte gizli 4farklı şahit yoksa 4kişi bir araya gelip iftira atardık herkeze bunun önüne geçilmesi için alimler 4 ayrı kişi şartını koşmuşlar 4ayrı kişide umuma açık olmadıgı sürece bulunması imkansız gibi durmuyormu sizce? Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
Recm mecm diyorsun da, böylesine bir ceza Kuranın neresinde yazıyor? Sahih hadisler dıyecek şimdi... |
Alıntı:
|
Alıntı:
Şunu ifade edeyim ki (Hariciler ve Nazzam dışında) bekara 100 değnek evliye recm konusunda icma vardır. Ancak evliye depnek cezasıyla birlikte recm konusunda ihtilaf vardır. Bu konuda Nevevi dört görüşten bahseder. Şöyle ki: 1. Cumhur: Vacip olan sadece recmdir. 2. Hz. Ali, Hasan Basri ve Ehl-i Zahir: Önce sopa vurulur, sonra recmedilir. 3. Ehl-i Hadisin bi,r kısmı: Zani evli ve yaşlı olduğunda recm: evli ve genç olduğunda sadece recm uygulanır. Nevevi’ye göre bu görüş batıldır. Zira Hz. Peygamber’in seyyidin sadece recmedilmesi gerektiği konusunda hadisler vardır. Maiz ve Gamidiyeli kadın olayı gibi 4. Değnek cezası ve recmi birleştiren hadis sadece recmi belirleyen hadisler tarafından neshedilmiştir. Bu bir anlamda cumhurun görüşünü destekleyen bir husustur. Zina cezası uygulanan kimsenin toplum nezdinde itibar kaybını önlemek belki olayın unutulmasını sağlamak amacıyla bir yıl süreyle sürgüne gönderilmesi İslamın ilk yıllarında ek bir ceza olarak veriliyordu. Ancak bu uygulama Nur Suresinin inmesinden önceye aittir. Bu sure inince bekarlar için yalnız değnek evli olanlar için sünnetle recm cezası belirlenmiştir. |
Alıntı:
Hadisler rivayetlere dalmışsın, bana ne bunlardan? Kuran bize haydi gidin rivayetler var onlara da dinde hüküm kabul edin mi diyor? Bak Tevrat'ta açıkça recm vardır ve bu Yahudilere yazılmıştır, Kuran ise hayırlısıyla önceki hükümleri yumuşatır ve 100 celde cezasını ön görür Bu arada sen zina ile fuhşu karıştırıyorsun, Zina evli çiftin birbirlerini cinsel ilişki yolla aldatması demek iken, fuhuş hem bu hem de bekarların yasa dışı yaptığu cinsel ilişkiye demektir. Bunun da cezası 100 celde değil, kadınlar için tövbe edene kadar ev hapsi, erkekler için de tövbe edinceye kadar gerek sözle gerek maddi bir şekilde ezâ verilmesi (Nisa 15-16) Buna eşcinsel ilişki yapanlar da giriyor. Yani zina eden biri elini aldatmıştır ve 100 celde sopası yer, bekarların ve eşcinsellerin yaptığı ilişki ise Nisa 15-16'ya göre ev hapsi, erkekler içinse eziyet. Allahın kştabı o kadar açık iken ne diye Allahın kitabında yazmayan şeylere inanıyorsunuz. Üstelik ma memleket eymen dediğimiz kişiler evli iken fuhuş yaparsa, normal kadınlara uygulanan cezanın yarısı uygulanıyor Söyle bana recmin yarısı mı var yoksa 100 celde cezasının mı? Ayrıca ma meleket eyman kelimesi köle cariye demek değil. Bu kişiler, insanların kendi bakımına aldığı yetim öksüz, savaşta kaçan düşman taraftarların küçük çocuklarıdır. Öyle kafanıza göre hüküm veremezsiniz. Recm olsaydı Allah böyle bir cezayı yazardı. Ayrıca, insanların Ömer kitabına ekleme yaptı demelrinden korkmasaydım, kitaba recmi eklerdim, diyor. Siz Hz Ömerin gerçekten insanlardan çekindiğini mı sanıyordunuz? |
Alıntı:
Al i İmran suresi 7.ayete göre kuranı kerimin tevilini yalnizca Allah bilir birde ilimde derinleşenler. İlimde derinleşmen lazım böyle yorumlar yapabilmek için |
Alıntı:
Benim için ilimde derinleşmek, Kuran di'li Arapçayı iyi bilmek, Kuranın baştan sona kadar olan ayetlerini anlayarak okumak ve hüküm çıkartmak için tüm ayetleri bir araya getirmek demek Bunun yanında, Tevratı da İncil'e de hakim olmak demektir. Teknolojik çağdayız, eskiden alimler bizim kadar ulaşabildiğimiz kaynaklara ulaşamıyordu. Alim deyince hep eskiler anlaşılıyorsa bu yanlıştır. Kuranı hatta bırak Kuranı, Bakara süresini bile baştan sona kadar bile okumamış kimse, gelipte yorum yapmasın lütfen. Ha okumuşlarsa gelsinler tartışalım, olur mu? |
Alıntı:
|
Alıntı:
Aşağıya atacağım yazıyı oku hepsini atmadım uzundu .tevrata ve incile de hakim olmak için indiği dilleri bilmek lazım .Allah dinimizi tamamladığını söylüyor .veda hutbesindede peygamberimiz kuran ve sünneti birakmazsak yolumuzu sasirmayacağimizi söylüyor. Alıntı:
İbn Abbâs şöyle diyor : Yorum (tefsir) dörttür. 1 — Kimsenin anlamakta zorluk çekmediği tefsir, 2 — Arapların dillerinden dolayı bilebildikleri tefsir, 3 — İlimde derinleşenlerin bilebileceği tefsir, 4 — Allah'tan başka kimsenin bilemeyeceği tefsir Bu söz Hz. Âişe'den, Urve'den, Ebu'ş-Şa'şa'dan, Ebu Nehîk'ten ve başkalarından da rivayet edilmiştir. Hafız Ebu'l-Kâsım, el-Mü'cem'ül-Kebîr'inde diyor: Bize Hâşim İbn Mezîd'in... Ebu Mâlik el-Eş'arî'den rivayetine göre Rasûlullah (s.a.) şöyle buyurdular : «Ümmetim için şu üç halden korkarım : 1 — Malları çoğalır da birbirlerini çekemezler ve vuruşurlar. 2 — Kitab (Kur'an) onlara açılır da mü'min onu alır ve te'vîl etmek ister. «Halbuki onun gerçek yorumunu ancak Allah bilir. İlim*de derinleşmiş olanlar : Biz ona inandık... derler.» 3 — İlimleri çoğalır da sonra onu kaybederler ve ona aldırmaz*lar.» Bu hadîs cidden garîbtir. Hafız Ebu Bekr İbn Merdûyeh diyor: Bize Muhammed îbn Ah-med'in... İbn'ül-Âs'dan, onun da Rasûlullah (s.a.) dan rivayetine göre o, şöyle buyurmuştur: «Kur'an, bir kısmı diğer bir bölümünü yalanlamak için indirilmemiştir. Ondan anladığınızla amel edin, müteşâ-bih olanlarına da îmân edin.»[8] Abdürrezzâk der ki: Bize Ma'mer, İbn Tâvûs'tan, o da babasından rivayet etti ki İbn Abbâs bu âyeti şöyle okurdu : «Halbuki onun gerçek yorumunu ancak Allah bilir, derinleşmiş olanları «Ona îmân ettik» derler.» İbn Cerîr Ömer İbn Abdülaziz ve Mâlik İbn Enes'ten rivayet eder ki: Onlar ona îmân ederler ve te'vîlini bilmezler, demiştir. Yine İbn Cerîr'in naklettiğine göre, Abdullah İbn Mes'ûd ve Übeyy İbn Ka'b'ın mushaflannda bu âyet şöyledir : «Onun tevîli (yorumu) ancak Allah katandadır. İlimde derinleşmiş olanlar : «Biz ona inandık» derler.» İbn Cerîr de bu kavli tercih etmiştir. Bazıları da âyette «İlimde derinleşmiş olanlar ( kısmında dururlar ki, müfessir ve usûlcülerin bir çoğu bu görüşe uya*rak : «Anlaşılmıyan bir şeyle (Kur'an'da) hitapta bulunulması uzak*tır.» demişlerdir |
Alıntı:
|
Alıntı:
Ayetinde dediği gibi ilimde derinleşmek gerekiyor Neyse uzatmayalım bir yere varmıyor |
‘’İçinizden her kim hurrolan mü'min kadınları nikah edecek genişliğe güç yetiremiyorsa ona da ellerinizin altındaki mü'min cariyelerinizden var, Allah kadrinizi iymanınızla bilir, mü'minler hep biribirinizden sayılırsınız, onun için fuhuşta bulunmayarak, gizli dost da edinmiyerek namuslu yaşadıkları halde onları sahiblerinin izniyle nikah ediniz ve mehirlerini güzellikle kendilerine veriniz, eğer evlendikten sonra bir fuhş irtikab ederlerse o vakıt üzerlerine hür kadınlar üzerine terettüb edecek cezanın yarısı lazım gelir, şu suret günaha girmek korkusu olanlarınız içindir, yoksa sabretmeniz sizin için daha hayırlıdır, bununla beraber Allah gafurdur, rahimdir.’’ (Nisa suresi 25. Ayet)
Ayette hür kadınların cezasına atıfta bulunması, bu ayetin Nur suresi 2. Ayetten sonra indiğini gösterir. Ayetin baş tarafında cariyelerle iffetli yaşamaları zina etmemeleri ve gizli dost edinmemeleri şartıyla evlenebileceğinden bahsedilmektedir. Onlarla evlenmek için bu şartların ileri sürülmesi, zina ve gizli dost edinmenin daha çok cariyeler arasında olduğuna işarettir. Ayetin devamında ise evlendikten sonra zina etmeleri halinde cariyelere uygulanacak ceza belirlenmiş ve bunun da hür kadınlara verilecek cezanın yarısı olduğu ifade edilmiştir. Ayette hür kadınları karşılayan kelime el-muhsanat’tır el-İhsan kelimesi Kur’an’da farklı manalarda kullanılmıştır. Bunlar, İslam, hürriyet ve iffettir. İslam alimleri ‘’nıdfu ma ala’l-muhsanati mine’l-azab’’ (hür kadınlara yapılan azabın yarısı) ifadesinde geçen el-muhsanat kelimesi hakkında farklı yorumlar yapmışlardır. İbn Abbas bu kelimeyi hürriyet ve iffet şeklinde yorumlamış (İbn Teymiyye Fetava 32.cilt sayfa 121) İbn Kuteybe (Te’vil sayfa 192) Taberi (Taberi Camiu’l-beyan 5.cilt sayfa 16), Baci (Münteka 7. Cilt sayfa 145) Zemahşeri (Keşşaf 1.cilt sayfa 152), Razi (Tefsir 10. Cilt sayfa 39) ve Muhammed Abduh (Reşit Rıza, Menar 5.cilt sayfa 24) gibi alimler ise bu kelimenin hürler olduğunu söylemişlerdir. Kurtubi (Cami 5.cilt sayfa 145) ve Alusi (Ruhu’l-me’ani cilt 3 sayfa 11) ise el-muhsenat’ın hür bekarlar anlamında olduğunu ve recmin bölünemeyeceğinden hareketle yarı cezanın elli sopa olduğunu belirtmişlerdir. Bu alimlerin cumhuru tarafından benimsenen görüştür. Hariciler ayette geçen el-ihsan ve el-muhsanat kelimelerinin evlilik anlamında olduğunu dolayısıyla careiyelerden biri zina ettiğinde uygulanacak cezanın hür evlilere uygulanacak cezanın yarısı olan 50 celde olduğunu söylerler. Çünkü ayette belirtilen ceza bölünebilen bir cezadır. Recm ise bölünmeyi kabul etmez. Bölünebilen ceza ise celdedir. Dolayısıyla bu ayet evlilere uygulanacak cezanın celde olduğuna recm olmadığına işaret etmektedir. ((Razi, Tefsir 10.cilt sayfa 64, Ebu Zehra Ukube sayfa 103, İbn Kuteybe te’vil sayfa 192) Muhammed Ebu Zehra Cumhura göre ayetteki el-muhsanatın hürriyet ve bekarlık anlamına geldiğini dolayısıyla bu azınlık görüşün cumhurun görüşü karşısında tutunamayacağını ifade eder. (Ebu Zehra Ukube sayfa 104 ) |
Alıntı:
sen diyorsun ki zinada recmin tatbik edilmesi için bunun teşhir amaçlı yapılması gerek, bende diyorum ki teşhir illet mi yoksa 4 şahidin getirilmesi durumunda sonuç mu ? zinada recmin uygulanması, onun teşhir amacıyla yapılmasından mı ? yoksa recmin uygulanmasındaki sebep rasulün emri, tatbiki mi ? eğer zinada amaç teşhir olmasaydı recm cezası fıkhi kaidelere göre 4 şahid olmadığı için uygulanmıyor tamam ama bu recm cezasının teşhir amacı yoksa yapılmasının gerek olmadığını mı gösterir ? maiz bin malik zinayı teşhir amaçlı mı yapmıştı ? teşhir amaçlıysa neden kimsenin haberi yokken peygambere bunu itiraf edip recmedildi ? hani senin dediğin gibi zinada recmin uygulanması için zinanın teşhir amaçlı yapılıyor olması gerekiyordu ? |
Alıntı:
|
Alıntı:
|
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 08:30. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com