Tevekkül, şüpheyi defetmek ve her şeyi mâlikü’l-mülk olan Allah’a havale etmektir. Anlatıldığına göre bir grup insan Cüneyd-i Bağdadi’nin yanına gelerek, “rızkımızı nerede arayalım?” diye sormuşlar, o da “nerede olduğunu biliyorsanız gidip orada arayın!” demiştir. Bunun üzerine soruyu soranlar, “rızkımızı Allah’tan mı isteyelim?” demişler, o da “Allah’ın rızkınızı unuttuğunu düşünüyorsanız bunu O’na hatırlatın” demiştir. Sonra onlar, “ne yani, bir yere kapanıp tevekkül mü edelim!” demişler, Cüneyd-i Bağdâdî ise, “Allah’ı denemek mi istiyorsunuz? Bu, düpedüz şüphedir!” demiştir. Sonra onlar, “peki ne yapalım?” demişler, o da “çare aramayı bırakın” demiştir. Ebû Süleyman ed-Dârânî, Ahmed b. Ebû’l-Havârî’ye şöyle demiştir: Ey Ahmed! Ahiret yolları çoktur, senin şeyhin de tevekkül hariç, bu yolların birçoğunu bilmektedir. Doğrusu ben tevekkül yolunun henüz kokusunu bile alamadım. Şöyle denilmiştir: Tevekkül; Allah’ın takdirinde olana güvenmek, insanların elinde olandan ümit kesmektir. Şöyle denilmiştir: Tevekkül; gönlü rızık arama hususunda ne yapacağını düşünmekten arındırmaktır. Haris el-Muhâsibî ’ye “tevekkül ehli kimsenin aklına tamah gelir mi?” diye sorulunca şöyle demiştir: Tevekkül eden kimsenin aklına tabiatı icabı tamah gelir, fakat bu ona zarar veremez. Çünkü insanların elinde olan şeylerden ümidini kesmiş olması, içinden tamahı söküp atmak için ona güç verir.
(kaynak: Kuşeyri Risalesi)
__________________
Yunusça sevgimizden anlamayana cevabımız Yavuzca olacaktır...
|