![]() |
|
|||||||
| Sorularınız her türlü soruyu buradan sorabilirsiniz. |
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
|
#1
|
||||
|
||||
|
Alıntı:
1) Kâinatta gözle görülen, özellikle ilimler mercekleriyle gözlemlenen bir düzen (nizam) ve bir denge (mizan) var olduğu görünüyor. Bu da Allah’ın adalet ve hikmetinin varlığını ispat eder. Yani Allah, saltanatına hiçbir şeyi ortak etmemek için kader denilen evrensel bir kanun koymuştur. Ve hikmeti gereği bu kanun çerçevesinde insana bir cüz-i ihtiyari (küçük bir serbestiyet) vermiştir. O sonsuz sistemi içinde, zahiren birbirine zıt görünen, aslında birbirini tamamlayan bu iki çarkı (kader ve iradeyi) çalıştırıyor. Yoksa sistem ve gerçek böyle değilse; O’na Âdil-i Hakîm denilemez. Hâlbuki Kur’an tekrarla “Allah kullarına zulmedici değildir.” “Allah onlara zulmetmedi. Onlar kendi tercihleri ile kendilerine zulmettiler.” diyor.( Al-i İmran, 182; Fussilet, 46) 2) Kader ve iradenin varlığı, artı-eksi değerler kadar kesindir. Fakat ikisinin beraber nasıl çalıştığını bilemeyebiliriz. Bir şeyin detaylarını bilmemek, onun var olmadığına delil olamaz. 3) Allah bildiği için, insanlar iyi veya kötü şeyler yapıyor, değildir. İnsanlar, iradesiyle o işleri yapacaklarından, o işler Allah’ın ilmine yansıyor. Yani nesne yoksa bilinen de olmaz. Demek bizim yaptıklarımızın varlığı, onları algılayan bir ilmin varlığına delildir. Dolayısıyla kaderin varlığı insanın iradesinin en birinci ispatıdır. 4) Kader bir çeşit bilgidir. Bilgi de bilinene bakar. Bilinen nasıl ise bilgi öyle olur. Demek kâinatta düzeni sağlayan İlahi ilim bizi zorlamaz. Biz serbesti yetimizle o ilme ve o sisteme tesir ediyoruz. Kur’anda geçen “Allah’a düşman olmak, Allah’a yardım etmek, Allaha borç vermek” deyimlerinin manası budur.( Mümtehine, 1; Muhammed, 7; Hadid, 18.) “Malum ilme tabi değildir; ilim maluma tabidir.” Bu cevap nedensellik itibarı ile ehl-i ilmin bütün bahanelerini kesip atar. Fakat ontolojik ve yapı yönünden malum (nesne, olay) ilme tabidir. Yani her olayın, her nesnenin özünü, şeklini oluşturan, var eden gerçek bir ilim olan yazılım ve kader kanunudur. Bu kanun madde itibari ile Allah’ın kudretini kullanır, şekil ve form olarak Allah’ın ilmini kullanır. Risalelerde manevi kader denilen gelişme sürecinde de Allah’ın iradesini kullanır. Bu sonsuz üçlü yapıdan, insanın eline kudretten bir beden, ilimden bir akıl ve zekâ, iradeden bir ömür veriliyor. Bu üçlü yapıda emanet de olsa, insana verilmiş bir beden, bir akıl ve irade söz konusudur. Bütün bu sistemin ismi de kaderdir. “Küllü şeyin bi kader..” Demek kader sebep ile sonuca ve sistemdeki kanun ve iradeye bir bakar. Haliyle bu kanun ve irade birbirinden tamamıyla ayrı değiller ki; birbiriyle tezat teşkil etsin. Tam aksine birbirini tamamlayan iki çark gibidirler. Evet, bugün makine sanayisinde ufak bir bilye ile birbirine zıt iki hareket tek bir harekete dönüştürülebiliyor. Bu sistemde tetikleme ve tercih, iradenindir. Yaratma ve gerçekleştirme ise, kaderindir. Dolayısıyla cinayet işleyen bir adama katil denilir. Çünkü katl bir fiil, bir eylem, bir tercihtir. Düğmeye basmak gibi bir tetiklemedir. Fakat böyle küçük bir irade ve kesbin sonuç vermesi, bütün her şeyi çalıştıran kaderin muvafakati ile olur. Dolayısıyla o caniye katil denilir. Fakat Mümit tercih, iradenindir. Yaratma ve gerçekleştirme ise, kaderindir. Dolayısıyla cinayet işleyen bir adama katil denilir. Çünkü katl bir fiil, bir eylem, bir tercihtir. Düğmeye basmak gibi bir tetiklemedir. Fakat böyle küçük bir irade ve kesbin sonuç vermesi, bütün her şeyi çalıştıran kaderin muvafakati ile olur. Dolayısıyla o caniye katil denilir. Fakat Mümit (o maktulün ölümünü yaratan) denilmez. Onun içindir ki; Canı veren Allah, ancak canı alabilir. Hüvellezi yuhyi ve yümitü.. Yaşatan ve öldüren sadece Allah’tır denilir. Yani doğmak ve yaşamak, bir çekirdekten kocaman bir ağacı çıkarmak gibi ise; ölüm bu ağaçtan milyonlarca çekirdeği yaratmak ve yaşatmak gibidir. Demek ölüm de hayat gibi sadece Allah’ın elindedir.Burada geçen masdar ve hâsıl-ı bil-masdar deyimlerinin manası şudur: Masdar, sudur ve çıkış yeri demektir. Çünkü Arapçada bütün isim ve sıfatlar, fiili ifade eden, masdar denilen kök kelimeden türetilir. Hâsıl-ı bil-masdar ise bu fiilin, bu girişimin sonucunda somut olarak ortaya çıkan şeydir. Mesela insana ziraatçı denilir. Fakat hububatı yaratan denilemez. Ona döven denilir; fakat acıyı yaratan manasında inciten denilemez. Çünkü acı ve incinme bütün İlahi sistemin kabul etmesiyle ancak somut olarak gerçekleşir; sadece insanın basit bir darbesi ile acı olmaz. 5) Cüz-i ihtiyari (insanî serbestiyet) yaratılmış bir şey mi? Yoksa başka bir varlık biçimi mi? sorusuna şöyle cevap verilmiş: a) Maturidiler, irade denilen insanî tercih yeteneği (meyelan), itibari (göreceli) bir şeydir. Yani somut gerçek bir varlık da değildir; tamamıyla madum (yok) bir kavram da değildir. Varlığa göre yok; yokluğa göre var olan bir realitedir. Dolayısıyla insan, bir şeye meylettikten sonra, ondan vazgeçebilir. “Bu meyil içimden zorunlu olarak geldi, ben de otomatik olarak o suçu işledim” diyemez. b) Eş’ariler ise iradeye (insanın meyil ve tercih yeteneğine) somut bir organ olarak bakmışlar. Fakat o organı yönlendirmek, bilinçli bir şekilde tercih yapmak itibarî (göreceli) bir hakikattir, demişler. Her iki görüşe göre de, eğer irade, meyelan ve tercih yeteneği mahlûk, somut, gerçekten var olmuş bir nesne olarak kabul edilse cebir olur; çünkü bir şey somut olarak var ise onu zorunlu olarak var eden ve altyapı olan sebepler de var olmuş demektir. Dolayısıyla eğer irade ve meyelan, bu şekilde tam tekmil sebeplere dayanan bir mahlûk ise, ona irade ve tercih denilmez. İnsan robot olarak mutlaka o suçu işler. Mutezile, gelişmeyi ve düşünceyi donduran cebir akidesini ortadan kaldırmak için, kader (cebir manasında) yoktur; insanın iradesi somut ve nesnel olarak vardır, dediler. İnsan yaptıklarının yaratanıdır, diye inandılar. Fakat farkına varmadan daha kötü bir cebir akidesi içine düştüler. Çünkü bu ontolojik anlayışa göre; insan bir şeye meyleder etmez, o şey zorunlu olarak ortaya çıkar, demektir. Böyle bir inanç ise, insanın fikrini değiştirme, tercihini başka yöne çevirme yeteneğinin olmadığı manasına gelir. (Kur'an, Hadis ve Risale-i Nurda Kader ile İrade Bahaeddin Sağlam KLMN YAYINLARI)
(0 Beğeni)
__________________
Yunusça sevgimizden anlamayana cevabımız Yavuzca olacaktır... |
|
#2
|
|||
|
|||
|
“Kader hakkında fazla konuşmayın, çünkü sizden evvelkilerin çoğu ondan kaybetmiştir.” (Tirmizî, Kader, 1)
(0 Beğeni)
|
|
#3
|
||||
|
||||
|
konuşmayin kader konusunda fazla araştırıp sorusturup didiklemeyin, kader olgusu insan aklinin üstundedir, islamda kadervkonusuna gfkince orada teslimiyet baslamali ve külli iradeye teslim olunmalidir
kaderin fazla soruşturulmasi insani yoldan cikarir isyana götürür, öyle internetten arastirmayla fal nda o işin sırrına erisilmez zaten kader hakkinda konusmakta bir nevi yasaklanmistir nebi sav. şöyle buyuruyor Kader hakkında konuşmayın, zira kader Allah’ın sırrıdır. Allah’ın sırrını açıklamaya kalkmayın.” (Kenzü’l Ummâl, 1/132) “Kader hakkında fazla konuşmayın, çünkü sizden evvelkilerin çoğu ondan kaybetmiştir.” (Tirmizî, Kader, 1) bu bu kadar işte...
(0 Beğeni)
__________________
'Muhammedün Seyyidü’l-Kevneyni; / Ve’l-Ferikayni min Arabi’n ve min Acemi' (Muhammed (s.a.v) |
|
#4
|
|||
|
|||
|
Alıntı:
(0 Beğeni)
|
|
#5
|
||||
|
||||
|
İnsanın istediklerini yaratan Allah’tır. Ama Allah, insanın her istediğini yaratmaz. Çünkü Allah, fâil-i muhtardır, fa’âlün limâyürîddir (dilediğini yapandır). Allah’ın, insanların her istediğini yaratmaması, bu dünyanın imtihan yeri olmasından ve insanların âciz-yaratık olduklarını anlamaları, büyüklenmemeleri içindir. Aksi takdirde insan, kendisinde bir varlık görecek, “her şeyi ben yaparım” düşüncesine kapılıp nefsini tanrılaştıracaktı. Kullukta acizliği itiraf mühim bir husustur. Allah, insanları kâfir ve mü’min olarak yaratmamıştır. İnsan, sonradan kendi irade ve tercihini Îmân veya küfürde kullanmıştır. Îmân ve küfür, diğer ifade ile hidâyet ve dalâlet Allah’ın yaratmasıyla olmakla beraber insanın iradesi ve kesbiyledir. İnsan, Îmân ve küfrü hür iradesiyle seçmelidir ki bunun sorumluluğu ona ait olsun. Bu hususu şu âyet güzel bir şekilde açıklıyor: “De ki: Hak, Rabbinizdendir. Artık dileyen îmân etsin, dileyen kâfir olsun. Çünkü Biz zalimler için öyle bir ateş hazırladık ki, duvarları kendilerini kuşatmaktadır.” (Kehf suresi ayet 29) Ayette, Allah tarafından geldiği bildirilen “Hak”, İslâm ve Kur’ân’dır.
(0 Beğeni)
__________________
Yunusça sevgimizden anlamayana cevabımız Yavuzca olacaktır... |
|
#6
|
|||
|
|||
|
Soru yanlış. Sapan şeytan . Allah saptirmiyor. Allah sapmasina müsade ediyor. Bu ikisi çok farklı şeyler. Şeytan ayette saptırdın demiyor neden sapmama engel olmadın şeklinde anlıyorum ben. Saptırılan zaten imatihan edilemez . Çünkü irade ortadan kalkmış olur. İrade olmadan cebrin olduğu yerde imtihan olmaz.
(0 Beğeni)
|
|
#7
|
|||
|
|||
|
Alıntı:
Alıntı:
(0 Beğeni)
|
|
#8
|
|||
|
|||
|
Doğrusu soru şu olabilir: ALLAH ins ve cinni imtihan etmek için mi şeytanın sapmasına engel olmadı müsade etti?
(0 Beğeni)
|
|
#9
|
|||
|
|||
|
Cebbar değil mi dedik. Tabi ki cebbar .cebbar olması için saptırmasi mi gerekiyor. Saptırmazsa cebbar değil mi diyeceğiz. Cebbar ama zalim olur hikmetsiz olur. şeytan cin insan bunlar irade sahibidir. Aksi halde meleklerden olurdu. Cebren imtihan olmaz. Mukafat da olmaz ceza da olmaz. Aksı halde zulüm olur.
(0 Beğeni)
|
|
#10
|
|||
|
|||
|
Alıntı:
(0 Beğeni)
|
![]() |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| Düşünmek Farzdır | Tuana | Sizden Gelenler | 0 | 09.06.19 23:52 |
| irade özgürlüğümüz var mı? | Hal | Kadim Bilgelik | 2 | 23.09.18 21:38 |
| Külli ve Cüzî irade Ne Demektir? | Havasokulu | islam & islami Konular | 0 | 17.11.17 20:59 |
| Burhan-i Temânü | SiLence | islam & islami Konular | 3 | 10.02.17 11:58 |
| ilahi irade gücü | SiLence | Parapsikoloji & Spiritüalizm | 0 | 01.02.17 23:31 |