![]() |
Evliyalar hem evli hemde kadinlarindna uzak
Selamin aleykum arkadaslar
merak etdigim konu baslikta ibnul arabi hz evlilik cinsel iliski tevhidi gosterir ama merak etdigim butun evliya evli ama cok uzun zaman uzletde riyazet ve halvetde kadinlarla beraber olamiyor beraber ayni yerde olsalarda ibadetleri ile cok zaman harcamiyorlar peki evli kalmalarinin sebebi neydi ya da ne den oyle yapacaklardiysa neden evlendiler |
Alıntı:
|
Alıntı:
Çekileyim kuytuya insandan uzak, zikredip durayım yok öyle şey, Allahın arzusu bu olsaydı hiç gelmezdik dünyaya. Mesele halk içinde hak ile olmak. Dağ başında evliya olmak kolay, sen gel de şehrin merkezinde bu kadar nefsin arzularıyla dolu pazar yerinde Allah ile ol. Sıkı ister öyle her kula da nasip olmaz.Ayrıca çileye girdikleri belli başlı zamanlarda olan bir şey sürekli halvette kalmıyorlar. |
Alıntı:
|
Alıntı:
o evliyalar ile evlenen hanimlar bunlari yaşayacaklarını biliyorlardı , hanim hanim evlerinde oturdular.... |
Alıntı:
Alıntı:
|
Alıntı:
Alıntı:
|
Alıntı:
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
Alıntı:
|
Alıntı:
canım kardeşim sen büyük bir evliya ile sıradan bir insan karşılaştırması yapıp duruyorsun önce bunun farkına var bizim köyde dindar bir yaşlı vardı cani çok yoğurt çekmiş evinde de hiç bir şey yokmuş bir gün mutfağa gitmiş bakmış bir kap yoğurt bu adam büyük keramet sahibi evliya falan değil senin örnek verdiğin insanlar dünya tarihinde bir daha gelmemiş evliyalar onlar ve aileleri için sence yemek vb şeyler sorun olur mu ? akıl var mantık var bu adamlar keramet ehli gerekirse tayyi mekan ile gidiyordur ailesinin yanına bunları düşünmek çok zor değil Allah kaydeki adamın ayağına gönderiyor yoğurdu böyle büyük bir evliyanın rızkı şüphesi mi olur sence akıl var mantık var |
Abdülfettah Ebû Gudde’nin, “Ülemaü’l-Uzzab/Bekâr Alimler” isimli bir kitabı var. Bu kitap Türkçeye de tercüme edildi. 21 tane bekâr alimi anlatıyor. Onun eklemediği iki isim de daha sonra kitabın sonuna eklenmiş: Bedîüzzaman Said Nursî ve Muhammed Hamidullah.İmam Zemahşerî gibi, İbn Teymiyye gibi, İmam Nevevî gibi, Bişr el-Hafî gibi dev isimlerin bekâr olarak yaşayıp bekâr olarak vefat ettiklerini biliyoruz. Peki onlar Allah’ın ve Resûlü’nün (sas) evlilik konusundaki beyanlarını bizden daha iyi bilmiyorlar mıydı? Elbette ki biliyorlardı. Burada önemli bir husus var ki, altını çizelim: Evlilik bazıları için farz, vacip, sünnet, mekruh ve bazıları için haram olabilir. Şartlar müsait olup evlilik isteği olana evlilik farz olur. Bunun şiddetine göre de hüküm vacip veya sünnet olarak değişebilir. Bir insan kendisini ve ailesini geçindiremeyecek durumdaysa, evlendiği zaman mağdur edecek ve mağdur olacaksa o durumda evlilik mekruh olur. İslâm’da bazı farzlar ehemmiyet derecesine binaen diğer farzlara göre hüküm değiştirebilir. Mesela cemaatle namaz farzdır ama fıkıh kitaplarımızda 11 sınıf insanın cemaatle namazın farziyetinden muaf tutulabileceğine dair fetva var. O sınıflardan bir tanesi de şudur: Eğer bir alim ilimle uğraşıyorsa ilmin hatırına cemaatle namaza iştirak etmeyebilir. İlimle uğraşan insanın üzerinden o yükümlülüğün kalktığı söyleniyor. Adını andığım ve anmadığım alimler ilim noktasında öyle hayırlar ortaya koymuşlardır ki, o insanların evlilik gibi bir farziyetin hükmünün dışında değerlendirilmeleri elbette önemlidir ve biz öyle değerlendirebiliriz. Mesela Bedîüzzaman Said Nursî iman adına çok büyük hizmetlerde bulunmuştur. Şu topraklarda iman adına bir mücadele başlatmıştır ve imanın kökünün kazınacağı bir zeminde imanın tohumlarını ekmiştir. Karşısında duran büyük yangını görmüş ve bunun üzerine şu sözü söylemiştir: “İmanım yanıyor. İçinde tutuşmuş evladım yanıyor. Ben o yangını söndürmeye gidiyorum. Biri beni engellemek için ayağıma çelme takacakmış ne yazar?” Çok çileli bir hayatı olduğundan Bedîüzzaman Said Nursî evlenmeye fırsat bulamamıştır. Dolayısıyla alimlerimizin peygamber mesleği olan îsâr ruhunu anlayıp yaşamak için değil, yaşatmak için verdiği mücadelenin bir tezahürü olarak evliliği terk etmeleri tenkidin değil, takdirin konusu olur. Allah onlardan ebeden razı olsun. Evi de, aşı da, evliliği de terk etti. Nesillere imanî hakîkatleri ulaştırma adına gayret içerisinde oldular
|
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
Anneside büyük ihtimalle 660-680arası doğmuştur ki o da 50-60yaş arasında doğum yapmıştır |
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
ŞEYH AHMED BEDEVİ HAZRETLERİNİN KADIYA TOKADI Şeyh Ahmed Bedevi Hazretlerinin müridleri günden güne artıyor ve herkes onun büyüklüğünden bahsediyordu. Bu hâl zamanın Baş dadısı (Kazıl - Kuzat) olan Şeyh Takıyyüddin'in pek hoşuna gitmiyor ve Ahmed Bedevi'nin müridlerinin çoğalmasından rahatsız oluyordu. Şeyh Takiyyüddin o zamanlar Mısır'da kadı idi. İlm-i Zahirle ziyade ilgilenen Takiyüddin bir gün gidip bu meseleleri Şeyh Ahmed Bedevi Hazretleri ile görüşmeye karar verdi. Çünkü o, Ahmed Bedevi'nin zamanın kutbu olduğuna inanmıyordu. Kadı Takiyyüddin bu niyetle Tanta'ya gelip Ahmed Bedevi Hazretleri ile buluştu. Uzun uzadıya bir çok meseleler hakkında sohbet ettikten sonra Kadı Takiyyüddin, Ahmed Bedevi Hazretlerine: — Ahmed, sizin bilhassa bazı halleriniz beni rahatsız ediyor. Çünkü sizin bu halleriniz Şer-i şerife de muhaliftir. Mesela sizin arasıra namaz kılmadığınızı, cami ve cemaate gelmediğinizi biliyorum, dedi. Ahmed Bedevi, (K.S.) Kadıyı dinledikten sonra: — Sus! Yoksa seni uçururum, dedi ve kadıya öyle bir tokat attı ki, kadı kendinden geçti. Bir zaman sonra aklı başına gelen kadı kendini ucu - bucağı olmayan, ıssız, insan ve cinnin yaşamadığı bir sahrada buldu. Sağına baktı, soluna baktı, oralar ismini bile duymadığı bir yere benziyordu. Hemen aklı başına gelip: — Be hey ahmak kadı, Allah'ın velileriyle uğraşmak, onların ayıplarını aramak senin neyine gerek, diyerek «La havle» çekmeye başladı. Şu anda kadı efendinin yapacağı hiçbir şey yoktu. «Ya Rabbi beni buradan kurtar!» diye Allah'a yalvarmaya başladı. Biraz yürüdükten sonra, Kadı Takiyyüddin karşıdan heybetli bir zatın kendisine doğru gelmekte olduğunu görüp sevindi. Adam kendisine yaklaşınca şöyle söyledi: — Derdin nedir? Anlat bakalım, burada ne arıyorsun? Kadı, başından geçen hadiseyi birer birer nakletti, derdine bir çare bulunmasını, kendisinin Mısır'a geri gitmek istediğini söyleyip nasıl gidebileceğini sordu. Adam: — Hakikaten sen tehlikeli bir hale düşmüşsün. Mısır nere, burası nere. Mısır buradan tam altmış yıllık yoldur, deyince, Kadı Takiyyüddin, daha fazla korkarak, adamın eteklerine yapıştı ve: — Buradan kurtulmama hiç mi imkan yok, diye ağlamaya başladı. Adam: — Üzülme, korkma Allah senin için hayır murat etmiştir, dedi ve parmağıyla işaret ederek çok uzak bir yerde bir kubbe gösterdi. Şeyh Takiyyüddin, adama: — Camiyi gördüm, şimdi ne yapacağım, onu söyle, diye yalvarmağa devam ediyordu. Adam: — İşte o caminin imamı Şeyh Ahmed Bedevi'dir. Sen o camiye git, öğle namazını kıldıktan sonra herkes camiden çıkar, sen çıkma, bütün cemaatin çıkmasını bekle. Daha sonra mihrapta yalnız kalan imamın ellerine yapış ve derdine bir çare bulursa o bulur, senin buradan Mısır'a başka türlü gitmen imkansızdır, dedi. Kadı Takiyyüddin, adamın tarif ettiği gibi gidip camiye vardı baktı ki, hakikaten caminin imamı «siz bazı namaz kılmıyorsunuz!» dediği Ahmed Bedevi Hazretleri. Namazdan sonra,eline ayağına sarılarak, yaptığı hatadan dolayı pişman olduğunu söyledi ve kusurunun bağışlanmasını dileyerek kendisinın memleketine nasıl gidebileceğini sordu. Ahmed Bedevi Hazretlerinin niyeti zaten onu yadellerde mahvetmek değil, yalnız hakikati gözleriyle görmesini sağlamaktı. Murat hasıl olmuştu. — Korkma! Dedi. Sana bu camiyi gösteren Hızır Aleyhisselamdı. Memleketine git, çoluk çocuğun seni merak ediyor. Fakat bundan sonra bir daha da böyle seni alakadar etmeyen haddini aşacak şeylere karışma, dedi ve bir eliyle Kazıl - kuzat'a dokundu. Kazul - kuzat, bu dokunmadan sonra aklının başından gittiğini, biraz sonra da kendisini evinin önünde bulduğunu söylüyor. Hatta uzun müddet bu hadisenin tesirinden evinden bile dışarı çıkmadığı kaydediyor. |
Cennetten misal dir evlilik
Alıntı:
Anladimki yani: Yani Nefs halvur salvur şehvet ile dalmasın bu cennet tadına.kötü huyunu, sehvetine alet etmesin diye,bize nikah ve bu nimetin üslubunu verilmiş dinde. Euzu besmele ile hamile olur zevce. Yahut abdest üzere. Yahut örtü altında. Yahut.... Bizim bilmediğimiz boyutlarında getirdiği gerekçeleri elbet bilen bilir desem haklı çıkarım. Biz nerde, biz olsak.... Mubarekler nerde!!! |
Alıntı:
|
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 06:25. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
havasokulu1.com